bir paket sparta. bir buyuk de kozel.
caninin nasil yandigindan bahsetti biraz. sustu sonra. her seyin her seyden bagimsizligi gibi. uzerine cokmus kokularindan arindi once.
biraz da yalan soyledi. insanin kendine uzakligini sordu sonra. aynalar da olmasa insan en cok kendi yuzune hasret kalirdi. ama simdi de dogru bir acidan degil.
kendini herkesin gordugu sekliyle gormeyi bir turlu basaramiyor. cunku insan oldugunu biliyor ve bunun ne kadar acittigini. bir gun bir bara oturuyor. biranin ucuz,
insanlarin suratsiz oldugu ve herkesin gelen yabanciya degisik gozlerle baktigi. derin bir cukura girmis gibi hissediyor kendini.
ama artik eski korkulari yok. artik cok bir seyden cekinmiyor.
annesini ozlemiyor o digerleri gibi. bir sekilde kendini sevdirmeyi herkes icin basariyor. ayakta kalacagi kuskusuz.
sadece birazcik cani yaniyor ve birazcik da yalan soyluyor.
ama ruyalar goruyor. herkesin gorduklerinden cok farkli degil. herkesten cok farkli hicbir sey yapmiyor zaten o. cunku herkes gibi ve herkes kadar oldugunu biliyor.
insanlarin hayatinda buyuk izler birakmiyor. insanlari kendine hayran edemiyor.
tanrinin onu bir yerlerde birakip sonra kalan islerine bakip unuttuguna inaniyor. cunku mistik herhangi bir deneyimi yok.
karanliktan korkmuyor, karanligin getirebilecegi seylerden de, cunku dusundugunde aklinda hicbir sey canlanmiyor.
sadece biraz huzunlu. halbuki kucuk seylerden mutlu olmayi da biliyor, insanlari sevmeyi de. o an geldiginde her seyden vazgecmeyi de.
butun bunlari cok duygusuz yapiyor ama cok duygusal en aslinda. sadece kendi yuzune hasret.
sonra yetiniyor. avuciclerine bir goz atiyor once.
herhangi bir hastaligi oldugundan hicbir doktor bahsetmedi. once beynini, sonra ic organlarini, en son da rahmini
inceleyen hicbir doktor, ona olumcul bir hastaligi oldugundan, cektigi sancilarin sebeplerinden, varligindan dahi bahsetmedi. tibbin henuz bu kadar ilerlemedigine
inaniyor 21.yy da yasasa dahi. ama sonra yetiniyor. bildikleriyle ve bilecekleriyle. insanlarin ne dusunduguyle ilgilenmiyor, insanlarin nasil yasadigiyla ilgileniyor
o sadece. sonra kucumsuyor. elinde olmadan, bilinc disi bir seyleriyle. halbuki freud'a inanmiyor. nietzche'i var onun kuskusuz. ama yine de ondan uzak durmakla
iyi ediyor. ondan ogrenebilecegi seyler yeni degiller. beyninden cok onceleri gecmis, kendini hangi cukurdan dogrultup da buralara vardirdigina kendi bile inanamiyor.
insanlari sasirtmadigi olcude sasirtici biri aslinda. ama onunla kimse ilgilenmiyor ve bu onun icin olusabilecek en rahat yasama sekli. herkesten uzak, herkese yakin
oldugu olcude. elini uzatsan dokunabilecegin bir yerlerde olur hep ama, kimse onun nerelerde iz surdugunu asla bilemez. bir gizemdir o cok insan icin. insanlarin
metafizik olculerde, yatakta alabildigini alip, diledigince kullanip, sabahinda cekip gittigi ve bir daha ihtiyac duyana dek aramadigi biri. halbuki o kirginlik ya da
utanci hicbir zaman tasimiyor. bir seyler hissedebildigi her ani, insan olabildigi icin kutsuyor. ki buna en cok aci dahil. ve cok zamandir mutlu ya da mutsuz herhangi
bir his duymuyor. boyle zamanlar onu korkutuyor. cok baska bir boyutta hissedebiliyor o korkuyu. kendine disaridan biri gibi bakabildigi, ama kendini bilen biriymis
gibi bakabildigi zamanlarda. hicbir zaman icinde bir seyler olusmuyor, sadece genel yasamak, onu acidan korudugu gibi, gercek manadaki bir yasama fiilinden de uzak
tutuyor.
-burada bir dip not dusmek gerek. insanin hayatindan duydugu kuskudan once, insanin varligindan duydugu kusku gelir. sen yoksan, hayatin yoktur, hayatina
giren insanlar yoktur. bunlar hakkinda hissettigin seyler, bunlarin sana hissettirebilecegi seyler yoktur. insan varligindan kusku duyarsa, hayati altust
olur. boyle biri hayatin gerekliligi varsayilan duzenden, duzenin getirdigi yasama seklinden uzaktir, boyle biri bu hayatta tutunamaz. hukuk kurallarindan,
trafik kurallarina dek, bir insana duyulabilecek icten duygular haricindeki, yeri geldiginde yapilmasi gerektigine inanilan o tavirlar, yapmacik, yapisik,
tiksinc sahte herhangi bir sozcuk ya da bir gulucuk, bu insan butun bunlari yapamaz. bunlar icin cabalamasi bile, dunyadaki en yorucu seydir.-
kendini anlatsaydi, boyle anlatirdi G. yazarlik adina bir egilimi ya da bir yetenegi yoktu. yani bunun uzerine hic dusunmemisti ya da hic yonlendirilmemisti.
okudugu kitaplardan oykunmelerle, farketmeden biriktirdigi alinti cumlelerle. yapabilecegi sadece buydu. butun bu cumleleri karaladigi kagidi saatlerdir
elinde tutuyor ve korku dolu gozlerle, bazen de huzunlenerek sadece bakabiliyordu. bir kadini boyle hayal etmek. kendiymis gibi, kendini anlayabilirmis gibi hayal
etmek, kendi yasadigi gibi, kendi hissettigi gibi, gibi gibi'lerle birini kendine benzetmek, dunyanin bir kosesinde, ayni kendi 'gibi' birilerinin de olabilecegini
hayal etmek onu cok milimetrik anlarda dahi olsa iyi hissettirebilen tek seydi. alkolun verdigi etkiyle ve hayati uzerine yogun dusunmenin verdigi bulaniklikla
birlikte yuzunde garip bir ifade olusmustu ama bu ifadenin saatlerdir sahibi oldugundan haberdar degildi. yarattigi o kadina sahip olabilmek icin neler vermezdi.
