20100318

öylesine.

şimdi sorguluyorum. yaşama derin anlamlar yüklemenin saçmalığını çoktan anlamıştım halbuki. şimdi seni sevişimi sorguluyorum. sevişmelerimizi. bu şehri. aylak adımları. ayık adamları. kalpleri kırmayı ve onarmayı. bedeninden süzülen damla damla terini. ben seni böyle içiyorum. seni böyle, seni içime alarak, seni kendimden soyutlayarak ve kendime katarak en aslında, şimdi sorguluyorum. yaşamın, senin bile, bir anlam içermediğini bile bile. beni sevmediğini, aslında hiçbir zaman sevişmediğimizi, bir şehre ait yada sahip olamayışımı, sarhoşluklarımı.. içimi parçalayan her ne varsa. bir ipe asıyorum düşüncelerimi mandallarla. hislerim süzülüyor.

bu kez hakim olamıyorum düşüncelerime. daimi düşünceler, daimi düşüşlere mecbur kılıyor beni. halbuki ölenlerle ölüyorum ben, gülenlerle gülüyorum. neden birtürlü kendime kalamadığımı hiç anlamadım zaten bugüne dek. bir şeyler yazamaz, bir şeyler konuşamaz oldum. neden böyle? diye sorduğumda değişen şeyler olduğunu hissetmek, ve daimi düşüncelerime daimi bir hüzün eklemek zorunda kalıyorum. saçma sapan, melankolik müzikler dinliyorum. seni terk edişimi sorguluyorum. yalnızlığıma bir yalnızlık daha katışımı. ve bunu hak edişini. hak edişimi. şimdi ben en çok bizi sorguluyorum sevgilim. şimdi ben en çok bizi öldürüyorum.

insanlarla konuşulmuyor. dostların sözleri bir iki klişeden geçemiyor öteye. halbuki bir sen bir ben bir de biz biliyoruz neyin ne olduğunu en çok. artık bir melankolik şarkı ve iki damla gözyaşından öteye geçemeyişini onlar anlayamıyorlar. halbuki sen, en iyi sen biliyorsun. ne kadar boktan biri olduğunu ve ne kadar boktan yaşamlara mecbur olduğumuzu.

artık neden? diye sormak bile gelmiyor içimden. artık umursamıyorum. ve evet, bağırmak istiyorum insanlara, "hey!hey!buraya bakın!ben görüp görebileceğiniz en yalnız insanım!".

evet evet, neler diyeceklerini ben de biliyorum. bazen de şöyle düşünüyorum, gözlerimi kapattığımda, çalıntı birkaç sigarayı gizli gizli içmeye çalıştığımda, aklıma sahip olduğum nadir zamanlarda, kendime hakim olduğum-olabildiğim sınırlı ruh hallerimle, belki de herşey yalandır.

belki de en çok biz yalancıyızdır kendimize. kurgu hayatlar yaşayıp, türlü yalanlar ve türlü sevişmelerle. bana kim söyleyebilir gerçek olduğunu, kim kanıtlayabilir?

bu şehirden tiksiniyorum. yalnız oluşumdan. türlü yapmacıklıktan, porno filmlerden, boyalı tırnaklardan.
senden tiksiniyorum

sonra, herkes kadar orta yaşlı, herkes kadar evli, herkes kadar çocuklu ve herkes kadar mutsuz bir kadının çırpınışı geliyor aklıma. savaşımları. üstesinden gelmeye çabaladığı onca şey.
hiç anlayamıyorum onu neden sevemediğimi.

acımak kolaydır halbuki. bir insana "geçer" demek de kolaydır. zaman demek de.
halbuki hiçbir zaman inanmazlar


