20100228

-sen iyi misin?

odam, olmaması gerektiği kadar dağınık olmuştur her zaman. (odamın halleri eşittir ruh hallerim) perdelere dokunmam. hep kapalıdır. dolabıma fırlatır atarım giysileri. bazense masamı kullanırım bu iş için. defterler, kitaplar, kalemler hepsini tıkıştırırım bulduğum yere. ne kullandıysam masa üstüne yığarım. içimden gelmez toplamak. bazense çıkardığım giysiler yerde kalır. yatağımı topladığımı hatırlamam bile. bazen canım sıkılır, annemin bütün hakaretlerine ve bilmemkaç nokta ortopedik (her ne halt ise) yatağımın oluşuna rağmen yer yatağını düzerim yere, orada uyurum.

bütün bunları yaparken, tahmin edebileceğiniz ve kiminizin öha ne biçim kız lan bu diyebileceğiniz türden bir amaçsızlık hakim hayatıma.

zaten dağınık olan kafam daha çok dağılır böyle zamanlarda. zaten kararık olan ruhum daha çok kararır.
işte böyle zamanlardan çatkapı bir dost kurtarır kimi zaman. öğlenin 12sinde sizi önce odanızı görme şaşkınlığıyla atılan bir çığlıkla, sonra da haşin sarsışlarla uyandırarak rahatsız eder. lannn bi git dersiniz, öyle yüzsüz olur ki bu dostlar, gitmezler de. sonra bi korku gelir içinize. önce odanıza, sonra dostunuza bakar.. gömülürsünüz.

sonra bir operasyon, kıçınıza bir tekme yer ve odadan kovulursunuz. odanıza yeniden gelme hakkını elde ettiğinizdeyse, bam, her şey düzgün, her yer pırıl pırıl. yani iğrenç.

yine de mutlu olurmuş gibi yaparsınız. vaov be hatun, sen de insan mısın der, aslında bir nebze sevinir fakat ruh hallerinize olan doğrudan etki yüzünden gerektiği gibi davranamazsınız da.

la la la. gerektiği gibi yapamam ben zaten hiçbir şeyi. gerektiği gibi düşünemem. gerektiği gibi konuşamam. gerektiği gibi yürüyemem. gerektiği gibi ve kadar hiçbir şeyi beceremem.

lakin seviyorum seni dost! hayatıma sıçtın lan, aferin.

20100221

konuşmak

öyle çok şey yazdım çizdim ve sildim ki. çekip gidesim geldi bak şimdi. elveda blogçuğum. şu ara sana hiçbir şey yazasım yok. yazabilecek bir şeyim de yok gerçi.

ps: "özler miydin beni"

20100220

for you.

L harfinin başına X eklenmesi kadar koyucu bir şey olamaz! işte ben de bunu önleyebilmek adına, bu acıdan koştura koştura kaçmak, sakınmak adına, L'i S yapmaya karar verdim. dünya nimetlerine bir dur dedim. (ağlamak istiyorum evet)

20100219

insanity's crescendo.

