20091230

tik tak


"ben uzun zaman ortalarda olmayabilirim" dedim,
"ne kadar zaman?" dedi
"3 sene" dedim.
itiraz etmedi. ben de gittim. o da gitti.
ben. de. gitti. m.
o. da. gitti.

dahianlamındakideyiayrıyazmakacıveriyormuşbazen

20091229

yesterworld


bugün, sıramla bütünleşmiş bir halde bir felsefe dersinde daha uyuklarken, bir şeylere ihtiyaç duyduğumu sezinledim. evet, evet. buralardan gitmek gerekliydi mesela. sıkıcı ve sen öznesi dolu koca bir dünya. değişmek gerekliydi.

şimdi kapkaranlık bir odadayım ve bu satırları yazıyorum. hayatımın bir rutinden ibaret oluşu beni boğuyor sanırım. ah bir de, bugün resmine dokundum diye bir şarkı söyleyiveriyorum. -halbukionuhiçözlemedim

karnım aç. evet değişmek gerekli. karnım çok aç gerçi ama. evet evet değişmek.. sanırım ben ona aşığım. hayır o değil ötekine. hayır öteki değil o işte. karnım çok aç. kapkaranlık bir oda ve bu satırlar.. sıramla bütünleşmiş bir halde bir felsefe dersi.... sen öznesi dolu koca bir dünya. bugün resmine dokundum. halbuki seni hiç özlemedim. ötekini.. hayır seni. hayır öteki. karnım aç benim evet. hı hı. evet.

20091228

it cazı

sıkıldım lan kendimden. sıkıcıyım. boğucuyum. daraltıcıyım. hem bu blog neden bu kadar siyah? te allam. değişmek gerekir hı hı gerekir. bazen gerekir işte. şimdi kitaplarıma hayal dünyama dönüyorum. eğer kurtarmak istersen, beni ara. dinimiz amin.

değişim / susuş

bir zamanlar düşüncelerimi haykırmak, "bakın burada böyle düşünen küçük bir kız var" diye bağırmak benim için çok önemliydi. şimdi bu fırsatı bulmuşken, şimdi seneler sonra konuşabilecekken, susuyorum.

Siyasi kimliğim yada felsefik yanlarım, sevdiğim müzikler, hayat, genellemeler.. söyleyebileceğim milyonlarca kelime var. ama dedim ya. ben susuyorum.

neden böyleyim. neden böyle. (umrumda bile değil aslında)
sanırım ölüyorum. ama bunu onlara söyleyemem.

doktora gitmeliyim. ama gidemem. ben bu şehirden gitmek isterken... buralardan bu insanlardan.. her yakınlıktan ve uzaklıktan köşe bucak kaçmak isterken..

anlamlı birkaç söz söyle bana. haydi. kendime getir beni. yada dur.
kendimi getir bana....


yada dur dur. en iyisi.
boşver. gitsin. git. sin.

gündelik hayat

sanırım ağlıyorum. uzun zamandır birşeyler, düzgün birşeyler yazamadım bloga. içimden gelmedi. ama bu gece ağlıyorum ve içimden öyle çok şey geliyor ki. 1 ocak gelmemeli diyorum bazen. o gelmemeli. benim midem bulanabilir, inan dayanabilirim sensiz olmaya. birilerinsiz yaşamak, birilerini görmek yada görmezden gelmek. tanrım bir anlatım bozukluğu olarak gelebilirdim şu dünyaya. yada eksen eğikliği. (neden olmasın) başka bir adamla sevişmek ve dudaklarını öpmek. sanırım midem bulanıyor çoğu kez. seni de sevebilirim şeker- neden olmasın. sanırım ağlıyorum evet. çünkü hiç oje sürülecek güzellikte olmadı benim tırnaklarım. bu hazin.

bir adam bir geceye sığınmış. bir kadını öpüyor. neden her şey böylesine tanımsız. senden "şey" olarak bahsedebilirim mesela. eh bu da büyük bir anlam içerir. sense fazla mide bulandırıcısın sanırım az biraz da küstah. daha kötü bir insan ama daha mutlu olabilirim mesela. yada daha mutsuz ama daha iyi. bense sadece bir kayan bir yıldız olmayı dilerdim.

kelimelerimden iğreniyor olabilirsin. evet ben de senden. ama tanrım neden olmasın sevişebiliriz seninle de. nasılsa seni unutabildim bir etsin sen bir kemik. (evet 1 ocak gelmemeli) bir melodi olabilirim mesela beni önemser gibi yapıp adımı unutabilirsin. adımı unutmayı dene sevgilim, inan hiçleşeceksin.

yokluğunu fiiller çekimleyip zaman belirten zarflarla tükettim. ah sen ne bilirsin sevgilim.

mideni bulandırmayacağım bu gece. sadece, adımı sessizce söyle. sonrasında siktirip gidebilirsin bile. duymak istemiyorum. durmak öldürür beni. ah sen ne bilirsin sevgilim. benim hayata olan yaşamaya olan aşkımı ne bilirsin.


bunu duymaya dayanamam. git. ve geri dönme.

20091227

beklemek

xi.
sonra ayakuçların vardı,
benim yanıbaşımdan akıp gidişinin özeti...
biriktir istediğin kadar kırılmış düşleri...
çaldığın kapılar açılmasa da,
eşiğe otur,
pencereleri maviye boya.
beni düşün bugün,
eğik parmaklarımı, kırışık alnımı, çatık kaşlarımı...
ve yüzüme bir türlü yayılamayan kuru dudaklarımı.
//sonra ayakuçların yoktu hiç...//
felç olmuş bir güz gönderiyorum sana,
ola ki bir gün çıkagelirsen,
mor düşlerle gel bana...
//
gelebilirsen...



alıntı

20091226

sız.

mideni bulandırmayacağım bu gece


ne olur adımı sessiz söyle. bunu duymaya dayanamam.

20091223

i always liked you

hı hı. tabi.

farkındalık

eskisi gibi hissetmek
birşeyler hissetmek
eskisi gibi
hissetmek
hissedebilmek


tanrımsahidenyaşıyormuşumben

20091221

görülmemesi gereken

erkeklerin hepsi.. aynıymış
bu kez sahiden inandım buna. sahiden.
ne yorum yapıcam blog, ne canımı yakıcam.
eyvallah.

20091219

follow


omzuna yatabilir miyim? buna çok ihtiyacım var.
en büyük alışveriş merkezlerinin birinde, en üst katta, aklı kimbilir nerelerde, gözleri ağlamaklı, birilerini bekler gibi, aynı zamanda gelmeyeceklerini bilir gibi, korkulu ve korkutucu, saatlerce aynı noktada, saatlerce bir yaseminmori tınısında saklı kalmış gibi ,sabit kalsam olur mu? , gözleri insanlarda.. gözleri yalanlarda dolanlarda.. burada- acaba burada, birileri beni sever miydi sahiden? sahiden şuradan düşsem hani olur ya yerçekimi hani olur ya dipçekimi hani olur yada acı çekimi - söyleyin bana sevgili yalancılar ! buradan düşsem buradan atlasam , ah şimdi fiilimiz daha asil, evet korkabilirsiniz, buradan atlayıversem.. söyleyin bana hadi ! eh evet bu sahiden hüzünlü bir hikaye olurdu.
şimdi, omzuna yatabilir miyim? buna çok ihtiyacım var.. yanımdakalsevgiliolmayankişi. yanımda kal..

20091218

7.kıta


sanırım bu adama aşığım. sanırım evet.

20091217

sayaç ve hüznü

bazen şu sayaçta 1'den farklı bir rakam gördüğümde ben sahiden mutlu oluyorum. yalnız değilmişim diyorum. buralarda birileri var. biliyor ve görüyorlar. sanırım anlıyorlar da. belki susuyorlar kimi zamansa konuşuyorlar. en gerekli adımları en gerekli şekillerde atıyorlar. sanırım ben sahiden yalnız olmuyorum bazen. bunu şu sol alt taraflardaki bir sayaç gösteriyor yalnızca. sanırım ben sahiden muhtacım birşeylere. sanırım ben sahiden muhtacım birilerinin bana birşeyler söylemesine. bunu bile kabul ettim ya. tanrım! bugün bir arkadaşım farklı olduğumu söyledi. halbuki görebileceği en basit insandım. en sıradan. sanırım artık midemi bulandırıyor.

hayatımda ilk defa tırnaklarımı boyadım! sanırım ben de artık diğer kızlardanım.
şerefe blogçuğum. bu kadeh sana gelsin. bugünbirarkadaşımfarklıolduğumusöyledievetbunuyaptısöyledi
kusmak üzereyim.

alkolik kuşlar

23:29 . babam devirdiği zilyonuncu birada bana ojelerimi nasıl sürmem ve sürmemem gerektiğini anlattı. sanırım ben sahiden delirdim.

ironi

başka bir adam okşarken bedenimi, söyle, nasıl sevebilirdim seni..

iç huzur

gömemediğim acılarım ve zamanlarım boyu, meğer sadece bir "neden?" sorusuna takılı kalmış kalbim.

geriye dönmek.. ve cevaplamak soruları.. yarım kalmış bir hikayeyi tamamlamak..

söylesene, neden ben.
neden ben.
neden..

düşünüyorum. kara kara düşünüyorum.

sanırım kusabilirim.

aranılan kişiye ulaşamamak



nedennedennedennedennedennedennedennedenneden

kalbini kırmak gibi olmasın ama, yalan söylediler sana..



neden bana aşıksın?
demenin saçmalığını, ben bugün öğrendim evet.

neden?
demenin saçmalığınıysa, yıllar önce. çok yıllar önce. bir gece hem de. çok uzun zamanlar ve yollar ve aşklar ve yaşamlar önce.

peki.. neden.. hala..

kalbini kırmak gibi olmasın ama, yalan söylediler sana .

duvarı delmek

" sen çok ilginç birisin. öyle bir konuştun ki.. tam anlattın işte. sanki.. sanki çok görmüş, geçirmiş gibisin birşeyleri. şaşırtıyor insanı kelimelerin.. sen sahiden ilginç birisin. birgün ne olur konuşalım. dertleşelim birgün. bunu istiyorum. "

ben de çok şey istiyorum diyemedim ona. ben konuşamam ben susamam diyemedim. beni bırak diyemedim benden git. git, yoksa çok acır canın diyemedim ben ona. peki dedim. konuştum. sonrasındaysa.. sustum.

" gerçekten istiyorum bunu.. sen anlıyorsun birtek sen varsın işte. başka kimse anlamıyor. birtek sen varsın ve sana da ulaşamıyorum bazen.. bu beni çok yoruyor. "

ben de çok yoruluyorum diyemedim ona. sen var mısın sahiden diyemedim. peki dedim. sustum.

" çok dolmuş gibisin. birşeyler var sende.. hüzünlü bir yan. böyle çok üzgün gibisin. suskun.. gerçekten konuşalım. "


diyemedim ona. diyemedim. birkaç mırıltıydı sinsice akan.. içimde saklı.