şimdi başım dönüyor. saat, bir ayrılık vaktini kaç geçiyor bilemiyorum. kendime çok yeni bir hayat seçeneği sunuyorum bu kez. klişe kelimelerle, bembeyaz bir sayfa olarak bile niteleyebiliyorum bunu. sonra, kendimden türlü saçmalığım için iğrenebiliyorum bile. kırılganlığımdan. bir kediye sarılıp uyumamdan. yeni dostlar edinmemden. yani nefes almaya, yaşamaya çabalamamdan bile iğrenebiliyorum.
şimdi çokça sevişebiliriz. şimdi en çok öldürebiliriz kendimizi. iplere mandalladığımız düşüncelerle boğabiliriz birbirimizi. yıkıp geçebilir, sıcak bir kahve dahi içebiliriz. şimdi birbirimizi çok önemsiyormuş gibi de yapabiliriz. hatta aşık dahi olabiliriz.

ben. küçümsemiyorum. sadece. sorguluyorum.

dönence.

sevgilim, biz en çok kendimizi öldürüyoruz.

don't cry.

ilk defa bu kadar saçmasın gözümde. ilk defa, bir şeyleri anlatmanın, söylemenin, çabalamanın, bütün fedakarlıkların, bir insan adına, bir insanı anlamak adına yapılabilecek her şey, bunca saçma görünüyor bana. şimdi darmadağınım.

20100312

bir yitip gitmişten "alıntı".

"uzun zaman oldu. öyle çok değiştik ki. bak bu lacivert gelmiyor eskisi gibi.. eskiden düşünemezdim. şimdi koptuk ve çoktan gittik biz buralardan.. bir amacı yok. eskiyi yad etmek ve özlemek belki. belki -mış gibi yapmak- adlı fiilin yorgunluğu.. belki katledilişimiz birileri ve birçokları tarafından.. herşey o kadar değiş-miş ki..

yazmak istedim sana. artık ne sen *.. ne ben ezgiyim.. artık çok başka kendimizden başka herşeyizdir belki de.. kafa bile yoramıyorum. sadece biliyorumki
ben-öldüm.

bir şarap şişesi var şimdi önümde. içinde kaybolmak isterdim, biliyor musun? bu kadar dibe vurmak.. ve görememek umudu.. biri olamamak birşey olamamak.. anlatamıyorum kimseye..
seni özledim. içimden koparıp atamadığım birşeysin sen. hep yanmda.. hep benimle.. ama birşekilde uzak gibisin sen de.. diğerleri gibi.. hiç olmayan olmamışlar gibi..
şimdi hayal ettiğin pek çoğuna kavuştun sen.. üniversite, dt, tekirdağa da geliceksin.. bu çok güzel.. fakat insan geriye dönmek ve orada biryerde kalmak istiyor sadece.. kelimelerin bu kadar anlamlı olduğunu bilmiyordum ben.. bir insanın bu derece.. değişeceğini.. kendime acımak gibi birşey bu. neden böyleyim anlamıyorum

sadece anlatmak istedim
seni.. seni istedim sadece ve battı batırıldı herşey.. ki yorulduk
öldük bittik belki de ama benim hastalıklı hallerim sebep oldu birçoğuna
seni sevmek istedim
bilemezdim sana bunca zarar verebileceğimi.. ki ben böyle biri değildim.. sen tanırsın beni. bu değişim ürkütüyor korkutuyor en çok
herşey aynı kalsa.. ydı. birkaç kelimeye sığındım ve orada yaşama mecbur kılındım
herşeyi yaşamak sayıyorum-sanıyorum
özledim seni.. öpmeyi özledim. yaşamak ağır geliyor artık.. sen olsan değişir bambaşka olurdu belki ama yoksun ve olamayacaksın da
şehirler ve yollar..
aramıza yeni mesafeler de eklendi
engel değiller belki
ama yaşamak ağır geliyor artık.. biryerlerde ölüp kalmaktan ve en çok da bunu dilemekten istemekten korkuyorum.. rüyamda intaharlar görüyorum ve bu kez gerçekten bu dereceye vardım. bu kez gerçekten bitti yok öldü o ezgi
bana küfret.. bana vur bana dilediğini yap yada yapma.. terket beni çek git.. ben yapamıyorum bunu hiçbir zaman yapamadım ama sen yap.. benim yapamadığımı sen yap
gittikçe daha da karmaşıklaşıyor ve kötüleşiyorum ve seni de mahvetmek en son istediğim hatta hiçbir şekilde istemeyeceğim birşey
ben kimim ben kimdim bilmiyorum bilemiyorum
ama seni çok seviyorum..

