20100131

Sonbahar

"her daim düşleri peşinde koşan sabırsızlık zamanının güzel çocuklarına..."

Agatha Christie

karmakarışık duygular içerisindeyim.
çok yalnızım. arayın beni.

20100129

2901.10

kendimi eve kapatışımın bilmemkaçıncı günü. yaşayacak kadar yiyip çoğunu da kustum. arasıra ağlıyor ve geceleri uyuyabileceğimi düşündüğüm anlarda, kapıma sandalye koyuyordum. eğer gelirse duyabiliyim diye. şimdiyse insan içine karışmam gerektiğini söylediler. kimseye yansıtmadığım -hatta blogumda bile paylaşmadığım- bu zor, berbat günleri şimdide insanlara rol yaparak geçirmemi söylediler. onların dertleriyle ilgilenmeliymişim yeniden. yada her şey güzelmiş gibi davranabilmeliymişim. sanırım ne kadar güçlü olduğumu test etmek bütün amaç.

halbuki son günlerde neler oldu? anlatmam gerek:
-hayattaki "en mükemmel" sandığım bir insanın, gerizekalının teki olduğunu,
-bazen büyük trajedilerin sadece filmlerde değil, kitaplarda değil, kendi kıçıkırık, boktan hayatlarımızda da yaşanabileceğini,
-babamı öldürmek istediğimi,
-yanılmışsam da onun beni öldürmesini istediğimi,
-anneme acıdığımı,
-giderek bir obeze dönüştüğümü,
-insanlardan deli gibi kaçtığımı,
-şu sıralar beni hayatta gerçekten nefes alıyor kılan tek şeyin içimdeki güç olduğunu, ve bunu hissedebildiğimi, bu yüzden yaşıyor olmam gerektiğini,
-onu terk etmemem gerektiğini,
-onu ise terk etmem gerektiğini,
-bana çok değer veriyor sandığım insanın beni aslında siklemediğini,
-daha bu sene tanıştığım birinin bana "sen melek misin kızım, daha önce nerdeydin sen" gibi cümleler kuruşunu bir uzaylıya bakar gibi bakarak dinleyişimi, bu cümlelerin beni darmadağın ettiğini, belki de iyi bir insan olduğumu düşündürüşünü,
-moralim sikikken (afedersiniz. en uygun kelime bu.) deli gibi kitap okuyabildiğimi,
-kadın olmaktan tiksindiğimi, her bir kıvrımımdan,
-bir gün kesinlikle bir bebek dünyaya getirmeyeceğimi bildiğimi (bunu ona asla yapamam evet),
-bunları haketmediğimi, ama bir evde, geceleri, bir seri katilin varlığını bilir ve deli gibi korkarsınız ya hani, her gece bu korkuyla yüzleştiğimi, bunun beni aşırı bir şekilde yıpratabildiğini,
-blogu kapatmayı ya da adres değişikliği yapmayı düşündüğümü,
-blayı,
-blayı,
ve bla'yı ...

işte tüm bunları farkettim son günlerde.

bu arada karnemin hepsi beş sevgili blogçuk. depresif bir potansiyel obezden bunu beklemek zor olurdu. lakin başardım. kutla beni.

şimdiyse insanlara gidiyorum. hayatta hiçbir boktan korkmayan ben. onların yanında tir tir titreyerek. gidiyorum. insanlara.

banaşansdile'

20100128

adalet

biraz da çirkin kadınları övmeye ne dersin sevgilim?
güzel bir ruhun uzun bacaklara ihtiyacı yok. şekilli kalçalar yada iri memelere de. güzel bir ruhun güzel bir yüze de ihtiyacı yok. minik ayaklara yada ince uzun parmaklara da. güzel bir ruhun yeteneklere de ihtiyacı yok. renkli gözlere de. uzun sarı saçlara da. pahalı giysilere yada ipeksi tenlere de. ojeli tırnaklara da.

biraz da çirkin kadınları övmeye ne dersin sevgilim?
onların ruhlarını incitmeye hakkınız yok artık. yok!


soğuk suyun yanında bir porsiyon bok yemek iyi gider size. açılırsınız.
afiyet olsun.

Her neyse işte..

Angelica, seni seviyorum. Gerçekten. Olabildiğimce. Affet beni.

