20100217

sus.

bağlanmakla ilgili ciddi sorunlarım var sanırım. kendimi bir şeye ya da bir kişiye bağımlı/muhtaç hissetmek beni ciddi manada korkutuyor. evlenmek, çocuk sahibi olmak, hatta gözlük takmak vs bile eklenebilir buna. bir şeye bağlı olmamalıyım ben her ne şekilde olursa olsun. dilediğim an çekip gidebilmeli, birilerine hesap vermeksizin hayatımı doya doya yaşayabilmeliyim. böyle söyleyince vurdumduymaz, belki de duyarsız biri olduğum sanılabilir lakin tam zıttı bir halde bile sayılabilirim. bir yandan deli gibi sever ve ihtiyaç duyarken insanlara, bir yandan da onlardan kaçmak ve gitmek/gidebilmek isterim.

işte bu yüzden, bir hayat kurma fikri bile öyle uzak görünüyor ki. içimde kocaman çelişkiler ve yenemediğim birçok his, düşünce, savaşım. bazen ben bile kim olduğumdan şüphelenirken, diğer insanlardan ne bekleyebilirim ki sahiden?

öyle tekil bir yaşantıya sahip oldum ki, ve gerçekten uzun zaman oldu, kendimi yalnız bırakalı, daha doğrusu birilerince yalnız bırakılalı öyle uzun zaman oldu ki, birileriyle olma fikrini bile garipser oldum. sanki hayatta sürekli bir şeyler yanlış olmalı, sürekli bir arıza çıkmalı gibi geliyor.

halbuki bir zamanlar sonsuz anlayışımla ve mutluluğumla övünür, insanlara umut saçardım. şimdiyse tam zıttı bir hayatı yaşarken bile, içimdeki gücü hissedebiliyor, ama bu kadar canım yanmışken, bir anne, bir baba, bir dost, bir sevgili.. hiçbirini gerçekten görmek bile istemediğim zamanlarım da olmuyor değil.

bu kadar uzun süre iyi denecek bir biçimde idare edebilmişken, küçücük şeylerle mutlu olup, diğerleri gibi olmamak konusunda övünür dururken, güçlü oluşum ve bazen küçümsenesi insanları küçümseyebilecek derece özgüven sahibiyken, tepetaklak olacağımı nasıl düşünürdüm sahiden? sahiden, ne olmuştu da, geri tepmişti tüm çabalarım?

halbuki iyi bir evlat olmuştum. zeki sayılabilirdim. satrançta onlarca madalyam vardı. çalışkandım. hatta karnemin hepsi beşti. o derece çalışkandım. insanlara saygıda kusur etmezdim. güler yüzlüydüm. hiç somurtmaz, problem çıkarmaz, ve aşırı derecede uyumlu olurdum her seferinde. yüksek sesle konuşmaz, abartılı kahkahalar atmaz, makyaj ya da giyimimde dahi, bir aşırılığa yer bırakmazdım. insanlara hep iyi yaklaşır, dertleri olduğunda dinler ve çözümler üretmeye çalışırdım. kabalıklara, hatalara, haketmesem de bana yapılan her tür yanlışa gözlerimi kapar, herbirini her seferinde affeder ve bir daha sözünü etmezdim bile.

ben ne yapmıştım da, dostlarım tarafından terk edilmeyi, ailem tarafından küçümsenmeyi, sevgilim tarafındansa her türlü hakareti haketmiştim? bu kadar kötü ne olabilirdi ki?

işin en kötü yanı. neden onları her seferinde affedecek kadar kendime güvensizdim ben? onlarsız yapamaz mıydım? gayet de yapabilirdim. yaşamımı sürdürebilirdim ve böyle bir kişilikle çok daha iyi dostluklar dahi kurabilirdim. ama tüm bunları yapmak yerine, onların hatalarını anlayıp geri dönmeleri için yalvardığım bile oldu. neden böylesi iğrençtim ki ben? kendimi neden hiçe saymıştım? neden bana yapılan her şeye gözlerimi kapatmıştım?

