20100423

sikko.

hayatım boyunca kendi çıkarıma olan her şey utanç verici gelmiştir bana. oğlan çocukları arasında büyümenin de katkısıyla düğün arabaları peşinde koştururken atılacak üç beş zarf için, ben sadece onların aralarında bulunmak, onlar gibi olmak veya gerilmek, bir heyecanı paylaşmak adına yapıyordum bu işi. o zarfları kapmakla ilgili bir arzum yoktu. bu utanç verici olurdu. örneğin bir otobüs kuyruğundayım ve kısıtlı kişi binebilecek. bir yere yetişmem gerekse bile, milleti ite kaka, yahut onu bile yapmadan, sadece "lan ben bineyim de" anlayışına bile kapılamıyorum hiç. utandırıyor bu düşünce. ben neden böyleyim bilemiyorum. insanlara her zaman şans veriyorum. öncelik tanıyorum ve bunu yapmadıkça da kendimden utanıyorum. kendimi düşünemiyorum. örneğin yanımda biri uyuyor. o kişiye kıyamayıp çıt çıkarmamak için uğraşırken ben, millet yanında avaz avaz bağırıp bundan hiç de rahatsızlık duymayabiliyor ve işin en kötü kısmı, uyuyan kişi için ikimiz de bir bok ifade etmiyoruz. ikimiz de aynı muameleyi görüyoruz uyanık hallerde. ya da otobüse binmesi için öncelik verilen kişiler. hakkımda "yaa ne hatun ama be" "melek melek" diye düşündüklerini değil de olsa olsa "enayi" "bu devirde böylesi kaldı mı be" diye düşündüklerini tahmin edebiliyorum. ama bu beni hiç rahatsız etmiyor. sanırım dünyaya farklı bir yaklaşımım ve insanları da ilginç bir algılayışım var. gökyüzüne bakıp kuş olup uçmaktan bahsettiğimde ve bu düşüncemi ciddi ciddi anlatmayı sürdürdüğümde insanlar bana gülebiliyor. ya da anlamlı gözlerle onlara baktığımda, bedenlerinde, dokunuşlarında, sözlerinde ya da kişiliklerinde en küçük anlam aradığımda "derin kişi" "olgun kişi" "felsefik kişi" olarak adlandırılıp, sarılıp sarmalanıp bir uca atılıp ilginç kişiler rafına kaldırılabiliyorum. ondan sonrasında üst sınıf insan muamelesi görmek ve bundan yeterince hoşnutsuz olmak kalıyor. evde ilginç pijamalar, mırıldanılan ingilizce şarkılar ve garip repliklerle, yine farklı bir insan muamelesi. annem neden normal bir insan olamadığımı sorguluyor sürekli. yani hani şu sevimli, cici kızlardan. odaları buram buram pembe kokan, takılar takıştırıp, umutlardan ve isteklerden bahseden şu onyediyaşkızları'ndan. ona ben de diyorum. ben de anlamıyorum neden böylesini istemediğimi. neden odamı sırf lila renginde diye sevemediğimi. kendimi kitaplara, şiirlere ve müziklere verdiğimi. neden cicili bicili kıyafetler yerine en az dikkat çekicisi hangisiyse onu seçtiğimi. neden sürekli utandığımı. neden garip düşünceler ve hayallerle yaşadığımı. hiçbirini. ben de en az senin kadar anlayamıyorum anne. halbuki en başında anlamalıydık. yani iyi bir insan olmak için böylesi yırtılabilir mi bir kıç, afedersiniz? sanki herkes çok melek de. sanki herkes en iyiyi, en doğruyu yapmak için çabalıyor da, sanki herkes mutlu ol diye yırtınıyor da.. sanki bir bendeydi sorun. ne bok aramaya kendime bu kadar yüklendim ki yıllar boyunca. hep onları düşünerek, daha iyi olmaları için çabalayarak en kötü olduğum anlarda bile, dertlerini düşüncelerini dinleyip hiçbirşeyimi onlarla paylaşamayarak, neden kendimden ödün verdim ki ben bu kadar. ah blogçuk. ama en azından elimde bir şeyler kaldı. en azından denedim ben insan olmayı. artık içim öyle rahat ki. ama neden hala normal biri olarak hayatımı sürdüremediğimi bilemiyorum. bilemiyorum anne. bilemiyorum.