belkide senden saklanmamın -tek sırdaşımdan ve tek yoldaşımdan.. en iyi dostumdan ve aşık olduğum insandan- bu derece saklanışımın kaçışımın tek sebebi bu.. geçirdiğim değişim. intaharlarım ve zehirli yanlarım..

birkaç geç'miş e ve geçememiş'e bakmaya geldim bu laciverte.. *.. çok eski bir yerlerde gizlenip kalmış olan buraya.. birileri şarkılar söylüyor birileri çok mutlu birileri sahiden de mutlu birileri yürüyebiliyor koşabiliyor nefes alabiliyor. ama benim ayaklarım yok benim kalbim yok benim nefes almaya gücüm bile yok.. anlıyor musun

ki bak çok yakınlar.. biryerdeler hepsi hatta bana ulaşmaya çabalayanları bile var.. ama olmuyor eskisi gibi saçmalayamıyorum bile o gülücükler yok bak sadece hastalıklı yanlarımdan yani bütünbir varlığımdan kurtulmak tek dilediğim çünkü seni sizi onları düşünürüm hep hep hep ben başklarını düşünürüm biliyorsun sen.. en çok sen.. onları ne kadar çok sevdiğimi ve hiçbir zaman karşılık bulamadığmı..

şimdi herşeyi daha iyi anlıyorum.. buraya aylar yıllar sonra gelip bu satırları yazmamın tek sebebi de bu.. anlama ihtiyacı ve bir ayna gibi belki de.. görüyorum artık

seni çok seviyorum.. * ama bunlar.. bu yazdıklarım senden hep kaçırmaya uğraşıp birtürlü başaramadığım birkaç lanet yalnızca.. ve söylemek ve anlatmak ve senin anlamanı saglamak zorundaydım.. şuan uyudugumu sanıyorsun.. ben seni hayal kırıklıgına ugratmaktan öyle korkuyorum ki

hep yanındayım demiştim çünkü.. ama olamazsam.. dedim ya biryerlerde ölüp kalmaktan korkuyorum yaşadığımın tek kanıtı nefes almam.. yada deliricem.. o rüyalarımda gördüğüm gibi.. dipsiz bir delilik ve intahar kuyusu

çıkamıyorum. burada kalmayı sevdigimi söyleyenler bile cıktı ama hiçbiri görmedi çaresizligimi geberişimi.. şimdi çok yalnızım

seni çok seviyorum.. söylemiş miydim.. çocuk yanın daima hayatta kalsın. beni dinleme kızdıgıma bakma sen.. o yanına iyi bak.. insan çok arıyor.. benimse olmadı bir çocuklugum hiçbir zaman. buna özeniyorum kıskanıyorumdur belki de. fakat sen böyle kal. * olarak *'m olarak..

umarım bu satırları senden başka biri okumaz.. okusa da umrumda değil.. sana söylemek istedim..

uzun zaman sonra..
hep kal böyle yanımda..




-melody-"
 
 
bu satırlar, 3 Kasım 2009 Salı günü, 6:22' de yazıldı. bunu yitip gitmiş bir insan, uzun yıllar boyudur yanında kalmaya, onu sevmeye, korumaya ve en çok da üzmeye çalışan bir insana yazdı. bunu hakedilmemiş ve kaybolup gitmiş yıllarına yazdı. bunu içindeki kanayan yarayı ona anlatabilsin diye yazdı. bunu anlaşılabilsin, artık bir yerden başlayarak kurtulabilsin diye yazdı. bunu çok sevdiği bir insan yanında olsun diye yazdı.
 