şuan öyle piskopat bir tipim var ki. ağzım açık dik dik bakıyorum bilgisayar ekrarına son on dakikadır. korku filmlerinden fırlamış gibiyim lan. zaten kötü kötü bakışlarıyla ünlü bir insan olarak (peh, halbuki gayet sevimliyim) şaşmamalı. uzun zamandır aynaya adam gibi bakmadığımı farkettim ama. kendime ne çok küsmüşüm. ne çok itmişim, ötelemişim. silmişim, atmışım resmen kendimi. hay ben seni ezgi. öpeyim yani. saçım toplu, üzerimde çiçekli miçekli bir pijama(ayşe hatunumun bana mirası bu, dalga geçmeyin), ayıcıklı çoraplar. evlere şenlik olduğumu farkettim lan. bir de metalci-satanist tip diye geçinirdik. öhaha kimseler görmesin bu halimi. yalnız, birileriyle uyuyabilecek kadar ikicil bir hayata sahip olamayacağımı da anladım. bir de horluyorlarsa. tam kabus. uzun zamandır içimde oturan sıkıntı bey, çekip gitmeye karar vermiş, terk edileceğim için öyle mutluyum ki! bu saçma yazıyı da silen.. benim gibi olsun. en iyisi kendimle barışmak. ben bu muyum? buyum. beğenen buyursun gelsin. dimi ama. beğenmeyen.. siktirsin gitsin derdim ama ayıp olur şimdi. ama siktirip gidebilir de. sorun da değil. bu saçma cümleleri yazarken, kafam güzel mi? eh evet belki de. fakat hangimiz çok düzgünüz sanki? hepimiz bok yiyelim e mi. sıçayım senin insan sevgine lan. kafan güzel. dünya güzel. sen hala milleti düşün. en çok da sen ye boku e mi. ne çok gülüyorum ama. özüme döndüm. belki geçici. belki kalıcı. ama şunu söyleyebilirim ki, takmıyorum artık. vallahi. şişkoyum. kısa bişeyim. pek güzel de sayılmam. çalışmayı da sevmiyorum. asosyalim de. insanlarla konuşurken gözlerine bakacak yüzü bile bulamıyorum. özgüvenimse sıfır. başıma bir halt gelse, kimseyi arayamam. aramak da istemem aslında. anlamayacağını bildiğim ne kadar çok insan varsa, olabildiklerince hayatımda. en çok kimi mi seviyorum? bu blogu seviyorum mesela. kendimim işte lan. daha ne. sonraa, kütüphane çıkışında, tee bilmemkaçıncı kattan seslenip az kalsın kafama isabet edecek olan bir torba ekmek atışı yapan teyzeyi seviyorum, her gün ne kadar kusurum varsa bir çırpıda yüzüme vuran okul arkadaşlarımı seviyorum, bir mağazada rastlayıp görünmemek ve kaçmak için elimden geleni yaptığım halde beni tutup bi güzel sarılan ilkokul öğretmenimi seviyorum, ilkokul aşkımı seviyorum, aile boyu küfürleşen ve 7/24 kavga eden üst kat komşularımızı seviyorum, her sabah alarmı kendisini değil ama beni uyandıran alt kat komşumuzaysa tapıyorum, hayatımda tuttuğum tek notu acımadan onlarca parçaya bölen ekonomi hocamı seviyorum, bana gecenin bir körü gizliden çağrı atıp duran amaçsız insanı seviyorum, seviyorum lan ! ve dibime dek ahlaksızım. küfrederim, içerim, sıçarım. herkes kadar insanım. yapmacıklığı sevmem. nezakete bir ölçüde saygım vardır. takıntılardan hoşlanmam. saçma sapan isteklerim vardır hayat konusunda. şuan tüm bunları yine aynı piskopat tiple yazıyorum ama yüreğimde bir kıpırtı hissederek. uzun zamandır olmayan bir şey bu. ve tüm bunların tek nedeni, artık geçmişe, geleceğe, ya da birilerine değil "bugünkü kendime" odaklanmam gereği.

öperim seni blogçum.

20100217

sus.

bağlanmakla ilgili ciddi sorunlarım var sanırım. kendimi bir şeye ya da bir kişiye bağımlı/muhtaç hissetmek beni ciddi manada korkutuyor. evlenmek, çocuk sahibi olmak, hatta gözlük takmak vs bile eklenebilir buna. bir şeye bağlı olmamalıyım ben her ne şekilde olursa olsun. dilediğim an çekip gidebilmeli, birilerine hesap vermeksizin hayatımı doya doya yaşayabilmeliyim. böyle söyleyince vurdumduymaz, belki de duyarsız biri olduğum sanılabilir lakin tam zıttı bir halde bile sayılabilirim. bir yandan deli gibi sever ve ihtiyaç duyarken insanlara, bir yandan da onlardan kaçmak ve gitmek/gidebilmek isterim.

işte bu yüzden, bir hayat kurma fikri bile öyle uzak görünüyor ki. içimde kocaman çelişkiler ve yenemediğim birçok his, düşünce, savaşım. bazen ben bile kim olduğumdan şüphelenirken, diğer insanlardan ne bekleyebilirim ki sahiden?