the show must go on.

blog! blog! her şey o mesajla başladı. tam olarak şunu diyordu, çok kısıtlı ve aykırı bir vakitte hem de: "konuşmamız lazım". gittik ve konuştuk. konuştum. konuştuk. sekiz ayın acısıydı tüm bunlar ve bana sarıldı. sımsıkı sarıldı bana. o an her şeyin artık çok güzel olabileceğini hissettim. kokusunu yeniden içime çekebildiğimde ve yanımda olması gerekenlerin yanımda olduklarını artık bilebildiğimde. seni çok seviyorum blog. oley blog. lütfen bana şans dile.

-yenibirhayatınbaşlangıcıolabilirtümbunlar

20100418

pall mall.

artık her şeye çok daha basit bakıyorum. daha düz bir mantık ve akıcı bir yaşam tarzı. kendime zorluklar üretmiyorum ya da insanlardan insanüstü şeyler beklemekten vazgeçmiş olmalıyım ki hiçbir hareketleri dokunmuyor bana. gayet mutluyum bu halimle ben. kimseye hesap vermeden, zorlamadan ve tamamen kendim olarak. artık hiçbir şeyden korkum olmadığını da fark ettim sanırım. kurallara karşı gelmek, içimden geleni yapmak. birkaç gün önce elimde sigara bir koltuk tepesinde düet yapıyordum jeff buckley ile. çırılçıplak bir biçimde. sanırım delirdim ve bu halimi çok seviyorum. kendimi ilk defa çok seviyorum. ve artık kimse umrumda değil. bu çok hoş bir duyguymuş. insanın kendine kalması ve artık bir daha'nın olmayışı. hayallerim vardı ve yıkıldılar. onlara sonsuzca şans tanıdım ve bilemediler değerini. artık yapabileceğim hiçbir şey kalmadı. bugün çok sevdiğim bir arkadaşım bana sımsıkı sarıldı durduk yere. "güçlü arkadaşım benim" dedi. nedense ağlamak istedim. nedense çok koydu bu cümle bana. hayatımda belki de son bikaç aydır olan en içten şeydi bu ve yapabileceğim hiçbir şey yoktu, ona söyleyebileceğim hiçbir şeyim. ben gitmek istiyordum ve onun bundan zerrece haberi yoktu. çok masum bakıyordu. beni güçlü sanıyordu, acılarıma üzülüyordu ve işin kötüsü bana inanıyordu da. ona merak etme dedim. ben üstesinden gelebilirim. biliyorum dedi. biliyordu da. nedense sana gelip saçmalamak ve saçmalamak istiyorum. sanırım buna katlanmak zorundasın sevgili blogçum. bana kes sesini diye bağırmanı öyle çok isterdim ki. kes artık demeni. canını sıkıyorum. canım sıkılıyor çünkü. sonsuzca saçmalamam bu yüzden. sonsuzca saçma olmam yüzünden. canım bira çekiyor. çok çekiyor. Queen dinliyorum. dinliyorum. her şeyi tekrarlamak istiyorum. beyinlere kazınsın tüm bunlar. nedensizce bundan ibaretim çünkü. zaman geçiyor ve benim geçiremediğim öyle çok şey var ki kendime dair. seni seviyorum. senin de beni sevmeni istiyorum. çok şey mi istiyorum sevgili blog? neden sana sevgili blog diye hitap ediyorum? bu o kadar aptalca ki. ama benim buna ihtiyacım var. mantık dışı her şeye. aptal olmaya. aptalca davranmaya. kendimi kaybetmeye ve bulamamaya da birdaha. kendimsizleşmeliyim ben evet. böyle bir fiilin varlığından bile emin değilim. ama yaratabilirim. şansımı deneyebilirim en azından. bugün yıllar önce, bir köyde ve tek katlı bir evin merdivenlerinde oturup minicik ellerimle seçe seçe yemeye çalıştığım dutlar geldi aklıma. ve öldü sanıp uyuyan civcivi köpeğime atıverişim. sonra koşmak istedim ben nedense. çocuk olmak istedim. gülmek ve ağlamak. aynı anda. sanırım ben de dengesizleştim. bütün bunları unut sevgili blog. sevgili blog. kusmak istiyorum. bu ben değilim.

