20091031

dıkşın


Peki ya küçücük çocukların ellerindeki -OYUNCAK- tabancalar?
Tabancanın oyuncağı olur mu?
Küçücük çocukların ellerine verilen -oyuncak- tabancalar.. ve diğerlerine doğrultuşları silahlarını, aynı zamanda şakadan da olsa acımasızlıklarını.. ve ardından ateşlemeleri .. ağızlarından çıkan bir "dıkşın" sesi ve birilerinin katledilmesi.
Ki bunlar bir can olmasa da bir silaha sahip oluşun verdiği güçlülük hissi -yani düşüncelerin katledilişi. Ki bu kötü. Çok kötü.

requiem for a dream

uzaklarda birileri intahar ederdi. ve hüznünü içerdik biz seninle. söylenmemiş sözlerini haykırırdık bir bir. onların acılarını alırdık kendimizinmiş gibi yaşar ve yazardık. en çok ölülerini severdik. yaşarkenacıtıyorlardıçünkü
bir bara giderdik. hiç tanımadığımız o çirkinlere o şişmanlara o acının dibine batmışlara özgü gözlerinde koca bir hüzünle yaşamaya çabalayanlara atardık laf en çok. sonrasında kavgalar ederdik. ağlarlardı çoğunlukla. ki biz her zaman yaralarının üzerine giderdik. çünküonlarıhepdahaçoksevdik. yaşayan yanlarını. yaşamsızlıklarını
koca bir şehir ağlardı sonra. içindeki karanlıkların farkına varınca. birileri intahar ettikten sonra ölmezdi. öncesinde zaten öylelerdi. ki acırdık. yaşamımıza ve yaşayamadığımız oncasına. bu şehre küfürler ederdik. bize güneşi göstermedi hiçbirzaman. bize yollar bahşetmedi. birkaç iklim ve coğrafya.. tıkılı kaldık koca bir yaşam boyunca.
biz seninle koca bir kadehe tıkardık bütün gözyaşlarını ve kesilen bileklerden akan kanları. insanların zehirlerini içerdik. sevgisizliklerini.
sövdük.
iplerde asılı kalan çamaşırların yalnızlıklarına sövdük, sokakların tozlarına, havadaki ağır hüznün kokularına, yere düşmüş bir çocuğun kanamamış yanlarına, iki aşığın birbirine bakışındaki duygusuzluğa, rutinlere, marketteki kasiyer kıza, simit satan amcaya, acılarını satan bir fahişeye, yapmak zorunda olduklarımıza, yapmamız gerekenlere, aylak ve ayyaş adımlarına bu şehrin, aylak ve ayyaş adamlarına, intahar etmeye meyilli roman karakterlerine, pollyannalara ve karamsarlıklarına, yaşamdan zevk alamayışlarına yaşayamayışlarına, siyasete, dine, tanrıya, bana, sana ve ona, en çok da onlara, yaşama dair yaşamaya dair her ne varsa! sövdük.

20091030

değişiklik

hey blogçum.

bana dönmek istedi. düşündüm düşündüm. ve düşündüm. eskiden olsa direk atlardım bu kelimelere. fakat öyle olmadı. düşündüm. onsuz yada birilerinsiz başkaları, en kıytırık en uyduruk adamlar bile yaşayabiliyorsa.. ben de yaşayabilirim dedim. iyi de gidiyordum gayet.. ama bana dönmek istedi. not göndermiş.. bir de en eski oyuncağını.
"bu benim en eski oyuncağım... Hep sakladım, kaybetmiycem dedim kendi kendime. İnsan bazı şeylerin değerini kaybedince anlıyor değil mi? Sende kalsın bu oyuncağım, birçok şey kayboldu aramızda ama bu sende kalsın, bu değerli oyuncağa bile layık değilim. Ona benden daha iyi bak..."
Kendime bir neskafe yaptım. Hiç sevmem bilirsin. Bir ilkti bu. Tadı da kötüydü gerçi. Sanırım kahvesini fazla tutmuşum. Hayatta herşey değişiyor. Ne de güzel değişiyor hem de.
Cumartesi İstanbul'a gitmem lazım. Gitmemlazım.
Nefes almak için..

