20091130

Kafa Karışımı

  • Kafam öyle karışık ki, algılayamıyorum hiçbirşeyi, bir korku filmindeki acınası karakterler gibiyim. Paranoyak, belki de şizofren. Belki de sen bile yoksundur sevgili blogçuk. Sana bile güvenmiyorum. Dedim ya, kafam çok karışık. Kim doğru, kim yanlış? Peki ya rutinler? Peki ya marketteki sıcacık kız, yakışıklı ayakkabıcı, soğuk geometri öğretmeni, peki ya gazeteler, haplar ve mekanik kokuları, kahveler, çaylar, elbiseler, tırnaklar, kalemler. Peki ya hayatın temel taşları? anneler babalar, aşklar, aşk sanılanlar..
  • Midem bulanıyor ne zamandır. Sanırım ölümcül bir hastalıktan muzdarip bedenim. Öyle ki titriyor. Acı çekiyorum sürekli. Halbuki hiçbir daim söylemedim kimselere acıyan yanlarımı. Ya nefesim kesildiğinde, yada kalbim sıkışıverdiğinde bildiler kötü olduğumu. Onun dışındaysa ben hep iyi kişi oldum. İyi kız. Şirin kız. Midem bulanıyor. Kusabilirim bile. Başkalarının platonik aşkları ve gereksiz acıları yakıyor canımı en çok. Bir nota, bir nete, bir kıskançlığa, bir çekemezliğe ağlamaları ne garip? Kendilerini insan mı sanıyorlar gerçekten? Saydıkları çok açık zaten.
  • Kahve fincanları çok hoşuma gidiyor şu sıra. En çok onlara sarılıyorum. Hayatımdaki en büyük sıcaklık onlar belki de.. Halbuki ben kahve sevmem. Hiç sevmedim.
  • Sınavlar başlıyor yine. Umrumda olmayışları en kötüsü. Çalışıp yüksek notlar alırım belki yine. Ama mutluluk vermiyor hiçbiri. Peki ya benim büyük aşklarım? Ya öğretmenlerime aşık olursam. Hüzünlü bir yan var tüm bir hayatta. Mini etekli kız en az geceleri uyumayıp çalışan çocuk kadar zeki. Onları neden böyle küçümsediğimi bilmiyorum. Fakat onlar kadar zeki olmadığım en iyi bildiğim şey belki de. Peki ya kendine herşeyden çok herkesten çok güvenen insanlar? Peki ya o "mükemmel"ler? Onlar sahiden de nasıl yaşıyorlar, hiç anlamıyorum.
  • Birazdan din çalışıcam. Bir zamanlar gerçek bir Müslüman olmaya yaklaşmıştım bile. Şimdi ne olduğumu bilmiyorum. Tanrı var mı? Varsa ne? Varsa nerede? Bir yandan da Tanrı gerçekten var. Sadece ben görmek istemiyorum onu. Dedim ya, çelişiyorum. Belki de beni bu yüzden sevmiyor bu insanlar.. Farklı fikirlere duyduğum saygı iğrendiriyor olmalı onları. Ki ben herkesi dinlerim. Her saçmalığı, her mantığı.. Belki de sahiden bu yüzden sevilmiyorumdur. İlginç.
  • Kitap okumaya başladım yeniden. Baş karakter azgın karının teki. Her erkek üzerinde derin fantaziler kurup burjuva sınıfını övüyor ve küçümsüyor diğer kesimleri.. Nedense midemi bulandırıyor. -en çok o-. Ama gerçekten güzelmiş.. Öyle söylüyor Selim İleri.
  • Cinsellik üzerine düşündürdü bu kitap beni. Ama erkeklerin herşeyi yapıp kadınlarının dokunulmamış olmalarını istemeleri beni gerçekten eğlendiriyor. Peki ya gerçekten haklı olduklarına duydukları kuvvetli inanç?
  • Bırak bunları. Yıldızlar öyle güzel ki. Görmeni isterdim. Keşke sen benim büyülü aşkım olsaydın sevgili blogçuk. Yıldızlı bir gecede fısıldayabilseydim kulağına bütün içimden geçenlerimi.. O zaman sahiden romantik bir kadın olurdum. Belki sevişirdik seninle. Belki sahiden severdin beni.. Belki mutlu olurduk.. Hayaller kurar ve hiçbir zaman gerçekleşmeyecek oluşlarına gülerdik.. Şarkılar dinlerdik. Belki bir şarkımız bile olurdu.. Ben şiirler okurdum sana, siyaset konuşur ve söverdik haksızlıklara. Hep yanındayım demezdin ama sen. Çünkü bilirdin sen de, hep, hiç'e en yakın sözcüktür aslında.. Keşke büyülü aşkım olsaydın.. Yıldızlara sığınır belki de intaharlar eder belki de çekip giderdik buralardan.. Elimden tutardın ve ben diye birşey kalmazdı. sen olurduk belki de.. Gözlerin gözlerimde.. İçerdik. Unuturduk. Keşke görebilseydin yıldızları.. Keşke.
  • Metal dinlemek istiyorum. Canım sigara çekti. Belki yanında bir bira. Bu ara param çok ama harcamak istemiyorum. Çekip gidicem buralardan. Çekip gidicem!
  • Şimdi ders çalışmaya çalışmak vaktidir sevgili blogçuk. Sevgilim! Hoşçakal.