ayni umutsuzlugu tadan, ayni mutsuzlukta yasayan iki insanin diger insanlarla kurabilecegi imkani olmayan birlik, simdi, bu iki kisi icin ne kadar ideal ve ne kadar
mutluluk verici olurdu. ama oyle biri yoktu. belki de vardi. dunyanin herhangi bir kosesinde, belki de, o da ayni seyleri hayal ediyor, o da yasadigi hayati bir
kagit parcasina -kelimeleri sece sece, yanlis anlasilmalara musaade etmemek adina uzerinde dura dura, kalemi gucsuz bir elle tutarak, ve belki de o da kozel icerek-
dokuyor ve 'belki de'.. aptal olduguna inandigi bu dusunceyi yarida birakti ve bir kufur savurdu. oyle bir hayat yoktu. oyle bir hayat varsaydi da cok uzaktaydi.
ulasamayacagi kadar uzakta. diger insanlarin karakterleri hakkinda dusunuyordu. insanlar ya titiz ya da temiz olabiliyorlar, ya hircin ya da uysal davranabiliyorlardi.
kendini dusundugunde herhangi bir sifata ulasamiyordu. kotu dusuncelerden cogunlukla uzakti. yani etik olarak bir kotuye kotu olarak yaklasip bunun hakkinda duyulan
kotu hisleri paylasmasi disinda, akliyla herhangi bir yere varmiyordu. kiskandigi, tiksindigi, nefret ettigi ozel birine sahip degildi. bunun yaninda, sahip olmak
istedigi, ona mutluluk veren, onu guvende hissettiren herhangi biri de yoktu. insanlari neyle ve nasil kucumseyebildigi uzerine dusunmeye basladi bunun sonrasinda.
20120206
sunset 28
aslinda dokundu.
kimilerinin gelebilecegi yerlerden gayretle, insanin insana uzakligi,
insanin insana ihtiyaci tanimlanir gibi degil, sen ve ben gibiler icin bile.
aslinda dokundu. biraz. hayatin insanlar adina korkutuculugu, anne-baba-ev
kavramlarindaki once bedenini, sonra cevreni, aslinda hayatini cevreleyen
duvarlarla sokaktaki kotuluklerden, soguktan, geceden, ayyaslardan,
sarhoslardan, kotu adamlardan, bicak kesiklerinden, kursun yaralarindan,
tinerden, baliden, evsizlerden, aclardan, dinsizlerden, siyasetten, seksten,
yabancilardan, dinden, adaletten, intihardan, siirden, senin gibi
dusunmeyenlerden korundugun bir yasama seklinden tek basina, eline, iki uc
sokak otedeki pasajin, demirleri pas tutmus kapisindan girerek, kucuklukten ve
yoksulluktan sikis tikis bi dukkanindan baba parasiyla aldigin ucuz bavulunu
takarak, icine sicak yaz gunlerinde ve soguk kis gecelerinde giyebilecegin
turden butun giysilerini doldurarak, sokaga, kotuluklere, yabancilara,
parasizliga, yalnizliga, soguga, karanliga gidisin. kimseye guvenmemen
ogretilmistir sana. "aman kizim" denmistir, "dikkat et
o'na". bir yerden sonra ogretilerin bir anlami yoktur. bir yerden sonra
hicbir seyin bir anlami yoktur. insanlara guvenirsin, insanlara guvenmemen
gerektigini ogrenirsin. ama hayatin her zaman icin senin yasadiklarindan
ibarettir. televizyonu acar, acilara bakar, uzulur, huzunlenir, dusunur,
dusler, sonra bir isin ciktiginda ya da artik uyuman gerektiginde televizyonu
kapatir, kendi hayatina donersin. izledigin sey bir gercekten daha cok huzunlu
bir filmin bitmis olmasi gibidir. bunun gercekligini kendi hayatinda tatmadikca
hissedemezsin. baskalarinin acilarina bu yuzden dahil olmak, baskalarini
anlamak, baskalarina yardim edebilmek turden seyler sadece insanin insani ve
insanin kendini kandirmasi gibidir. insan dedigin yalnizdir cunku. insan dedigin bir erkegin ve bir kadinin zevk
ihtiyacindan dogan bir seydir cunku. insan dedigin hayatina girilebilecek bir
sey degildir, hayatina eslik edilebilecek bir seydir yalnizca. bunu bazen bir
anne yapar, bazen bir baba, bazen bir arkadas, bazen bir es, bazen bir yabanci,
bazen bir cocuk. bu yuzden gittiklerinde, bu yuzden gidildiginde, hayatin
uzerine kurulan cumleler, hayatin anlami ya da anlamsizligi uzerine yazilan
siirleri hep garipsemisimdir. ben elimdeki kirmizi cirkin bavulumla once
odamdan, evimden, sonra sokagimdan, ilimden, ulkemden giderken, sadece gitmis
oldugumu hissetmistim. ne yaptigimi, neden yaptigimi bilmiyordum, ucakta,
yanimda hic tanimadigim ve hic tanimayacagim iki adamla birlikte otururken. iki
uc saat sonra her sey muhtemelen bitmis olacakti ve ben de hic bilmedigim bir
ulkenin sokaklarinda yuruyor olacaktim. neden bu yolu secmistim? neden hayatimi
en karmasik haliyle birakip cekip gitmek kendim adina en adil olaniymis gibi
gozukmustu? neden isleri daha da karistiracagini bile bile elime o kirmizi
cirkin bavulu takip buralara gelmistim? aklim bir bosluktan ibaretti. kendimi
buyuk bir caresizligin icinde hissetmis ve gitmekten baska bir carenin
kalmadigini cok derinimde hissetmistim. insan dedigin olurdu de, yasadigi gibi.
butun kurallardan, normlardan, klasiklerden, bicimlerden, kaliplardan uzaga,
cok uzaga yasamak gibi. hayatimi mahvederken bunu en bilincli halimle ve en her
seyi goze alabilecek cesaretin sahibiyken yapiyor oldugumu biliyordum. sonradan
adinin pavlo oldugunu ogrendigim italyan bir cocuk karsiladi beni.