Hoşça.kal.

20091028

götü tavanda/tabanda olmak

İnsanlara şaşıyorum. Nasıl bu kadar kendilerine güvenebiliyorlar? Nasıl kendilerini koca bir dünya olarak tanımlayıp sanki onlar olmasa bu döngü devam etmezmiş sanki onlar olmasa başkaları birer hiç'miş gibi davranabiliyorlar.. Ki bu tiksinti karışımı bir hayranlık uyandırıyor ben de. Böylesi bir özgüven..

Ki bende kırıntısı var mı bilmem. Neden olduğunu hiçbir zaman anlamadım fakat "ulan ben bu işte ustayımdır" "bunu benden iyi kimse yapamaz" gibi ben ciciyim-ben biciyim'li cümleleri hiçbir zaman kuramadım.

Örneğin bir hatun vardı eski sınıfımda.. Yürüyüşünden mimiklerine, konuşmalarından gülüşüne kızın her bir santimi özgüven kokuyordu. Onun yanında kendimi hiç iyi hissetmezdim. Sanki görünmezmiş gibi. Sanki hiç yokmuş-hiç olmamış gibi. Sanki bir-bok-değilmişim gibi hissederdim. Ne kadar cici bi kız olsa da bu yüzden sevemedim hiç onu.

Ki bu gerçekten rahatsız edicidir. Kendine güvenmek tabiki iyidir fakat aşırıya doğru atılan her adım tam tersine dönüştürüverir herşeyi.

İyi olduğum konular oldu. Fakat hiçbir derece, hiçbir madalya, bana "ben satrançta süperimdir, gel seni bi öpiyim" dedirticek güveni vermedi bana. Yada bana birçok kişi "hatun, sen iyi yazdın bunu" demesine rağmen kendimin yazabildiğini kabul etmiyorum bile.


İçimde kalmış. Bi yazıyım dedim.
Saygı duyuyoruz efenim.

gerginlik

"ümit en son kötülüktür, çünkü işkenceyi uzatır." Nietzche

gergin bekleyiş..
ya aynı olursa?
ya değişirse..
yapmayacağımşeyleriyapmayadevamediyorum

ama bu son.
yedi sayfalık bir mektup.. bütün bir yaşam hikayesi , umutlar ve umutsuzluklar.. ya aynı olursa.. ya değişirse.. yapmayaca.....
ama
bu
son

.


20091025

"...seni bir gün en yakının ele verirse eğer,
öğren susmasını ve ağlamamasını.
bir kavanozun içinde mavi bir gül yetiştir
her gün daha çok yaşayan
bir masalın ağzını kapat ve yat
geniş odalarda.
bir oksijen çadırında.
ona kötü bir şey olsun istedim.
bana aşık olsun istedim..."


-alıntı-

koyucu gerçek

"bitti" , 5 harflik bir acı yalnızca.. bir terk ediliş zamanını 10 geçiyor saat
kıvamı koyu acılar geziniyor avuçlarımda,


halbuki hep bir şizofrendim
seninle ayık iki sevgili olmayı özledim





20091019

.

izninizle, gebermek istiyorum.

beklenti

blogçuk naber? çok alıştım sana ben..
canım yandı yine.. soluksuz bir gece.
içmek istiyorum. fakat kafama denk birini bulamadım.. şöyle biri çıksa ya, birbirimizi tanımasak fakat dibine vursak içkinin, konuşsak ve sussak beraber..

20091017

tanımlanmaktan korkan en acı kelime: sensizlik


sensizliğe hiçbir harf eşlik etmiyor. bunu farkettim ben bugün. yalın kelimelerle tanımlanabilen bir acı bu. ben bunu bugün farkettim evet. üzülmelerine şaşıyorum. beni insandan saymıyorlar bir süre sonra. bir uzaylıymışım gibi, hepsinden farklı, nesli tükenmiş bir hayvanmışım gibi yahut hayatları boyunca kötü-kaka-öcü olarak tanımlayabilecekleri herşeymişim gibi bakmaları.. ve ürkmeleri aynı yoğunlukta aynı kelimeler ve aynı suçlulukla.