" bu kötü.. çok kötü.. sakın yapma. bunu sakın kendine yapma.. bu çok kötü.. intahara bile sürükler biliyor musun? sakın yapma bunu kendine.. kendinde kal ezgi. kal. "

güldüm. biliyorum diyebildim yalnızca. peki dedim tamam. susalım şimdi sen ve ben. sen ve ben gidelim ayrı yollara. ayrı düşlere ayrı adamlar yada kadınlara. birbirimizi hiç düşünmeyelim. sen beni unut benim intaharlarımı yada hüzne çalan yanlarımı. sen beni unut düşünme bu dünya üzerindeki en yalnız kişiydim ben halbuki.. delme bu zırhı bana gelme. diyemedim ona. ben seni içime alamam diyemedim. bizim ruhlarımız sevişemez diyemedim ona. sustum yalnızca.. peki dedim. döndüm arkamı ve gittim.

"sen çok.. çok farklısın."

peki. sus. yalnızca.
ben yokum. yoktum da.

"ezgi..
ezgi...
ezgi ..
ezgi.....
ezgi.
ezgiiii.. "


sahi, o kimdi ?

nımnımnım

sanırım bu adama aşığım. sanırım evet.

20091216

koyucu gerçek

"iyi de ne zaman bırakıp sadece kendi hayatını yaşıycaksın ezgi ?"

20091213

dönemeç

kötü şeyler yapmak..
çok kötü şeyler yapmak..

biri durdurmalı beni. amacım ne bilmiyorum. amacı ne bilmiyorum! şu yılan hikayesi bitsin. dayanamcam yoksa..

unutamıcağını biliyorum. unutmıycağımı da.

20091210

5.gün

kimbilir, belki
uzak düşlere sığınabiliriz bir ömür boyu
belki çekip gideriz
belki seversin sahiden beni
kimbilir
belki..


sen.. sen küçük bey
içimdeki bu çürümüşlük..
anlamlı gözlerle bakma bana
beni sevemeyeceğini biliyorum
önemi var mı sanıyorsun
tüm bu duygularımın.. tüm bunların
yaşıyorum mu sanıyorsun küçük bey..
anlamlı gözlerle bakma bana..
sevmek büyük bir talihsizlik yalnızca
sahi böyle söylemiyor muydu o kitap da
sevmek büyük bir talihsizlik yalnızca !




20091130

Kafa Karışımı

  • Kafam öyle karışık ki, algılayamıyorum hiçbirşeyi, bir korku filmindeki acınası karakterler gibiyim. Paranoyak, belki de şizofren. Belki de sen bile yoksundur sevgili blogçuk. Sana bile güvenmiyorum. Dedim ya, kafam çok karışık. Kim doğru, kim yanlış? Peki ya rutinler? Peki ya marketteki sıcacık kız, yakışıklı ayakkabıcı, soğuk geometri öğretmeni, peki ya gazeteler, haplar ve mekanik kokuları, kahveler, çaylar, elbiseler, tırnaklar, kalemler. Peki ya hayatın temel taşları? anneler babalar, aşklar, aşk sanılanlar..
  • Midem bulanıyor ne zamandır. Sanırım ölümcül bir hastalıktan muzdarip bedenim. Öyle ki titriyor. Acı çekiyorum sürekli. Halbuki hiçbir daim söylemedim kimselere acıyan yanlarımı. Ya nefesim kesildiğinde, yada kalbim sıkışıverdiğinde bildiler kötü olduğumu. Onun dışındaysa ben hep iyi kişi oldum. İyi kız. Şirin kız. Midem bulanıyor. Kusabilirim bile. Başkalarının platonik aşkları ve gereksiz acıları yakıyor canımı en çok. Bir nota, bir nete, bir kıskançlığa, bir çekemezliğe ağlamaları ne garip? Kendilerini insan mı sanıyorlar gerçekten? Saydıkları çok açık zaten.
  • Kahve fincanları çok hoşuma gidiyor şu sıra. En çok onlara sarılıyorum. Hayatımdaki en büyük sıcaklık onlar belki de.. Halbuki ben kahve sevmem. Hiç sevmedim.
  • Sınavlar başlıyor yine. Umrumda olmayışları en kötüsü. Çalışıp yüksek notlar alırım belki yine. Ama mutluluk vermiyor hiçbiri. Peki ya benim büyük aşklarım? Ya öğretmenlerime aşık olursam. Hüzünlü bir yan var tüm bir hayatta. Mini etekli kız en az geceleri uyumayıp çalışan çocuk kadar zeki. Onları neden böyle küçümsediğimi bilmiyorum. Fakat onlar kadar zeki olmadığım en iyi bildiğim şey belki de. Peki ya kendine herşeyden çok herkesten çok güvenen insanlar? Peki ya o "mükemmel"ler? Onlar sahiden de nasıl yaşıyorlar, hiç anlamıyorum.
  • Birazdan din çalışıcam. Bir zamanlar gerçek bir Müslüman olmaya yaklaşmıştım bile. Şimdi ne olduğumu bilmiyorum. Tanrı var mı? Varsa ne? Varsa nerede? Bir yandan da Tanrı gerçekten var. Sadece ben görmek istemiyorum onu. Dedim ya, çelişiyorum. Belki de beni bu yüzden sevmiyor bu insanlar.. Farklı fikirlere duyduğum saygı iğrendiriyor olmalı onları. Ki ben herkesi dinlerim. Her saçmalığı, her mantığı.. Belki de sahiden bu yüzden sevilmiyorumdur. İlginç.
  • Kitap okumaya başladım yeniden. Baş karakter azgın karının teki. Her erkek üzerinde derin fantaziler kurup burjuva sınıfını övüyor ve küçümsüyor diğer kesimleri.. Nedense midemi bulandırıyor. -en çok o-. Ama gerçekten güzelmiş.. Öyle söylüyor Selim İleri.
  • Cinsellik üzerine düşündürdü bu kitap beni. Ama erkeklerin herşeyi yapıp kadınlarının dokunulmamış olmalarını istemeleri beni gerçekten eğlendiriyor. Peki ya gerçekten haklı olduklarına duydukları kuvvetli inanç?
  • Bırak bunları. Yıldızlar öyle güzel ki. Görmeni isterdim. Keşke sen benim büyülü aşkım olsaydın sevgili blogçuk. Yıldızlı bir gecede fısıldayabilseydim kulağına bütün içimden geçenlerimi.. O zaman sahiden romantik bir kadın olurdum. Belki sevişirdik seninle. Belki sahiden severdin beni.. Belki mutlu olurduk.. Hayaller kurar ve hiçbir zaman gerçekleşmeyecek oluşlarına gülerdik.. Şarkılar dinlerdik. Belki bir şarkımız bile olurdu.. Ben şiirler okurdum sana, siyaset konuşur ve söverdik haksızlıklara. Hep yanındayım demezdin ama sen. Çünkü bilirdin sen de, hep, hiç'e en yakın sözcüktür aslında.. Keşke büyülü aşkım olsaydın.. Yıldızlara sığınır belki de intaharlar eder belki de çekip giderdik buralardan.. Elimden tutardın ve ben diye birşey kalmazdı. sen olurduk belki de.. Gözlerin gözlerimde.. İçerdik. Unuturduk. Keşke görebilseydin yıldızları.. Keşke.
  • Metal dinlemek istiyorum. Canım sigara çekti. Belki yanında bir bira. Bu ara param çok ama harcamak istemiyorum. Çekip gidicem buralardan. Çekip gidicem!
  • Şimdi ders çalışmaya çalışmak vaktidir sevgili blogçuk. Sevgilim! Hoşçakal.

20091126

duraklama

sıkıldım.
bunaldım.
daraldım.
yorgunum.
bıkkınım.
birşey yazamıyorum.

20091117

boşluk

bütün bir dünyayı nefretinle boyayamazsın küçük kız
-ama pempe pastelim bitti

20091115

zıtlık

ki sizin adamlığınız benzer mi ki adımlarınız karışsın birbirine?


eksi ve artı gibi. var ve yok gibi. bütün bir zıt kelimeler gibi. ne kadar aynı olsanız da o derece uzaksınız.


keşke yanyana kalabilseydiniz. bir sigara dumanına karışıp bütünleşebilseydiniz kaçıp gidebilseydiniz.. üzüldüm be kızım sana. ki sen kara.. o'ysa bembeyaz koca bir inatla..

unutma. ne kadar aynı olsanız da.. o derece uzaksınız..

yüzünü dökme be küçük kız. önemi yok. yok..

20091114

beklentisizlik

özlemişim içmeyi. başta zordu. sıkılabilirim diye düşünüyordum aslında. konuşamamak gibi bir etken vardı çünkü ama sonra bir cümle indirdi bütün maskeleri: "mutluymuş gibi yapmaya ne gerek var?" eh sonrasında kendimdim zaten ve önemi de kalmadı birşeyin. dedim ya, özlemişim.
güzel bir gündü sevgili blogçuk. sana bunları yazabilecek derece ayığım, buna yanıyorum sadece. uyumaya gidiyorum şimdi. iyi bak kendine.

20091112

Şıllık

Hayatım boyunca hiçbir zaman zayıf bir insan olmadım.

Evet, bu çok acı bi duygu. Ayrıca Ebru Şıllık, aman, Ebru Şallı'dan nefret ediyorum. Meme uçlarından da.

Efenim, hayatınız boyunca hiçbir zaman zayıf olmamışsanız, ve ayrıca ne tam bir şişko ne de tam bir zayıf kategorisine ait olmamışsanız, insanlar sizden ciddi manada nefret ederler. Size bu noktayı açıklamalıyım. Örneğin, bayramlardan kendimi bildim bileli nefret etmişimdir. Çünkü, teyzecikler, nenecikler, dayıcıklar, amcacıklar, herbiri birer birer "Kızınız da topluymuş maşşallaaah maşşallahh" "Senin kız da etliymiş kehkehkeh" "Aa senin kızın bu mu? Sana hiç benzemiyor. Aynı halası. Onun gibi tombul maşşallah" "Kızın da kilo almış görmeyeli" "Oyhhhh oyhhh yumuşak seni" "Aynı babası, aynı. Annesi manken gibi (annemin götü kalkar benimse sinirlerim zıplar)" vs vb.. Efenim, SİZE NE BENİM KİLOMDAN??? evet, bu noktada şişko ve zayıf kategorisine girmeme durumu var. Eğer sınırdaysanız insanlar sizi sürekli yargılar çünkü. Sanki ben onlara "bakııın ben zayıfım" diyormuşum gibi algılayıp anında "nasılsın naber" demeden "aa çok kilo almışsın" "kızın da topluymuş" moduna giriyorlar. Ben de her birine zoraki gülümseyip kıpkırmızı olurdum.

İçime oturdu yıllardır bu durum. İnsanların bundan zevk almaları gerçekten ilginç. Herneyse. Bu durum, yani zayıf olamama durumu, hiçbirzaman özgüvene sahip olamamama sebep olmuştur. Aslına bakarsanız, pek güzel de olmadığımdan öyle büyük bir çaba harcamadım zayıflıyım diye, sadece bir kere gerçek bir rejim yaptım ve gerçekten kilo verdim lakin sonrasında gene aynı durum.