I want it all.

şu mim olayının ne demek olduğunu bilmiyorum. hani insanlar birbirlerinden bahsediyorlar ya. ben de biri benden bahsetsin istiyorum. çok istiyorum.

kıskandım lan!

20100416

döngü.

güzel şeyler yazabilen insanlara bayılıyorum. tapıyorum. hayatın güzelliklerinden, umutlardan ve yaşadıkları oncasından bahseden insanlara. bunu nasıl yapabildiklerini anlayamıyorum. onların da beni anladıklarını sanmıyorum gerçi. ama karşılıklı bir doyum gizli tüm bunlarda. onlar bana acırlar. ben de özenirmiş gibi yaparım. bu bir döngüdür ve sürüp gider böyle. halbuki çok dalga geçiyorum kendimle, yaşamdaki aksaklıklar ve hüzünlerle. öyle saçma sapan şeyler oluyor ki. bir hayatı içte yaşamanın yan etkileri olsa gerek. delirmiş olsam gerek. yine de mutluyum. sonsuzca gülümseyebiliyorum insanlara, içimden gelerek. seviyorum. seviliyorum. (bu son kısmı yazmış olmak için yazdığımı bile kabul edebiliyorum) çok saçma şeyler konuşalım blogçum, hadi. nasılsa ilgilenmiyorlar.

wtf

bugün, fizik sınavının ortasında uyuyakalmışım. bir ara hocanın sesiyle uyandım. bir soru çözdüm. sonra yeniden döndüm uykuma.

öyle.

ben blog okuyamıyorum. ilk başta, başka hayatlarda mükemmel bir çekim varken. onların anlattıkları ve uğraştıklarında. şimdi bir göz atıyorum nelerden bahsettiklerine. kelimelerine. açıp okuyabilecek gücü kendimde bulamıyorum ama. kafamı o kadar toplayamıyorum. bunu fazla önemsiyor olmalıyım. başka hayatlar ve insanları. düşüncelerini ve yaşamlarını.

sevgi sıçmak.

sevgili yeni bir hayat, her ne kadar eskisi kadar boktan da olsan, seni seviyorum.
değiştir beni, bebeğim. ellerindeyim.

dımtıs.

çok saçma şeyler yazmak istiyorum.
çok saçma biriyim çünkü.

dexter izliyorum. jack kerouac okuyorum. lynyrd skynyrd dinliyorum.
seni seviyorum bebek. seni çok seviyorum.

müsait bir yer.