beni kelimelerimsiz bırakmayın demiştim. belki de hayatım boyunca yalvardığım tek konu oldu bu. yo, hayır, bir aşk hikayesi değil bu. bir siz/sız ekli intahar yalnızca.. beni bensiz bırakmayın demiştim. dinlemedi hiçbiri.

ama biliyor musun sevgili-lanet-olasıca-yerin-dibini-boylayasıca-şerefsiz, sensizliğe hiçbir harf zaten eşlik etmiyor. anlatmaya çabaladıkça yalınlaşıveriyor kelimelerim, eklerim en uzağa kaçışıveriyor senden daha çok ürküyorlar inan. ben bunu sanırım bugün farkettim. evet.

giderken götürdüğün bir şey var. belki bir ömür kalır sende. belki bir an sonra geri döner.. belki. ama ona iyi bak sevgililanetolasıcayerindibiniboylayasıcaşerefsiz. sana ait son parçam o.. bana ait son parça o.

el-ve-da.

20091016

asosyalite

selam blogçum. naber? ben fena değilim. yada kötüyümdür. bilemiyorum.

iki adım ötemde benim sahip olmak isteyebileceğim herşeye sahip olup bunları hiçbirşey olarak gören insanlar var ve ben hiçbirine ulaşamıyorum. iki adım ötemde belki de tanısam kaynaşsam bütün bir dünyam olucak insanlar var ve ben hiçbirine ulaşamıyorum. bir merhaba diyemiyorum. bir nasılsın diyemiyorum. kıramıyorum şu beni benden uzak herşey yapan kabuğu. kıramıyorum dış dünyaya ördüğüm o duvarları.. geçemiyorum bir adım öteye. canım acıyor be blogçuk.

arkadaşlık kurabilmeyi yeni baştan öğrenmem gerek.
unuttum çünkü.

20091015

bok yemek

ne diye çabalarsın ki ne diye olmayan şeyleri olduracağını sanarsın ki!

tüm bu gizleri kimselere açamazken, en yakınım dediğim o lanet olasıca hepsinden saklarken tüm bunları ne diye bozarsın ki!!

ne oldu, başın göğe erdi dimi.

lanet olsun ezgi.

tek yaptığı birşeylerde kusur bulmak, birşeyler için hesap sormak, tüm bunları ne ara yaptığımı irdelemek ve bana tavır yapmak!!! tek bir kelimemin tüm bu hislerin tüm bunların... anlatmaya çalıştığım tüm bu lanet olasıcaların tek bir anlamı yok! anlamıyorsun dimi salak ezgi!

lanet olsun!

gömüldüm içimde biryerlere yine. ne ara başımı çıkarıp soluk alabilirim bilmiyorum. fakat canım yanıyor... sadece.. keşke beni anlasa... keşke-bunu-anlasa..

boşversenize.

20091014

korku


biliyor musunuz? yakında insan sevgisi sıçabilirim. bundan korkuyorum.

bugünminibüsteyanımaoturankız


bugün, minibüste yanımda oturan kız, bana niye öyle ürkerek baktığını biliyorum. biliyorum, ben de en az senin kadar korkuyorum tükenmiş halimden, tavırlarımdan.. sözlerine cevap veremediğim için özür dilerim. ama gözlerine bir an baksam ölürdüm, anlıyor musun! gözlerindeki o lanet acımayı görseydim... yalnızca ölürdüm. anlıyor musun yanıma-oturan-kız.

senden yana bakmayışım bu yüzdendi. normalde bu kadar kaba biri değilim. gerçekten. özür dilerim senden.

sana nasıl anlatabilirdim ki. bir an sadece omzuna başımı koymayı ve hıçkırarak ağlamayı dileyişimi.. seni hiç tanımasam da beni konuşmaya değer görecek kadar değerli bulduğundan en azından, sadece bunun için bile sevdiğimi... sana nasıl anlatabilirdim ki onların beni yaralayışını.. en yakınlarımlayken dahi bir yalan oluşumu yalnızca.. bir maske. bir sahte oluşumu.. sana nasıl anlatabilirdim ki saatlerce bir parkta oturup o minik çocuğun masumluğuna özenişimi... o minikle dahi gözgöze gelmekten içimin boşluğunu görecekler diye korkudan ölüşümü... sana nasıl anlatabilirdimki bir şarkıda bir resimde bir romanda tıkılı kalmak istediğimi ve yalnızca bir imge olmayı dilediğimi simge olmaktansa.... sana nasıl anlatabilirdimki, olmayan insanlarla konuştuğumu, onlara bağırışımı, haykırışımı... nasıl anlatabilirdimki o iğrenç dokunuşları.. o iğrenç yalanları.. o intaharları. söyle bana ne olur.. nasıl anlatabilirdim..