20100126

hey!

hayatım boyunca nefret ettim şiirlerden. bunu neden yaptığımı bilmiyorum. ama her bir dize samimiyetsizlik ifade ediyordu, aşktan, şaraptan, ottan, böcekten bahseden.. sevemedim hiçbirini. ta ki karamsar bir ruha ve kıçıkırık boktan bir yaşama sahip olana dek. bu sefer de konularına ve işlenişlerine göre sevebildiğim sayılı şiir oldu. bekleyişleri sevdim mesela. terkedişleri sevdim. yalnızlığı sevdim. ruhsal yaraları sevdim. insanların anlayamayışlarını. kendileri olamayışlarını sevdim. sevdiğim her şey bir parça ben'di aslında. şimdi, sevgili seyircilerim (bıhaha), sizi bu gibi salak ve sıkıcı bir konuyu anlatarak boğmak istemiyorum. herbirinizin yaşamını gözler önüne getirmeye çalıştım çoğu kez. kiminde güzelliği kiminde kendimden bir şeyleri kimindeyse hiçbir şeyi görebildim ancak. varlığına şahit olduğum her insan, benim için bir parça değerdi. evet bunu çoğunuz anlamak istemeyecek yada ütopik bulacak biliyorum. fakat bu böyle. beni yakından tanıyan herbiri bilir bunu. (tabi böyle biri var mı.. bilemiyorum) neyse, konumuz bu da değil. size "kendi gibi davranamamak" adlı bir acıdan söz etmek istiyorum. beni küçük bir ergen olarak görenleriniz de, eminim ki bir parça olsun anlayabilecek bu acıdan söz ettiğimde. bilirsiniz, adım ezgi, 16 yaşlarımda bir hatunum en fazla. içimde karamsar yanlar dopdolu. insanları sevmekten -evet hepinizi çok seviyorum- bıkmıyorum. herbirini kendimden çok önemsiyorum ve tüm bunların acısını da kendi içimde duymak zorunda kalıyorum. tüm bu hayatı sorgulamalarım, anlam bulma arayışlarımda yanımda olan tek bir kişi bile yok. Y O K. bunun için onları suçlamıyorum, beni anlamak yada önemsemek, ya da nasıl biri olduğumla ilgilenmek zorunda değiller. lakin yolda yürürken farkedilmediğim anlar, bir ruhmuşum gibi, içimden geçenleri çok gördüm ben. asosyal, suskun kız asla değilim. size gerçek benliğimden söz ediyorum sadece. burada bir ezgi var. bu ezgi en aslında hayat dolu, sevecenlik dolu, umut dolu.. ama öyle bir yoksayılıyor ki, gittikçe yoklaşıyor. evet evet tek bir kişi dahi görmedim -şu-insanları-sonsuz-seven-değer-veren-kız- ı seven.. ona değer veren tek bir kişi bile.. hiç sorun çıkarmadım insanlara. hep sonsuz anlayışlı oldum. susmak gereken yerde sustum. kalanında konuştum bolca. fikirlerimden söz etmek istedim. susturuldum. kendimden söz etmek istedim. susturuldum. yaşamaktan, insanların acılarından ve acıtan yanlarından söz etmek istedim. susturuldum. boş kafalardan, boşluklardan söz etmek istedim.. bir şeyleri- konuşmaya değer bir şeyleri - konuşmak istedim.. susturuldum. bu sefer o çok konuşan, geveze ve sevecen kız kendi içine kapanmak zorunda kaldı. benim ruhum, benim kişiliğim bu dünyadaki tek bir insan için var bile değildi ki üzerinde durulmaya ya da değer verilmeye "değer" olsun. işte tüm bunlar bir noktada canımı acıttı. insanların körlüğüne ve sıradanlığına şaştım çoğu kez. ki onlar için güzellik vardı. ki onlar için para vardı. ki onlar için bedenler vardı. kalbinin büyüklüğünden çok başka organlarının büyüklüğüyle ilgileniyorlar ve seni hiçe saymaktan bir an olsun çekinmiyorlardı. aradığım hayatın anlamını, bu insanların hiçbirinde bulamayacağımı er geç anlamıştım acı bir şekilde, bu süreçte dediğim gibi yanımda hiçbiri yoktu ve bir çoğu tarafından terk edilmiştim sebepsiz yere, canımı yakmışlardı, sevgilerini bana cömertçe sunmamış olsalar da cömertçe esirgemişlerdi ve ne olduğumla ilgilenmiyorlardı