Eh, yanımda zapzayıp insanlar tabaklarca yemek yiyip iki gram almazken ben bir tabakla iki kilo aldım ve babam ve sülalesinden nefret ettim. Çünkü onlar da benim gibiydiler. Bembeyaz, şişman, en düşük sıcaklıklarda dahi damlalarca ter döken, ve kısa! Tanrım!

Bir de eğer hayatınız boyunca hiçbir zaman zayıf olmamışsanız, belli şeyler büyük korkular demektir sizin için. Örneğin bir yemekhanedesiniz, okulun çoğunluğu orada yemek yiyor. Ve iki masa arası dar. sandalyeler de bu duruma eklenince.. Başlarsınız terlemeye. Kişiler yer verir ama siz öyle zor geçersiniz ki, kaçıp gitmek gelir içinizden. Yada bir giysi satın alırken. Denemek için kabine girdiğinizde başlarsınız yeniden ecel terleri dökmeye. Bir yerini koparmaktan patlatmaktan yada bunun gibi şeylerden korkarsınız. Ve çoğu kez de rezil olursunuz.

Sanırım 5.sınıfa gidiyordum. İzciydim. Bir kampa katıldık ve orada yarışmalar düzenlenirdi. O zaman da ne şişko ne de zayıftım ama insanlar aynı hınçla vururdu her bir gramımı yüzüme. O günkü yarışmada, bir araba lastiğinin içinden geçiliyordu. Koşarak ve büyük bir hızla yapmalıydık bunu. Sıra bana yaklaştığında büyük bir gerilim sardı bedenimi, tahmin edeceğiniz üzere terlemeye başladım ve "Ulan, ya geçemezsem, ya sıkışıp kalırsam" gibi korkularla sarsıldım. Eh oraya koştuğum her adım benim için cidden sarsıcıydı ve oradan geçebildiğimde duyduğum büyük rahatlamayı her adımım yeterince gösterdi zaten.

Bunu yapıyorlar insanlar. Benim özgüvenim sahip olduğum fazlalıklar yüzünden değil, insanların sürekli olarak başıma kakmaları yüzünden gitti, bitti.


Te allam! Bir gün zayıf bir insan olucam ve çıkıcam herbirinin karşısına.
Hıh!

Bu arada, Ebru Şallı, sana sesleniyorum. Meme uçlarından tahrik olan bir insan var mı bilemiyorum lakin -olsa da dünya üzerindeki en zevksiz insan olmalı- sen gerçekten gerizekalı bir insansın. Bunu neden dediğimi anlayan anlar efenim.

Saygılarımla.

20091111

günnük

eveet sevgili blogçum,

görüşmeyeli nasılsın? umarım iyisindir. sana çok başka biri olarak sesleniyorum şimdi. şuan öyle hastayım ki. birazdan gidicem ve kaselerce çorba fincanlarca çay içicem ve kitap okucam. oh mis gibi.

bildiklerin sana kalsın. geçmişi vurma yüzüme. bak saat 13:44 değil artık yada ikibindokuz'un herhangi bir pazar günü değil. o çok başka bir ikliminde kaldı bu coğrafyaların.

bu cuma ve cumartesi adına çok umutluyum. iyi geçebilecekmiş gibi aynı zamanda bir hayal kırıklığı yaratabilirmiş gibi aslında.. ama ikisi de değil tam.

neyse, şimdi gitmem gerek. yakın zamanda dönücem ve uzun uzun anlatıcam sana birşeyleri. ama griye çalıcak artık kelimelerim. ehey be. değişen hiçbirşey yok aslında ama ben umutlu hissettim bir an boyunca kendimi. ve bu iyi.. çok iyi..

banaşansdile. böyle bir film mi vardı, hatırlamıyorum. ama sanırım başroldeki kişiye aşık olmuştum. maviydi gözleri. ki mavi gözleri sevmem aslında. ama o farklıydı.. bir silahı ve bir umutsuzluğu vardı ve birşeyleri farkettirme çabasındaydı. bana nasıl da benziyor. ama benim gözlerim kahvedir.. hep öyleydi. beni ondan ayıran ve bizi iki ayrı dünyaya hapseden bu iki kelimeydi. hepöyleydi*

ps: bu ara çok gevezeyim sevgili blogçuk. seni ara ara günlük olarak da kullanmaya karar verdim. öyle işte.




kıhkıhkıh

20091108

tutunamamak

pazar günü, saat 13:44. hayatımın ilk intahar girişimi.
üzgünüm.

20091106

iç dökümü

bir cuma günü daha.. ve beni yine mutsuzum..
neden böyle olduğunu bilmiyorum.. insanları bu kadar çok önemsemeye ne gerek var ki? bak hiç kimse yok.. hiç kimse yok! arkadaş olunabilecek insanlar var çevremde, yeni sınıfımda bile.. ama olamıyorum lanet olsun olamıyorum yapamıyorum! ah be blogçuk.. ah.. dayanamıyorum artık.. acı bile vermiyor anlıyor musun.. sadece ağlıyorum.. sinirimden sadece.. müzik dinliyorum mesela yada kitap okuyorum.. ve kendimle konuşuyorum çoğu kez.. gitgide sürüklendiğim bir dip var fakat birtürlü kurtulamıyorum.. bana yalan söylediğini, söylediklerini biliyorum ama itiraz etmeye gücüm yok. hı hı diyip geçiyorum yalnızca.. konuşmazsam ölücem sanki.. içimi dökmezsem.. ama yok böyle biri yok gelmiyor gitmiyor.. olmuyor o masallardaki filmlerdeki gibi.. yemin ederim kafayı yemek üzereyim.. metale sığındım ve kelimesizliklere ve birkaç çift göze.. sınıfta bütün bir gün insanları gözlüyorum.. hiçbiri farkımda değil çoğu içinse değerim yok bile. fakat ben onları seviyorum. neden böyle olduğunu sahiden bilmiyorum ama..

bir blog buldum şarkı dinliyorum oradan.. öyle romantik ki.. gözlerim doluyor.. ben hiçbir zaman romantik bir kadın olamadım.. hep söylerdi o. o ne de çok şey söyledi.. sanırım özledim. ah umrumda değil aslında. çekip gidebilir o da. lanet olsun be blog.. şuan o kadar o kadar o kadar yalnızım ki bunu sen bile anlayamazsın biliyor musun. önemi yok.

sana ne çok şey anlatmak isterim.. anlatabileceğim bir kimse yok.. içimi dökmek isterim sana.. ama gülme olur mu sevgili blog?

ben küçücük bir kızım aslında.. herkes bana çok olgun diyor ama içimde öyle değilim aslında.. masum kalan bir yan var fakat ulaşamıyorum.. diğer heryerim pislik dolu. inan bilmek istemezsin. yanlış birşeyler var.. hep oldu. küçüklüğümden beri bu böyleydi hep ben suçlu hep ben kötü oldum.. halbuki birşey yapmamıştım ve haberim dahi yoktu ama ben ezgiydim ya. gerisinin önemi yoktu. neden böyle olduğunu bugün bile bilmiyorum.. benim için insanlar olduklarından öte oldular hep.. onlara bakınca ali yada ayşeyi görmedim hep içlerinde biryerlerde aradım birşeyler.. hep hakettiklerinden çok sevdim onları.. geceleri yıldızları izledim.. karanlıklarda oturdum ve aydınlığı düşledim.. hep bir umudum vardı hep biri vardı sanki.. ben bunu hissettim.. ama şimdi yok.. ama şimdi yalnızım.. çok acıtıyor çok.. yalanlarını görmezden geliyorum herbirinin. beni bırakışlarını ve olmayışlarını.. en yakınım dediğim insanın yediği her haltı sıçtığı boku biliyorum ama ben kendimi ona açamıyorum... olmuyor. anlamayacağını bu dediklerimi birer masal sanacağını yada önemsemeyeceğini en fazla bir "geçer"le geçiştirceğini yada çok büyük bir hata yaparak -ergenlik- deyip geçebileceğini bile.. biliyorum. ona onlara hiçbirine bu lanet olasıcalara her kıvrımına her noktasına her virgülüne dek hissettiğimi ve dibe batmak düşmek üzere olduğumu ve bir yardım için en küçük birşey için kıvrandığımı delirmekten korktuğumu..... hiçbirini anlatamam. anlıyor musun blogçuk. ben hep yardım eden ben hep herşeyi anlayan ben hep mantıklı ben hep dediği yapılan ben hep saygı duyulan ben hep herşeyi görebilen bilebilen olgun kız olmuşken onlar için.... içimdeki çürümüş ölmüş yanlardan hiçbirinin haberi yok. bir şarkıyla kendimi kaybedip bir kelimede kendimi bulduğumu nasıl anlatabilirim ona! onlara! caddelerde yürüyorum şarkılar dinleyip çok başka bir hayat düşlüyorum.. gitmeyi gidebilmeyi.. bazense her bir insana sarılmak ve öylece kalmak istiyorum.. beni nolur kurtarsınlar benden.. çünkü yaşayamıyorum.. olmuyor..

dans edelim mi? ne dersin. kalk ve sarıl belime. gözlerime dik gözlerini. kendimi kaybetmek istiyorum.

delice sevişmeye ne dersin? şiddetli ve beraberinde yumuşak hareketlerle? yatışmak istiyorum.

bana vurmaya ne dersin? unutmak istiyorum beni terkedişlerini, siktirip gdişlerini, bütün bir darbeleri!

benimle konuşmaya ne dersin sevgili blog.. sen bile sevmiyorsun beni biliyor musun.. her bir kelimeye muhtacım ve tek kurtuluşum bu benim.. ama sen bile bilmiyorsun bunu..

boşversene.. yine bir cuma günü.. ve yine mutsuzum.. keşke.. keşke..
boşversene.