bugün-minibüste-yanıma-oturan-kız, bana ne dediğini içimdeki çığlıklar yüzünden duyamadım sadece.. gözlerine yüzüm olmadığı için bakamadım sadece.. affet sen beni. kimselerin yapamadığı benim hep yaptığım gibi. affet.

20091013

gerçek

tüm bunları bırakıp gitmek geldi içimden. kendimden sıkıldım. kelimelerimden, mutsuzluğumdan, yazamayışımdan. en çok ondan... bir an bir ayna aldım elime, uzun zaman sonra hem de, ne kadar çirkin olduğumu duyumsadım. bir çift kahverengi göz, kimi yeri yalancı insanlar gibi kıvrılmış bükülmüş, kimi yeriyse o çok saf-temizler gibi dümdüz-sıradan. bedenimin kaba hatlarını, şeytan tırnaklarımı, sosis parmaklarımı, hüzünlü gözlerimi, ince pembe dudaklarımı, herşeyimi gözledim. tüm bunlardan nefret ettim. siyahtan. yaşamdan. insanlarımdan. sonu gelmez düşünceler ve düşlerimden. dayatılmış fikirlerden ve hedeflerden. arabalardan. sokaklardan. kitaplardan. yıldızların parlaklığından. sütün beyazlığından. göremediğim yerlerden. tanımadığım insanlardan. başkalarının acılarından. hüzünden. sevgiden. hepsinden... tüm bunları bırakıp gitmek geldi içimden...

kendime dönüşüm olur kendimden gidişim, biliyorum. kendimi bir yerlerden atsam, sahiden, mutlu olurdum.

başaramayacağım şeyleri umut etmekten yoruldum..
yazmaya çalışmıcam artık. bitti.

20091011

öylesine..


gri renkli bir gökyüzü soluyordu bedenimi. uğrak bir caddenin eksik insanlarını gözlüyordum. bir ses böldü düş-üş-lerimi.
-neyin var?

-..
-iyi misin?

-..
-beni duyuyor musun?

-..

-niye susuyorsun??!
-..
-konuşsana!!

-.. bunu niçin yapayım?

-sadece iyiliğini istedim.

-anlatsam kaldırabilir misin sanıyorsun? bir insanı çırılçıplak görmeyi, hiç acı çekmemiş bir bakirin buna dayanabileceğini mi sanıyorsun? sen, sen beni intaharlarımdan alıkoyuyorsun. beni yaşama bağlayarak, o lanet olasıca soruların ve meraklarınla. Peki, beni gerçekten düşünüyor musun? hayır. daha iyi bir insan olmak amacın, dünyaya ve kendine ve aynalarına bunu haykırmak! ben bugün ne yaptım dediğinde yatmadan önce, bunu anımsamak ve huzurla gözlerini kapatmak!! tüm bunları beni düşündüğünden mi sorduğunu sanıyorsun! lanet olsun. hiçbir anlamı yok!

-..

-neyin var?

-..

-iyi misin?

-..

-beni duyuyor musun?

-..

-niye susuyorsun????!

-..

-konuşsana!

