20091011

sen, ben, o


sen, ben, o. hastalıklı bir tanrının yalnız kulları.
peki, ya tanrılaştırdığımız tüm o insanlar? onlarsız öldüğümüz, kendimizi birer "hiç" hissettiğimiz, dibine dek sevdiğimiz, belki de aşık olduğumuz, kalplerimizi ardına dek açtığımız ve ellerine koca bir silah dayattığımız: hadi, vur beni, diye bas bas bağırdığımız, peki ya tüm o en değerlilerimiz?

sevgi ve aşk çok başka tanımlardır. insanlar bazen bu ikisini özdeşleştirirler. fakat yanlıştır. sevgi, hakedene verilir. sevgi emektir. sevgi, tükenebilen birşey değildir, sevdikçe yaşar sevdiğiniz kadar nefret eder ve sevginiz ölçüsünde de sevilirsiniz. fakat aşk, aşk çok başkadır. aşkın hakettiği yada haketmediği birşey yoktur. o bir an önce yok, bir an sonra var'dır. durduramazsınız, gözlerinizi kapayıp kulaklarınızı tıkayıp kendinizi en derin sandıklara da kapatsanız, üstüne kilit de vursanız, unutamazsınız. içinizde bir yerde ve damarlarınızda sürekli etkin bir halde dolaşan bir hastalıktır aşk. bir tutkudur.

en utangaç bakireleri en ihtiraslı kadınlara, en hoppa erkekleri bir sadık'a dönüştürür aşk. aşk bir karşılık beklemez. aşkın bir sonu yoktur, o kişi, beyninizde ve kalbinizde hapsolur, çıkamaz hiç. sevgiyse etkisiz eleman gibidir bazen, bir anne sevgisi, bir eş sevgisi, bir babanne sevgisi, nasıl "nasılsa var" diye düşünülüp hiç üzerinde durulmayan birşeyse, aşk tam zıttıdır, en küçük bir belirti bir yaşam sebebi, en küçük bir umutsuzluk bir mutsuzluk sebebi..

bazen düşünüyorum. tüm bu tanrılaştırdığımız insanlar, aslında hiçbiri, hiçbirinin birşeye değdiği yok. sanki, uyuşturulmuş ve ezberletilmiş insanlar sanki robotlar gibiyiz. sevgilerimiz mekanik. aşklarımız aşk değil. herşeyimiz gösteriş. hiçleri her herleri hiç yapıyor ve bunu marifet sanıyoruz. bizim gibi olmayanlara tepkimiz büyük. bizim gibi olanlaraysa sevgimiz.. neden herşey bu derece abartılıyor?

haydi, lanet olsun, adı hayat değil mi bu yaşadığımızın? bir an önce var, bir an sonra yok, değil mi? niye duruyoruz öyleyse? niye koşup gitmiyoruz en sevdiklerimize, niye haykırmıyoruz, niye su-su-yo-ruz allah aşkına? bizi tutan ne? gururumuz mu? siktirip gitsin.

hastalıklı tanrıların yalnız kulları.. birine "iyiki varsın" demeyi çok görmeyin, ne olur.. bu iki sözcüktür herşeyi güzelleştiren, bu iki sözcüktür birşeylere tutunma şevkini veren.. bazense, yaşam için bir umuttur.. bunu kimseye çok görmeyin ne olur.. aşık olun, sevin, istiyorsanız aldatmış olun, terk etmiş olun, dünya üzerinde bir melek yahut şeytanın bir başka yansıması olun, ama lanet olsun, dibine dek batmış da olsanız, göklerde de uçsanız, şu lanet olasıca ve 3-5 harflik 2 kelimeyi kimseye çok görmeyin... ne olur.

aşk sadece bir ihtimal.. benim için.. ne olmadığını bildiğim birşey en azından. kalanıysa ihtimal. birini sırf güzel diye, birini sırf havası parası bilmemneyi var diye, birini sırf görüntüleri için istemenin, aşk olmadığını biliyorum en azından. 16 yaşımdayım ve beklentim şuan bile bu değil. inanın bana hiç olmadı. belki çok çok güzel biri olmadım hiç, kabul. kabul, belki öyle çok çok mükemmel biri de olmadım. ama olsaydım da böyle birşeyi isteyemezdim. biliyorum. bu bana öyle çirkin ve öyle çocukça geliyor ki.. çevremde bir ton var böylesi, 3-5 gün çıkıp birbirini sonrasında tanımayan.. ve değer yargıları sadece güzellikle sadece çekicilikle ilgisi olan. biliyor musunuz? acıyorum.

neyse, ne diyordum ben. heh.
iyiki varsınız.

4 yorum:

Onur TAŞDEMİR dedi ki...

O zaman: "İyi ki varsın, Melody"

~melody~ dedi ki...

..!

sen de öyle sevgili yitik =)

tu silencio dedi ki...

iyi ki varsından daha çok iyi ki varım demeyi tercih ederim.
ben şahsen.

~melody~ dedi ki...

senin adına çok sevindim tu silencio.

hayatta varım diyebilecek kadar olmadım ben hiç.. hep bir eksiktim.

senin adına gerçekten sevindim..