gulumsuyordu. yolculugumun nasil gectigini soruyor ve bana yardimci olmaya
calisiyordu. ve yine sonradan adinin duncan oldugunu ogrendigim -digerini bir
daha hic goremedigimden adi hakkinda hicbir bilgim yoktu- iki hongkonglu
cocugun yanina gittik. birlikte az biraz konustuk. musluman olup olmadigim
sorulmustu -simdi nedenini hatirlayamadigim bir konudan gelinmisti buraya-
saliyesel bir tereddutle "hayir" derken bu cevabimla kendimi daha iyi
hissetmistim. havaalaninin onunde, bavullarimizin uzerinde oturuyor ve cevreye
merakla karisik bir sakinlikle bakiyorduk. gozlerindeki o parlak isigi
gordugumde -umutlar, beklentiler, hayaller demekti bu- kendi gozlerimde de ayni
isigin olup olmadigini merak ettim. cunku icim bir bosluktan ibaretti, ayni
aklim gibi. sadece dusunemedigimi hissediyordum cok dusunuyor gozuksem bile.
koyu renklerde, dar bir kotum, acik gri sandaletlerim ve siyah kisa kollu bir
tisortum vardi uzerimde. saclarim kahverengiydiler ve belime dek uzaniyor ama
belli bir sekli ya da modeli olmadigindan sikici gorunmuyorlardi. katka
adindaki cek kizin icten tavrindaki sicaklik, her seyin daha iyi olacagina
inanmamda bana yardimci oluyordu ve bes kisilik bir grup olarak mavi bir
taksiye bakiniyorduk. bana cok uzun gelen bir bekleyisten sonra taksimiz geldi
ve Prag sehri hakkinda yuzeysel bir fikir edinmemizi saglayan yolculugumuza
basladik. sokaklarin boslugu ve gordugum manzaralar bile zihnimde herhangi bir
dusunce olusmasina yardimci olmuyordu. kendimi akisa birakmistim ve simdinin
birkac dakika sonrasi hakkinda herhangi bir tahmin yurutemeyecegim yeni
hayatima baslamistim.
butun bunlarin uzerinden ne kadar cok zaman gecmisti halbuki. bircok insan,
bircok millet, bircok dil gormus, bircok adam tanimis, ikinci bir sampuan
almaya ayiracak para bulamayacagimi bildigimden sampuani idareli kullanmis,
sadece "garip" olarak nitelendirilebilecek bir disiplinin altina
girmis, yanlis olarak nitelendirilebilecek seyler yapmistim. meksikali, silili,
kanadali, japonyali insanlarla ayni masada ayni anda cok kereler oturmus, ayni
seylere gulmus, ayni seylere kizmistim. hayatimda anne-baba-ev kavrami yoktu
artik. okul-sinav kavrami yoktu. toplum-insan kavrami da. ozgurdum. garip
nitelikli disipline edilisim haric -programimin muduru benim gibi birinin bu
disiplin altinda yasamasi gerektigini, ileride, bulundugum konumdan ust
insanlarin kuracagi cumlelerden, yaptiracaklari seylere kadar her seye aliskin
ve hazir olmam gerektigini soyledigi icin, ne kadar "mutsuzum" desem
de "hayatin boyunca mutlu olamazsin ezgi" diyebildigi icin, kendimi
siniyor ve daha cok sey ogrenmek adina her seye katlanmaya calisiyordum- yine
de mutsuz bir hayattan gelmisseniz ve bu cumleyi cok baska bir ulkedeki cok baska
bir hayatinizda dahi duyabiliyorsaniz, bu duruma once guler sonra da her seyi
kabullenip bir sekilde hayatinizin ancak boyle yasanabilecek bir sey olmasi
gerektigine falan inanabilirsiniz. zaman, dusundugunuzde, "agir gecen ama
sonradan donup baktiginizda "cok cabuk" olarak
nitelendirebileceginiz" bir seydi burada. insanlar sizin hakkinizda cok
fazla dusunuyor, fikirler yurutuyor ve orada ne yapiyor oldugunuzla gereginden
cokca ilgileniyorlardi.
bu kadar kisa surede kazandiginiz bu seyleri, bu kazanirken bile onlari cok
kisa bir sure icinde kaybedeceginizi bildiginiz seyleri hayatiniz boyunca
unutmayacaginizi her seyden daha iyi biliyordunuz.
20111228
Olöf Arnalds - Madrid
|
20111206
bizi vururlar
yalındı. duru bir göktü yüzü.
ona aşık olduğuma yemin edebilirdim.
gençtim o zamanlar. bir bira şişesi kutsuyordu bedenimi çoğunluk. adamlarla sevişiyordum. benim seçiciliğim yönetiyordu dünyayı ve insanlarım mutluydular.
bir gün devrim oldu. bu kenti yıktılar.
ve biz sevişemedik hiçbir zaman.
neden diyordu, ellerini neden aldılar senin
suçluydum dedim. çünkü bu insanları ben çok sevdim
gitme diyordu. kaçalım buralardan ve ellerin bir gün geri dönebilir, bu şehirler yeniden var olabilir
şş, sessiz ol şimdi. yoksa bizi vururlar.
neden diyordu, ellerini neden aldılar senin.
devrim oldu. bu kenti yıktılar.
biz sevişemedik. hiçbir zaman.
suçluydum dedim. çünkü ben bu insanları çok sevdim.
gitme diyordu. kaçalım buralardan ve ellerin bir gün geri dönebilir. bu şehirler yeniden var olabilir.
neden diyordu.
neden.
yalindi.
duru bir gok
tu yuzu.
ona asik olduguma yemin edebilirdim.
ona aşık olduğuma yemin edebilirdim.
gençtim o zamanlar. bir bira şişesi kutsuyordu bedenimi çoğunluk. adamlarla sevişiyordum. benim seçiciliğim yönetiyordu dünyayı ve insanlarım mutluydular.
bir gün devrim oldu. bu kenti yıktılar.
ve biz sevişemedik hiçbir zaman.
neden diyordu, ellerini neden aldılar senin
suçluydum dedim. çünkü bu insanları ben çok sevdim
gitme diyordu. kaçalım buralardan ve ellerin bir gün geri dönebilir, bu şehirler yeniden var olabilir
şş, sessiz ol şimdi. yoksa bizi vururlar.
neden diyordu, ellerini neden aldılar senin.
devrim oldu. bu kenti yıktılar.
biz sevişemedik. hiçbir zaman.
suçluydum dedim. çünkü ben bu insanları çok sevdim.
gitme diyordu. kaçalım buralardan ve ellerin bir gün geri dönebilir. bu şehirler yeniden var olabilir.
neden diyordu.
neden.
yalindi.
duru bir gok
tu yuzu.
ona asik olduguma yemin edebilirdim.