-.. özür dilerim.


onu ittiğimi anımsıyorum. tüm bu insanların çok şey bildiklerini sanıp aslında hiçbir şey bilmeyişlerini, tüm doğru varsaydıklarının en yalan yanlış şeyler olduğunu, tabularını, duvarlarını, ve o-kendilerini-çok-mükemmel-sanışlarının iğrençliğini onlara bir bir anlatmak istiyordum! fakat gücüm yoktu. damarlarımdaki kan dahi eksik akarken ve yaşam adına değil ölüm adına umutlar biriktirirken bir bir.. tüm bu insanları tüm bu sokakları tüm bu yalnızlıkları tüm bu yaşamları olancalığıyla sevmek için çabalarken... onlar beni sadece yargılıyordu.


gri bir gökyüzü sarmıştı bedenimi. gözlerimde bir sis bulutu.. sevmekten usanmış bir kalp, birbirinden ayrı iki kol düğmesi gibiydik içimdeki ben ve o. arasam, bulamayacağımı bildiğim, ve sadece çıkarları için ve kadar beni sevmiş o hasta adama aitti ruhum. ne zaman söküp aldığını anımsayamıyorum. fakat benim de bir kalbim vardı.


insanlar benden ürkmeye ve kaçmaya başlamışlardı. sanırım, onlar gibi görünmeyişimdi sebebi. bedenimi onların markaları sarmıyordu. dedim ya, çırılçıplaktım. onların en değerli gördükleri şeyler gözümde yoktu bile. en son ne giydiğimi düşündüğümde bulamadım. bir bara rastladım, en derin köşelerden birinde. dibine dek batmıştım. ruhumu bulmam ve kalbimi saklandığı köşeden çekip çıkarmam ve o hasta adamdan bir ömür kurtulmam yani ya onu ya kendimi vurmam gerekiyordu. içtim. ürkekçe ve cömertçe bedenime ödedikleri para için minnet duydum o kaybedenler-barındaki her bir adama. dokunmalarına izin vermedim. ısmarlama aşklar içtim mesela, bir votka dibinde bir hüzün yakaladım. biraz da rakı koydum bardağıma. en büyük hazzı ondan aldım. sevecen bir gülümseyişti bu. samimi.. minnet duydum. bedenimin yarattığı tüm yansımalar için. hala var sayılabildiğim için. her birine bir öpücük kondurdum gitmeden önce. iyiki vardınız dedim. ve gittim.


kendimi hiç tanımadığım bir yatak odasında tanımadığım bir beden yanında bulduğumda, bekaretini kaybetmiş o toy kızlar gibi, bir ürperti sardı içimi, yanımdaki beden sıcacıktı, ve korumak ister gibi örtmüştü beni sanki. neler yaşadığımızı anımsayamadım. fakat onun o uğrak caddedeki yalnız olduğunu anladığımda, pek çok şey için çok geçti. bunu neden yaptığımı hiçbir zaman anlayamadım. fakat ona minnettardım. kalktım. ve o adını dahi bilmediğim uğrak caddenin yalnız adamının giysilerine büründüm. gecenin bir yarısıydı. bir karı kocaya rastladım, bir orospuya, yalnız bir adama, yaşlı bir amcaya, mırıldanan bir kediye, soysuz köpeklere, alkoliklere rastladım. ve vedamı ettim içten içe.. ait olamamanın, biryerde birilerinde kalamamanın, birilerini çok sevmenin ve karşılığını görememenin, birkaç kareye takılı kalıp ötesine geçememenin, hayatın yalancı ve sahte melodilerinin, karmaşık kelimelerin ve o hiç anlamamış lanet olasıca uğrak cadde insanlarının acısını içimde duyumsadım.


kendimi, bir çatıdan attığımda, herşey için çok geçti zaten.

bir kuş kadar hür, bir hayvan kadar insandım..

sevişmeye aç, acıya tutsak, yalancı adamlar ve kadınlardan çok uzaktım..

ve mutlu..
mutlu..

sor(g)u 2

-dokunma!
-neden?
-acı veriyorsun.
-halbuki sevişmekten zevk aldığını düşünürdüm.
-o, ölmeden önceydi.
-??!

birini aldatmak, sizce, kötü bir şey midir?
peki, ya sizi hiç anlamamışsa?