20091101

pırıldak



bunu düşündüm. içimdeki zehrin büyük bir kısmını akıttığıma göre, güzel şeylerden de bahsedebilirim artık.

mesela, kıçım donuyor şuan sevgili blogçuk. buna tek sevinen benimdir sanırım çünkü nefret ederim hayattaki bütün belirsizliklerden. herşey net olsun isterim ben. eskiden neydi öyle lan, bi üşür bi terlerdik şimdi tam oldu kıçımız donuyor sürekli bir uyuşma hali..

keşke kar yağsa.. ben sanırım sahiden mutlu olurdum o zaman.
özledim be blogçuk. çok özledim.

hep böyle iki katlı bir evim olsun istedim. turuncu ışıkları olsun. karlarla dolsun herbiryeri.. kıç-donması-hallerinden sevgi adlı ısıtıcı bir etmen sayesinde kurtulmak, ve sahiden mutlu olduğumu düşünmek istedim.

başarılı bir avukat, başarılı bir hakime, başarılı bir psikolog yahut başarılı bir deli olmayı becerebilirsem tüm bunlara sahip olabilirim sanırım.

içimde bir.. bir.. yaşama sevinci pırıltısının yansıması gibi birşey.. öyle bir coşku var ki.. bunun anlamını bilemez hiçbiri. kıçım donuyor ve aylardır bulamadığım mutluluğu kıçımın uyuşmuş hali sağlıyor. lelele!

biliyor musun blogçuk. sen benden bile daha delisin! seviyorum lan seni.

farkındalık

biliyor musun.. bazen tüm bu insanlar için bile ürküyorum.. bu kelimeleri yazdıktan sonra bir pişmanlık oturuyor yüreğime.. gelip çoğu kez siliyorum.. hiç tanımadığım bu insanlar bile.. benim düşüncelerim arasında..

zehrini saçmaktan korkan bir deborah geliyor aklıma. blogu en kısa sürede kapatmalıyım

yüzün

klavyemde her seferinde bulamadığım bir noktalama işareti var
noktalı virgül.

gülümse sevgili blogçuk. bana kimse bir noktalı virgül bahşetmedi bu hayatta zaten.
gülümse.

büyük puntolu küçük harfler ve bahşettiği rahatlama en aslında bir saçmalık olsa da


HAYATIM BOYUNCA HEP AFFETTİM. HEP AFFETMEK ZORUNDA BIRAKILDIM. BANA YAPTIKLARI ETTİKLERİ LANET OLASICA HERŞEYİ BİRİLERİ GİBİ VARSAYMADIM BEN YOK-SAY-DIM. HERBİRİ HERŞEYİ UNUTTU ŞİMDİ BİR DEĞERİ BİR DEĞERİM YOK BİLE. AMA BEN UNUTAMADIM. UNUTAMAM. YAŞAMAK İÇİN GEREKLİ OLAN TÜM BİR İNSANLAR BU BAHSETTİKLERİM.. ANNE? BABA? SEVGİLİ? DOST? HANGİ BİRİ SAHİDEN VAR SANIYORSUNUZ. EVET VARSAYDIĞIM TEK ŞEY ONLAR ACITTIĞI YANLARIM SADECE YOKSAYDIKLARIM. ŞİMDİ BEN MAHVETMİŞİM. ŞİMDİ HERŞEYİ BENİM MAHVETTİĞİM GİBİ BİR GERÇEK ÇIKIYOR ORTAYA. EN ÇOK KIÇIM GÜLÜYOR. HİÇBİRİ HİÇBİRİNE DEĞMEDİ. KENDİMİ YOK ETMEME.. HİÇBİRİ DEĞMEDİ.

PİŞMANIM. ÇOK PİŞMANIM.
DİBİME DEK PİŞMANIM.
AFFETTİĞİM VE YAPMADIĞIM HER BOK İÇİN AFFEDİLEMEYİŞİM İÇİN, İNSANLARI İNSAN SANDIĞIM HAYVANLIKLARINI GÖZ ARDI ETTİĞİM İÇİN SINIRSIZ VE LANET SEVGİMDEN, KENDİMDEN ÇOK DEĞER VERDİĞİM HERBİRİ İÇİN, BU SATIRLARI YAZMAK ZORUNDA BIRAKILDIĞIM SİNİRDEN DELİRDİĞİM VE TEK BİR GÖZYAŞI DÖKEMEDİĞİM İÇİN, HAYATIMDAN NEFRET ETTİĞİM İÇİN, BANA YAPTIKLARI HERŞEY İÇİN, ONLAR İÇİN VAZGEÇTİĞİM HERŞEY İÇİN.. EZGİ'Yİ ÖLDÜREN TÜM BU SİKİK İNSANLAR VE SİKİK SEVGİSİZLİKLERİ İÇİN, KENDİMİ ÖLDÜREMEDİĞİM İÇİN, ÇEKİP GİDEMEDİĞİM İÇİN, YAŞITLARIM GİBİ OLAMADIĞIM İÇİN, HER SEFERİNDE HER HER HER HER HER SEFERİNDE AFFETTİĞİM
AFFETTİĞİM
AFFETTİĞİM
AFFETTİĞİM
AFFETTİĞİM
İÇİN PİŞMANIM. ÇOOOOOOOOOK PİŞMANIM.......

acımtırak


Meğer herkes tanışıyormuş birgün
Mutlaka gerçeğin ta kendisiyle
İnsan buna da alışıyormuş
İnsan dayanıyormuş bütün gücüyle

Pişman çok pişmanım esasen
Ama çok korkuyorum ya reddedersen
..
Her günahın tadına dünyanın batağına
Batacağım kadar battım...

Konuşma isteği


Kendimi bildim bileli ilginç rüyalar görürüm.

Örneğin geçen gece, bir kedinin kalbini çıkardı bir adam önümde. Daha sonrasında kendimi bir akıl hastanesinde öğrenci bir grubun içinde buldum. Öyle merak ettim ki gezinmek isteğime karşı koyamadım. İndim en altlara, gördüğüm manzara çürümüş bedenler ve ölmek üzere olan ruhlardı.. Delirmenin tanımı buydu belki de bilinç altımda biryerlerde lakin korkunçtu. Birileri tarafından uzaklaştırıldım oradan. Kalbimde ve zihnimde öyle bir etki yarattıki bu görüntüler.. Öğrenci grubunun arasına döndüğümde ve onların gündelik-hayatlarına-gündelik-salaklıklarına devam ettiklerini gördüğümde.. ben gerçekten delirmiştim. Yüzümde bir maske vardı ve elimde kimbilir kaç ışık yılı sonrasına ait ilginç biçimsiz ve etkisi büyük bir silah.. Herkesi teker teker vurdum. Öldürdüm herbirini. Vicdan azabı duymadım tek bir an bile. Ama sona erdiğini.. Bütün bunların bir bitişin bir tükenişin bir hiçliğin ve en çok da bir gidişin belirtileri olduğunu ve yan etki olarak da kendimi bir ölü gibi hissedişim.. İntahar ettim. Uçtuğumu hissettim o çatıdan.. dibe vuramadanki o sınırsız özgürlük duygusu.. Kendimi ilk ve son defa huzurlu hissedişim.. Dibe çakıldığımda gülümsüyordum.

Genelde iyi-kötü etkilendiğim şeyleri görürüm rüyamda.. Saddam'ı, bir fahişe olduğumu, uzun bir süre gördüğüm uçurum rüyam hele.. Bunu da anlatmalıyım.

Kötü bir dönemdi ve kendimi gerçekten çaresiz hissediyordum.. Sonrasında her gece bir rüya görmeye başladım.. Bir uçurum vardı. Ve ben.. Ayaklarım ben hükmetmeden ilerliyordu uçuruma. Durmak durdurmak istiyordum fakat yapamıyordum birtürlü.. Her gece daha da yaklaştım uçuruma.. Bağırıp duruyordum fakat duyan yoktu. KİMSE yoktu. O rüyayı gördüğüm son gecemde.. Uçurumun ucundaydım. Ve bir kuvvet yeniden itti beni.. Gözlerimi kapadım.. Fakat açtığımda uçurumun üzerindeydim ve düşmüyordum..

İnsanlar hakkındaki korkularımı da görürüm.. Bu gerçekten korkunçtur.. Örneğin erkek arkadaşınızın sizi aldatmanızdan korkuyorsunuz. Ve gece uyuduğunuz anda o görüntüler geliyor aklınıza.. Yada bir ölümden. Bir yokluktan.. Herbiri..

Hayal dünyam fazla geniş sanırım.
Eh, öyle işte.

20091031

dıkşın


Peki ya küçücük çocukların ellerindeki -OYUNCAK- tabancalar?
Tabancanın oyuncağı olur mu?
Küçücük çocukların ellerine verilen -oyuncak- tabancalar.. ve diğerlerine doğrultuşları silahlarını, aynı zamanda şakadan da olsa acımasızlıklarını.. ve ardından ateşlemeleri .. ağızlarından çıkan bir "dıkşın" sesi ve birilerinin katledilmesi.
Ki bunlar bir can olmasa da bir silaha sahip oluşun verdiği güçlülük hissi -yani düşüncelerin katledilişi. Ki bu kötü. Çok kötü.

requiem for a dream

uzaklarda birileri intahar ederdi. ve hüznünü içerdik biz seninle. söylenmemiş sözlerini haykırırdık bir bir. onların acılarını alırdık kendimizinmiş gibi yaşar ve yazardık. en çok ölülerini severdik. yaşarkenacıtıyorlardıçünkü
bir bara giderdik. hiç tanımadığımız o çirkinlere o şişmanlara o acının dibine batmışlara özgü gözlerinde koca bir hüzünle yaşamaya çabalayanlara atardık laf en çok. sonrasında kavgalar ederdik. ağlarlardı çoğunlukla. ki biz her zaman yaralarının üzerine giderdik. çünküonlarıhepdahaçoksevdik. yaşayan yanlarını. yaşamsızlıklarını
koca bir şehir ağlardı sonra. içindeki karanlıkların farkına varınca. birileri intahar ettikten sonra ölmezdi. öncesinde zaten öylelerdi. ki acırdık. yaşamımıza ve yaşayamadığımız oncasına. bu şehre küfürler ederdik. bize güneşi göstermedi hiçbirzaman. bize yollar bahşetmedi. birkaç iklim ve coğrafya.. tıkılı kaldık koca bir yaşam boyunca.
biz seninle koca bir kadehe tıkardık bütün gözyaşlarını ve kesilen bileklerden akan kanları. insanların zehirlerini içerdik. sevgisizliklerini.
sövdük.
iplerde asılı kalan çamaşırların yalnızlıklarına sövdük, sokakların tozlarına, havadaki ağır hüznün kokularına, yere düşmüş bir çocuğun kanamamış yanlarına, iki aşığın birbirine bakışındaki duygusuzluğa, rutinlere, marketteki kasiyer kıza, simit satan amcaya, acılarını satan bir fahişeye, yapmak zorunda olduklarımıza, yapmamız gerekenlere, aylak ve ayyaş adımlarına bu şehrin, aylak ve ayyaş adamlarına, intahar etmeye meyilli roman karakterlerine, pollyannalara ve karamsarlıklarına, yaşamdan zevk alamayışlarına yaşayamayışlarına, siyasete, dine, tanrıya, bana, sana ve ona, en çok da onlara, yaşama dair yaşamaya dair her ne varsa! sövdük.

20091030

değişiklik

hey blogçum.

bana dönmek istedi. düşündüm düşündüm. ve düşündüm. eskiden olsa direk atlardım bu kelimelere. fakat öyle olmadı. düşündüm. onsuz yada birilerinsiz başkaları, en kıytırık en uyduruk adamlar bile yaşayabiliyorsa.. ben de yaşayabilirim dedim. iyi de gidiyordum gayet.. ama bana dönmek istedi. not göndermiş.. bir de en eski oyuncağını.
"bu benim en eski oyuncağım... Hep sakladım, kaybetmiycem dedim kendi kendime. İnsan bazı şeylerin değerini kaybedince anlıyor değil mi? Sende kalsın bu oyuncağım, birçok şey kayboldu aramızda ama bu sende kalsın, bu değerli oyuncağa bile layık değilim. Ona benden daha iyi bak..."
Kendime bir neskafe yaptım. Hiç sevmem bilirsin. Bir ilkti bu. Tadı da kötüydü gerçi. Sanırım kahvesini fazla tutmuşum. Hayatta herşey değişiyor. Ne de güzel değişiyor hem de.
Cumartesi İstanbul'a gitmem lazım. Gitmemlazım.
Nefes almak için..