bunu özleyebilirdim. inançlarımı, yollarımı, artakalanlarımı. şimdi bir gülümseyiş gerek bu hikayeye. mutluymuş gibi yapmalara gerek yok bundan böyle. zorlama. gözlerini kapat ve hissetmeyi dene.
sen küçük kız. şimdi bu var sadece. küçücük adımların var. önünde seçenekler, adamlar ve bırakılmışlıklar. artık dahasına gerek yok. daha fazla ihtiyacın yok kimseye. gittiler. gittiler ve bitti herbiri. şimdi bir gülümseyiş gerek. mutluymuş gibi yapmana gerek yok bundan böyle. zorlama. gözlerini kapat. ve hisset. dene.
bunu özleyebilirdim halbuki. dostlarım olmasını, bir sevgiliyi ya da normal bir hayatı. normal biriymiş gibi davranmayı ya da olmak için çabalamayı. ama gittiler. gittiler ve bitti herbiri.
bazen inanmıyorlar. bütün bunları hissedebileceğime. hissedebildiğime. halbuki onları bende var eden bu olsa gerek. inançsızlıklarına tapıyorum ben onların. tanrılarını seviyorum. düştükleri yerde ellerinden ben tutuyor gibiyim sanki. omzumda ağlıyorlar. bana yardım et diyorlar. ben kötüyüm. onlara verebilecek hiçbir şeyim olmadığını söyleyemiyorum bile. ben sizi iyi yapamam, benden bir şey beklemeyin diyemiyorum. onlar bilmiyorlar çünkü. onlar görmüyorlar ve onların ezgiye dair hiçbir halttan bir haberi yok.
tüm bunlarda bir acınasılık gizli işte. sonra o minibüsteki kız geliyor aklıma. müsait bir yerde inmek istiyor. sağa çekiyoruz sonra. bir gidişin müsait bir yeri olamaz diyemiyorum ona. müsait bir zamanı ve kişisi de aynı zaman da. neden bizi bırakıp gittiğini anlamıyorum. böylesi gerekiyordur belki de. mutlaka çok önemli işleri vardır. sorumlulukları vardır. onun bir yaşamı vardır. zorunlulukları. ve mutlulukları.
neden bizimle kalsındı ki? neden gitmesindi? biz ne vaat ediyorduk ona?
kafamda dönen binlerce çelişki. kendime gelmemi istemeseler ya benden. kendimi istemiyorum ki ben. kaçmak istiyorum. beni alın ve gidelim buralardan. kim olduğunuzun bir önemi yok. sadece gidelim buralardan ve bakmayalım birdaha ardımıza. bir kere de biz şu müsait bir yerde inelim. bir kere de biz çekip gidelim.
on yedi yaşımın en sancılı dönemlerini yaşıyorum. ama savaşmayı bıraktım. bir akışa kapılmak gibi bu. artık kimseyi sevmeyi bile istemiyorum. artık beni sevmelerini bile istemiyorum. bir zamanlar çok farklıydı halbuki. her şeyi yapabilirdim herkes için. şimdiyse elimde kalmadı hiçbir şey. ve bunun garip bir etkisi oldu üzerimde. kendimi izliyorum. insanları izliyorum. yıldızları izliyorum. ben yanınızda kalabilirdim. sonsuzca sığınabilirdiniz gözyaşlarınızla. üzerimize bir yorgan çekerdik bir peluş oyuncakla. sonra belki bir bira. belki bir kadeh bile atardık karşılıklı. mavi gözlerimiz kanardı sonra. yaşamlarımız karışırdı yaşayamadıklarımıza. ben sizi çok sevebilirdim halbuki. kalbimi ellerinize verebilirdim ve bunu olduğunuz kişi için yapardım hiç düşünmeden yapardım hem de. öyle çok şey yitti ki.

yasımı tutabilirler. 

zaman.

şimdi her şeyin ardına bir acınasılık sinmiş sanki.
kız utanmadan diyor ki: "müsait bir yerde inebilir miyim?"
in be lanet olasıca. sen de in.

20100411

bebeğim.