evliliğin insanların hayatında bir dönem-bir rutin-bir kesinlik-bir hedef-bir hayal oluşu o kadar saçma ki. her insanın kaldırabileceği birşey değildir ki bir ömür birine ait kalmak-sahip olmak. her insanın dayanabileceği, her insanın yaşayabileceği birşey değildir ki bu.
düşünsenize, öyle bir insan çıkmalı ki karşınıza, hayır hayır ortalama bir sevgiden bir histen söz ettiğim yok, öyle biri çıkmalı ve öyle bir şey yaşatmalı ki size, bir ömür onun olmak isteyesiniz. bir ömür yanında kalmak isteyesiniz.
peki, gerçekte bu nasıl işliyor? insanlar 20lerine geldiklerinde evlenme çağına gelmiş oluyorlar ve ortalama bir ilişkinin sonucu dahi evlenmeye vardırılabiliyor. peki ya sonrası? mutsuzluk? boşanma?
ne gerek var peki? olmadığımız gibi davranmamız, kendimiz gibi karşımızdaki insanı da mutsuz yapmaya çalışmamız neden peki? toplum baskısı mı, yalnız kalma korkusu mu, yahut evde kalmış olarak yaftalanma karabasanı mı? neden gülemiyoruz tüm bunlara, neden "komiksiniz" deyip geçemiyoruz? ne gerek var ki tüm bunlara?
evlilik, bu derece basit birşey değildir bence. hayatınızı paylaşmak, aynı yastığa baş koymak, aynı sofrada karnını doyurmak, aynı yorgana sarınmak, aynı faturalar için aynı çabayı harcamak, aynı sorumluluğu yüklenmek, aynı şekilde ve hep sevmek..
insanların hiçbirşeyi gerçekten düşündüğü yok. belli tabular var. belli insanlar var. ve bizde onların ruhsal yahut cinsel tatmincileriyiz sadece.
peki ya o çok büyük hayallerle bir yuva kurduğunuz adamın ruhunun hastalıklı olduğunu öğrenişiniz? peki ya anlamıyorsa? peki ya tek bir an bile sizi düşünemiyorsa?
sizce aldatmak kötü bir şey midir?
bence öyledir.

sor(g)u


aynalar ne kadar dürüsttür sizce?

ayın kıvrılmasından korkmak

Yağmura çok teşekkür ederim
Bu gece yalnızca cesedime yağdı

Bana bir şey olursa diye korktum
Seni birkaç saniye düşünürsem;
Düşünürken üşürsem diye korktum
Oturup siyah portakallar yedim
Oturup korkunç kitaplar okudum
içimde bir sıkıntı gibi cinayet
içimde bir sığıntı gibi telaş
içimde felaket gibi bir merak
Hislerimin uzağına düştüm, şimdi çok üzgünüm
Şimdi çocukluğumun da uzağına düştüm
Daha da düşersem diye korktum
Seni birkaç saniye düşünürsem;
Ay kıvrılırsa diye
Kan kıvrılırsa diye
Can sıçrarsa diye ölürken bir yerlere,
Daha da ölürsem diye korktum
Seni birkaç saniye düşünürsem;
Sessem, sersem bir heceysem eğer
Seni bir kelime edersem diye korktum
Seni kötü bir cümlede kullanırsam
Adını söylerken takılırsam, yanlış telaffuz edersem
Böyle bir günah işlersem
Tanrı affeder diye korktum

Yağmura çok teşekkür ederim
Bu gece yalnızca bu şiire yağdı

Saol aşkım
Saol kırık kolum, kesik bileğim, kırık yüzüm,
Kesik geleceğim, kırık sonsuzluğum

her şeye rağmen
yağmura bulanmış, güzel bir yazdı



-küçük iskender



rutin

hmm, romantikleştim bu ara sanki. canımı sıktı bu durum.

FlashForward'in ilk bölümünü indirdim geçen gün. İzledim. Fakat bir karar veremedim henüz. 2.bölümüne bakıcam, öyle anca (bireh)

Lost'tan sonra hiçbir dizi kesmiyor ki artık. Sahi, özledim çok.

Şimdi de ders çalışmak zorundayım. Hayat ot gibi bok gibi. Sanki birilerini tatmin etmek için varlığımız. Bir çeşit mastürbasyon.