20111204
idrak
simdi 3 saat 21 dakika uyumus bir bedenle, bir yerlerde oturmus, sigara iciyorum ve acik zihnimin tadini dinleyebilecegim en sikik muziklerle cikariyorum. bir kahvem eksik. elinde iki kahve, kapida benim icin gorunebilecek birine oyle cok ihtiyacim var ki. camel. sigaralarimin uzerine "camel sihirliydi, bukowski icin" yazarak sadece o pic icin iciyorum. bir gun biri de benim icin bunu yapabilmeli. polis geciyor. her polis gectiginde tedirgin oluyorum halbuki henuz kimseyi oldurmeye tesebbus bile etmedim. sanirim zihin katillerini de ariyorlar. sanirim artik uyandilar bir seyler adina. birini oldurmenin, birini yaralamanin sadece fiziki yollarla olmayacagina. bazi acilarin bedensel acilardan cok daha fazla can yaktigina. ama butun bunlari bilemiyoruz. cunku henuz. henuz tam olarak yasamis sayilamayacagiz hicbir zaman. her zaman eksik biliyor olacagiz. her zaman bir seyler icin cok gec oldugu kadar cok erken de olacak. ve sonra biz seninle, bir yerlerde oturacagiz. kapali bir alan olacak ama sigara icilebilecek. hicbir sey odemek zorunda da kalmayacagiz ama yine de paran yoksa endiselenme. iki kahve icin. her zaman. cebimde. bir yer var. kalbimde de.
insanlar asik olabiliyorlar. insanlar birbirlerine deliler gibi baglanabiliyorlar. bense birgunnasilsabitecek ya da gececekolusuyla bir seylerin, oyle bir ilgiliyim ki. butun bunlara ozenmiyorum bile. ama inanilir bir sey mi bilmem. beni seven ya da bana asik oldugunu iddia edebilecek birkac adam tanidim. bir seylerin farkina vardiktan sonra o seylere tutulu kalmak benim icin cok zor. ne zaman insani bir seyler gorsem, ardima bakmadan bilmem kac kilometre hizla kactim. ben kactim. evet. simdi cok baska ulkelerde. cok baska insanlarlayim. yine de iyi seyler yapiyor oldugum soylenemez. yine de birine cok bagliymis gibi, dokunmuyorum kimseye, dokunmasinlar istiyorum, bana.
halbuki diger insanlar icin her sey her zaman cok daha farklidir. hayatiniz oldugundan daha karmasiktir, daha basittir, daha yasanilasi ya da daha kacilasidir. kimse, kimseyi anlayamaz. iste tam bu yuzden. yine de onlari anladigima inanabilecek insanlar taniyorum. ve bu cumle icimde koca bir sir. insanlarin bunu duymaya ihtiyaclari var, "seni anliyorum ben, gercekten" sozcuklerinin agzimdan ciktigi anda hissettikleri o guvene. insanlar kandirilmak isterler. iste bunu da cok sevdigim bir adam soylemisti cok oncelerde. o zamanlar inanmiyordum. o zamanlar cok olmasa da onemli olan bir seyler vardi hala. simdiyse dunyaya bakiyorum. insanlara bakiyorum. ve inanin bana cok bambaska yerlerden. her zaman icin. bu yuzden komik oldugu dusunulen seylere gulemiyorum sanirim. bu yuzden her iddia bir hayalkirikligi getiriyor benim adima. bu yuzden cok fazla konusmuyor ve cok fazla yazmiyorum sanirim. artik. cunku, ben, hey ben, kendi adima, neyi nasil anlatacagimi cok iyi bilen ben, hani olmayan hisleri bile oldurabilecek kadar, kendini en iyi sekilde yazabilen ben, "neden bunu yapayim ki" diyor ve sadece gunleri kayit altina aldigim sikik bir defterle beraber yasiyorum.
aklimdan cok sey geciyor. gercekten. ama artik babami bile anlamaya basladigimi hissediyorum. kimseye herhangi bir his duyamiyorum burada. arkadassal, ailesel, sevgilisel. herkes icin her zaman cok yakin ama cok uzak olabilecek biriyim. butun bunlari kabullenebilmek icin sancilar gerekti. sancilar yasadim. sancilari da kabullendim. butun bunlari da.
onemli olanin ne oldugunu bilmiyorum. belki de sorun o. neye yonelsem bir baska yon daha diyorum. bir baskasi daha. birileriyle sevisebilirim. sadece bedensel kaygilarla. ama yapmiyorum bunu. sadece sarilmak istiyorum. sadece kucucuk bir temasla bile bir insanla aramda bir seyler aksin, gitsin istiyorum. birilerini icimde hissetmek istiyorum ben artik. ruhsal bir seks gibi bu. cok fazla aska yonelik ama asktan cok fazla bagimsiz. cunku bizler bunlarin adamlari degiliz. sigara icer, icki icer, onu bunu icer, insanlari dinler, yazi yazar ve bukowski gibi piclere tapariz. bizler dunyadaki en sorumlu insanlar da olsak, anne-baba olamayiz. bizler sevgili de olamayiz. bizler dost da olamayiz. cunku su dunyada olup olabilecek en hain adamlariz. olay bundan ibaret. zihinlerimiz baktigi yeri gormedikce. hani bir dusunce etrafinda her acidan bakabilmek adina otuzbin tur dondukce. sabit kalamadikca bir seylerde, bir yerlerde, birilerinde, belki bizler insan bile olamayiz.
butun bunlari kabullenebilmek icin sancilar gerekti. sancilar yasadim. kabullendim.
olabilecegim seyler hakkinda hicbir fikrim yok. ama olamayacagim seyler hakkinda fikirlerim var. ben simdi cok karanlik bir yoldayim. bu kez gercek manada yalnizim. onumu goremiyorum. ama bir yerlere gidiyorum. bir yerlerde aydinlik var ama gozlerim karanliga alissa da, gorebildigim hicbir sey yok. sadece birine ihtiyacim var. o birine. onun kim oldugunu hissedebiliyorum. ama nerede oldugunu bilmiyorum. her sey o kadar yakin ama o kadar uzak ki. insan kendini aynadan yasiyor sanki. nasil birileri oldugumuzu bilmek icin, birilerinden bir seyler duymaya ihtiyacimiz var. birileri bize ne kadar iyi ya da ne kadar kotu olmadigimizi soylemeli. neden kendi basina yasayamiyoruz ki? neden o biri olmali? beni acitacagini bile bile. neden ben. sarilmak. istiyorum. sadece.
dusuncelerim, otursunlar diye sirf, o kadar cok beklediler ki. kendimi daha iyi hissedecegimi bile bile yine de. yine de. beklemeyi sectim. yazmayi degil.