inanılmaz bir iç huzura eriştim. kitaplar okuyup müzikler dinliyorum. düşünmem gereken biri yok. beni delirten, yoran, üzen biri yok. kimse yok lan! müthiş bişey bu som yalnızlık. seni düşünüyorum blogçum, bebeğim. sen beni insanlara anlatan tek şeysin aslında. ama onlar da sadece bu yanları görebiliyorlar. anlatabildiğim kadarını. en çok bunu diyorlar: "sen kaç yaşındasın?" evet, bu soruyu kimse sevmez aslında. bu bir yargıdır. bir insanı bir kalıba sığdırmaya çalışmak ve onu bütününden almak, koparmaktır. bu yüzden bazen seni bile sevmiyorum. Kafka okuyorum, Led Zeppelin dinliyorum. kafa buluyorum, yalnız yürüyüşlere çıkıyorum. bütün bunlar bir terk ediliş hikayesine öyle uygun ki. sorunlu, isyankar ve karamsar genç kız. bok yiyim ben lan. vallahi. artık tüm bunları bile önemsemiyor olmalıyım. gözlerimi kapattım ve şunu dedim onlara "önemli değil". önemli değil! ne bok yerseniz yiyin. istediğinizi yapın, edin. artık bir daha kalmadı zaten. bir öte kalmadı. bir kalabalığa bakıyorum sonra. gözlerime ışıklar vuruyor. bu insanların herbiri sevişmiş. bana dokunulmamış biri lazım. bir yıldız olabilmeliyim mesela. lacivert bir yatağa ilişip sevişebilmeliyim boşluklarla. çoğunlukla içiyorum. gözlerim biri iki, ikiyi bir görüyor ve biz bu akışta bir sonsuzluk gibiyiz. aşk gibi, dostluklar ya da sorumluluklar gibi kavramlarımız da yok. biz sanırım o iç huzuruna çoktan eriştik. geceleri titreyerek uyanıyoruz ve gözlerimizi açtığımızda bedenimiz yok oluyor. ben şimdi Kafka okuyorum. bana anlatabileceği öyle çok şey var ki tüm bunların. kelimeler düzebilirim. mükemmel şeyler söyleyebilirim onlara. ama bunlara ihtiyaçları yok. sadece içlerini boşaltmak istiyorlar. kedim her gece ağlıyor. halbuki o bir oyuncak. yine de ölmek istiyorum onu böyle gördüğüm gecelerde. şimdi çok başka noktalardan bakıyorum hayata. küçücük bir kız olarak, yitirilmiş ve yitmiş olarak, ama bir şeye çabalamayarak, tamamen akışa uyarak. şimdi yeniden ezgi olabileceğime inanıyorum. herkesten kaçarak ve herkese vararak. bir mavi denizin yokluğunda. yeşil bir diyarda. ellerimizle ağlayarak dokunamadıklarımız için. vücudumda sıkı yönetim ilan edildi. sana dair her şey yasaklı. sonrasında bir kumsal var. yürüyoruz sen ve ben. bütün bu hikayelerde bir özne yok. bu insanları korkutuyor olmalı. kendilerine yönelik suçlamalar, gerçekler ve acılar. halbuki onların yaşamlarını sürdürebilmeleri için bu gerek. bir yalanın ardına sığınmak ve orada kalmak yüzyıllar boyu. bir kalıba ve bir kişiye sığmak, bir ömür aynı isimle çağrılmak ve gerçekten olduğumuz kişi olduğumuza duyduğumuz kuvvetli inanç. halbuki bilmiyor musunuz. hepimiz aynı bokun soyundanız. tüm bunlarda suçluluk duyulacak bir şey yok. hepimiz yollarımıza gitmek, işlerimizi halletmek ve birbirimizi çok önemsiyormuş gibi yaparak hayatlarımıza devam etmek istiyoruz. sanki çok ilgileniyormuş gibi yapmak, karılarımızla sevişmek ve bir doyuma vardığımızı sanmaları için yapabileceğimiz her şeyi yapmak istiyoruz. çocuklarımızı okullarına bırakmak, ödevlerinde yardımcı olmak ve geceyarıları üstlerini örterek onları dışardaki kötü insanlardan korumak istiyoruz. güzel bir kadın, çekici bir erkek olmak ve tanrılara, yaşamlara sığınmak istiyoruz. biliyor musunuz, bunların hiçbiriyle bir derdim yok benim. anlatmaya çabaladığım şeyler bunlar değil. siyaset değil, din değil, para değil, seks değil, küçük bir kızın acıları değil, düşünceleri ya da varlıkları-yoklukları bile değil. benim sorunum insan oluşumuzla ilgili. bunu kaldıramamakla, yapılanların iğrençliği ve duygusuzluklarla ilgili. şimdiyse sadece saçmalıyorum kimilerine göre. kimileri tüm bu saçmasapan kelimelerden bile birkaç anlam çıkarabilecek, onu biliyorum. ve bu bana huzur veriyor. hissedemediğim, ulaşamadığım o mutluluğa biraz daha yaklaşmak. lanet olsun. buradaki her şey öyle bana dair ki. kafam karmakarışık. kötü şeyler oluyor. ve benim dünyayı kurtarmak falan gibi bir niyetim yok. herkes kadar yoluma gidiyorum. herkes kadar umursamazmış gibi davranmak için çabalıyorum. yürüyorum mesela. konuşuyorum. gülüyorum. ağlıyorum. her şey öyle insanca ki. dünyaya benim gözlerimden bakmanızı sağlayamam, hiçbirinizin. beni küçümsemenizi sağlayabilirim ama, beni itmenizi, ötelemenizi, ya da beni kendiniz gibi görmenizi, içinize almanızı ve sevişmenizi. önemli değil. gerçekten, önemli değil. bir akışa kapıldık sanki, rutinlere bağlı hayatlar ve yollar. her şey aynı yere gidiyor. insan ilişkileri yoz ve birer hiçiz kabullenemesek bile. bu şehirden gittiğimde bile, bu şehre dönmüş olacağım. ve o beklediğim mutluluk hiçbir zaman bana dönmeyecek ben ona gitmedikçe. kabullenebilirim. on yedi yaşımın verdiği bütün çağrışımlar. küçük bir ergen kız. aynen buyum ben. evet kesinlikle buyumdur. bunu kabullenebilirim sizleri doyuracaksa. ama şimdi yargılamayın beni. şimdi, bunu yapmayın. lütfen.

bir bira daha?

annem dedi ki:

"neden normal insanlar gibi olamıyorsun?"

ohyeah

inanmazsınız, ama mutluyum ben.