öyle tekil bir yaşantıya sahip oldum ki, ve gerçekten uzun zaman oldu, kendimi yalnız bırakalı, daha doğrusu birilerince yalnız bırakılalı öyle uzun zaman oldu ki, birileriyle olma fikrini bile garipser oldum. sanki hayatta sürekli bir şeyler yanlış olmalı, sürekli bir arıza çıkmalı gibi geliyor.

halbuki bir zamanlar sonsuz anlayışımla ve mutluluğumla övünür, insanlara umut saçardım. şimdiyse tam zıttı bir hayatı yaşarken bile, içimdeki gücü hissedebiliyor, ama bu kadar canım yanmışken, bir anne, bir baba, bir dost, bir sevgili.. hiçbirini gerçekten görmek bile istemediğim zamanlarım da olmuyor değil.

bu kadar uzun süre iyi denecek bir biçimde idare edebilmişken, küçücük şeylerle mutlu olup, diğerleri gibi olmamak konusunda övünür dururken, güçlü oluşum ve bazen küçümsenesi insanları küçümseyebilecek derece özgüven sahibiyken, tepetaklak olacağımı nasıl düşünürdüm sahiden? sahiden, ne olmuştu da, geri tepmişti tüm çabalarım?

halbuki iyi bir evlat olmuştum. zeki sayılabilirdim. satrançta onlarca madalyam vardı. çalışkandım. hatta karnemin hepsi beşti. o derece çalışkandım. insanlara saygıda kusur etmezdim. güler yüzlüydüm. hiç somurtmaz, problem çıkarmaz, ve aşırı derecede uyumlu olurdum her seferinde. yüksek sesle konuşmaz, abartılı kahkahalar atmaz, makyaj ya da giyimimde dahi, bir aşırılığa yer bırakmazdım. insanlara hep iyi yaklaşır, dertleri olduğunda dinler ve çözümler üretmeye çalışırdım. kabalıklara, hatalara, haketmesem de bana yapılan her tür yanlışa gözlerimi kapar, herbirini her seferinde affeder ve bir daha sözünü etmezdim bile.

ben ne yapmıştım da, dostlarım tarafından terk edilmeyi, ailem tarafından küçümsenmeyi, sevgilim tarafındansa her türlü hakareti haketmiştim? bu kadar kötü ne olabilirdi ki?

işin en kötü yanı. neden onları her seferinde affedecek kadar kendime güvensizdim ben? onlarsız yapamaz mıydım? gayet de yapabilirdim. yaşamımı sürdürebilirdim ve böyle bir kişilikle çok daha iyi dostluklar dahi kurabilirdim. ama tüm bunları yapmak yerine, onların hatalarını anlayıp geri dönmeleri için yalvardığım bile oldu. neden böylesi iğrençtim ki ben? kendimi neden hiçe saymıştım? neden bana yapılan her şeye gözlerimi kapatmıştım?

işte belki de her şeyin kilit noktası buradaydı: kendimi sevememek.
kendim dışındaki herkesiyse sonsuzca sevebilmek.

peki, gerçekten haketmişler miydi yaptıklarımı? hayır.
peki, gerçekten haketmişmiydim bana yapılanları? hayır.

uzun zamandır kendimi öyle kapana kısılmış, öyle çaresiz, öyle bitkin hissediyordum ki. kötü şeyler yaşıyor, her iyiliğime kötülükle karşılık veriliyor ve her seferinde çekip gidilen, canları istediklerindeyse döndükleri kişi oluyordum. onlara sorsan, çok mükemmel bir insandım, benim gibisi yoktu, yaşımdan çokça olgundum ve ben olmasam onların halleri ne olurdu? ahaha.
hiçbirine bir kere bile inanmadım aslında. fakat kendime duyduğum o lanet güvensizlik: işte her şeyin mahvoluş noktası.

Ezgi'yi ben önemsememiştim ki. Ezgi'yi ben sevmemiştim ki. Ezgi dışındaki herkesi önemsemiş ve değer vermiş ama ona çok görmüştüm ki. Başkaları niye bunu yapsındı? niye sevselerdi ki, niye önemseselerdi kendini bile sevemeyen birini?