Yakında düzgün birşeyler de yazıcam, hiç merak etme blogçum.
Öperim seni.

karanlığın ihtişamı


Karanlığın insanı delirten bir ihtişamı vardır
Yıldızlar aydınlık fikirler gibi havada salkım salkım
Bu gece dağ başları kadar yalnızım

Çiçekler damlıyor gecenin parmaklarından
Dudaklarımda eski bir mektep türküsü
Karanlıkta sana doğru uzanmış ellerim
Gözlerim gözlerini arıyor durmadan
Nerdesin?


bunu mırıldandım durdum bütün bir yolculuk boyunca.. gülümsedim.. tanıdık bir yüze rastladım, tanımazlıktan geldim. tanımadığım oncasını seyrettim, yüzlerini kazıdım içime, yalnız adımlarını, minik soluyuşlarını, zehirli bakışlarını.. her birine bir parça değer verdim. delirten yanlarıyla hayatın, gözlerim aradı seni. sen dedim. sen.. nerdesin?

sen, ben, o


sen, ben, o. hastalıklı bir tanrının yalnız kulları.
peki, ya tanrılaştırdığımız tüm o insanlar? onlarsız öldüğümüz, kendimizi birer "hiç" hissettiğimiz, dibine dek sevdiğimiz, belki de aşık olduğumuz, kalplerimizi ardına dek açtığımız ve ellerine koca bir silah dayattığımız: hadi, vur beni, diye bas bas bağırdığımız, peki ya tüm o en değerlilerimiz?

sevgi ve aşk çok başka tanımlardır. insanlar bazen bu ikisini özdeşleştirirler. fakat yanlıştır. sevgi, hakedene verilir. sevgi emektir. sevgi, tükenebilen birşey değildir, sevdikçe yaşar sevdiğiniz kadar nefret eder ve sevginiz ölçüsünde de sevilirsiniz. fakat aşk, aşk çok başkadır. aşkın hakettiği yada haketmediği birşey yoktur. o bir an önce yok, bir an sonra var'dır. durduramazsınız, gözlerinizi kapayıp kulaklarınızı tıkayıp kendinizi en derin sandıklara da kapatsanız, üstüne kilit de vursanız, unutamazsınız. içinizde bir yerde ve damarlarınızda sürekli etkin bir halde dolaşan bir hastalıktır aşk. bir tutkudur.

en utangaç bakireleri en ihtiraslı kadınlara, en hoppa erkekleri bir sadık'a dönüştürür aşk. aşk bir karşılık beklemez. aşkın bir sonu yoktur, o kişi, beyninizde ve kalbinizde hapsolur, çıkamaz hiç. sevgiyse etkisiz eleman gibidir bazen, bir anne sevgisi, bir eş sevgisi, bir babanne sevgisi, nasıl "nasılsa var" diye düşünülüp hiç üzerinde durulmayan birşeyse, aşk tam zıttıdır, en küçük bir belirti bir yaşam sebebi, en küçük bir umutsuzluk bir mutsuzluk sebebi..

bazen düşünüyorum. tüm bu tanrılaştırdığımız insanlar, aslında hiçbiri, hiçbirinin birşeye değdiği yok. sanki, uyuşturulmuş ve ezberletilmiş insanlar sanki robotlar gibiyiz. sevgilerimiz mekanik. aşklarımız aşk değil. herşeyimiz gösteriş. hiçleri her herleri hiç yapıyor ve bunu marifet sanıyoruz. bizim gibi olmayanlara tepkimiz büyük. bizim gibi olanlaraysa sevgimiz.. neden herşey bu derece abartılıyor?

haydi, lanet olsun, adı hayat değil mi bu yaşadığımızın? bir an önce var, bir an sonra yok, değil mi? niye duruyoruz öyleyse? niye koşup gitmiyoruz en sevdiklerimize, niye haykırmıyoruz, niye su-su-yo-ruz allah aşkına? bizi tutan ne? gururumuz mu? siktirip gitsin.

hastalıklı tanrıların yalnız kulları.. birine "iyiki varsın" demeyi çok görmeyin, ne olur.. bu iki sözcüktür herşeyi güzelleştiren, bu iki sözcüktür birşeylere tutunma şevkini veren.. bazense, yaşam için bir umuttur.. bunu kimseye çok görmeyin ne olur.. aşık olun, sevin, istiyorsanız aldatmış olun, terk etmiş olun, dünya üzerinde bir melek yahut şeytanın bir başka yansıması olun, ama lanet olsun, dibine dek batmış da olsanız, göklerde de uçsanız, şu lanet olasıca ve 3-5 harflik 2 kelimeyi kimseye çok görmeyin... ne olur.