20091126

duraklama

sıkıldım.
bunaldım.
daraldım.
yorgunum.
bıkkınım.
birşey yazamıyorum.

20091117

boşluk

bütün bir dünyayı nefretinle boyayamazsın küçük kız
-ama pempe pastelim bitti

20091115

zıtlık

ki sizin adamlığınız benzer mi ki adımlarınız karışsın birbirine?


eksi ve artı gibi. var ve yok gibi. bütün bir zıt kelimeler gibi. ne kadar aynı olsanız da o derece uzaksınız.


keşke yanyana kalabilseydiniz. bir sigara dumanına karışıp bütünleşebilseydiniz kaçıp gidebilseydiniz.. üzüldüm be kızım sana. ki sen kara.. o'ysa bembeyaz koca bir inatla..

unutma. ne kadar aynı olsanız da.. o derece uzaksınız..

yüzünü dökme be küçük kız. önemi yok. yok..

20091114

beklentisizlik

özlemişim içmeyi. başta zordu. sıkılabilirim diye düşünüyordum aslında. konuşamamak gibi bir etken vardı çünkü ama sonra bir cümle indirdi bütün maskeleri: "mutluymuş gibi yapmaya ne gerek var?" eh sonrasında kendimdim zaten ve önemi de kalmadı birşeyin. dedim ya, özlemişim.
güzel bir gündü sevgili blogçuk. sana bunları yazabilecek derece ayığım, buna yanıyorum sadece. uyumaya gidiyorum şimdi. iyi bak kendine.

20091112

Şıllık

Hayatım boyunca hiçbir zaman zayıf bir insan olmadım.

Evet, bu çok acı bi duygu. Ayrıca Ebru Şıllık, aman, Ebru Şallı'dan nefret ediyorum. Meme uçlarından da.

Efenim, hayatınız boyunca hiçbir zaman zayıf olmamışsanız, ve ayrıca ne tam bir şişko ne de tam bir zayıf kategorisine ait olmamışsanız, insanlar sizden ciddi manada nefret ederler. Size bu noktayı açıklamalıyım. Örneğin, bayramlardan kendimi bildim bileli nefret etmişimdir. Çünkü, teyzecikler, nenecikler, dayıcıklar, amcacıklar, herbiri birer birer "Kızınız da topluymuş maşşallaaah maşşallahh" "Senin kız da etliymiş kehkehkeh" "Aa senin kızın bu mu? Sana hiç benzemiyor. Aynı halası. Onun gibi tombul maşşallah" "Kızın da kilo almış görmeyeli" "Oyhhhh oyhhh yumuşak seni" "Aynı babası, aynı. Annesi manken gibi (annemin götü kalkar benimse sinirlerim zıplar)" vs vb.. Efenim, SİZE NE BENİM KİLOMDAN??? evet, bu noktada şişko ve zayıf kategorisine girmeme durumu var. Eğer sınırdaysanız insanlar sizi sürekli yargılar çünkü. Sanki ben onlara "bakııın ben zayıfım" diyormuşum gibi algılayıp anında "nasılsın naber" demeden "aa çok kilo almışsın" "kızın da topluymuş" moduna giriyorlar. Ben de her birine zoraki gülümseyip kıpkırmızı olurdum.