işte belki de her şeyin kilit noktası buradaydı: kendimi sevememek.
kendim dışındaki herkesiyse sonsuzca sevebilmek.

peki, gerçekten haketmişler miydi yaptıklarımı? hayır.
peki, gerçekten haketmişmiydim bana yapılanları? hayır.

uzun zamandır kendimi öyle kapana kısılmış, öyle çaresiz, öyle bitkin hissediyordum ki. kötü şeyler yaşıyor, her iyiliğime kötülükle karşılık veriliyor ve her seferinde çekip gidilen, canları istediklerindeyse döndükleri kişi oluyordum. onlara sorsan, çok mükemmel bir insandım, benim gibisi yoktu, yaşımdan çokça olgundum ve ben olmasam onların halleri ne olurdu? ahaha.
hiçbirine bir kere bile inanmadım aslında. fakat kendime duyduğum o lanet güvensizlik: işte her şeyin mahvoluş noktası.

Ezgi'yi ben önemsememiştim ki. Ezgi'yi ben sevmemiştim ki. Ezgi dışındaki herkesi önemsemiş ve değer vermiş ama ona çok görmüştüm ki. Başkaları niye bunu yapsındı? niye sevselerdi ki, niye önemseselerdi kendini bile sevemeyen birini?

Hayatım boyunca öyle çok fedakarlık yapıp sustum ki. Birileri yaşasın diye öyle çok öldüm ki. Anlatsam, konuşsam, inanın bana, deli gibi kazanırdım saygılarını fakat birileri bana acısın istemedim ben. Bir şeyleri bilerek değil, bana acıyarak üzülerek değil, ben ben olduğum için, sadece Ezgi olduğum için saygı görmek istedim!

Fakat başaramadım. 17 yaşımda kaybettim insanlığımı. Bir ergen olarak görüldüm. Halbuki hikayem öyle başkaydı ki. Kendimi yitirdiğimi öyle geç anladım ki.

İlk olarak hayatımdaki insanları, sonra hayatımdaki uğraşıları, rutinleri ve yazma yeteneğimi, en son da kendi hayatımı yitirdim.

Şimdiyse yazdıklarım, şu söylediklerim bile, size deli saçması ya da bir ergen bıdıhıdısı olarak görünebilir, ya da her ne boksa. Ama üzgünüm, bu dediğim bütün lanetleri birer birer her harfine her anına dek hissediyorum bütün hücrelerimde hissediyorum hem de. En korkunç gecelerde, ölmek üzereyken ya da delice acılar çekerken, insanın aynaya baktığında kendini bile görememesi! ve bir gerizekalı telefon rehberinde yüzlerce kişi oluşuna rağmen tek birini aramaya bile yüz bulamamak, tek birinin bile hayatınızda "biri" olamaması. ve sonra saçma sapan bir blog açıp, saçma sapan yazılar yazıp, birileri beni anlar, birileri belki beni duyar diye ummak ve birdaha kırılmamak için sonsuz kabuklar örmek yaşama!

lanet olsun. lanetler olsun. kim olduğumu, ne olduğumu kimseye, kimselere anlatamamak öyle acıtıyor ki. iki adım ötemdeler işte. elimi uzatsam, oradalar. ama.. yapamıyorum işte. olamıyor işte.

şimdiyse gelecekten söz ediyorlar. bana biriymişim gibi, olabilmişim gibi, gelecek zaman kipleriyle yaklaşıyorlar çok umurlarındaymışım gibi! evet duymak istediğiniz buysa ben bir bokum! duymak istediğiniz buysa gördüğünüz görebileceğiniz en salak insanım ben! neden mi? çok sevdim. sevilmemesi gereken her insanı, yoldan geçen her insanı çok sevdim! bana gül bahçeleri vaad etmelerine gerek bile yoktu. tüm sevgisizlikleriyle sevdim onları!

istemiyorum. biri olmak birilerinin olmak ya da birilerinin bana ait oluşu. bir aile bir eş bir bebek. bir iş bir dost bir yaşam. istemiyorum.

beni benle bırakabilirsiniz artık. alıştım...
alıştım ben.. gerçekten.. alıştım...