Hoşça.kal.

20091028

götü tavanda/tabanda olmak

İnsanlara şaşıyorum. Nasıl bu kadar kendilerine güvenebiliyorlar? Nasıl kendilerini koca bir dünya olarak tanımlayıp sanki onlar olmasa bu döngü devam etmezmiş sanki onlar olmasa başkaları birer hiç'miş gibi davranabiliyorlar.. Ki bu tiksinti karışımı bir hayranlık uyandırıyor ben de. Böylesi bir özgüven..

Ki bende kırıntısı var mı bilmem. Neden olduğunu hiçbir zaman anlamadım fakat "ulan ben bu işte ustayımdır" "bunu benden iyi kimse yapamaz" gibi ben ciciyim-ben biciyim'li cümleleri hiçbir zaman kuramadım.

Örneğin bir hatun vardı eski sınıfımda.. Yürüyüşünden mimiklerine, konuşmalarından gülüşüne kızın her bir santimi özgüven kokuyordu. Onun yanında kendimi hiç iyi hissetmezdim. Sanki görünmezmiş gibi. Sanki hiç yokmuş-hiç olmamış gibi. Sanki bir-bok-değilmişim gibi hissederdim. Ne kadar cici bi kız olsa da bu yüzden sevemedim hiç onu.

Ki bu gerçekten rahatsız edicidir. Kendine güvenmek tabiki iyidir fakat aşırıya doğru atılan her adım tam tersine dönüştürüverir herşeyi.

İyi olduğum konular oldu. Fakat hiçbir derece, hiçbir madalya, bana "ben satrançta süperimdir, gel seni bi öpiyim" dedirticek güveni vermedi bana. Yada bana birçok kişi "hatun, sen iyi yazdın bunu" demesine rağmen kendimin yazabildiğini kabul etmiyorum bile.


İçimde kalmış. Bi yazıyım dedim.
Saygı duyuyoruz efenim.

gerginlik

"ümit en son kötülüktür, çünkü işkenceyi uzatır." Nietzche

gergin bekleyiş..
ya aynı olursa?
ya değişirse..
yapmayacağımşeyleriyapmayadevamediyorum

ama bu son.
yedi sayfalık bir mektup.. bütün bir yaşam hikayesi , umutlar ve umutsuzluklar.. ya aynı olursa.. ya değişirse.. yapmayaca.....
ama
bu
son

.


20091025

"...seni bir gün en yakının ele verirse eğer,
öğren susmasını ve ağlamamasını.
bir kavanozun içinde mavi bir gül yetiştir
her gün daha çok yaşayan
bir masalın ağzını kapat ve yat
geniş odalarda.
bir oksijen çadırında.
ona kötü bir şey olsun istedim.
bana aşık olsun istedim..."


-alıntı-

koyucu gerçek

"bitti" , 5 harflik bir acı yalnızca.. bir terk ediliş zamanını 10 geçiyor saat
kıvamı koyu acılar geziniyor avuçlarımda,


halbuki hep bir şizofrendim
seninle ayık iki sevgili olmayı özledim





20091019

.

izninizle, gebermek istiyorum.

beklenti

blogçuk naber? çok alıştım sana ben..
canım yandı yine.. soluksuz bir gece.
içmek istiyorum. fakat kafama denk birini bulamadım.. şöyle biri çıksa ya, birbirimizi tanımasak fakat dibine vursak içkinin, konuşsak ve sussak beraber..

20091017

tanımlanmaktan korkan en acı kelime: sensizlik


sensizliğe hiçbir harf eşlik etmiyor. bunu farkettim ben bugün. yalın kelimelerle tanımlanabilen bir acı bu. ben bunu bugün farkettim evet. üzülmelerine şaşıyorum. beni insandan saymıyorlar bir süre sonra. bir uzaylıymışım gibi, hepsinden farklı, nesli tükenmiş bir hayvanmışım gibi yahut hayatları boyunca kötü-kaka-öcü olarak tanımlayabilecekleri herşeymişim gibi bakmaları.. ve ürkmeleri aynı yoğunlukta aynı kelimeler ve aynı suçlulukla.

beni kelimelerimsiz bırakmayın demiştim. belki de hayatım boyunca yalvardığım tek konu oldu bu. yo, hayır, bir aşk hikayesi değil bu. bir siz/sız ekli intahar yalnızca.. beni bensiz bırakmayın demiştim. dinlemedi hiçbiri.

ama biliyor musun sevgili-lanet-olasıca-yerin-dibini-boylayasıca-şerefsiz, sensizliğe hiçbir harf zaten eşlik etmiyor. anlatmaya çabaladıkça yalınlaşıveriyor kelimelerim, eklerim en uzağa kaçışıveriyor senden daha çok ürküyorlar inan. ben bunu sanırım bugün farkettim. evet.

giderken götürdüğün bir şey var. belki bir ömür kalır sende. belki bir an sonra geri döner.. belki. ama ona iyi bak sevgililanetolasıcayerindibiniboylayasıcaşerefsiz. sana ait son parçam o.. bana ait son parça o.

el-ve-da.

20091016

asosyalite

selam blogçum. naber? ben fena değilim. yada kötüyümdür. bilemiyorum.

iki adım ötemde benim sahip olmak isteyebileceğim herşeye sahip olup bunları hiçbirşey olarak gören insanlar var ve ben hiçbirine ulaşamıyorum. iki adım ötemde belki de tanısam kaynaşsam bütün bir dünyam olucak insanlar var ve ben hiçbirine ulaşamıyorum. bir merhaba diyemiyorum. bir nasılsın diyemiyorum. kıramıyorum şu beni benden uzak herşey yapan kabuğu. kıramıyorum dış dünyaya ördüğüm o duvarları.. geçemiyorum bir adım öteye. canım acıyor be blogçuk.

arkadaşlık kurabilmeyi yeni baştan öğrenmem gerek.
unuttum çünkü.

20091015

bok yemek

ne diye çabalarsın ki ne diye olmayan şeyleri olduracağını sanarsın ki!

tüm bu gizleri kimselere açamazken, en yakınım dediğim o lanet olasıca hepsinden saklarken tüm bunları ne diye bozarsın ki!!

ne oldu, başın göğe erdi dimi.

lanet olsun ezgi.

tek yaptığı birşeylerde kusur bulmak, birşeyler için hesap sormak, tüm bunları ne ara yaptığımı irdelemek ve bana tavır yapmak!!! tek bir kelimemin tüm bu hislerin tüm bunların... anlatmaya çalıştığım tüm bu lanet olasıcaların tek bir anlamı yok! anlamıyorsun dimi salak ezgi!

lanet olsun!

gömüldüm içimde biryerlere yine. ne ara başımı çıkarıp soluk alabilirim bilmiyorum. fakat canım yanıyor... sadece.. keşke beni anlasa... keşke-bunu-anlasa..

boşversenize.

20091014

korku


biliyor musunuz? yakında insan sevgisi sıçabilirim. bundan korkuyorum.

bugünminibüsteyanımaoturankız


bugün, minibüste yanımda oturan kız, bana niye öyle ürkerek baktığını biliyorum. biliyorum, ben de en az senin kadar korkuyorum tükenmiş halimden, tavırlarımdan.. sözlerine cevap veremediğim için özür dilerim. ama gözlerine bir an baksam ölürdüm, anlıyor musun! gözlerindeki o lanet acımayı görseydim... yalnızca ölürdüm. anlıyor musun yanıma-oturan-kız.

senden yana bakmayışım bu yüzdendi. normalde bu kadar kaba biri değilim. gerçekten. özür dilerim senden.

sana nasıl anlatabilirdim ki. bir an sadece omzuna başımı koymayı ve hıçkırarak ağlamayı dileyişimi.. seni hiç tanımasam da beni konuşmaya değer görecek kadar değerli bulduğundan en azından, sadece bunun için bile sevdiğimi... sana nasıl anlatabilirdim ki onların beni yaralayışını.. en yakınlarımlayken dahi bir yalan oluşumu yalnızca.. bir maske. bir sahte oluşumu.. sana nasıl anlatabilirdim ki saatlerce bir parkta oturup o minik çocuğun masumluğuna özenişimi... o minikle dahi gözgöze gelmekten içimin boşluğunu görecekler diye korkudan ölüşümü... sana nasıl anlatabilirdimki bir şarkıda bir resimde bir romanda tıkılı kalmak istediğimi ve yalnızca bir imge olmayı dilediğimi simge olmaktansa.... sana nasıl anlatabilirdimki, olmayan insanlarla konuştuğumu, onlara bağırışımı, haykırışımı... nasıl anlatabilirdimki o iğrenç dokunuşları.. o iğrenç yalanları.. o intaharları. söyle bana ne olur.. nasıl anlatabilirdim..

bugün-minibüste-yanıma-oturan-kız, bana ne dediğini içimdeki çığlıklar yüzünden duyamadım sadece.. gözlerine yüzüm olmadığı için bakamadım sadece.. affet sen beni. kimselerin yapamadığı benim hep yaptığım gibi. affet.

20091013

gerçek

tüm bunları bırakıp gitmek geldi içimden. kendimden sıkıldım. kelimelerimden, mutsuzluğumdan, yazamayışımdan. en çok ondan... bir an bir ayna aldım elime, uzun zaman sonra hem de, ne kadar çirkin olduğumu duyumsadım. bir çift kahverengi göz, kimi yeri yalancı insanlar gibi kıvrılmış bükülmüş, kimi yeriyse o çok saf-temizler gibi dümdüz-sıradan. bedenimin kaba hatlarını, şeytan tırnaklarımı, sosis parmaklarımı, hüzünlü gözlerimi, ince pembe dudaklarımı, herşeyimi gözledim. tüm bunlardan nefret ettim. siyahtan. yaşamdan. insanlarımdan. sonu gelmez düşünceler ve düşlerimden. dayatılmış fikirlerden ve hedeflerden. arabalardan. sokaklardan. kitaplardan. yıldızların parlaklığından. sütün beyazlığından. göremediğim yerlerden. tanımadığım insanlardan. başkalarının acılarından. hüzünden. sevgiden. hepsinden... tüm bunları bırakıp gitmek geldi içimden...

kendime dönüşüm olur kendimden gidişim, biliyorum. kendimi bir yerlerden atsam, sahiden, mutlu olurdum.

başaramayacağım şeyleri umut etmekten yoruldum..
yazmaya çalışmıcam artık. bitti.

20091011

öylesine..


gri renkli bir gökyüzü soluyordu bedenimi. uğrak bir caddenin eksik insanlarını gözlüyordum. bir ses böldü düş-üş-lerimi.
-neyin var?