bile. onların istediği gibi olamazdım. hayır. bunu yapmam ölmekle eş değerdi benim için. bir boş kafa bir et parçası olamazdım. birileri beni sürekli takdir ederdi. olgunluğumaysa hepsi şaşırmıştı evet bunu hayat boyu yapmışlardı. nasıl böyle olabildiğime dem vuruyorlar fakat gerisiyle ilgilenmiyorlardı. öyle bir noktaya geldim ki. beklentisizleştim. kimseden, hiçkimseden bir şey beklemeyecek olgunluğa eriştim. hayatıma devam ediyor, onları yine önemsiyor ama beni önemsememelrine yahut önemsiyor gibi görünüp beni kırmak için direnişlerine bile gözlerimi kapıyordum. bir süre böyle yaşayabildim ancak. o sırada kitaplara sığındım. bambaşka hayatlar düşledim çoğu kez. yada bir heidi olabilirdim mesela. işte o zaman sorun kalmazdı benim için. inanın kalmazdı. çünkü hayalim jipler, evler, büyük paralar, kredi kartları yada mutsuz bir evlilik, siktirip giden oncası da değildi. bir ot iki keçi ve yuvarlak pencereli bir oda.. belki sıcak bir süt ve ekmek.. inanamayacağınızı bilmeme rağmen -inanın- istiyordum sadece bunları.. insanların bana bir yararı olamayacağını çoktan anladım çünkü. bir zamanlar yazabilme yeteneğim vardı. fark edersiniz ki onu da kaybetmiştim yıllar önce.. beni öldüren bir şey de buydu aslında. ama hayatımın son 5 senesi boyunca, bu dünyaya ayak uyduramadığımı ve uyduramıycağımı düşündüm. içimde öldü kimselere artık kimselere gösteremediğim o ruhum.. cesaret bile edemedim çünkü.. artık insanlara "hey! bakın! ben de insanım. hey! ben de buyum işte!" diyecek gücüm yoktu. ötelendim ya. en yakın arkadaşlarım bile bilmez kim olduğumu. işte böyle böyle öldü içimdeki ezgi. bir gün birileri değer vermeye çabaladığında geri gelebileceğini biliyorum. ama o beklediğim "birileri" hiç gelmedi.. tüm bunlar masal gibi de gelebilir. ama ben hissediyorum. ve yaşıyorum. bir dal parçasında yolun ortasındaki bir taşta, bir çamaşırda bir eşyada bile bir ruh bulabiliyorum. ve kimse değer vermese de ben bu yanıma değer veriyorum. kimse gibi kendimi ben de sevmesem de. halbuki onlar kadar kötü olsaydım.. beni severlerdi. önemsemeseydim, "sallayın" diyebilseydim, gözümü yumabilseydim acılarına.... biliyorum onlar kadar önemli (!) olurdum. ama bu ölümüm olurdu. işte. öyle. neden böyle duyarlı olduğumu bilmiyorum. kesinlikle duygusal bir tip değilim. en ağlamam gerektiği yerde bile ağlamam. gereksiz evhamlara gereksiz her şeye karşıyımdır. bir gün okulumuzdan bir öğretmen ölmüştü ve çocuğunu sadece isim ve cisim olarak tanımama rağmen, bu yaşta bu acıya katlanmak zorunda oluşuna, öyle bir ağladım ki. kendimi tutamadan. insanların bana şaştığını hatırlıyorum. yada başka bir gün bir adam vardı ayağı sakattı, ve ona karısının öldüğünü söylediler önümde. adamın mahvoluşunu nasıl anlatsam.. diğerleri gibi geçip gidemedim yanından. ağladım gizlice.. bütün bir zaman onu düşündüm. o adamın hayatının en berbat günüyken, nasıl gülebilirdim ben. yada daha başka bir gün, bir kara fatma vardı, ezmişlerdi onu acımasızca, bir hastane köşesinde oturup düşünceler dalmıştım ve o karafatmanın ölüsüne odaklanmıştım. bir gün önce birçoğu uğur böceklerini seviyor, onlara şarkılar okuyor ve ellerine alıp okşuyorlardı. işte o an bunun hayat demek olduğunu düşündüm. karafatma ve uğurböcekleri. insanlar isme cisme önem veriyor içlerindeki ruhu önemsemiyorlardı bile. bu hayatta karafatmalar hep bir köşede ezilmeye acı çekmeye mahkumdu içten kim olsalar bile. uğur böcekleriyse şarkılara, okşayışlara, övgülere..