4 yorum:

Begbeg dedi ki...

kimsenin kimseye ihtiyacı yoktur aslında. kendine yetebildiğini fark ettiğin gün, üzüldüğün şeylerin ne kadar anlamsız olduğunu göreceksin. senin onlardan ne eksiğin ne de fazlan var bence. bende senin gibi hak etmeyen insanlara hak etmedikleri değerleri vermiştim ve kaybeden de ben olmuştum. ama şimdi kimseye kendimden daha fazla ödün vermiyorum, doğru olan bu çünkü. ve şimdi hayatımda olması gereken burada, olmaması gereken dışarıda. üstelik bu ayrımı kendimde yapmadım, kendileri anladılar. sana da benden bi takipçi tavsiyesi, bir süre umursamaz gözük. bencilsin diyeceklerdir ama kimin gerçekten yanında olmak istediğini ancak bu şekilde görürsün. ve unutma; umutsuz olma hiç, hayallerin olsun hep. :)

~melody~ dedi ki...

teşekkür ederim ben. :) uzun zamandır yapmaya çabaladığım bir şey bu aslında. umursamamak. hatta öyleymiş gibi yapmaya çabaladığım zamanlar da oldu. çoğu seçenekte bir yalnızlık şıkkı vardı ve hep elim oraya gitti sanki, seçmedim ama seçmek zorunda kaldım. kişiliğimden ve kendimden feda edemedim, bencil davranamadım bitürlü. halbuki yapsam, yapabilsem çok başka olurdu. şimdiyse bir tavrım yok aslında dışarıya karşı. iç dünyam buralarda işte. ne kadar anlamsız da olsa, içimi yakan bir şey bu, insanların yada insanlığın bu derece bok oluşu.

elimden geleni yapıyorum aslında. ve şimdikinden çok daha başka bir hayata sahip olduğumda, eminim ki ipler ellerimde kalıcak bu kez. ve dediğini yapmış olucam. az kaldı, evet. :)

bir gün başarabileceğimi biliyorum en azından. umutsuz görünsem de, kendimi dahi inandırmış olsam da buna, bir şeyler için sahiden çabalamam bile yeter sanırım bir umudum olduğunu kanıtlamaya. şimdilik sadece umabiliyorum.

insanlara sonsuz değerler vererek, kendimmiş gibi yaparak değil de, "mış gibi yapmak" oyununun -başka insanlar- seçeneğini işaretlemek zorundayım bu kez. en azından böyle olduğunda, çok daha az acıya ve huzura sahip olmuş olurum.

yeniden pek bi' teşekkür ederim efendim. :)

Begbeg dedi ki...

rica ederim. :)
yine de söylemek isterim ki, hiçbir şey için 'zorunlu' değilsin. bırak başkaları senin için 'zorunluluk' hissetsinler. yine demişsin; başka bir hayata sahip olduğumda diye. başka bir hayatı bekleyeceğine şimdiki hayatının iplerinden tutup yönünü kendin belirlesen? umutsuz olmadığını söylüyorsun da pek umutluymuş gibi de değilsin. bu sadece kendini üzer. üzgünlük de kimseye yakışmaz :) bundan sonra senden daha canlı yazılar bekliyoruz efenim. :)

~melody~ dedi ki...

aslında bu konu üzerine düşünmeliyim sanırım ben. haklısındır belki de. evet evet sahiden olabilir bu. şimdi nedense rahatlamış hissettim.
kararlar ve hayata geçirme aşamaları sonrasında..

şu ördüğüm duvarları yıkıp kendime bir ulaşabileyim, işte o zaman canlı yazılar yazabilirim evet.

ama dediğin gibi. neden yeni bir hayatı bekliyeyim ki? neden bugün olmasın bu değişim.

(zaten sıkılmıştım kendimden =P)