İçime oturdu yıllardır bu durum. İnsanların bundan zevk almaları gerçekten ilginç. Herneyse. Bu durum, yani zayıf olamama durumu, hiçbirzaman özgüvene sahip olamamama sebep olmuştur. Aslına bakarsanız, pek güzel de olmadığımdan öyle büyük bir çaba harcamadım zayıflıyım diye, sadece bir kere gerçek bir rejim yaptım ve gerçekten kilo verdim lakin sonrasında gene aynı durum.

Eh, yanımda zapzayıp insanlar tabaklarca yemek yiyip iki gram almazken ben bir tabakla iki kilo aldım ve babam ve sülalesinden nefret ettim. Çünkü onlar da benim gibiydiler. Bembeyaz, şişman, en düşük sıcaklıklarda dahi damlalarca ter döken, ve kısa! Tanrım!

Bir de eğer hayatınız boyunca hiçbir zaman zayıf olmamışsanız, belli şeyler büyük korkular demektir sizin için. Örneğin bir yemekhanedesiniz, okulun çoğunluğu orada yemek yiyor. Ve iki masa arası dar. sandalyeler de bu duruma eklenince.. Başlarsınız terlemeye. Kişiler yer verir ama siz öyle zor geçersiniz ki, kaçıp gitmek gelir içinizden. Yada bir giysi satın alırken. Denemek için kabine girdiğinizde başlarsınız yeniden ecel terleri dökmeye. Bir yerini koparmaktan patlatmaktan yada bunun gibi şeylerden korkarsınız. Ve çoğu kez de rezil olursunuz.

Sanırım 5.sınıfa gidiyordum. İzciydim. Bir kampa katıldık ve orada yarışmalar düzenlenirdi. O zaman da ne şişko ne de zayıftım ama insanlar aynı hınçla vururdu her bir gramımı yüzüme. O günkü yarışmada, bir araba lastiğinin içinden geçiliyordu. Koşarak ve büyük bir hızla yapmalıydık bunu. Sıra bana yaklaştığında büyük bir gerilim sardı bedenimi, tahmin edeceğiniz üzere terlemeye başladım ve "Ulan, ya geçemezsem, ya sıkışıp kalırsam" gibi korkularla sarsıldım. Eh oraya koştuğum her adım benim için cidden sarsıcıydı ve oradan geçebildiğimde duyduğum büyük rahatlamayı her adımım yeterince gösterdi zaten.

Bunu yapıyorlar insanlar. Benim özgüvenim sahip olduğum fazlalıklar yüzünden değil, insanların sürekli olarak başıma kakmaları yüzünden gitti, bitti.


Te allam! Bir gün zayıf bir insan olucam ve çıkıcam herbirinin karşısına.
Hıh!

Bu arada, Ebru Şallı, sana sesleniyorum. Meme uçlarından tahrik olan bir insan var mı bilemiyorum lakin -olsa da dünya üzerindeki en zevksiz insan olmalı- sen gerçekten gerizekalı bir insansın. Bunu neden dediğimi anlayan anlar efenim.

Saygılarımla.

