20100308

hazin.

hatırlıyorum, küçük bir kız çocuğuyken ben, hayattaki her şey bir denge dahilindeydi.

adımlarımı rahatça atardım. mutlu bir gülücük kondururdum yüzüme. sanki her şey mükemmelmiş gibi, hiçbir sorun yokmuş gibi davranırdım. bir şeylerden fedakarlık etmeyi küçücük bir kız çocuğuyken öğrenmiştim ben. içimdekileri diğer insanlara göstermemeyi.

annem, içimdeki en büyük yaraydı o zamanlarda da. evimden sıcak kurabiye kokuları yükselsin istiyordum ben de. normal bir annem olsun, normal bir evlat olayım istiyordum. ona sarılabilmek istiyordum. ona anlatabilmek. ama her seferinde, büyük beklentilerle gittiğim kapı, "yorgunum" "şimdi olmaz" "işim var" kelimeleriyle kapanırdı yüzüme. başımı öne eğerdim. "peki anne" derdim, "peki".
yine de o mutlu gülücük vardı işte yüzümde. güçlü bir kişiliğe sahiptim o zamanlarda. insanları çok severdim. erkek çocuklarıyla oynayan kızlardandım ben. top sektirmeyi bi' türlü beceremediğim ve bu konuda her seferinde şike yaptığım için, kaleci olmaya mahkumdum her seferinde. yine de severdim bunu. kendimi kız gibi değil de, top koşturduğum erkek çocukları gibi hissederdim. onlar gibi güçlü. onlar kadar sorunsuz.
hem barbie bebekler bana göre değildi. lastik atlamalar, evcilikler bana göre değildi. çok sıkıcıydı hepsi. onun yerine harabe evlere giderek, anlamını bitürlü öğrenemediğim ama yine de ürkmekten kendimi alamadığım "satanist" keşfine çıkmak, alt kattaki komşulardan bir bardak su dilenmek, çöplüklerde evler inşa etmek, karşıki mahalleyle taş savaşı yapmak, sokakları keşfe çıkmak, cam kırmak, mahalledeki huysuz teyzelerle dalaşmak.. bunlar daha ezgiseldi.
şimdi, yıllar sonra, o günlere bakıp da yeniden düşüncelere daldığımda, aklıma "iyiki" demek geliyor yalnızca. iyiki yapmışım bunu. iyiki güçlü olmaya inanmışım böylesine. iyiki annemsiz kalmışım, kimliğimsiz, cinsiyetimsiz kalmışım ve öğrenmişim kendi başıma ayakta kalmayı. ki azınlıktım ben onlar içinde. bir yerde bir ayrım vardı. bir yerde dahil olamadığınız bir şeyler. bir yerde size hayatı anlatıyordu çocukluğunuz ve çocukluktaki oyunlarınız, baştan sona.. yaratabildiğiniz ve üretebildiğiniz, düşünebildiğinizce insandınız sizler de işte. ama yeniden bir "iyiki" ekliyorum sözlerime, çıtkırıldım olmayışım, belki de pis ağzım, düz mantığım.. tüm bunları o günlere borçlu olmadığımı kim iddia edebilir ki.
sonra babannem vardı. bana bez bebekler yapardı. barbie bebekleri sevmezdim ki ben zaten. samimiyet yoksunu gelirlerdi bana. hem her seferinde çok güzellerdi. benim bez bebeklerimse yeterince çirkin, yeterince kusurlu!
babam, zaten küçük bir kız çocuğu olduğumdan, abimi götürürken benim de tutardı elimden, erkek berberine giderdik ve her seferinde kısacık kesilmiş küt saçlarla çıkardım oradan. aynadaki zilyon tane ezgi'yi görmeyi de öyle severdim ki! mutlu gülücüklerimi takınırdım bir daha.
o zamanlar bir şeylerde mükemmel bir uyum vardı. atılan adımlarda, sokak tabelalarında, komşu teyzelerde, babanızın yemediğiniz zaman kafanızdan aşağı boşalttığı mercimek yemeklerinde, yediğiniz tokatlarda, anneannenizin sımsıcak göğsünde, sarkık memelerde, televizyonda birbirini ağızlarından öpen abi ve ablalarda, "ayşegül"de, teletabilerde, dikiş kutularında, salıncaklarda, dedenizin bağında kurbağa kovalayışlarınızda, şekerli ve yağlı ekmeklerde, hiç yemediğiniz sanayağın bir gün tadını merak edip kaşıklayışınızda, anasınıfında  resim dalında kazandığınız il birinciliği ödülünün pastel boya çıkışına içerleyişinizde, başınıza geçen güneşlerde, yapışık ayak parmaklı yan mahalle kızında.. her şeyde, herkeste mükemmel bir uyum ve bir mutluluk hakimdi sanki.
ama dedim ya, benim çocukluğumda hüzün bir yan da vardı. eksik kurabiye kokuları, annesizlik, ailenizdeki "benim çocuğum mükemmel olmalı" anlayışı, daha okumayı bilmeden kazanmak zorunda olduklarınızın size dayatılışı.. yani yapmanız gerekenler, yapmak zorunda olduklarınız, ve yapamadıklarınız. işte bütün bir mesele.
yine de ben teletabileri öyle severdim ki. orada, onların yanında yaşayabilmek isterdim.
po benim olmalıydı mesela. evet öyle.
neyse, o zamanlar herkes severdi sizi sanki. anneniz, babanız, abiniz, anneanneniz, babanneniz, dedeniz, halanız, cartınız, curtunuz.. herbiri. size öyle iyi davranırlardı ki. dedemin radyosundaki tınılar hala kulaklarımda. nice radyolar geldi, geçti on on beş yıldır, lakin değişmeyen tek şey, "mısırı kuruttun mi.." diye söylenip giden türküydü. çok seviyordum bunu duymayı. sevildiğimi hissetmeyi. o masumiyeti. bayram zamanlarında yediğim sarmaları. hep birlikte, "aile"cek yenen yemekleri.. 