-..
-iyi misin?

-..
-beni duyuyor musun?

-..

-niye susuyorsun??!
-..
-konuşsana!!

-.. bunu niçin yapayım?

-sadece iyiliğini istedim.

-anlatsam kaldırabilir misin sanıyorsun? bir insanı çırılçıplak görmeyi, hiç acı çekmemiş bir bakirin buna dayanabileceğini mi sanıyorsun? sen, sen beni intaharlarımdan alıkoyuyorsun. beni yaşama bağlayarak, o lanet olasıca soruların ve meraklarınla. Peki, beni gerçekten düşünüyor musun? hayır. daha iyi bir insan olmak amacın, dünyaya ve kendine ve aynalarına bunu haykırmak! ben bugün ne yaptım dediğinde yatmadan önce, bunu anımsamak ve huzurla gözlerini kapatmak!! tüm bunları beni düşündüğünden mi sorduğunu sanıyorsun! lanet olsun. hiçbir anlamı yok!

-..

-neyin var?

-..

-iyi misin?

-..

-beni duyuyor musun?

-..

-niye susuyorsun????!

-..

-konuşsana!

-.. özür dilerim.


onu ittiğimi anımsıyorum. tüm bu insanların çok şey bildiklerini sanıp aslında hiçbir şey bilmeyişlerini, tüm doğru varsaydıklarının en yalan yanlış şeyler olduğunu, tabularını, duvarlarını, ve o-kendilerini-çok-mükemmel-sanışlarının iğrençliğini onlara bir bir anlatmak istiyordum! fakat gücüm yoktu. damarlarımdaki kan dahi eksik akarken ve yaşam adına değil ölüm adına umutlar biriktirirken bir bir.. tüm bu insanları tüm bu sokakları tüm bu yalnızlıkları tüm bu yaşamları olancalığıyla sevmek için çabalarken... onlar beni sadece yargılıyordu.


gri bir gökyüzü sarmıştı bedenimi. gözlerimde bir sis bulutu.. sevmekten usanmış bir kalp, birbirinden ayrı iki kol düğmesi gibiydik içimdeki ben ve o. arasam, bulamayacağımı bildiğim, ve sadece çıkarları için ve kadar beni sevmiş o hasta adama aitti ruhum. ne zaman söküp aldığını anımsayamıyorum. fakat benim de bir kalbim vardı.


insanlar benden ürkmeye ve kaçmaya başlamışlardı. sanırım, onlar gibi görünmeyişimdi sebebi. bedenimi onların markaları sarmıyordu. dedim ya, çırılçıplaktım. onların en değerli gördükleri şeyler gözümde yoktu bile. en son ne giydiğimi düşündüğümde bulamadım. bir bara rastladım, en derin köşelerden birinde. dibine dek batmıştım. ruhumu bulmam ve kalbimi saklandığı köşeden çekip çıkarmam ve o hasta adamdan bir ömür kurtulmam yani ya onu ya kendimi vurmam gerekiyordu. içtim. ürkekçe ve cömertçe bedenime ödedikleri para için minnet duydum o kaybedenler-barındaki her bir adama. dokunmalarına izin vermedim. ısmarlama aşklar içtim mesela, bir votka dibinde bir hüzün yakaladım. biraz da rakı koydum bardağıma. en büyük hazzı ondan aldım. sevecen bir gülümseyişti bu. samimi.. minnet duydum. bedenimin yarattığı tüm yansımalar için. hala var sayılabildiğim için. her birine bir öpücük kondurdum gitmeden önce. iyiki vardınız dedim. ve gittim.


kendimi hiç tanımadığım bir yatak odasında tanımadığım bir beden yanında bulduğumda, bekaretini kaybetmiş o toy kızlar gibi, bir ürperti sardı içimi, yanımdaki beden sıcacıktı, ve korumak ister gibi örtmüştü beni sanki. neler yaşadığımızı anımsayamadım. fakat onun o uğrak caddedeki yalnız olduğunu anladığımda, pek çok şey için çok geçti. bunu neden yaptığımı hiçbir zaman anlayamadım. fakat ona minnettardım. kalktım. ve o adını dahi bilmediğim uğrak caddenin yalnız adamının giysilerine büründüm. gecenin bir yarısıydı. bir karı kocaya rastladım, bir orospuya, yalnız bir adama, yaşlı bir amcaya, mırıldanan bir kediye, soysuz köpeklere, alkoliklere rastladım. ve vedamı ettim içten içe.. ait olamamanın, biryerde birilerinde kalamamanın, birilerini çok sevmenin ve karşılığını görememenin, birkaç kareye takılı kalıp ötesine geçememenin, hayatın yalancı ve sahte melodilerinin, karmaşık kelimelerin ve o hiç anlamamış lanet olasıca uğrak cadde insanlarının acısını içimde duyumsadım.


kendimi, bir çatıdan attığımda, herşey için çok geçti zaten.

bir kuş kadar hür, bir hayvan kadar insandım..

sevişmeye aç, acıya tutsak, yalancı adamlar ve kadınlardan çok uzaktım..

ve mutlu..
mutlu..

sor(g)u 2

-dokunma!
-neden?
-acı veriyorsun.
-halbuki sevişmekten zevk aldığını düşünürdüm.
-o, ölmeden önceydi.
-??!

birini aldatmak, sizce, kötü bir şey midir?
peki, ya sizi hiç anlamamışsa?

evliliğin insanların hayatında bir dönem-bir rutin-bir kesinlik-bir hedef-bir hayal oluşu o kadar saçma ki. her insanın kaldırabileceği birşey değildir ki bir ömür birine ait kalmak-sahip olmak. her insanın dayanabileceği, her insanın yaşayabileceği birşey değildir ki bu.
düşünsenize, öyle bir insan çıkmalı ki karşınıza, hayır hayır ortalama bir sevgiden bir histen söz ettiğim yok, öyle biri çıkmalı ve öyle bir şey yaşatmalı ki size, bir ömür onun olmak isteyesiniz. bir ömür yanında kalmak isteyesiniz.
peki, gerçekte bu nasıl işliyor? insanlar 20lerine geldiklerinde evlenme çağına gelmiş oluyorlar ve ortalama bir ilişkinin sonucu dahi evlenmeye vardırılabiliyor. peki ya sonrası? mutsuzluk? boşanma?
ne gerek var peki? olmadığımız gibi davranmamız, kendimiz gibi karşımızdaki insanı da mutsuz yapmaya çalışmamız neden peki? toplum baskısı mı, yalnız kalma korkusu mu, yahut evde kalmış olarak yaftalanma karabasanı mı? neden gülemiyoruz tüm bunlara, neden "komiksiniz" deyip geçemiyoruz? ne gerek var ki tüm bunlara?
evlilik, bu derece basit birşey değildir bence. hayatınızı paylaşmak, aynı yastığa baş koymak, aynı sofrada karnını doyurmak, aynı yorgana sarınmak, aynı faturalar için aynı çabayı harcamak, aynı sorumluluğu yüklenmek, aynı şekilde ve hep sevmek..
insanların hiçbirşeyi gerçekten düşündüğü yok. belli tabular var. belli insanlar var. ve bizde onların ruhsal yahut cinsel tatmincileriyiz sadece.
peki ya o çok büyük hayallerle bir yuva kurduğunuz adamın ruhunun hastalıklı olduğunu öğrenişiniz? peki ya anlamıyorsa? peki ya tek bir an bile sizi düşünemiyorsa?
sizce aldatmak kötü bir şey midir?
bence öyledir.

sor(g)u


aynalar ne kadar dürüsttür sizce?

ayın kıvrılmasından korkmak

Yağmura çok teşekkür ederim
Bu gece yalnızca cesedime yağdı

Bana bir şey olursa diye korktum
Seni birkaç saniye düşünürsem;
Düşünürken üşürsem diye korktum
Oturup siyah portakallar yedim
Oturup korkunç kitaplar okudum
içimde bir sıkıntı gibi cinayet
içimde bir sığıntı gibi telaş
içimde felaket gibi bir merak
Hislerimin uzağına düştüm, şimdi çok üzgünüm
Şimdi çocukluğumun da uzağına düştüm
Daha da düşersem diye korktum
Seni birkaç saniye düşünürsem;
Ay kıvrılırsa diye
Kan kıvrılırsa diye
Can sıçrarsa diye ölürken bir yerlere,
Daha da ölürsem diye korktum
Seni birkaç saniye düşünürsem;
Sessem, sersem bir heceysem eğer
Seni bir kelime edersem diye korktum
Seni kötü bir cümlede kullanırsam
Adını söylerken takılırsam, yanlış telaffuz edersem
Böyle bir günah işlersem
Tanrı affeder diye korktum

Yağmura çok teşekkür ederim
Bu gece yalnızca bu şiire yağdı

Saol aşkım
Saol kırık kolum, kesik bileğim, kırık yüzüm,
Kesik geleceğim, kırık sonsuzluğum

her şeye rağmen
yağmura bulanmış, güzel bir yazdı



-küçük iskender



rutin

hmm, romantikleştim bu ara sanki. canımı sıktı bu durum.

FlashForward'in ilk bölümünü indirdim geçen gün. İzledim. Fakat bir karar veremedim henüz. 2.bölümüne bakıcam, öyle anca (bireh)

Lost'tan sonra hiçbir dizi kesmiyor ki artık. Sahi, özledim çok.

Şimdi de ders çalışmak zorundayım. Hayat ot gibi bok gibi. Sanki birilerini tatmin etmek için varlığımız. Bir çeşit mastürbasyon.