20091111

günnük

eveet sevgili blogçum,

görüşmeyeli nasılsın? umarım iyisindir. sana çok başka biri olarak sesleniyorum şimdi. şuan öyle hastayım ki. birazdan gidicem ve kaselerce çorba fincanlarca çay içicem ve kitap okucam. oh mis gibi.

bildiklerin sana kalsın. geçmişi vurma yüzüme. bak saat 13:44 değil artık yada ikibindokuz'un herhangi bir pazar günü değil. o çok başka bir ikliminde kaldı bu coğrafyaların.

bu cuma ve cumartesi adına çok umutluyum. iyi geçebilecekmiş gibi aynı zamanda bir hayal kırıklığı yaratabilirmiş gibi aslında.. ama ikisi de değil tam.

neyse, şimdi gitmem gerek. yakın zamanda dönücem ve uzun uzun anlatıcam sana birşeyleri. ama griye çalıcak artık kelimelerim. ehey be. değişen hiçbirşey yok aslında ama ben umutlu hissettim bir an boyunca kendimi. ve bu iyi.. çok iyi..

banaşansdile. böyle bir film mi vardı, hatırlamıyorum. ama sanırım başroldeki kişiye aşık olmuştum. maviydi gözleri. ki mavi gözleri sevmem aslında. ama o farklıydı.. bir silahı ve bir umutsuzluğu vardı ve birşeyleri farkettirme çabasındaydı. bana nasıl da benziyor. ama benim gözlerim kahvedir.. hep öyleydi. beni ondan ayıran ve bizi iki ayrı dünyaya hapseden bu iki kelimeydi. hepöyleydi*

ps: bu ara çok gevezeyim sevgili blogçuk. seni ara ara günlük olarak da kullanmaya karar verdim. öyle işte.




kıhkıhkıh

20091108

tutunamamak

pazar günü, saat 13:44. hayatımın ilk intahar girişimi.
üzgünüm.

20091106

iç dökümü

bir cuma günü daha.. ve beni yine mutsuzum..
neden böyle olduğunu bilmiyorum.. insanları bu kadar çok önemsemeye ne gerek var ki? bak hiç kimse yok.. hiç kimse yok! arkadaş olunabilecek insanlar var çevremde, yeni sınıfımda bile.. ama olamıyorum lanet olsun olamıyorum yapamıyorum! ah be blogçuk.. ah.. dayanamıyorum artık.. acı bile vermiyor anlıyor musun.. sadece ağlıyorum.. sinirimden sadece.. müzik dinliyorum mesela yada kitap okuyorum.. ve kendimle konuşuyorum çoğu kez.. gitgide sürüklendiğim bir dip var fakat birtürlü kurtulamıyorum.. bana yalan söylediğini, söylediklerini biliyorum ama itiraz etmeye gücüm yok. hı hı diyip geçiyorum yalnızca.. konuşmazsam ölücem sanki.. içimi dökmezsem.. ama yok böyle biri yok gelmiyor gitmiyor.. olmuyor o masallardaki filmlerdeki gibi.. yemin ederim kafayı yemek üzereyim.. metale sığındım ve kelimesizliklere ve birkaç çift göze.. sınıfta bütün bir gün insanları gözlüyorum.. hiçbiri farkımda değil çoğu içinse değerim yok bile. fakat ben onları seviyorum. neden böyle olduğunu sahiden bilmiyorum ama..

bir blog buldum şarkı dinliyorum oradan.. öyle romantik ki.. gözlerim doluyor.. ben hiçbir zaman romantik bir kadın olamadım.. hep söylerdi o. o ne de çok şey söyledi.. sanırım özledim. ah umrumda değil aslında. çekip gidebilir o da. lanet olsun be blog.. şuan o kadar o kadar o kadar yalnızım ki bunu sen bile anlayamazsın biliyor musun. önemi yok.

sana ne çok şey anlatmak isterim.. anlatabileceğim bir kimse yok.. içimi dökmek isterim sana.. ama gülme olur mu sevgili blog?