12 Mart 2010 Cuma günü, 17:38. düşündüğü hiçbir şey, gerçek olmadı.

20100311

son zamanlarda hiçbir şey yazamaz oldum. uğraşıp didinmemin bir anlamı yok. çünkü içimden gelmiyor. çünkü istemiyorum. çünkü hissetmiyorum. ilham perisine falan da inanmıyorum. gerçi ben hiçbir şeye inanmıyorum. insanlara inanmıyorum, sevgilere inanmıyorum, tanrıya inanmıyorum, kendime inanmıyorum. bir boşlukta, bir dehlizde yüzer gibi, suya yazı yazar gibi.. kendimi bir yerlerden atmış da, uçar gibiyim. gitgide daha da dibe, düşüyor gibiyim. yazamıyorum. konuşamıyorum. susamıyorum. kısacası. yaşamıyorum. uğraşıp didinmemin bir anlamı yok. çünkü içimden gelmiyor. çünkü istemiyorum. çünkü hissetmiyorum. çünkü inancım yok benim. çünkü sığınabileceğim bir tanrım yok. bir sevgim yok. bir insanım yok. bir ben'im yok. çünkü bir dehliz burası. çünkü bir boşluk..

çünkü düşüyoruz aslında, herbirimiz. çünkü yalanlar söylemenin anlamı kalmadı artık. çünkü maskeler düştü. çünkü kalpler atmıyor burda. çünkü güneşten bile daha sıcak bedenlerimiz. çünkü sevişmeyi özlüyoruz. çünkü parayı özlüyoruz. çünkü hükmetmeyi özlüyoruz. çünkü sefaletimizi özlüyoruz. çünkü ezmeyi, yok etmeyi, öldürmeyi özlüyoruz. çünkü olabildiğimizce insanız işte. çünkü buna izin veriyoruz. çünkü rüzgar esmiyor. çünkü kalpler icat edilmedi henüz. çünkü memelerimiz sönüyor. çünkü çüklerimiz kalkmıyor. çünkü maskeler düştü. çünkü yenildik. çünkü kanıyor gözlerimiz. çünkü alnımız kırışıyor. çünkü çirkiniz. çünkü ayakkabılarımız konuşuyor. çünkü denizler akıyor parmak uçlarımızdan. gözlerimiz konuşuyor. kulaklarımız susuyor. çünkü kitaplar ağlıyor. çünkü yoruldu zaman. çünkü küstü hayat. çünkü iteledi insan, çünkü öteledi. çünkü sevemedi. sevmedi. çünkü kendimizi parçalıyoruz en çok. çünkü Agathe ağlıyor. masal dinlemek istiyor. çünkü yan komşu kızını dövüyor. çünkü o öldü. çünkü sorguluyoruz. çünkü sorgulanıyoruz. çünkü içiyoruz. çünkü maskeler düştü. çünkü maskeler düştü. çünkü maskeler düştü.

ve çoktan öldük aslında. sadece haberimiz yok.

20100310

"bu biçim"

seni seviyorum.
seni seviyorum.
seni seviyorum.
seni seviyorum.
seni seviyorum.

20100309

bıdıhıdı

selam blogçuk! naber?
bugün öyle sevgi doluyum ki. hava soğuk (kıçım fena halde donuyor). meteliksizim. hıyar yiyorum ben de. canım sıkılıyor. konuşabilecek kimse yok. yapabilecek hiçbir şey yok. bilgisayarım da bozuk. ama yine de o kadar seviyorum ki her şeyi. herkesi.
çok saçma bir insan olduğumu farkediyorum böylesi zamanlarda. yok anneymiş, yok kurabiyeymiş, yok bilmemneymiş. insanlar bunun neyini okur diyorum sonra. silmeye yelteniyorum, pişmanlık duyup, hunharca katlettiğim onca yazım geliyor aklıma. yazık diyorum. boşver, içinden ne geliyorsa.
ama iç sesim diyor ki: sıkılmanızdan korkuyorum benden. beni sizin de bırakıp gitmenizden.
sonra sus diyorum ona. kapa çeneni! bugün öyle sevgi doluyum ki, hıyar yiyorum.
karla karışık yağıyor hüzün. neden yaz gelemiyor, işte onu hiç bilmiyorum.