öyle çok zaman geçti ki sanki, tüm bunların üzerinden. halbuki herbirimiz aynı insanlarız. ben ezgiyim. anne ve babamın kızı, babannemle dedemin torunu. evimizden hala kurabiye kokuları yükselmiyor. fakat annem şuan bana sarılabilecek kadar sevebiliyor beni en azından. annesini kaybettiğinden beri, kızına düşkün bir anne* profili çiziyor, ve olanlardan gayet memnun. dedemlerin evi halen aynı. fakat bezbebekler yok artık. o türkü halen çalıyor. ama artık mutlu etmekten çok, hüzün veriyor. artık onlara gitmeyi bıraktım. çünkü eski samimiyet yok. bir şeyler eksildi sanki. büyük acılar çekiyorlar içlerinde. ve bu yüzlerine yansıyor. onlar için bir şeyler yapamamak, onları geçmişe götürüp oralarda, en mutlu anlarında bırakamamak çok koyuyor bana. ama bazen de onları suçlamaktan alamıyorum kendimi. beni yeniden torunları gibi, ezgiymişim gibi sevmelerini öyle arzuluyorum ki. kendime dönmek için buna ihtiyacım var. halbuki artık çok uzak herbiri.

artık o mükemmel uyum yok. artık bir erkek berberinin elinden çıkma amerikan kütü saçlar yok. artık o kaleci olmaya mahkum zamanlarım yok. artık bir resim yeteneğim bile yok. artık bir "aile"m yok. 

artık kimse yok sevgili blogçuk. kimse yok.

2 yorum:

-lâl'im 'si dedi ki...

yavrum biz varız ayıp ediyosun ama(: ...
bigün bigün bigün değişicek hepimiz için benim için senin için o gün gelicek GerçeketeN mutlu olucaz inanıyorum.
öpüldün muah

~melody~ dedi ki...

sen ne sıcak samimi hatunsun öyle ya! (: teşekkür ediyorum ben çok. güzel bunu duymak.

gerçekten mutlu olmak. evet. neden olmasın. zaman gerek bir şeyler için :) onda da haklısın.

muaah ^^ öptüm çok.