ben küçücük bir kızım aslında.. herkes bana çok olgun diyor ama içimde öyle değilim aslında.. masum kalan bir yan var fakat ulaşamıyorum.. diğer heryerim pislik dolu. inan bilmek istemezsin. yanlış birşeyler var.. hep oldu. küçüklüğümden beri bu böyleydi hep ben suçlu hep ben kötü oldum.. halbuki birşey yapmamıştım ve haberim dahi yoktu ama ben ezgiydim ya. gerisinin önemi yoktu. neden böyle olduğunu bugün bile bilmiyorum.. benim için insanlar olduklarından öte oldular hep.. onlara bakınca ali yada ayşeyi görmedim hep içlerinde biryerlerde aradım birşeyler.. hep hakettiklerinden çok sevdim onları.. geceleri yıldızları izledim.. karanlıklarda oturdum ve aydınlığı düşledim.. hep bir umudum vardı hep biri vardı sanki.. ben bunu hissettim.. ama şimdi yok.. ama şimdi yalnızım.. çok acıtıyor çok.. yalanlarını görmezden geliyorum herbirinin. beni bırakışlarını ve olmayışlarını.. en yakınım dediğim insanın yediği her haltı sıçtığı boku biliyorum ama ben kendimi ona açamıyorum... olmuyor. anlamayacağını bu dediklerimi birer masal sanacağını yada önemsemeyeceğini en fazla bir "geçer"le geçiştirceğini yada çok büyük bir hata yaparak -ergenlik- deyip geçebileceğini bile.. biliyorum. ona onlara hiçbirine bu lanet olasıcalara her kıvrımına her noktasına her virgülüne dek hissettiğimi ve dibe batmak düşmek üzere olduğumu ve bir yardım için en küçük birşey için kıvrandığımı delirmekten korktuğumu..... hiçbirini anlatamam. anlıyor musun blogçuk. ben hep yardım eden ben hep herşeyi anlayan ben hep mantıklı ben hep dediği yapılan ben hep saygı duyulan ben hep herşeyi görebilen bilebilen olgun kız olmuşken onlar için.... içimdeki çürümüş ölmüş yanlardan hiçbirinin haberi yok. bir şarkıyla kendimi kaybedip bir kelimede kendimi bulduğumu nasıl anlatabilirim ona! onlara! caddelerde yürüyorum şarkılar dinleyip çok başka bir hayat düşlüyorum.. gitmeyi gidebilmeyi.. bazense her bir insana sarılmak ve öylece kalmak istiyorum.. beni nolur kurtarsınlar benden.. çünkü yaşayamıyorum.. olmuyor..

dans edelim mi? ne dersin. kalk ve sarıl belime. gözlerime dik gözlerini. kendimi kaybetmek istiyorum.

delice sevişmeye ne dersin? şiddetli ve beraberinde yumuşak hareketlerle? yatışmak istiyorum.

bana vurmaya ne dersin? unutmak istiyorum beni terkedişlerini, siktirip gdişlerini, bütün bir darbeleri!

benimle konuşmaya ne dersin sevgili blog.. sen bile sevmiyorsun beni biliyor musun.. her bir kelimeye muhtacım ve tek kurtuluşum bu benim.. ama sen bile bilmiyorsun bunu..

boşversene.. yine bir cuma günü.. ve yine mutsuzum.. keşke.. keşke..
boşversene.

20091101

pırıldak



bunu düşündüm. içimdeki zehrin büyük bir kısmını akıttığıma göre, güzel şeylerden de bahsedebilirim artık.

mesela, kıçım donuyor şuan sevgili blogçuk. buna tek sevinen benimdir sanırım çünkü nefret ederim hayattaki bütün belirsizliklerden. herşey net olsun isterim ben. eskiden neydi öyle lan, bi üşür bi terlerdik şimdi tam oldu kıçımız donuyor sürekli bir uyuşma hali..

keşke kar yağsa.. ben sanırım sahiden mutlu olurdum o zaman.
özledim be blogçuk. çok özledim.