20100308

hazin.

hatırlıyorum, küçük bir kız çocuğuyken ben, hayattaki her şey bir denge dahilindeydi.

adımlarımı rahatça atardım. mutlu bir gülücük kondururdum yüzüme. sanki her şey mükemmelmiş gibi, hiçbir sorun yokmuş gibi davranırdım. bir şeylerden fedakarlık etmeyi küçücük bir kız çocuğuyken öğrenmiştim ben. içimdekileri diğer insanlara göstermemeyi.

annem, içimdeki en büyük yaraydı o zamanlarda da. evimden sıcak kurabiye kokuları yükselsin istiyordum ben de. normal bir annem olsun, normal bir evlat olayım istiyordum. ona sarılabilmek istiyordum. ona anlatabilmek. ama her seferinde, büyük beklentilerle gittiğim kapı, "yorgunum" "şimdi olmaz" "işim var" kelimeleriyle kapanırdı yüzüme. başımı öne eğerdim. "peki anne" derdim, "peki".
yine de o mutlu gülücük vardı işte yüzümde. güçlü bir kişiliğe sahiptim o zamanlarda. insanları çok severdim. erkek çocuklarıyla oynayan kızlardandım ben. top sektirmeyi bi' türlü beceremediğim ve bu konuda her seferinde şike yaptığım için, kaleci olmaya mahkumdum her seferinde. yine de severdim bunu. kendimi kız gibi değil de, top koşturduğum erkek çocukları gibi hissederdim. onlar gibi güçlü. onlar kadar sorunsuz.
hem barbie bebekler bana göre değildi. lastik atlamalar, evcilikler bana göre değildi. çok sıkıcıydı hepsi. onun yerine harabe evlere giderek, anlamını bitürlü öğrenemediğim ama yine de ürkmekten kendimi alamadığım "satanist" keşfine çıkmak, alt kattaki komşulardan bir bardak su dilenmek, çöplüklerde evler inşa etmek, karşıki mahalleyle taş savaşı yapmak, sokakları keşfe çıkmak, cam kırmak, mahalledeki huysuz teyzelerle dalaşmak.. bunlar daha ezgiseldi.
şimdi, yıllar sonra, o günlere bakıp da yeniden düşüncelere daldığımda, aklıma "iyiki" demek geliyor yalnızca. iyiki yapmışım bunu. iyiki güçlü olmaya inanmışım böylesine. iyiki annemsiz kalmışım, kimliğimsiz, cinsiyetimsiz kalmışım ve öğrenmişim kendi başıma ayakta kalmayı. ki azınlıktım ben onlar içinde. bir yerde bir ayrım vardı. bir yerde dahil olamadığınız bir şeyler. bir yerde size hayatı anlatıyordu çocukluğunuz ve çocukluktaki oyunlarınız, baştan sona.. yaratabildiğiniz ve üretebildiğiniz, düşünebildiğinizce insandınız sizler de işte. ama yeniden bir "iyiki" ekliyorum sözlerime, çıtkırıldım olmayışım, belki de pis ağzım, düz mantığım.. tüm bunları o günlere borçlu olmadığımı kim iddia edebilir ki.
sonra babannem vardı. bana bez bebekler yapardı. barbie bebekleri sevmezdim ki ben zaten. samimiyet yoksunu gelirlerdi bana. hem her seferinde çok güzellerdi. benim bez bebeklerimse yeterince çirkin, yeterince kusurlu!
babam, zaten küçük bir kız çocuğu olduğumdan, abimi götürürken benim de tutardı elimden, erkek berberine giderdik ve her seferinde kısacık kesilmiş küt saçlarla çıkardım oradan. aynadaki zilyon tane ezgi'yi görmeyi de öyle severdim ki! mutlu gülücüklerimi takınırdım bir daha.
o zamanlar bir şeylerde mükemmel bir uyum vardı. atılan adımlarda, sokak tabelalarında, komşu teyzelerde, babanızın yemediğiniz zaman kafanızdan aşağı boşalttığı mercimek yemeklerinde, yediğiniz tokatlarda, anneannenizin sımsıcak göğsünde, sarkık memelerde, televizyonda birbirini ağızlarından öpen abi ve ablalarda, "ayşegül"de, teletabilerde, dikiş kutularında, salıncaklarda, dedenizin bağında kurbağa kovalayışlarınızda, şekerli ve yağlı ekmeklerde, hiç yemediğiniz sanayağın bir gün tadını merak edip kaşıklayışınızda, anasınıfında  resim dalında kazandığınız il birinciliği ödülünün pastel boya çıkışına içerleyişinizde, başınıza geçen güneşlerde, yapışık ayak parmaklı yan mahalle kızında.. her şeyde, herkeste mükemmel bir uyum ve bir mutluluk hakimdi sanki.
ama dedim ya, benim çocukluğumda hüzün bir yan da vardı. eksik kurabiye kokuları, annesizlik, ailenizdeki "benim çocuğum mükemmel olmalı" anlayışı, daha okumayı bilmeden kazanmak zorunda olduklarınızın size dayatılışı.. yani yapmanız gerekenler, yapmak zorunda olduklarınız, ve yapamadıklarınız. işte bütün bir mesele.
yine de ben teletabileri öyle severdim ki. orada, onların yanında yaşayabilmek isterdim.
po benim olmalıydı mesela. evet öyle.
neyse, o zamanlar herkes severdi sizi sanki. anneniz, babanız, abiniz, anneanneniz, babanneniz, dedeniz, halanız, cartınız, curtunuz.. herbiri. size öyle iyi davranırlardı ki. dedemin radyosundaki tınılar hala kulaklarımda. nice radyolar geldi, geçti on on beş yıldır, lakin değişmeyen tek şey, "mısırı kuruttun mi.." diye söylenip giden türküydü. çok seviyordum bunu duymayı. sevildiğimi hissetmeyi. o masumiyeti. bayram zamanlarında yediğim sarmaları. hep birlikte, "aile"cek yenen yemekleri.. 