20100408

nc.

yazdıklarıma bir göz attım ve içim karardı.

-iğrenç lan!

20100404

bazen midem bulanır.

moralim bozuk olduğunda, günlerce tek bir şey yemediğim oluyor. sinirlerim bozuk olduğunda, bulabildiğim her şeyi indiriyorum mideme.


dünden önceye kadar, aç ve sefil bir yaratıktım.
bugünse çiçekleri bile yiyorum.

afiyet olsun.

-beş dakika?

merhaba blogçum, uzun zamanlardan sonra. merhaba.
öyle çok şey konuşmak istedim ki seninle son bir aydır. fakat kırdılar beni. üzdüler. kitaplara bunca tapan ben, bir sinir krizi eşiğinde, hüzünlü bir acıyla ve gözyaşlarıyla, yırttım herbirini. giysileri kestim makaslarla. ağladım dizlerimin üzerine çökerek. bu hayata, bu insanlara ve iğrençliklerine lanetler ederek. bana bunu nasıl yaptılar. bana bunu neden yaptılar. ben çok sevmiştim halbuki. hep. çok. sevmiştim. ben. halbuki. fakat kırdılar beni. üzdüler. öyle çok şey konuşmak istedim ki seninle son bir aydır...
içimde kocaman bir yarayla, daha eksik bir kadın ve daha hüzünlü küçücük bir kız olarak, seni bile sevemiyorum şimdi. kimseleri arayamıyorum. belki de iğrenç bir insanımdır. kimbilir. kitaplar bile küskün şimdi bana. ne yana dönsem, koca bir hiçim. kaçamıyorum. kalamıyorum. sana sığınmak istedim. saçmalayarak, konuşarak ya da susarak, şimdi bütün bir iğrençliğim ve kendimsizliğimle, birkaç yudum şarap eşliğinde, sana sığınmak ve ağlamak istedim.
bana bunu nasıl yaptılar. bana bunu neden yaptılar.

şimdi, düşününce, her şeyin bir sebebi olduğuna daha çok inanmaya başlıyorum. her şey olması gerektiği gibiydi işte. terk edilmek. aldatılmak. ağlamak. mahvolmak. mahvetmeyi dilemek. fakat yapamamak. yemek yiyememek. uykusuzluk. sarhoşluk ve yalnızlık çokça
şimdi, düşününce, belki de her şeyin böyle daha huzurlu olduğu gerçeği çarpıyor yüzüme. eksildikçe çoğalıyor sanırım bir şeyler. ve ben sanmaktan ötesine geçmek bile istemiyorum kimi zaman. düşünmeden, konuşmadan, yaşamadan, sadece kendime kalmak istiyorum.

artık sorgulanmak istemiyorum. artık doğrulara ihtiyacım yok benim. haydi, kandırın beni, yalanlar söyleyin bana! fark etmez. artık sorgulamak istemiyorum. artık bir kimliğim bile yok. artık ezgi bile değilim.
ezgi. bile. değilim.

tüm bunları onlara anlatmak imkansız. tüm bunları kendime bile anlatmak imkansız!

bugün, yeni hayatımın ilk günü. aldatıldım. yalanlar söylendi bana. kandırıldım ve kırdılar beni. ama biliyor musunuz, siktirip gitsin herbiri! fark etmez. doğrulara bile ihtiyacım yok benim. artık bir insan bile değilim ezgi olamadıkça. ezgi olamadıkça önemi yok tüm bunların. çünkü biliyorum artık. çünkü anlayabiliyorum artık. insanları tanımak, onları içine almak ve sevişmek onlarla, onları sevmek yada her ne haltsa, insanların hiçbiri hiçbirine değmiyor en aslında.

hep aynı şeylerden söz etmek beni de sıktı.
siktirip gidiyorum şimdi.

20100403

eat shit.

aldatılmak. aldatılmak. aldatılmak.