20100516

fahişe.

"ağlayabilir miyim" diyordu adam. bir sigara yakıyordu sonrasında. dudakları arasında birkaç kelime, iğrenirce tükürüyordu öfkesini. ağlamak istediğinden söz edip duruyordu. canı yanıyordu besbelli. bense teniyle ve hüznüyle ilgiliydim sadece. acıları beni ilgilendirmiyordu. onunla sevişmek istiyordum. sonra onu küçücük bir çocuk gibi dizlerime yatırmak, sonsuza kadar saçlarını okşamak istiyordum. oysa ağlamak istiyordu, benimle sevişmeyi değil. onu çok başka bir yaşama tercih eden kadınından söz edip duruyordu. kadını için yaptıklarından. harcadığı para ve zamanlardan. bense "üzülme" diyordum ona. "insanlar her zaman giderler". bana inanamayan gözlerle bakıyordu. duygusuzluğuma. acımasızlığıma. beni dünyadaki en bencil insan sanıyordu. oysa ben alışıktım bu şiirselliğe. benim için hayat bir döngüden ibaretti. insanlar birer hiçti ve ona tam da dediğim gibi, her zaman çekip giderlerdi! bunda şaşılacak bir şey olmadığına inandıramıyordum ama onu. oysa kabullenmeyi reddediyordu. sözcüklerini çiğniyordu öfkesi gibi, hala ağlamaya duyduğu büyük istekten söz ediyor ve beniyse artık görmüyordu bile. dinlemiyordu bile. karşılıksız bir aşktı ona duyduğum. karşılıksız kalmaya mahkum bir aşk. bu kaldıramayacağım bir şey değildi. yaşamım zorluklarla geçmişti, isteklerime hiçbir zaman ulaşamamıştım. şimdi bunun için oturup ağlayamazdım. şimdi o aşk için bile ağlayamazdım. gidip hafif bir müzik açtım. oysa oturmaya ve kadınından söz etmeye devam ediyordu. yaşadıklarından, yaşattıklarından. gülümsüyordum. bu çok fazla "insanca"ydı. bense çok fazla insanlıkdışı. alnıma düşen saçlarımı geriye savurdum. üzerimdeki elbiseyi çıkardım. bir rüzgar esti sonra. perdeleri havalandırdı. o bana inanamayan gözlerle bakıyordu. çırılçıplak kalana dek soyundum. "bana bak" dedim. "bana iyice bak". "tenime bak. tenime duyduğun arzuya bak. kalbin bir başka kadın için çarpsa da, tenin başka kadınları arzulayabilir. bak, çok fazla insanız biz. çok fazla zayıfız. acılarımı görebiliyor musun? göremezsin. ama göğüslerim buradalar işte. seni acılarımın olmasa da göğüslerimin büyüklüğü çok fazla ilgilendirebilir. biliyor musun, iğrençsin. insan olduğunca, insanlığınca iğrençsin. bak, yaşamımı görebiliyor musun? uzun bacaklarım, iri kalçalarım. babamın bana sahip oluşu, yalnızlığım. söylesene, hangisi seni daha çok ilgilendiriyor? kucağında, hıçkırarak ağlamam mı, yoksa ettiğim dans mı daha heyecan verici? senin o küçük zihnini, senin o sözde temiz kalbini, senin o'na sadık ruhunu, söylesene hadi, hangisi daha çok tatmin ediyor! şimdi bana kadınından söz etme. şimdi sus. hayat her zaman seçenekler sunamaz sana! senin kolajlarından ibaret değil bu hayat! senin seçiciliğin yönetmiyor dünyayı! bak insanlara! dön ve bak! onlar gülüyor sen ağlasan da! onlar mutlu sen mutsuz olsan da! kadının seni terk etti. bu onun seçimi. sense buna ağlıyor ve dövünüyorsun. ama bu da senin seçimin işte. bak, kuşlar uçuyor. araba sesleri. yağmur yağıyor. bu giysiler tenimi sarabilir, ama içimde bir kalp barınıyor. görmek istediğini görürsün. bana bak! bana bak ve iri göğüsler ya da uzun bacaklar görme. bana bak ve bir insan gör! bana bak ve kalbimi gör! bana bak ve acılarımı gör! bana bak ve sana aşık olduğumu gör. şimdi soyun. ve bir sigara yakalım. seni elinden tutmalı ve balkona çıkarmalıyım. çırılçıplak. biliyorum, burası ikinci kat. sen sadece akışına bırak. dünya sen olmadan da yürüyebilir. her zaman doğru olamazsın. şimdi maskelerini