öyle çok zaman geçti ki sanki, tüm bunların üzerinden. halbuki herbirimiz aynı insanlarız. ben ezgiyim. anne ve babamın kızı, babannemle dedemin torunu. evimizden hala kurabiye kokuları yükselmiyor. fakat annem şuan bana sarılabilecek kadar sevebiliyor beni en azından. annesini kaybettiğinden beri, kızına düşkün bir anne* profili çiziyor, ve olanlardan gayet memnun. dedemlerin evi halen aynı. fakat bezbebekler yok artık. o türkü halen çalıyor. ama artık mutlu etmekten çok, hüzün veriyor. artık onlara gitmeyi bıraktım. çünkü eski samimiyet yok. bir şeyler eksildi sanki. büyük acılar çekiyorlar içlerinde. ve bu yüzlerine yansıyor. onlar için bir şeyler yapamamak, onları geçmişe götürüp oralarda, en mutlu anlarında bırakamamak çok koyuyor bana. ama bazen de onları suçlamaktan alamıyorum kendimi. beni yeniden torunları gibi, ezgiymişim gibi sevmelerini öyle arzuluyorum ki. kendime dönmek için buna ihtiyacım var. halbuki artık çok uzak herbiri.

artık o mükemmel uyum yok. artık bir erkek berberinin elinden çıkma amerikan kütü saçlar yok. artık o kaleci olmaya mahkum zamanlarım yok. artık bir resim yeteneğim bile yok. artık bir "aile"m yok. 

artık kimse yok sevgili blogçuk. kimse yok.