Yakında düzgün birşeyler de yazıcam, hiç merak etme blogçum.
Öperim seni.

karanlığın ihtişamı


Karanlığın insanı delirten bir ihtişamı vardır
Yıldızlar aydınlık fikirler gibi havada salkım salkım
Bu gece dağ başları kadar yalnızım

Çiçekler damlıyor gecenin parmaklarından
Dudaklarımda eski bir mektep türküsü
Karanlıkta sana doğru uzanmış ellerim
Gözlerim gözlerini arıyor durmadan
Nerdesin?


bunu mırıldandım durdum bütün bir yolculuk boyunca.. gülümsedim.. tanıdık bir yüze rastladım, tanımazlıktan geldim. tanımadığım oncasını seyrettim, yüzlerini kazıdım içime, yalnız adımlarını, minik soluyuşlarını, zehirli bakışlarını.. her birine bir parça değer verdim. delirten yanlarıyla hayatın, gözlerim aradı seni. sen dedim. sen.. nerdesin?

sen, ben, o


sen, ben, o. hastalıklı bir tanrının yalnız kulları.
peki, ya tanrılaştırdığımız tüm o insanlar? onlarsız öldüğümüz, kendimizi birer "hiç" hissettiğimiz, dibine dek sevdiğimiz, belki de aşık olduğumuz, kalplerimizi ardına dek açtığımız ve ellerine koca bir silah dayattığımız: hadi, vur beni, diye bas bas bağırdığımız, peki ya tüm o en değerlilerimiz?

sevgi ve aşk çok başka tanımlardır. insanlar bazen bu ikisini özdeşleştirirler. fakat yanlıştır. sevgi, hakedene verilir. sevgi emektir. sevgi, tükenebilen birşey değildir, sevdikçe yaşar sevdiğiniz kadar nefret eder ve sevginiz ölçüsünde de sevilirsiniz. fakat aşk, aşk çok başkadır. aşkın hakettiği yada haketmediği birşey yoktur. o bir an önce yok, bir an sonra var'dır. durduramazsınız, gözlerinizi kapayıp kulaklarınızı tıkayıp kendinizi en derin sandıklara da kapatsanız, üstüne kilit de vursanız, unutamazsınız. içinizde bir yerde ve damarlarınızda sürekli etkin bir halde dolaşan bir hastalıktır aşk. bir tutkudur.

en utangaç bakireleri en ihtiraslı kadınlara, en hoppa erkekleri bir sadık'a dönüştürür aşk. aşk bir karşılık beklemez. aşkın bir sonu yoktur, o kişi, beyninizde ve kalbinizde hapsolur, çıkamaz hiç. sevgiyse etkisiz eleman gibidir bazen, bir anne sevgisi, bir eş sevgisi, bir babanne sevgisi, nasıl "nasılsa var" diye düşünülüp hiç üzerinde durulmayan birşeyse, aşk tam zıttıdır, en küçük bir belirti bir yaşam sebebi, en küçük bir umutsuzluk bir mutsuzluk sebebi..

bazen düşünüyorum. tüm bu tanrılaştırdığımız insanlar, aslında hiçbiri, hiçbirinin birşeye değdiği yok. sanki, uyuşturulmuş ve ezberletilmiş insanlar sanki robotlar gibiyiz. sevgilerimiz mekanik. aşklarımız aşk değil. herşeyimiz gösteriş. hiçleri her herleri hiç yapıyor ve bunu marifet sanıyoruz. bizim gibi olmayanlara tepkimiz büyük. bizim gibi olanlaraysa sevgimiz.. neden herşey bu derece abartılıyor?

haydi, lanet olsun, adı hayat değil mi bu yaşadığımızın? bir an önce var, bir an sonra yok, değil mi? niye duruyoruz öyleyse? niye koşup gitmiyoruz en sevdiklerimize, niye haykırmıyoruz, niye su-su-yo-ruz allah aşkına? bizi tutan ne? gururumuz mu? siktirip gitsin.

hastalıklı tanrıların yalnız kulları.. birine "iyiki varsın" demeyi çok görmeyin, ne olur.. bu iki sözcüktür herşeyi güzelleştiren, bu iki sözcüktür birşeylere tutunma şevkini veren.. bazense, yaşam için bir umuttur.. bunu kimseye çok görmeyin ne olur.. aşık olun, sevin, istiyorsanız aldatmış olun, terk etmiş olun, dünya üzerinde bir melek yahut şeytanın bir başka yansıması olun, ama lanet olsun, dibine dek batmış da olsanız, göklerde de uçsanız, şu lanet olasıca ve 3-5 harflik 2 kelimeyi kimseye çok görmeyin... ne olur.

aşk sadece bir ihtimal.. benim için.. ne olmadığını bildiğim birşey en azından. kalanıysa ihtimal. birini sırf güzel diye, birini sırf havası parası bilmemneyi var diye, birini sırf görüntüleri için istemenin, aşk olmadığını biliyorum en azından. 16 yaşımdayım ve beklentim şuan bile bu değil. inanın bana hiç olmadı. belki çok çok güzel biri olmadım hiç, kabul. kabul, belki öyle çok çok mükemmel biri de olmadım. ama olsaydım da böyle birşeyi isteyemezdim. biliyorum. bu bana öyle çirkin ve öyle çocukça geliyor ki.. çevremde bir ton var böylesi, 3-5 gün çıkıp birbirini sonrasında tanımayan.. ve değer yargıları sadece güzellikle sadece çekicilikle ilgisi olan. biliyor musunuz? acıyorum.

neyse, ne diyordum ben. heh.
iyiki varsınız.

20091010

*


"Yakından bakınca kimse normal değildir."


20091004

çelişki

çelişiyorum.

iki farklı ben olmak tüm bunların sebebi. hangisinin ne ara başrole geçeceğini bilemiyorum. değişkenliğim ürkütüyor herbirini. sonrasında benden kaçıyorlar. halbukibenonlarıçoksevmiştim

çelişiyorum.

mutluluğun mu hüznün mü temel olacağını bilemediğim bir hayat gibi. romantikleşiyor kelimelerim. noktaları virgülleştiriyor virgülleri noktalıyorum, sonlarıiçimiacıtıyor

çelişiyorum.

insanları sevmek ve sevememek arasında sıkışıp kalıveriyorum. bazen özgüven dolu haller takınıyorum aynalarımda, kendime dair son çizgilere bakıp "işte bu benim" diyorum ve sonrasındaysa yok oluyor bedenim. siliniyorherşey

çelişiyorum.

o'na duyduğum aşk tüketiyor ruhumu. onunla geçirdiğim her saniye boynumda bir iple ölümü bekliyorum. sonrasında farketmiyor hiçbirşey

çelişiyorum.

hayatımı tükettiğim her mekan her yaşamdan tiksinerek. her anımı her nefesimi boşa geçmiş farzederek. bazen çok sosyal bazense asosyalleşerek. dibine vurarak unutmaya çalışıp unutamayarak

çelişiyorum.

yüksek dozlu terkedişler birer intahar gibi asılı kalıyor hayatımda. bekliyorum her birini. bir yolda bir insanda bir yaşamda katlediyor herbiri minicik bedenimi

çelişiyorum.

gerçekle hayalin sınırları bulanıklaşıyor. bir şizofrene dönüşüp jane eyrelerle raskolnikovlarla yaşıyorum ömrümü. biri beni vuruyor diğeriyse döndürüyor yaşamıma. hüzünleniyorum

çelişiyorum.

başka insanların sevişmelerini hayal ediyorum. birbirlerine ürkekçe dokunuşlarını, tüketmek istememecesine birbirlerini soluyuşlarını, sevmelerini kıskana kıskana hem de

çelişiyorum.

yaşamdan her saniye daha fazla ürkerek, kendimi bir gerilim filminde korkunç bir sonu beklerken bularak hem de, bir psikoloji romanındaki intahara meyilli karakterlerle içkinin ilacın dibine vurduğumuzu hayal ederek hemde

çelişiyorum.

delirmekten her saniye korkarak ve tüm o akıllı insanların akılsızlıklarına kıçımla kahkahalar atarak. ve sonsuz bir akışın takipçisiycesine gözlerim gide gele bütün bir hayatın önünde, acılarımdanürkerek

çelişiyorum.

yüksek sesli bir müziğin melodilerinde eriyip giderek

çelişiyorum.

insanların sesleri silinikleşerek varlıkları belirginleşerek yoklukları gözlerimde büyüyerek

çelişiyorum.

bir bedende iki ruha bölünerek...

yaşamaya.. çalışıp.. ölerek.. çelişiyorum.

20090926

öylesine*

müzik, yüksek sesli olmadıkça tat vermiyor efenim. bunu farkettim ben bugün.

kendimi derslere verdim. mp3+kafein+yapılabilir kolaylıkta bir test kitabı. e daha ne olsun? düşünmemi engelliyor en azından. böyle hayallere dalıyorum. kendimi bir sahnede hayal ediyorum. hayranlarım çoşuyor sesimle ve sessizliğimle. beraberdeliriyoruz. hoplayıp zıplıyorum hayatı siktir ediveriyorum. buradan çok çok uzaklarda.. karanlık bir coğrafyada. ve sahnede. ve hayranlarımla. sesimle. sessizliğimle. ve delirerek.. kendimiunutuyorum. ta ki bir ses çıkagelene, beni elimde bir kalemle ayakta ağzım burnum yamuk bir halde bir son hecede takılı kalmışken ve mırıldanırken en mahrem melodilerini hayatın.. biri yakalayıncaya dek.

anathema dinleyip karmaşık sayılar çözmek? komik miyim. öyleyim. gözlerimdoluyoryalnızsonraşştdiyorumkendimevedevamediyorum
karmakarışıkhayatımdansilkinmeyekarmaşıksayılarsayesinde

aklımdan birileri hiç çıkmıyor. minibüsteki o adamı düşünüyorum mesela. bana ikram ettiği ekmek için teşekkür edip red cevabı alınca, önce alınıp sonra üzülüp daha sonra da "ekmek poşetten su gölden, nası konuştum ama, süper konuştum" diyen adamı. kıpkırmızı olup gülümsedim ve bir an önce minibüsten kendimi atmak istedim.

ne yapmaya çalışıyordu o adam? beni düşüncelerimden ve koca bir intahardan alıkoymuştu. kendimi yeniden öldürürken bir yolculuk ikliminde daha, o adam bunu durdurdu o saçma sapan kelimeleriyle.. bunasevinemedimbile. maskesiz hissettim bir an ve boşluğuma geldi bildiğin. utandım. rengimin kırmızıya çalması bu yüzdendi. çırılçıplak hissettim o koca kalabalıkta kendimi.



lalalala öyle işte blogçuğum.

arada yalnızlığımı anlamamışım,
üşüyorum..

20090918

X

'Ölüsün' dedi doktor. Ama yine de ona inanamıyorum, çok pozitif baksam bile.
'Olabileceğin kadar ölüsün işte.'
Beni hayalkırıklığına uğratıyorsun. Senin, 'benim en iyi düşmanım' olma kabiliyetinden kesinlikle eminim.
Uyan ve yüzleş benimle. Ölüyü oynama. Çünkü bir gün gideceğim ve şöyle diyeceğim;
'Beni hayalkırıklığına uğratıyorsun.' Belki böylesi daha iyidir.
Soğuk, oturdum burada, düşünüyorum. Senin ne olduğun veya olabileceğin hakkında...
'Benim en iyi düşmanım' olmak senin hakkın ve kabiliyetin.
Hadi. Hadi ölüyü oyna.
Bunu duyabildiğini biliyorum! Hadi ölüyü oyna!
Niye yüzleşemiyorsun benimle? Beni hayalkırıklığına uğratıyorsun!