hep böyle iki katlı bir evim olsun istedim. turuncu ışıkları olsun. karlarla dolsun herbiryeri.. kıç-donması-hallerinden sevgi adlı ısıtıcı bir etmen sayesinde kurtulmak, ve sahiden mutlu olduğumu düşünmek istedim.

başarılı bir avukat, başarılı bir hakime, başarılı bir psikolog yahut başarılı bir deli olmayı becerebilirsem tüm bunlara sahip olabilirim sanırım.

içimde bir.. bir.. yaşama sevinci pırıltısının yansıması gibi birşey.. öyle bir coşku var ki.. bunun anlamını bilemez hiçbiri. kıçım donuyor ve aylardır bulamadığım mutluluğu kıçımın uyuşmuş hali sağlıyor. lelele!

biliyor musun blogçuk. sen benden bile daha delisin! seviyorum lan seni.

farkındalık

biliyor musun.. bazen tüm bu insanlar için bile ürküyorum.. bu kelimeleri yazdıktan sonra bir pişmanlık oturuyor yüreğime.. gelip çoğu kez siliyorum.. hiç tanımadığım bu insanlar bile.. benim düşüncelerim arasında..

zehrini saçmaktan korkan bir deborah geliyor aklıma. blogu en kısa sürede kapatmalıyım

yüzün

klavyemde her seferinde bulamadığım bir noktalama işareti var
noktalı virgül.

gülümse sevgili blogçuk. bana kimse bir noktalı virgül bahşetmedi bu hayatta zaten.
gülümse.

büyük puntolu küçük harfler ve bahşettiği rahatlama en aslında bir saçmalık olsa da


HAYATIM BOYUNCA HEP AFFETTİM. HEP AFFETMEK ZORUNDA BIRAKILDIM. BANA YAPTIKLARI ETTİKLERİ LANET OLASICA HERŞEYİ BİRİLERİ GİBİ VARSAYMADIM BEN YOK-SAY-DIM. HERBİRİ HERŞEYİ UNUTTU ŞİMDİ BİR DEĞERİ BİR DEĞERİM YOK BİLE. AMA BEN UNUTAMADIM. UNUTAMAM. YAŞAMAK İÇİN GEREKLİ OLAN TÜM BİR İNSANLAR BU BAHSETTİKLERİM.. ANNE? BABA? SEVGİLİ? DOST? HANGİ BİRİ SAHİDEN VAR SANIYORSUNUZ. EVET VARSAYDIĞIM TEK ŞEY ONLAR ACITTIĞI YANLARIM SADECE YOKSAYDIKLARIM. ŞİMDİ BEN MAHVETMİŞİM. ŞİMDİ HERŞEYİ BENİM MAHVETTİĞİM GİBİ BİR GERÇEK ÇIKIYOR ORTAYA. EN ÇOK KIÇIM GÜLÜYOR. HİÇBİRİ HİÇBİRİNE DEĞMEDİ. KENDİMİ YOK ETMEME.. HİÇBİRİ DEĞMEDİ.

PİŞMANIM. ÇOK PİŞMANIM.
DİBİME DEK PİŞMANIM.
AFFETTİĞİM VE YAPMADIĞIM HER BOK İÇİN AFFEDİLEMEYİŞİM İÇİN, İNSANLARI İNSAN SANDIĞIM HAYVANLIKLARINI GÖZ ARDI ETTİĞİM İÇİN SINIRSIZ VE LANET SEVGİMDEN, KENDİMDEN ÇOK DEĞER VERDİĞİM HERBİRİ İÇİN, BU SATIRLARI YAZMAK ZORUNDA BIRAKILDIĞIM SİNİRDEN DELİRDİĞİM VE TEK BİR GÖZYAŞI DÖKEMEDİĞİM İÇİN, HAYATIMDAN NEFRET ETTİĞİM İÇİN, BANA YAPTIKLARI HERŞEY İÇİN, ONLAR İÇİN VAZGEÇTİĞİM HERŞEY İÇİN.. EZGİ'Yİ ÖLDÜREN TÜM BU SİKİK İNSANLAR VE SİKİK SEVGİSİZLİKLERİ İÇİN, KENDİMİ ÖLDÜREMEDİĞİM İÇİN, ÇEKİP GİDEMEDİĞİM İÇİN, YAŞITLARIM GİBİ OLAMADIĞIM İÇİN, HER SEFERİNDE HER HER HER HER HER SEFERİNDE AFFETTİĞİM
AFFETTİĞİM
AFFETTİĞİM
AFFETTİĞİM
AFFETTİĞİM
İÇİN PİŞMANIM. ÇOOOOOOOOOK PİŞMANIM.......