20100305

anyone, anywhere.

acı gerçek: bir melek değildim ben.

20100304

flying.

düşünüyorum, yazıyorum, yazıyorum ve yazıyorum, ama sonra beğenmiyor, eksik buluyor ve siliyorum. kendimi ya çok eksik, ya çok fazla buluyor ama birtürlü ortasını da bulduramıyorum. teşekkür etmek istiyorum ben bu kez. ama bu öyle, kuru bir "bla bla, teşekkürler" olsun istemiyorum. tamamen içimden geldiğini anlatabilmeliyim. bunu hissettirebilmeliyim.

çok uzun zaman önce, bir blog açmayı, hislerimi, düşlerimi, düşüncelerimi insanlarla paylaşmayı istiyordum. diğer insanları merak ediyordum en çok. fakat bir yandan da korkuyordum. küçümsenmekten. kendimi ifade edememekten. yapmacık olmaktan. saçmalamaktan.

çünkü şunu biliyorum ki, insanlar sizin ne yaşadığınızla ilgilenmezler. çünkü şunu biliyorum ki, insanlar sizin acılarınızla zamanlarını kaybetmezler. neler hissettiğiniz, ne düşündüğünüz umurlarında değildir onların.

ama ben -yine de- hep şunu anlatmaya çalıştım: yalnızlığımı. kalan hiçbir şeyin önemi yoktu aslında. bu som bir yalnızlıktı. çevrenize, yaşamınıza, kendi bedeninize bile yabancı olmak. 17 yaşında bir hiç olmak. her şeye, herkese doymuş olmak. bir şey beklememek. bir şey istememek.

bu noktaya nasıl geldim? bu duruma beni ne soktu? ne yaşadım, ne gördüm? yahut belki de sadece edebiyattır benimki. sadece konuşuyorumdur belki de. böyle düşünenleriniz vardır eminim. olmalı da.
fakat sorun şu ki, yazdığım her kelimeyi, her bir hücremle hissediyorum ben. kalbimden ve beynimden geçtiği gibi yazıyorum. bir şey katmadan, azaltmadan. ağzımın kiriyle, hissedebildiğimce yazıyorum yazdığım, yazabildiğim her şeyi.

öyle uzun zaman oldu ki. anlatıldıkça basitleşen şeyler aslında söz ettiklerim. midem bulanır, kusasım gelir. ağlarım. bazen saatlerce düşünürüm. bazen saatlerce susarım. bütün bu zamanlar boyunca, en dipteydim ben. saçmaydım. insandım. anlatmak değildi tam. tam susmak da değildi bu. bir şeylerden gerçek manada söz etmek de değildi. sadece ruhumdu bu. benliğimdi. dramımdı bu. yaşadığım ne varsa, adı her ne haltsa.. oydu işte.



ama bu fazla olurdu değil mi. takdir edilmek.
http://blogeditoru.blogspot.com/2010/03/benlik-dram-cok-guzel-bir-blog.html

bu belki küçük bir şey. fakat benim için değeri ve anlamı çok büyük, benim bile ifade edemeyeceğim bir şey bu.  ilk olarak öyle çok şaşırdım ki. sonrasındaysa hoplayıp zıplamaya yeltenicek kadar mutlu olmuştum. benim kelimelerim, benim harflerim, benim hislerim!

burdan Ukturk'a gani gani teşekkürler ediyorum efendim. kendileri beni pek mutlu ettiler.

vay be ben neymişim diyor ve kapıyorum çenemi.