simdiyse cok uzagim di mi. artik eski dalgalanmalarim yok belki de. cok sig bir duzlukteyim. hayatimi degistiriyorum. gorunumumu. insanlarimi. eskiden kafami yordugum her sey, simdi, en az bir yuzyil kadar uzaksa. belki de bunun adi buyuyor olmaktir. yine de kimsenin bilmedigi sekilde gercek manada dunyadaki en iyi insanim. cunku bana geldigi anda geri cevirecegim herhangi biri yok. vericek bir seyim kalmasin, dusuncelerim alinabilir. belki de kelimelerim. sadece cok fazla dusunmeye gerek yok. sadece dokunmamak gerek belki de. hani onune bak. yuru. sag ya da sol degil ezgi, senin yolun. senin yolun oncen ya da sonran da degil. biliyorum. hepsini biliyorum ama yapilabilecek seyler cok fazla kisitli. ama zihnimin icinde yasayan bir jude, yetmiyor artik. butun hayatima yormak istiyorum ama cekecegim acinin haddi hesabi yok. ve ben aci cekmekten cok once vazgectim. daha baska bir yol dedim. belki bu sokaktir. yok degil digeri.
neden gozlerim bu kadar cok insanlara takiliyor. elinde iki kahve kapida beliren biri de yok. kim oldugunu hissediyorum, ama ya suan, suan nerede o. ne yapiyor. aklindan ben geciyor muyum. cok kucukken dunya diye bir sey olmasa, yani orda burda gorduklerim, belki kasiyer bi kiz, belki simitci bi abi, belki sevdiklerim, belki ben olmamis olsam, yani her sey o zamanki zihnimle kapkaranlik olsa, ne olurdu diye dusunur ve bu dusunce zihnime girdigi gibi telasa kapilir, unutmak icin cok baska seylere yonelirdim. korkardim cunku. simdiki hayatim da korkutuyor beni. kucuk kaygilarim yok. ve sorumluluk duydugum insanlar olmasa belki de dunyadaki en pislik insana donusebilirdim en iyisiyken. ama o kadar sadik biriyim ki, kendimi aldatmam gerek ama yapamiyorum. her sey her nasilsa, oyle. butun bunlari megolomanlik olarak algilayan insanlar icin de bir haritam var, sag ust kose. kirmizi, x.
ben niye var oldum bilmiyorum. benden ne olabilir ki. istemiyorum kimseyi sevmek. istemiyorum deger vermek. geceleri almak istedigimi alip sabah da toz olmak istiyorum. isim, adres vermeden. birileri icin sadece zihinsel bir yanilsama olarak kalmak istiyorum. peki neden ezgi? cunku guclu insanlarin zaaflari olmaz, di mi. ne zamandan beri bu guc tutkun? peki ya neye karsi, neyden dolayi? hikayeni dinleyebilecek bir adam bile tanimiyorum. neden canini en inciten insana bile ofke duymuyorsun. neden surekli birilerini bu sekilde sasirtiyorsun. "nasil hala yuzume bakiyorsun ezgi" "nasil affedebilirsin ki beni, nasil olabilir bu" bilmiyorum diyorum butun bu sorulara. butun bu insanlara. her ne sikimse. gercek manada bilmiyorum ama sanki herkes bir baska cocugummus gibi. ben de iyi bir anneymisim gibi. her ne yaparlarsa, umursamiyorum. aciyi ben cektikce cok ilgili olmuyorum. ben asarim nasilsa. peki ya kendine ihanetin? olmasi gereken en onemli senken, sen varliginin farkinda bile degilsin. oyle genel yasiyorsun ki. oyle genel bakiyorsun ki. hicbir seyin cok da bir onemi olmamasi ve herkesin cok fazla onemli olmasi, sadece hayat adina, bundan daha dogal ne olabilir ki. konusman beni yoruyor. aynam olman bir isime cok fazla yaramaz acikcasi. hadi bana o karanliktaki yolu goster. elinde iki kahveyle gel ve bu dunya yok olsun artik. sadece an var olsun. biriyle otuz yil sonrami dusunecegime, o ana simsiki sarilir ve. ve ne ezgi. oyle biri yok. kimse, hicbir zaman, gelmeyecek. birileri onunden, yanindan gecip gidecek. sen sadece bakicaksin. ayni hayat gibi. hayatin gibi. sikici olmaya basliyorsun. noktali ve noktasiz sekliyle.
bir camel daha. siktir git bukowski, bu seferki sadece, benim icin.
inan bana, bunu kendime borcluyum.
sana oldugum kadar.
borcluyum.
insanlar asik olabiliyorlar. insanlar birbirlerine deliler gibi baglanabiliyorlar. bense birgunnasilsabitecek ya da gececekolusuyla bir seylerin, oyle bir ilgiliyim ki. butun bunlara ozenmiyorum bile. ama inanilir bir sey mi bilmem. beni seven ya da bana asik oldugunu iddia edebilecek birkac adam tanidim. bir seylerin farkina vardiktan sonra o seylere tutulu kalmak benim icin cok zor. ne zaman insani bir seyler gorsem, ardima bakmadan bilmem kac kilometre hizla kactim. ben kactim. evet. simdi cok baska ulkelerde. cok baska insanlarlayim. yine de iyi seyler yapiyor oldugum soylenemez. yine de birine cok bagliymis gibi, dokunmuyorum kimseye, dokunmasinlar istiyorum, bana.
halbuki diger insanlar icin her sey her zaman cok daha farklidir. hayatiniz oldugundan daha karmasiktir, daha basittir, daha yasanilasi ya da daha kacilasidir. kimse, kimseyi anlayamaz. iste tam bu yuzden. yine de onlari anladigima inanabilecek insanlar taniyorum. ve bu cumle icimde koca bir sir. insanlarin bunu duymaya ihtiyaclari var, "seni anliyorum ben, gercekten" sozcuklerinin agzimdan ciktigi anda hissettikleri o guvene. insanlar kandirilmak isterler. iste bunu da cok sevdigim bir adam soylemisti cok oncelerde. o zamanlar inanmiyordum. o zamanlar cok olmasa da onemli olan bir seyler vardi hala. simdiyse dunyaya bakiyorum. insanlara bakiyorum. ve inanin bana cok bambaska yerlerden. her zaman icin. bu yuzden komik oldugu dusunulen seylere gulemiyorum sanirim. bu yuzden her iddia bir hayalkirikligi getiriyor benim adima. bu yuzden cok fazla konusmuyor ve cok fazla yazmiyorum sanirim. artik. cunku, ben, hey ben, kendi adima, neyi nasil anlatacagimi cok iyi bilen ben, hani olmayan hisleri bile oldurabilecek kadar, kendini en iyi sekilde yazabilen ben, "neden bunu yapayim ki" diyor ve sadece gunleri kayit altina aldigim sikik bir defterle beraber yasiyorum.