Hayatım boyunca öyle çok fedakarlık yapıp sustum ki. Birileri yaşasın diye öyle çok öldüm ki. Anlatsam, konuşsam, inanın bana, deli gibi kazanırdım saygılarını fakat birileri bana acısın istemedim ben. Bir şeyleri bilerek değil, bana acıyarak üzülerek değil, ben ben olduğum için, sadece Ezgi olduğum için saygı görmek istedim!

Fakat başaramadım. 17 yaşımda kaybettim insanlığımı. Bir ergen olarak görüldüm. Halbuki hikayem öyle başkaydı ki. Kendimi yitirdiğimi öyle geç anladım ki.

İlk olarak hayatımdaki insanları, sonra hayatımdaki uğraşıları, rutinleri ve yazma yeteneğimi, en son da kendi hayatımı yitirdim.

Şimdiyse yazdıklarım, şu söylediklerim bile, size deli saçması ya da bir ergen bıdıhıdısı olarak görünebilir, ya da her ne boksa. Ama üzgünüm, bu dediğim bütün lanetleri birer birer her harfine her anına dek hissediyorum bütün hücrelerimde hissediyorum hem de. En korkunç gecelerde, ölmek üzereyken ya da delice acılar çekerken, insanın aynaya baktığında kendini bile görememesi! ve bir gerizekalı telefon rehberinde yüzlerce kişi oluşuna rağmen tek birini aramaya bile yüz bulamamak, tek birinin bile hayatınızda "biri" olamaması. ve sonra saçma sapan bir blog açıp, saçma sapan yazılar yazıp, birileri beni anlar, birileri belki beni duyar diye ummak ve birdaha kırılmamak için sonsuz kabuklar örmek yaşama!

lanet olsun. lanetler olsun. kim olduğumu, ne olduğumu kimseye, kimselere anlatamamak öyle acıtıyor ki. iki adım ötemdeler işte. elimi uzatsam, oradalar. ama.. yapamıyorum işte. olamıyor işte.

şimdiyse gelecekten söz ediyorlar. bana biriymişim gibi, olabilmişim gibi, gelecek zaman kipleriyle yaklaşıyorlar çok umurlarındaymışım gibi! evet duymak istediğiniz buysa ben bir bokum! duymak istediğiniz buysa gördüğünüz görebileceğiniz en salak insanım ben! neden mi? çok sevdim. sevilmemesi gereken her insanı, yoldan geçen her insanı çok sevdim! bana gül bahçeleri vaad etmelerine gerek bile yoktu. tüm sevgisizlikleriyle sevdim onları!

istemiyorum. biri olmak birilerinin olmak ya da birilerinin bana ait oluşu. bir aile bir eş bir bebek. bir iş bir dost bir yaşam. istemiyorum.

beni benle bırakabilirsiniz artık. alıştım...
alıştım ben.. gerçekten.. alıştım...

20100216

6.

Why can't we not be sober?

20100215

sendenöncesendensonra

-ki,diligeçmişherzamanacıtır

20100214

gündelik

1 saat sonra buluşmam var ve önce saçlarımı kurutmam, sonra insan gibi giyinmem, insan gibileşmek için azcık makyaj yapmam, çantama bir şeyler tıkmam, bir şeyler tıkınmam, çeşitli elektronik aletleri kapatmak için uğraşmam, kendime aynada son bir kez bakmam, dişlerimi fırçalamayı unuttuğumu hatırlamam ve gidip fırçalamam, sonra yine geç kaldığımı düşünüp koştura koştura otobüs bekleme bıdıhıdısına gitmem ve yolda giderken otobüsün geçip gittiğini görmem, şansıma ve kendi sorumsuzluğuma bir küfür savurmam, sonra gelecek ilk altyol minibüsüne atlayıp 75 kuruş bayıldıktan sonra kendime insansız ve uygun bir yer arayıp dışarıyı seyretmem, her yolculukta olduğu gibi hayatımı baştan sona irdelemem ve yeni kararlarımı tam alacakken yine aynı noktaya varmam, arabadan inmem ve geç kalmış olsam dahi benden çok daha geç kalan buluşma insanlarımı beklemem, sonra bilmemnerelere beni sürüklemeleri, yarım saat sonraki dersane bokuna yetişmem ve orada sınav sonuçlarımı duymamak ve görmemek için ciddi manada ikinci bir aleme çekilmem, uyuyarak ve mithiş deniz manzarasını izleyerek saatın 6bilmemkaç olmasını bekledikten sonra yine aynı minibüs yolculuğu yapmam gerekiyor...

gitsem mi ne artık.