20100303

herkes kadar insandım. vol.1

hiç yapmadığım bir şeyi yapmıştım. topuklu, siyah ve deri ayakkabıları giydim.
hiç yapmadığım bir şeyi yapmıştım. son ses, elektro müzikler açtım. hiç sevmezdim halbuki.
hiç yapmadığım bir şeyi yapmıştım. dans etmeye başladım.
hiç yapmadığım bir şeyi yapmıştım. saçımdaki tokayı çıkardım bir anda. dağıttım saçlarımı.
hiç yapmadığım bir şeyi yapmıştım. soyunmaya başladım.
hiç yapmadığım bir şeyi yapmıştım. kimseyi düşünmemiştim. ne olacağını düşünmemiştim. unutabilmiştim. kesik bilekleri, insan ziyanlarını, yalnızlığımı. unutabilmiştim.

ben bu sabah hiç yapmadığım bir şeyi yapmıştım. önce topuklu, siyah ve deri ayakkabıları giydim. son ses, elektro müzikler açtım. hiç sevmezdim halbuki. dans etmeye başladım. saçımdaki tokayı çıkardım bir anda. dağıttım saçlarımı. soyunmaya başladım. kimseyi düşünmemiştim. ne olacağını düşünmemiştim. unutabilmiştim. kesik bilekleri, insan ziyanlarını, yalnızlığımı. unutabilmiştim.

ayıktım. sadece. herkes kadar insandım. 

20100302

delirmiş olmalısın.

düşünüyorum uzun zamandır. ve şunu farkettim.
bu blogu açmam ve buraya yazmamdaki amaç, tamamen kendimdim sözde. kimsenin ne düşüneceğini ya da ne diyeceğini umursamadan anlatmak bir şeyleri. etkilememek ve etkilenmemek. ama öyle değilmiş.
ne yazdığımdan, bir şeyleri yazdığımdan dahi kimseye bahsetmeyişim bu yüzden belki de. korkmak. hiç korkmadığımı sanırdım halbuki. ama deli gibi korkuyorum işte. sakındığım üç beş kelimemi yok etmelerinden -yine. tutup çekmelerinden, üstüne binmelerinden, kırmalarından, dökmelerinden.
tamamen kendimdim sözde. halbuki bir kabuk sarmış dört bir yanımı. kendime bile itiraf edemiyorum. ama deli gibi korkuyorum işte. beni tutup çekmelerinden, üstüme binmelerinden, kırmalarından, dökmelerinden. paramparça olmaktan korkuyorum. sakındığım üç beş hissimi yok etmelerinden -yine.
amaç tüm bunlar değilmiş. sanılarım değilmiş. düşlerim, düşüncelerim değilmiş. tüm inkarlarıma rağmen kanıtlamakmış kendimi birilerine.

işte, çok yakın bir arkadaşım bu sabah, çıkarıp da bileğindeki kesikleri bana gösterdiğinde, aklımdan tam da bunlar geçiyordu. zayıflığım.

tepki vermedim dahi. ona uzaylıymış gibi bakmadım. küçümsermiş gibi bakmadım. bütün zayıflıklarına, zaaflarına rağmen herkes kadar insandı o da. ben de. diğerleri de.


herkes kadar insandık herbirimiz. 

onunla konuştum. sebepleri anlamaya çalıştım. sebepleri anlaması için çalıştım. konuşma sonlanırken "adaş, sen psikolog olmayı düşündün mü hiç?" dedi gülerek. güldüm ben de. aynı düşüncelere geri döndüm bir anda. zayıflığıma.

neden bir türlü sadece ama sadece "kendim"i düşünmeyi başaramadığıma. sonra kesik bileğe yeniden takıldı gözüm. biryerlerde bir yanlış vardı. birileri bir yanlış yapıyorlardı. eksik bir yan.. eksik bir düş.. düşünce.. bir noksan vardı kimsenin üzerine kafa yormadığı. yanından geçip gittiği. aşktan öte. savaştan öte. içmekten sıçmaktan öte. bir yer vardı.