aşk sadece bir ihtimal.. benim için.. ne olmadığını bildiğim birşey en azından. kalanıysa ihtimal. birini sırf güzel diye, birini sırf havası parası bilmemneyi var diye, birini sırf görüntüleri için istemenin, aşk olmadığını biliyorum en azından. 16 yaşımdayım ve beklentim şuan bile bu değil. inanın bana hiç olmadı. belki çok çok güzel biri olmadım hiç, kabul. kabul, belki öyle çok çok mükemmel biri de olmadım. ama olsaydım da böyle birşeyi isteyemezdim. biliyorum. bu bana öyle çirkin ve öyle çocukça geliyor ki.. çevremde bir ton var böylesi, 3-5 gün çıkıp birbirini sonrasında tanımayan.. ve değer yargıları sadece güzellikle sadece çekicilikle ilgisi olan. biliyor musunuz? acıyorum.

neyse, ne diyordum ben. heh.
iyiki varsınız.

20091010

*


"Yakından bakınca kimse normal değildir."


20091004

çelişki

çelişiyorum.

iki farklı ben olmak tüm bunların sebebi. hangisinin ne ara başrole geçeceğini bilemiyorum. değişkenliğim ürkütüyor herbirini. sonrasında benden kaçıyorlar. halbukibenonlarıçoksevmiştim

çelişiyorum.

mutluluğun mu hüznün mü temel olacağını bilemediğim bir hayat gibi. romantikleşiyor kelimelerim. noktaları virgülleştiriyor virgülleri noktalıyorum, sonlarıiçimiacıtıyor

çelişiyorum.

insanları sevmek ve sevememek arasında sıkışıp kalıveriyorum. bazen özgüven dolu haller takınıyorum aynalarımda, kendime dair son çizgilere bakıp "işte bu benim" diyorum ve sonrasındaysa yok oluyor bedenim. siliniyorherşey

çelişiyorum.

o'na duyduğum aşk tüketiyor ruhumu. onunla geçirdiğim her saniye boynumda bir iple ölümü bekliyorum. sonrasında farketmiyor hiçbirşey

çelişiyorum.

hayatımı tükettiğim her mekan her yaşamdan tiksinerek. her anımı her nefesimi boşa geçmiş farzederek. bazen çok sosyal bazense asosyalleşerek. dibine vurarak unutmaya çalışıp unutamayarak

çelişiyorum.

yüksek dozlu terkedişler birer intahar gibi asılı kalıyor hayatımda. bekliyorum her birini. bir yolda bir insanda bir yaşamda katlediyor herbiri minicik bedenimi

çelişiyorum.

gerçekle hayalin sınırları bulanıklaşıyor. bir şizofrene dönüşüp jane eyrelerle raskolnikovlarla yaşıyorum ömrümü. biri beni vuruyor diğeriyse döndürüyor yaşamıma. hüzünleniyorum

çelişiyorum.

başka insanların sevişmelerini hayal ediyorum. birbirlerine ürkekçe dokunuşlarını, tüketmek istememecesine birbirlerini soluyuşlarını, sevmelerini kıskana kıskana hem de

çelişiyorum.

yaşamdan her saniye daha fazla ürkerek, kendimi bir gerilim filminde korkunç bir sonu beklerken bularak hem de, bir psikoloji romanındaki intahara meyilli karakterlerle içkinin ilacın dibine vurduğumuzu hayal ederek hemde

çelişiyorum.

delirmekten her saniye korkarak ve tüm o akıllı insanların akılsızlıklarına kıçımla kahkahalar atarak. ve sonsuz bir akışın takipçisiycesine gözlerim gide gele bütün bir hayatın önünde, acılarımdanürkerek

çelişiyorum.

yüksek sesli bir müziğin melodilerinde eriyip giderek

çelişiyorum.

insanların sesleri silinikleşerek varlıkları belirginleşerek yoklukları gözlerimde büyüyerek

çelişiyorum.

bir bedende iki ruha bölünerek...

yaşamaya.. çalışıp.. ölerek.. çelişiyorum.