20100213

yuppi.

bugün hayat öyle güzel ki!

çiftleşen köpekleri, güneşi, kötü ötesi geçen sınavımı, otları, böcekleri, denizi, her gördüğümde deli gibi istediğim soğuk bira reklamını, annemin gününü, sosyetik hatunları, sosyetikmiş gibi yapan hatunları, minibüste yanıma oturan ve 5310'uyla bangır bangır rock müzik dinleyen yeşil deri montlu 50li yaşlardaki teyzeyi, inşaat işçilerini, giymek zorunda bırakıldığım inekli pembeli çorapları, bu şehri!, dostları, eski dostları, dost olunamayanları, dost kalınamayanları, sevgileri, sevgisizlikleri, tüm bayağılıkları, tüm aşağılıkları, neskafeyi, dizileri, filmleri, kitapları, nefes almayı, tensel yaklaşımı, duygusal zırvaları, evleri, sokakları... her şey bugün sanki bir hayat vaad ediyor bana. öyle güzel ki bunu çok zamanlardan sonra hissedebilmek.

ve en aykırı bir düşte, aşık olduğum kasiyer çocuk! seni bile seviyorum lan!
o değil de,


bugün küfür bile etmedim !





 

20100212

acceptance

bir ergen olduğumu kabullenemedim hala. türevlerim gibi davranışlarım ya da isteklerim yok gerçi ama. ben de ayrı bi bokum işte. saçma sapan rüyalar, ulan bunlar da insan mı tripleri, gereksiz hüzünler, özgüvensizlik halleri.

-öl bence kızım sen.

ama bir el atıcam kendime. bir düzelicem, evet.

asabiyet

edebiyatçı karı, sana sesleniyorum burdan.
adını hala bilmiyorum, kaç ay olmasına rağmen. ama gerizekalının tekisin. sen bırak haccı, bırak mısır piramidini bilmem neyi, fizana gitsen bi halt olmazsın lan. psikolojik sorunların var hatun senin. not kırmak için kağıdı didik didik eden, bir sınav üstünden geçen 3-5 aya rağmen o kağıttaki bilmemneyinci sorunun bilmemneyini yanlış hatırladığını "hatırlayıp" notları daha da düşüren, samimiyet yoksunu, fetocu karı seni. ağzına vurmamak için kendimi zor tutuyorum bazen. cidden.


oh be. içimde kalmıştı çok fena.

20100210

düşün, düşün.