aklimdan cok sey geciyor. gercekten. ama artik babami bile anlamaya basladigimi hissediyorum. kimseye herhangi bir his duyamiyorum burada. arkadassal, ailesel, sevgilisel. herkes icin her zaman cok yakin ama cok uzak olabilecek biriyim. butun bunlari kabullenebilmek icin sancilar gerekti. sancilar yasadim. sancilari da kabullendim. butun bunlari da.
onemli olanin ne oldugunu bilmiyorum. belki de sorun o. neye yonelsem bir baska yon daha diyorum. bir baskasi daha. birileriyle sevisebilirim. sadece bedensel kaygilarla. ama yapmiyorum bunu. sadece sarilmak istiyorum. sadece kucucuk bir temasla bile bir insanla aramda bir seyler aksin, gitsin istiyorum. birilerini icimde hissetmek istiyorum ben artik. ruhsal bir seks gibi bu. cok fazla aska yonelik ama asktan cok fazla bagimsiz. cunku bizler bunlarin adamlari degiliz. sigara icer, icki icer, onu bunu icer, insanlari dinler, yazi yazar ve bukowski gibi piclere tapariz. bizler dunyadaki en sorumlu insanlar da olsak, anne-baba olamayiz. bizler sevgili de olamayiz. bizler dost da olamayiz. cunku su dunyada olup olabilecek en hain adamlariz. olay bundan ibaret. zihinlerimiz baktigi yeri gormedikce. hani bir dusunce etrafinda her acidan bakabilmek adina otuzbin tur dondukce. sabit kalamadikca bir seylerde, bir yerlerde, birilerinde, belki bizler insan bile olamayiz.
butun bunlari kabullenebilmek icin sancilar gerekti. sancilar yasadim. kabullendim.
olabilecegim seyler hakkinda hicbir fikrim yok. ama olamayacagim seyler hakkinda fikirlerim var. ben simdi cok karanlik bir yoldayim. bu kez gercek manada yalnizim. onumu goremiyorum. ama bir yerlere gidiyorum. bir yerlerde aydinlik var ama gozlerim karanliga alissa da, gorebildigim hicbir sey yok. sadece birine ihtiyacim var. o birine. onun kim oldugunu hissedebiliyorum. ama nerede oldugunu bilmiyorum. her sey o kadar yakin ama o kadar uzak ki. insan kendini aynadan yasiyor sanki. nasil birileri oldugumuzu bilmek icin, birilerinden bir seyler duymaya ihtiyacimiz var. birileri bize ne kadar iyi ya da ne kadar kotu olmadigimizi soylemeli. neden kendi basina yasayamiyoruz ki? neden o biri olmali? beni acitacagini bile bile. neden ben. sarilmak. istiyorum. sadece.
dusuncelerim, otursunlar diye sirf, o kadar cok beklediler ki. kendimi daha iyi hissedecegimi bile bile yine de. yine de. beklemeyi sectim. yazmayi degil.
simdiyse cok uzagim di mi. artik eski dalgalanmalarim yok belki de. cok sig bir duzlukteyim. hayatimi degistiriyorum. gorunumumu. insanlarimi. eskiden kafami yordugum her sey, simdi, en az bir yuzyil kadar uzaksa. belki de bunun adi buyuyor olmaktir. yine de kimsenin bilmedigi sekilde gercek manada dunyadaki en iyi insanim. cunku bana geldigi anda geri cevirecegim herhangi biri yok. vericek bir seyim kalmasin, dusuncelerim alinabilir. belki de kelimelerim. sadece cok fazla dusunmeye gerek yok. sadece dokunmamak gerek belki de. hani onune bak. yuru. sag ya da sol degil ezgi, senin yolun. senin yolun oncen ya da sonran da degil. biliyorum. hepsini biliyorum ama yapilabilecek seyler cok fazla kisitli. ama zihnimin icinde yasayan bir jude, yetmiyor artik. butun hayatima yormak istiyorum ama cekecegim acinin haddi hesabi yok. ve ben aci cekmekten cok once vazgectim. daha baska bir yol dedim. belki bu sokaktir. yok degil digeri.
neden gozlerim bu kadar cok insanlara takiliyor. elinde iki kahve kapida beliren biri de yok. kim oldugunu hissediyorum, ama ya suan, suan nerede o. ne yapiyor. aklindan ben geciyor muyum. cok kucukken dunya diye bir sey olmasa, yani orda burda gorduklerim, belki kasiyer bi kiz, belki simitci bi abi, belki sevdiklerim, belki ben olmamis olsam, yani her sey o zamanki zihnimle kapkaranlik olsa, ne olurdu diye dusunur ve bu dusunce zihnime girdigi gibi telasa kapilir, unutmak icin cok baska seylere yonelirdim. korkardim cunku. simdiki hayatim da korkutuyor beni. kucuk kaygilarim yok. ve sorumluluk duydugum insanlar olmasa belki de dunyadaki en pislik insana donusebilirdim en iyisiyken. ama o kadar sadik biriyim ki, kendimi aldatmam gerek ama yapamiyorum. her sey her nasilsa, oyle. butun bunlari megolomanlik olarak algilayan insanlar icin de bir haritam var, sag ust kose. kirmizi, x.
ben niye var oldum bilmiyorum. benden ne olabilir ki. istemiyorum kimseyi sevmek. istemiyorum deger vermek. geceleri almak istedigimi alip sabah da toz olmak istiyorum. isim, adres vermeden. birileri icin sadece zihinsel bir yanilsama olarak kalmak istiyorum. peki neden ezgi? cunku guclu insanlarin zaaflari olmaz, di mi. ne zamandan beri bu guc tutkun? peki ya neye karsi, neyden dolayi? hikayeni dinleyebilecek bir adam bile tanimiyorum. neden canini en inciten insana bile ofke duymuyorsun. neden surekli birilerini bu sekilde sasirtiyorsun. "nasil hala yuzume bakiyorsun ezgi" "nasil affedebilirsin ki beni, nasil olabilir bu" bilmiyorum diyorum butun bu sorulara. butun bu insanlara. her ne sikimse. gercek manada bilmiyorum ama sanki herkes bir baska cocugummus gibi. ben de iyi bir anneymisim gibi. her ne yaparlarsa, umursamiyorum. aciyi ben cektikce cok ilgili olmuyorum. ben asarim nasilsa. peki ya kendine ihanetin? olmasi gereken en onemli senken, sen varliginin farkinda bile degilsin. oyle genel yasiyorsun ki. oyle genel bakiyorsun ki. hicbir seyin cok da bir onemi olmamasi ve herkesin cok fazla onemli olmasi, sadece hayat adina, bundan daha dogal ne olabilir ki. konusman beni yoruyor. aynam olman bir isime cok fazla yaramaz acikcasi. hadi bana o karanliktaki yolu goster. elinde iki kahveyle gel ve bu dunya yok olsun artik. sadece an var olsun. biriyle otuz yil sonrami dusunecegime, o ana simsiki sarilir ve. ve ne ezgi. oyle biri yok. kimse, hicbir zaman, gelmeyecek. birileri onunden, yanindan gecip gidecek. sen sadece bakicaksin. ayni hayat gibi. hayatin gibi. sikici olmaya basliyorsun. noktali ve noktasiz sekliyle.
bir camel daha. siktir git bukowski, bu seferki sadece, benim icin.
inan bana, bunu kendime borcluyum.
sana oldugum kadar.
borcluyum.