işte tüm bunlar, sevgili izleyicilerim, beni hüzne boğuyor. sizi sıktıysam gerçekten üzgünüm.. bu ara düşüncelerle doluyum.

keşke o ezgi'ye ulaşabilsem.. yeniden.. o .. olabilsem.. yeniden..

20100121

ayrı'm

yumuşakgeilebaşlayankelimelertüretesimvar

20100116

i fuck love that*

hadi bana bir şeyler söyleyin
bu gece ihtiyacım var
bütün hadsizliklerinizle
ve akıp giden her ne varsa -zamansa dahil,
birilerinsiz birileri olmaya çalışmalarınızla
bütün had-sizlik-lerinizle
gelin,
ve hadi bir şeyler söylerin
bana
bu gece
ihtiyacım var.

because of you

-çoğu zaman neye benzediğimi bilmem bile.

20100110

~

İnsan neyle yaşar ?

seks. nikotin. eroin.

20100109

İtiraflar

çikolata yedikten sonra parmak uçlarımı emmek hoşuma gidiyor. kraker bitiminin ardından kırıntıları ve baharatları yalamak da öyle. küçükken en korktuğum şey çamaşır makinasıydı. beşinci sınıfa kadar altıma işedim. çamaşırların üşümesinden korktuğum için kurumadan içeri alıyorum bazen onları. aptal insanları sevmem. belli bir yaşa kadar peygamber yada türevi seçilmiş bir kişi olduğumdan öyle emindim ki, "eğer öyleysem bir işaret gönder" dediğimde çıkan bir çıt sesi kanıtlardı hatta bunu. hayatımda tek bir kişiyi terk edebildim. ona da geri döndüm sonra zaten. beni siktir etmiş milyoncasını onlar bana geri gelmeden ben affettim, bütün kalbimle dönmelerini diledim, çünkü bir insanı, yoldan geçen biri de olabilir bu, kendimden çok sevicek kadar yüce sikik bir gönüle sahiptim. 5.sınıfta aşık olduğum çocuk, tiyatroda ışıklar kapandığı anda, önce parmaklarını parmaklarıma değdirdi ve sonrasında elimi tutuverdi. hayatımda belki de tattığım en gerçek duygu, avuçlarımın heyecandan terlemesiydi o andaki. bazen aynada kendimi görünce midem bulanır. sırtıma dokunulmasından çok hoşlanırım. sırtlardan çok hoşlanırım. bazen sigara içesim gelir. bazen yolun ortasındaki o kullanılmış prezervatif kadar yalnızım. kimseye söyleyemediğim bir sırrım var, çok acı çekiyorum ey insanlar. belki psikolojik bir yardıma ihtiyacım var. halbuki insanlar beni çok normal sanıyorlar. yakışıklı erkeklerden hoşlanmıyorum. farklı olanları çekiyor beni. benimse kimseyi çektiğim falan yok. kısa, şişko, belki de çirkinim. içimde bir deli bir sıcakkan yaşasa da dışardan buz gibiyim. yaşıtlarımı küçümsüyorum çoğu kez. aptal insanları sevmem, söylemiştim zaten. bir çocuk var, onunla arkadaş olmayı çok istiyorum, fakat onu gördüğüm an kaçıveriyorum kabuğuma. kendim olamıyorum. soğuk, kaçak, uzak ezgi oluveriyorum işte. olmuyor. bu beni hüzünlere boğuyor. bazen de umursamıyorum. bir yırtıcı bazense görüp görülebilcek en uysal insanım. çelişkilerle doluyumdur. bazen ölmek istiyorum. fakat o derdim var-bu derdim var hesabı değil benimki. herkesin derdi vardır. benim derdim kendim. çok hastalıklı bir ruha sahibim. sağ elimin orta parmağı beni utandırıyor. bir de gülüşümle herkes dalga geçiyor. hayatta kulağım hiç delik olmadı. belki küçükken. hatırlamıyorum. marmara depremi insanlarını tedavi etmek bir ara en büyük uğraşımdı. çok okurum. ağzım bozuktur benim. bazen rüyamda saddam'ı görüyorum. kendini bir bok sanan insanlardan hoşlanmıyorum. babam bana her dokunduğunda tedirgin oluyorum. keşke kuzenlerimi tanıyabilseydim. sarhoş olamıyorum. bir düşünceyle cebelleşirken insanlara çok kötü bakıyormuşum, öyle diyorlar, korkuyorlarmış. farklı düşüncelere saygı duymayan insanları, melahatları, maydonozları, hiçbirini sevmiyorum. kendine aşırı güvenen tiplerse midemi bulandıran ikincil etmenler. yazma yeteneğim yok sadece uğraşıyorum fakat her defasında hüsrana uğruyorum. mükemmeliyetçiyim, bu yüzden bir insana bir şey alırken, hediye seçerken, bir şeyler yazarken çok zorlanıyorum. en yakın arkadaşımın ve diğer yaşıt-kızların tek derdinin ojeler, elbiseler, makyaj malzemeleri yada türevi olması.. beni çok.. yıpratıyor. onlar gibi olamıyorum. beni sevmiyor çoğu bu yüzden. sevgilerine muhtaç değilim halbuki. sadece.. bazen ihtiyaç duyuyorum birileri tarafından sevilmeye.. sadece.. sevilmeye.. bazen çok sıkılıyorum kendimden. sıkıldım. kendimden. evet.

20100101

~yalancı çalıkuşu


dünün bugünden pek farkı yok. ayrı senelere değil, ayrı yüzyıllara da bölünse şu zaman denen kahpe, bir şey değişmeyecek.

iyi yıllar insancıklar ! iyi yıllar..

ben de seni seviyorum