okul açıldığından beri, sanki amaçsız olan yaşantım daha da amaçsızlaştı. ne kadar boş olduğumu yeni yeni fark eder gibiyim. bir şeylerden söz etmeye ihtiyacım var.
zaman geçiyor. sürekli birbuçuk sene sonrasının hayaliyle yaşıyorum fakat bu konuda bir şeyler yapmaya başlamak için her zaman erken sanki. halbuki yaşamaya başlamak için çok geç kaldım. biliyorum.
insanlar konuşuyor. insanlar yürüyor. insanlar nefes alıyor. insanlar yemek yiyor. insanlar aşık oluyor. insanlar ölüyor. insanlar savaşıyor. insanlar bir şekilde "yaşıyor"lar. bende neyin eksik olduğunu halen anlayamadım.
okul açıldığından beri zihnimde bu kelimeler dönüp duruyor. gitgide bir şişkoya dönüşüyor ve potansiyel bir ruh hastası oluyorum. halbuki gayet sevecenim diğer insanlara karşı. yine de onların beni sevmeleri, bütün isteklerime rağmen, beni deli gibi ürkütüyor. bunu farkettim ben, evet.
tüm bu saçmalıklar dışında, okuldan artakalan zaman kırıntılarında House izliyor ve ona aşık oluyorum. zeki insanlara bayılıyorum. bir şeyi iki kere söylemek hoşuma gitmiyor.
kendimi bildim bileli aptallıklara tahammülüm olmadı zaten. belki mükemmel değilim bu konuda, ama fena da değilim.
şimdiye dek kimseye hayranlık duymadım. odamın duvarlarını posterlere boğacak kadar benimseyemedim kimseyi. bir şairi, sanatçıyı, bilmem kimi. sadece onlar gibi olmayı istediğimden sanırım, yanılgılara düştüm hep. normal insanlar gibi davranmaya çabalamak bana pahalıya patladı gerçi. lüzum yok. sevgi konusunda ceplerim delinmedi henüz.
insanlara insan olarak bakmak neden bu kadar zor? en çok bunu merak ediyorum. neden onlara baktığımızda, bir zenci, bir beyaz görüyoruz? neden onlara baktığımızda bir sağcı, bir solcu görüyoruz? neden onlara baktığımızda bir ateist, bir dinci görüyoruz? neden onlara baktığımızda bir fakir, bir zengin görüyoruz? neden onlara "insan" olarak bakamıyoruz da, hem onları hem kendimizi basitleştiriyoruz?

her şeyin temeline inmek bu kadar mı zorlaştı bizim için? her şey hangi noktada bu karmaşaya ulaştı? ya da işimize mi gelmiyor birilerinin bizim gibi düşünemeyişi?

fakat üzgünüm. çaresi yok bunun. başkalarının fikirlerine saygı duymayan, ve bir insana baktığında "insan olduğu" dışındaki her fikre aldanan sizler, hepiniz birer gerizekalısınız.

empati kurmayı başaranlar, ve anlayışlı olanlarsa.. size tapıyorum. iyi ki varsınız.


uyumak istiyorum şimdi. belki bir neskafe iyi gider sonrasında. ya da düşünürüz. düşünürüz. bok olur işimiz.
her zaman olduğu gibi. ötesi yok bebeğim, vallahi yok.

love, love, love

fahişenin tekisin,
en azından bu gece.



-sana bir şey söyleyeyim mi küçük kız, onu sevme. tek bir an bile, onu sevme. 



arkanı dönüp gitmen bu kadar mı zor? bayat aşk hikayelerine ihtiyacım yok. sevgi sözcüklerine de. 

-onu öldür küçük kız. en kısa zamanda. en kısa şekilde. acımadan. tek bir an sevgini sunmadan. acıyı tatmadan. bir fahişe olmadan ya da olmadığın takdirde öyle adlandırılmadan. aşk, senin sandığın şey olmadı, hiçbir zaman.


seni sevmedi. hiçbir zaman. seni. sevmedi.
hiç..bir..za..man.

20100208

?

b
e
n

n
e
d
e
n

b
ö
y
l
e
y
i
m

k
i

20100205

sen hiç..

ağlamak..
iyiki yoksunuz

20100204

... acımak?

acaba bir ruh hastası olduğumu söylesem ne yapardı. acaba bu blogu okusa.. benim bir deli olduğumu bilse. o mükemmel kızının aslında mükemmel acılara sahip olduğunu bilse. ah tanrım. bir gün ölebilirim. umarım ona bunları bilme acısını tattırmazsın. benim için üzülmesini istemem. hiç istemedim. sadece.. bir yanılgıyım. iyi biri olmak için çok çabaladım anne. çok çabaladım baba. bütün bunlara.. bütün her şeye rağmen küçük kızınız olarak kalmak için o kadar çok çabaladım ki. kafayı yememek için o kadar çok uğraştım ki. beni zorladığınız bütün o mükemmellik oyunları.. şirin kız oldum işte hep. normal biriydi istediğiniz. görüntüm mükemmeldi. uyumlu, çalışkan, iyi huylu. bir kız. lanet olsun içimdekileri göremediğiniz için o kadar minnettarım ki. bu deliliğe elimden geldiğince katlanıcam. söz. bir gün ölebilirim. tanrıdansa tek istediğim, bunu bilmeyin. mükemmeliniz kalıyım ben sizin. siz de başarılı hayatınızda, bir başarısızlık görmeyin. acıttığınız her bir an için, önünüzde kıvranıp ağlattığınız her an için yerlerde, vurulan tokatlar ve dokunuşlar için, sözler için ve gözyaşları,,... inanın bana. normal biri olmak için çok çabaladım.