20111015
pro hegesias
simdi cok alakasiz bir seyden bahsedecegim. bunu onemsemeyecegini biliyorum. nereden deme, biliyorum.
ne renksiz. hayir. yalnizca benimki degil.
bazen buna paralel giderken. ya oyleyse`nin verdigi bi ic kararticilik. hani bilirsin ki inanirsin sen her seye. sen zaten cok okursun. senin imkanli ve imkansizin, senin aklinin alabilecegi ve alamayacagi seyler normal duzene dik bir aci. ne renkli. hayir. yalnizca ben ve benimki. degil. hayat. alkol. hayal. guzel. kafa. soylu. iste buna da algida secicilik diyorlar
bu gece bir guzel icecegim. prag sokaklarinda. absinthe icecegim para bulursam eger. bulamazsam sadece billaya gider ve 1 liralik biralara danisirim ben de. onlarla konusmak ne kadar guzel oluyor bazen. sonra ben ne zaman metroya binsem hep satanistleri dusunurum. neden dersen bilemem sonra insanlara bakarim ama insanlar bunu garipser. neden oyle bilmiyorum .ben sadece bakmak istemistim bayim bunun sizi oldurecegini sanmiyorum.demek istiyorum. belki de buralarda bir yerdesindir. iyi bir seyler okuyorsundur simdi ve guzel de iciyorsundur. yo belki de cok dayanikli degilsindir alkole belki seni esir alsin istiyorsundur.belki sen de sadece yasamak istemiyorsundur belki sen yasarkenki olumu tatmak istiyorsundur.
cunku dahil olman gereken bir nokta var ve ben cok iyi biliyorum. sadece senin icin, serefe
Jude.
ne renksiz. hayir. yalnizca benimki degil.
bazen buna paralel giderken. ya oyleyse`nin verdigi bi ic kararticilik. hani bilirsin ki inanirsin sen her seye. sen zaten cok okursun. senin imkanli ve imkansizin, senin aklinin alabilecegi ve alamayacagi seyler normal duzene dik bir aci. ne renkli. hayir. yalnizca ben ve benimki. degil. hayat. alkol. hayal. guzel. kafa. soylu. iste buna da algida secicilik diyorlar
bu gece bir guzel icecegim. prag sokaklarinda. absinthe icecegim para bulursam eger. bulamazsam sadece billaya gider ve 1 liralik biralara danisirim ben de. onlarla konusmak ne kadar guzel oluyor bazen. sonra ben ne zaman metroya binsem hep satanistleri dusunurum. neden dersen bilemem sonra insanlara bakarim ama insanlar bunu garipser. neden oyle bilmiyorum .ben sadece bakmak istemistim bayim bunun sizi oldurecegini sanmiyorum.demek istiyorum. belki de buralarda bir yerdesindir. iyi bir seyler okuyorsundur simdi ve guzel de iciyorsundur. yo belki de cok dayanikli degilsindir alkole belki seni esir alsin istiyorsundur.belki sen de sadece yasamak istemiyorsundur belki sen yasarkenki olumu tatmak istiyorsundur.
cunku dahil olman gereken bir nokta var ve ben cok iyi biliyorum. sadece senin icin, serefe
Jude.
20110929
20110906
20110811
her şeyin her zaman derin bir anlam içereceği gibi bir kaide yok. varsa da olmamalı. ezberleri yıkmak gibi tamlamalar ruhuma çok ağır geliyor. sadece gerek yok. richard bona mı. gülüşü gülüşünü hatırlatıyor ve deli olmamak bazen işten değil. bazen.
şimdi anlatabileceklerimin çok gerisindeyim. kullanmak istediğim sözcükleri kullanmak istemiyorum. tükeneceklerinden korkmak değil bu duygu. tükeneceğimden korkuyorum belki ondan.
dünyanın en güzel gözlerine bakmak gibi. bakmadığını biliyorsun ama dünyanın en derin anlamı gizliyse en içerinde. hani biraz sevmek gibi bakıyorsa gözleri onun. hani biraz da can acıtıcı. hani nebileyim. çok zorlamıyorsa seni olman gerekenler adına. sadece öylece kalakal diyebiliyorsa gözleri biraz da. bir rengin bile gereği yoktur güzelliğin dışavurumu için. sadece bakakalırsın. dünyanın en güzel gözleriymiş gibi.
bilir ki iyi konuşurum. bilir ki iyi susarım. bilir ki iyi yazarım. bilir ki iyi severim. bilir ki iyi olamam. bilir ki çok şey olamam. sorun tam da nerededir? sorun gitmektedir.
gitmektedir her şey. bir şeylerin peşinden birkaç hayalin birkaç kişinin. gitmektir sorun bilir bilinir bu gidilmelidir.
çok fazla derin bir anlam yüklememe gerek yok bu sözcüklere.
türk dilinde koca bir yalan gizli ama
hangi sözcük olduğunu asla söylemeyeceğim
gitmek gibi söylemeyeceğim hem de.
kalakalacak bir gün herkes
bakakalacak
şimdi anlatabileceklerimin çok gerisindeyim. kullanmak istediğim sözcükleri kullanmak istemiyorum. tükeneceklerinden korkmak değil bu duygu. tükeneceğimden korkuyorum belki ondan.
dünyanın en güzel gözlerine bakmak gibi. bakmadığını biliyorsun ama dünyanın en derin anlamı gizliyse en içerinde. hani biraz sevmek gibi bakıyorsa gözleri onun. hani biraz da can acıtıcı. hani nebileyim. çok zorlamıyorsa seni olman gerekenler adına. sadece öylece kalakal diyebiliyorsa gözleri biraz da. bir rengin bile gereği yoktur güzelliğin dışavurumu için. sadece bakakalırsın. dünyanın en güzel gözleriymiş gibi.
bilir ki iyi konuşurum. bilir ki iyi susarım. bilir ki iyi yazarım. bilir ki iyi severim. bilir ki iyi olamam. bilir ki çok şey olamam. sorun tam da nerededir? sorun gitmektedir.
gitmektedir her şey. bir şeylerin peşinden birkaç hayalin birkaç kişinin. gitmektir sorun bilir bilinir bu gidilmelidir.