acımtırak


Meğer herkes tanışıyormuş birgün
Mutlaka gerçeğin ta kendisiyle
İnsan buna da alışıyormuş
İnsan dayanıyormuş bütün gücüyle

Pişman çok pişmanım esasen
Ama çok korkuyorum ya reddedersen
..
Her günahın tadına dünyanın batağına
Batacağım kadar battım...

Konuşma isteği


Kendimi bildim bileli ilginç rüyalar görürüm.

Örneğin geçen gece, bir kedinin kalbini çıkardı bir adam önümde. Daha sonrasında kendimi bir akıl hastanesinde öğrenci bir grubun içinde buldum. Öyle merak ettim ki gezinmek isteğime karşı koyamadım. İndim en altlara, gördüğüm manzara çürümüş bedenler ve ölmek üzere olan ruhlardı.. Delirmenin tanımı buydu belki de bilinç altımda biryerlerde lakin korkunçtu. Birileri tarafından uzaklaştırıldım oradan. Kalbimde ve zihnimde öyle bir etki yarattıki bu görüntüler.. Öğrenci grubunun arasına döndüğümde ve onların gündelik-hayatlarına-gündelik-salaklıklarına devam ettiklerini gördüğümde.. ben gerçekten delirmiştim. Yüzümde bir maske vardı ve elimde kimbilir kaç ışık yılı sonrasına ait ilginç biçimsiz ve etkisi büyük bir silah.. Herkesi teker teker vurdum. Öldürdüm herbirini. Vicdan azabı duymadım tek bir an bile. Ama sona erdiğini.. Bütün bunların bir bitişin bir tükenişin bir hiçliğin ve en çok da bir gidişin belirtileri olduğunu ve yan etki olarak da kendimi bir ölü gibi hissedişim.. İntahar ettim. Uçtuğumu hissettim o çatıdan.. dibe vuramadanki o sınırsız özgürlük duygusu.. Kendimi ilk ve son defa huzurlu hissedişim.. Dibe çakıldığımda gülümsüyordum.

Genelde iyi-kötü etkilendiğim şeyleri görürüm rüyamda.. Saddam'ı, bir fahişe olduğumu, uzun bir süre gördüğüm uçurum rüyam hele.. Bunu da anlatmalıyım.

Kötü bir dönemdi ve kendimi gerçekten çaresiz hissediyordum.. Sonrasında her gece bir rüya görmeye başladım.. Bir uçurum vardı. Ve ben.. Ayaklarım ben hükmetmeden ilerliyordu uçuruma. Durmak durdurmak istiyordum fakat yapamıyordum birtürlü.. Her gece daha da yaklaştım uçuruma.. Bağırıp duruyordum fakat duyan yoktu. KİMSE yoktu. O rüyayı gördüğüm son gecemde.. Uçurumun ucundaydım. Ve bir kuvvet yeniden itti beni.. Gözlerimi kapadım.. Fakat açtığımda uçurumun üzerindeydim ve düşmüyordum..

İnsanlar hakkındaki korkularımı da görürüm.. Bu gerçekten korkunçtur.. Örneğin erkek arkadaşınızın sizi aldatmanızdan korkuyorsunuz. Ve gece uyuduğunuz anda o görüntüler geliyor aklınıza.. Yada bir ölümden. Bir yokluktan.. Herbiri..

Hayal dünyam fazla geniş sanırım.
Eh, öyle işte.