20090913

~ben-bunu-nasıl-yaptım


ben bunu nasıl yaptım
nasıl katlettim size dair son çizgileri
eriyip bittiniz gözlerimde birkaç damla yaş, evet, izledim
siz bittiniz
sonsuzlaştınız herbiriniz birkaç mermerle çevrelenmeye gerek görmedi bedeniniz
sizi ben öldürdüm

kalbimden fırlayan acılar delip geçti göğsünüzü
ben bunu nasıl yaptım?
nasıl katlettim sizi?

birkaç şişe var burada.
kiminin tadı kırmızı, kiminin rengi mayhoş

içsel dünyalar barındırıyor bu şişeler diplerinde

çok büyük acıları var

bu şişe çok kırılgan, bu dünyalarsa fazla cam

ben sizi öldürdükçe ve siz öldükçe
varlığınızın siyahı oldu yokluğunuzun beyazı
sizse in-san-laş-tı-nız.
kelimelerimi katleden herbirin
izden
küçük miraslar edindim kendime,

en çok sizi vurdum acılarımla ben.

damarlarımda acı-ma-sızlığınız
siz beni çok acıtmıştınız.
küçük kadınlar kalıyor bana geriye,
beni aldattığınız,
canımı yaktığınız tüm o kadınlar

çocuklar dolaşıyor sokaklarda

kimbilir kimlerden peydah acılarla

bir adam ağlıyor onu terk eden güzel sevgilisine
-halbuki o çok çirkindi.
-
bir ninenin göğsü inip kalkıyor, bellli ki yorulmuş

herkesten sakladığı koca bir hastalıkla,
bir genç kız geçiyor önümden, boyanmış parfümler sıkınmış
-ilk buluşması..
-
bir orospu bekliyor müşterisini,

çok davetkar acıları var

hüznü tahrik ediyor

lanet olasıca birkaç varlığın yokluğu mu bu
şişelere batıp boğulmamın sebebi

ben beyaz ölümler seçiyorum kendime
en kalitelisinden

en büyük paraları acıttığınız her yanıma ödüyorum
ve o yanlarımı bir bir satıyorum

okşuyor tüm o doyurulmamış adamlar eksik yanlarımı

bunu bir marifet sanıyorlar.

canları yanıyor.

kendimi hiç tanımadığım evlerde görüyorum

birkaçı şişeler sunuyor

birkaçı kahveler

bazısı yüzüme bakmadan kovuyor

kimiyse muhtaç varlığıma, bırakmıyor

fakat hepsinin ayrı bir hüznü var
canımı yakıyorlar

yeni evli bir çifte rastlıyorum

ne taze heyecanları

bir de onlarca sene evli kalmışları,

onlarsa tükenmiş

kimbilir ne zamandır sevişmiyorlar

acıları nüksetmiş yine çok eski bir tarihte aldatılan

fakat masum bir bebeğe peydah olan büyük bir aşktan

yan evdeki küçük kızsa okumayı öğreniyor

babasıysa onu her gün dövüyor

babası zalimdi zaten,
o küçük kızı her gece severdi

kızsa ağlamakla yetinirdi
birgün intahar ettiğinde,
birtek kedisi şaşırmadı bu işe


ben bunu nasıl yaptım?

nasıl katlettim size dair son sevgilerimi

haketmediniz hiçbiriniz 4 bir duvara sarınmayı
ve mezarınızda çiçekler solumayı

siz gömülmeyeceksiniz

ve acılarım göğüslerinizde saplı kalacak

uğraşacaklar fakat çıkaramayacaklar


çünkü geçmiyor...

çünkü bitmiyor...

sizi öldüren bendim.

benbununasılyaptımsahi?





~~13.09.09, ezgisel*

20090910

~birkaçtutamnefret

-haftaiçi her gün dersanede sürünmekten nefret ediyorum. (yarın da var. evet, birazdan intahar edicem.)
-lise adlı kendini gösterme, popüler olma çabalamaları içindeki, özenti dolu ve "ay kıçım açıldı, ben süperim" tarzındaki sıfatsız, çapsız kişiliklerden oluşan topluluktan nefret ediyorum.
-insanların birbirlerinin hangi dilden hangi ırktan hangi siyasi görüşten yana olduklarını merak etmelerinden nefret ediyorum. (sanane be kardeşim?)
-kızların birbirlerine aşkım demeleri beni çok rahatsız ediyor.
-haksızlıklardan ve haksızlık yapanlardan nefret ediyorum.
-kırmızı tırnaklı kızlardan nefret ediyorum.
-sırf dikkat çekmek için yüksek sesle gülen peynirimsi hatunlardan da nefret ediyorum.
-ebatı ne olursa olsun bir topluluk içinde/önünde görünmez olmayı dilemekten nefret ediyorum.
-okulun popüler erkek ve kızlarından nefret ediyorum.
-kişisel gelişim kitapları gerçekten çok sıkıcı.
-anne ve baba'nın beni aramasından nefret ediyorum.
-popüler kültürden tiksiniyorum. ("aşkımm edvııırt" evet, bu beni öldürüyor.)
-özenti bir kızın elinde çok sevdiğim ve çok bilinmeyen bir kitabı görüp içimden hakkındaki değerlerimi gözden geçirmeyi düşündüğüm sırada "nereden biliyorsun sen o kitabı?" soruma "bella okuyor diye okuyorum" diye cevap verip beni intihar aşamasına getirmesinden nefret ediyorum.
-emir verilmesinden nefret ediyorum. (yapacağım varsa da yapmam arkadaş.)
-"ben çok güzelim "ben çok ciciyim" zihniyetindeki götü tavanda gezen hiçbirkimseyi sevemiyorum.
-bazen o'ndan nefret ediyorum..
-hiç gitmem diyip gidenler çok canımı yakıyor, tiksiniyorum.
-insanlara sınırsız değer vermekten, kendimi hiçe saymaktan onlar için, gebersem haberi olmayacak kişiler için hayatımı seve seve verebileceğemi hissetmekten, tüm bunlardan nefret ediyorum!
-hep haklı olduğumu düşünmem ürkütüyor beni.
-kendimi -hiç- gibi hissetmekten nefret ediyorum.
-faşist zihniyetlerden tiksiniyorum.
-doğru ve yanlış gibi kavramlarım yok. doğru ve yanlış diye birşey yok.
-gözlerimdeki oralara biryere sıkıca tutunmuş hüzünden hoşlanmıyorum.. benikorkutuyor
-olduğum gibi olamamaktan ve beni bu hale getirmiş olanlardan nefret ediyorum.
-hep başka bir yaşamı düşlemek canımı yakıyor.
-herşeyde bir şiirsellik bulmam ürkütücü.
-neden? sorusundan.
-sonu gelmez mutsuzluğumdan nefret ediyorum.
-ve yapayalnız oluşumdan..
-anlaşılmamak, anlamamaları canımı acıtıyor.
-nefret ettiğim oncasını en çok onları düşünmemden, ve sevmemden.. (benkocabiraptalım)
-tüm bu sığ(ın)amayışlardan
-yalakalardan.
-insanların sırf artizlik için sigara tüttürmesinden.
-filmlerin mutlu sonlarından.
-dişçiye gitmekten.
-ve doktora gitmekten.
-suratsız insanlardan (ben hep gülerim!)
-çok içtiğimde noktanın bir başkası tarafından konulmasından..
-hayatta hiçbir isteğimin olmamasından (bubeniçokürkütüyor)
-yazmak isteyip yazamamamdan.
-huzursuzluğumdan..
-bir dost dilemekten sadece..
-başkalarının psikologluğunu yapmamdan
-ve noktalardan.
-onun bana söylemiş olduğu her kelimeden her harften...
-ceren ve pelin isminden (canımı en çok yakan 2 kadın.)
-annenin mızmızlığından (ben asla böyle bir kadına dönüşmiycem.)
-tikilerden.
-yapmacık hareketlerden.
-insanların kendini birşey sanmalarından
-küçümsenmekten
-bu derece nefessiz kalmaktan hayatta... (öyle birşeydir ki bu, bilemezsiniz. yatağınızda, yüzüstü saatlerce kımıltısız yatmak, tek bir noktaya sabitken gözleriniz, kalbinizde mutlak bir acı, gözünüzden bir damla yaş bile düşüremezsiniz. evetbenbuderecetükendimvebudereceyokbirvar'ımben, bunuönemsemeyiniz)
-ben.. bu derece sevmekten.. evet.. en çok bundan.. herkesi, hepinizi.. -bunukimanlayabilir
-neskafeden (evet, ben özel bir insanım)
-resim çekilmekten
-sürekli birilerini birşeyleri düşünmekten
-delirememekten
-o'nun çocukluğundan
-keşkelerden
-alınganlıklardan
-abartılardan
-abazalardan
-onu takip etmemden
-eksikliğimden...
-ve çoğu kez, kendimden...
-ve bütün o kelimelerine rağmen olamayışları yüzünden o'nlar'dan nefret ediyorum.
-ve o'ndan.
-ve o'ndan.
-ve o'ndan...
-hepsinden.






ne hazin.

20090904

~yaşamak, dedi, tek marifetiniz -biraz özen gösteriniz.

"evet söyledi
ya da ben duydum
duyduğuma göre elbet bir ses söyledi bu söylendikçe usulen söylenir olan sözleri.
evet duydum söyledi
her duyduğumda ağladım
pek çok ağlayışım sırasında duydum.
kalbim tutanak tuttu duyduklarıma
soruldu, dedi, cevap alındı
yaşamak, dedi, tek marifetiniz -biraz özen gösteriniz.
zulüm kimse zalimlik yapmayınca biter -mazlumlar dahil, dedi.
ama yapmayın, o daha bir çocuk, dedi tanrı..

ya gördüm neyleyim
insanlar vardı duvarın içinde.
ya ben hep duvara konuştum
ya da duvar değil konuştuğum, içinde insanlar var.
nedense beni anlasın istedim içinde insan olan duvarlar.
bilmiyorum,
belki de ben gerçekten delirdim
onlar haklı belki de.
içinde değil duvarların insanlar
sadece arasındalar..
"

çok küçük bir kızken dahi, bu kelimeler öylesi işlemiştiki içime.. Hiç unutamadığım oncasının arasında belkide beni en iyi anlatanlardan.. kendimi korumak adına ördüğüm duvarlarım, şimdiki uzak kalışlarımın sebepleri..


bizim suçumuz neydi sahiden?
birilerini çok sevmek mi? bu hayatta başka birşey yaptığımız olmadı onlara evet.

utanmalılar.

yoksunuz, hiçbiriniz ! diye haykırdım ben dün
bunu öylesi bi inançla söyledimki
olduklarını sanan oncası dahi iman ederdi bu lafıma !

utanmalılar.

neden yoksunuz?
neden gittiniz sahiden?
ben sormaktan çekinmedim. siz söylemekten çekindiniz!

benim hakkmda birşeymi merak ediyorlar?
lanet olası hayatlarının olmayan olmamış yada -hiç- olarak damgaladıkları önemsemedikleri her ne varsa
her neyi en değersiz görüp fırlatıp atmışlarsa yaşamlarından
ve bir daha dönüp bakmamşlarsa
işte benim o olduğumu her biri bilmeli
o hiçbirşey yapmadğnı yada çok şey yaptığnı sanan her biri !


u-tan-ma-lı-lar.

tanrısız kalan onca kişi gibi
tanrısallaştırdık sevdiğimiz herkesi
ve bizim için kaçınılmaz oldular
vazgeçilmez oldular
bizbuacılarıbuyüzdenmiçektiksahidende


tek suçumuz buydu belkide ! çok sevmek !

tümbunlarınhiçbiranlamıyokhayırkalmadı

tek marifetimiz yaşamak ne de olsa.. biraz özen göstermeli tüm bunlara, evet.