çok fazla derin bir anlam yüklememe gerek yok bu sözcüklere.
türk dilinde koca bir yalan gizli ama
hangi sözcük olduğunu asla söylemeyeceğim
gitmek gibi söylemeyeceğim hem de.
kalakalacak bir gün herkes
bakakalacak
20110730
bir de
metal dinledikçe kendine gelen bir tipim ben öyle (dark tranquillity-ego drama). fazla takılmamak lazım sanırım en doğrusu. yirmi güne bu ülkeden toz olup gidiyorum ve yanımda götürebileceğim tek şey içine ne koysam bilemediğim ve henüz mevcut olmayan bavulum. evet benim bavulum yok. evet benim pijamam da yok. evet benim bornozum da yok. hiç de olmadı. özelime giriyim mi lan? yapiyim mi bunu? ben birine aşıktım abi. iyi dinle bak. adam "seni seviyorum" dedi lan bana. adam öptü lan beni. adam elimi tuttu lan. adam sarıldı bana. adam utanmadı benim gibi hatuna gül bile aldı. her şey oldukça yavşakça ve duygusalcaydı. sonra ne oldu abi? ertesi gün ne oldu? adam bir başkasıylaydı işte. ben göt oldum biraz. hani birkaç senedir aşıksan birine ve seninle böylesine dalga geçebiliyorsa. sanırım ağır bir puştluk hakimdir beynine ve vücuduna. şimdi ben bunu niye anlattım, onu da söyliyim. bu işlerle artık pek alakam yok benim. aşk acısı falan da çekmiyorum, umrumda da değil de. hani biraz da olsa güçlü biriyseniz insanlarca ve hatta kendinizce, biri sizle böyle ağır taşak geçiyorsa hani kalbinizi alıp bölüyorsa ortadan ikiye üzerinde on tur atıp bir de atlayıp zıplıyorsa üzerinde ve siz onu "eyvallah bebeğim" diyip yollayabiliyorsanız bir de. ha işte siz bensinizdir ve ben sizi çokça severim. en iyisi "koy göte" modudur. en sağlamı odur bak. abi biriyle sevgili olunca ne oluyor ki, ne olur ki. maksat nedir yani "aşkım cicim bicim" de, sonra bitsin. sana kalanı nedir üç beş nefretten ve çirkin hislerden ziyade. hani şimdi bir şeyler yaşamış olduğum için düşündüğüm şey değil bu tabi. ama her insana da insan gözüyle bakmak hatadır. her kendini çok iyi sananı çok iyi sanmak sadece aldanmayı ve aldatmayı getirir. ben aldatılmadım gerçi. benim hikayem bi garip, ki hep böyle oldu bu. ama göt gibi kalıyorsun ya orta yerde. benim kadar bunun üzerine taşak geçebilecek biri daha tanımadım. abi diyorum. bak işte sen buna da dayandın, adama köpek gibi aşıktın, adam da adamdı o zamanlar hani, hani büyüktü o sen liseliydin falan, sonra bir bakıyorsun ki ergen olan sen değil de oymuş. belki bir cinsel hazmış senin bütün o iyi niyetlerin. belki bi oyunmuş belki ezip geçmekmiş yalnızca. ha umrumda mı? değil. ha umrunda mı? değil. o da iyi ben de iyiyim. ama ben biliyorum ki şunu, şimdi benim elimi tutmaya devam etseydi o adam, şimdi beni öpmeye, şimdi bana beni sevdiğini söylemeye, bundan birkaç zaman geçerdi, bundan aylar yıllar geçerdi, biz kavga ederdik, biz anlaşamazdık, biz bir ya da her şekilde biterdik ve unutulurduk da. ama ağır bir şerefsizlikse yapılan, ama ağır bir şerefsiz değilse ya da olmadığını iddia ediyorsa karşı taraf, işte o zaman sen akla gelirsin. bugün gelmezsin. yarın gelmezsin ama bir gün mutlaka gelirsin. ha umrumda mı? asla. zaten sevgili cici bici olaylarına karışmaya hiç niyetim olmadı. aşk bir yanılgıydı diyelim hani bunca acıya rağmen diyelim bunu. yine de iyiyim ben. tek sorun şu. benim gibi adam oturmuş powerturk izleyip klip oyluyor attığı mesajlarla. ahah evet yapıyorum bunu, inanın bana. hırslanıyorum resmen istediğim şarkı çıkmadığında. nasıl da dalga geçiyorum tv karşısında oturup sadece yiyen ya da hiç yemeyen ve her zaman acılı şarkılar seçmek için mesajlarını harcayan ezgiye. abi diyorum. sen ne boksun. sen nerden çıktın ortaya da geldin sıçtın hayatıma. neyse ki yirmi güne toz oluyorum. peki ezgi en çok kimi özler? ezgi en çok burayı özler be abi. buraya gelip milletin neşesine, moraline sıçmayı özler. buraya gelip birilerince ergen, birilerince adam olmayı özler. ezgi özler be abi. çok özler yazmayı. hani elinde tutamadığı hayatını burada sabitlemiş gibi. elinde olmayan bavuluyla bindiğinde uçağına, aklından en çok buraya yazdığı satırlar geçer. siktir edelim ve metal dinlemekten vazgeçelim. zaten pop beynimi zehirliyor sadece. ne yaptığımı anlamaz bir halde birileri beni bir silkelesin diye bekliyorum. aşık da değilim artık. bir bok da değilim. ideal düzen sana göre değil abicim. ne zaman sana göre oldu? sen saçmasapan hayatların adamısın, sen dengesizliğin, sen doğrusal olmayacak her şeyin adamısın. bak duruşun bile bir eğri. bak tırnaklarını kemirmişsin bilmem neden. bak daha da hissediyorsun yaşadığını sen işler zorlaştıkça. sen biliyorsun da. yarın doğumgünün ve seni bu yüzden sevecek insanlar tanıyorsun bir günlüğüne de olsa. sen biliyorsun da abi. açarsın kitabını dalarsın dünyana. sen sadece. sadece yaşa.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)