olamadığım için.. affedin beni. anne. ve. baba.

hey jude!



bunu bana alın olur mu. lütfen. alın bana. benim olsun.

yenir ama bu ! valla yenir.

bidılsbidılsbidıls

sanırım aşık oldum. sanırım. aşık oldum.

beatles rlz ! oh yeah

20100201

once upon a time

gülümse

bir bayat kadın olmayacağım bu kez. sana çirkinliklerden, haksızlıklardan ya da canımı yaktığını öne sürdüğüm birçoğundan bahsetmeyeceğim. diğerleri gibi olabilmemi istedin. halbuki beni böyle sevmeni tercih ederdim. bilirim, olamazdın sen benim bir şeyler olmamı beklerken. bir bayat kadın olmayacağım bu kez. güzeli seveceğim, parayı seveceğim, seksi seveceğim. olmamı istediğin her ne varsa..

gülümse

ruh hallerimden ya da ruhsuzluğumdan dem vurmayacağım. gözümden birkaç damla yaş düşmeyecek. onlar ağlarken nasıl gülebilirim diye de düşünmeyeceğim. kendime odaklanmayı seçeceğim. kendi düşüncelerime kulak verip kendimi göreceğim bir tek aynalarda. senin sıkıcı kadının olmayacağım artık. olmamı istediğin şey olacağım. bir orospu iyi giderdi şimdi. bağırıp çağırmam seni delice kıskanmam hoşuna giderdi. kırmızı tırnaklar takma saçlar boyalı yüzler.. bir popüler kültür kurbanı olsam iyi olurdu halbuki. herkes gibi olmam hoşuna giderdi.

gülümse

sana aşık değilim. aşık olamayacağım kadar basitsin sen gözümde. "herkes" için her şey olsan da, benim için hiçbir şeysin. bir abi gibi bir dost gibi sevgi duyabileceğim, fakat ötesini de kendimden beklemeyeceğim kadar.. aynısın sen. senin elini tutmak, senin gözlerine bakmak.. içimi titreten bir şeyler eksik bu hikayede. gülümse bebeğim. sana gerçekten de aşık değilim.

bütün gece agatha christie'cilik oynuyoruz evde. katilin kim olduğunu bir türlü çözümleyemedik. sahiden. hangimiz kötüyüz biz bu hikayede? herkes birbirinden şüpheleniyor çok güveniyor gözükse de. kapımda sandalyelerle uyuyorum. yanımda olmaya çabaladığın her an yanımdan koşarcasına uzaklaşıyorsun sanki zihnimde. seni içime alamıyorum. üzgünüm, sevişmemiz olanaksız. bir orospu iyi gider şimdi sana. anca ona.. ağzım da pis. sanırım çok etkilendim. ki ben mahallelerde sürterdim. küçük bir kızken bile çocuklarla oynar dururdum. evcilikten çok futbol kaleciliği. ah üzgünüm bebeğim, senin küçük fahişen olamadığım için. kırmızıya boyayamam tırnaklarımı ben. kırıtarak yürüyemem. sana aşk şiirleri düzemem. kendimi de sana düzdüremem. ah üzgünüm bebeğim. ağzım bozuktur benim. cici kızın olamam senin. hiçbir şeyin olamam ya. siktir git.

ama gülümse.

bu hayat buna değmeli. bu hayatta böyle bir anlam sezinlenmeli. şu lanet olasıca gitgellerinde hayatın, bir anlam kavranabilmeli. insan deliriyor çoğu kez. bir karanlıkta, bir tınıda, ya da en küçük yalnızlıkta. bana bak, iyice bak, yakışıklı erkeğim. üzgünüm gerçekten senin için.


ama. sana. aşık. değilim. olamam. da. ben. kimseye. ama. en. çok. da. sana.


o-la-la