çıkar. şimdi hayata bakıyoruz biz seninle. şu insanlara bak. şu koşan genç çocuğa, şu ağır aksak yürüyen yaşlı kadına bak. şimdi şurada oturup gülen küçücük kıza bak. şimdi minik adımlar atan şu bebeğe, şimdi şu sevgililere, şimdi suratsız annelere, şimdi şurada duran çöp tenekesine bak. şimdi karşıki kaldırıma bak. orada insanlar değil, adımlar gör. birbirine karışan. ve her daim bambaşka yönlere doğru atılan. sevgilim, biz insanlar sürekli gideriz. insan olduğumuz için gideriz. ama birbirimize değil, birbirimizden. bunu kazı ayak izlerine. bunu kazı o küçük zihnine. bunu o aşık kalbine, bunu yaşamına ve yaşadığını sandıklarına kazı. şimdi gökyüzüne çevir başını. şu kara izlere bak. sevgilim, bunları insanlar yaptı. bunları bizler yaptık. bu hayatı hüzünlü bizler kıldık. şimdi üzgünsün. şimdi ağlayabilirsin ve ağlamalısın da. ama bu sana onu geri getirmeyecek. o hiçbir zaman geri gelmeyecek. gelse de eskisi gibi olamayacak hiçbir şey. çünkü asla eskisi gibi olmaz. çünkü bu hayat dönemeçlerle dolu. çünkü bu hayat değişimlerle. biz mahkumuz, sevgilim. can yakmaya ve canımızın yanmasına mahkumuz! sana gülümsemeler vaat edemem, sana aşklar, sana yaşamlar vaat edemem. sana bir tek bu teni vaat edebiliyorum. ama bana baktığında görmeni dilediğim şey bu değil. bu sadece hayatın gerçeği. ve biz hayatımız boyunca gerçeklerden kaçıyoruz. sevgilim, ben artık buna dayanamıyorum. şu balkonun demirlerine bak. şu yapayalnız çamaşıra. şu mandalların asaletine bak. sevgilim parmak uçlarımıza bak. şu simitçi amcaya, şu yeniyetmelere bak! sevgilim şu havalı kadına bak. şu genç kızın güzel kalçalarına. şu adamın hüzünlü gözlerine bak. sevgilim, hayat hüznü çağrıştırıyor. bizimse elimizden sadece ağlamak gelir. daha çok küçüksün. merak etme, büyüdüğünde de bir şey değişmeyecek. hayat basit bir yoldan ibaret çünkü senin için. bu yol kadınları barındırıyor. parayı. seksi. geçici sevdaları. sevgilim, senin yaşamın için ağlayabilirim. bu hayat bunlardan ibaret değil. bu hayat bu kadar anlamsız değil. şimdi bir sigara daha ver bana. şimdi elimi tut. seni bu insanlardan koruyabilirim sevgilim. çırılçıplak bedenini koruyabilirim. beni alsana. bana sahip olsana. seni içimde istiyorum. seni kalbimde. sevgilim, bana beni hiç bırakmayacakmış gibi dokunsana. diğer insanlar gibi sen de beni kandırsana. canımı yaksana daha da fazla. sana dur demeyeceğim. daha fazla ölemem. bu da benim seçimim." "bana bunu neden yapıyorsun?" "sadece görebilmeni istiyorum. bazen, bir fahişe bile, senden daha doğru olabilir, sevgilim. bunu kabullenmek seni incitebilir." "özür dilerim. çok özür dilerim." "bu beni gülümsetebilir. özür dilemene ihtiyacım yok sevgilim. beni sevmene bile ihtiyacım yok. ben sana hayatın gerçeğini gösteremem. benim gördüğümü görebilmen için, sadece benim gözlerime ihtiyacın var." "değişebilirim. şey. ben. ben. anlamaya çalışabilirim en azından. belki bir gün anlayabilirim." "değişemezsin sevgilim. vazgeçemeyeceğin öyle çok şeyin var ki bu hayatta, hepsi seni daha zayıf kılıyor. bana yeniden bak. ve kaybedebileceğim bir şey göster bana. gösteremezsin. bu yüzden bu hayat bu kadar yalın benim gözümde. bu yüzden senin beklentilerinin hiçbirine sahip değilim. böyle yaşamak kolay mı, hiç değil. yaşamak bile denemez buna. bir sahil boyunda yürüyor ve insanları izliyorum. yaşamlarını tahmin etmeye, mimiklerinden, hareketlerinden, bir cisme dokunuşlarından bile, onları anlamaya çalışıyorum. onlarsa beni fark etmiyorlar bile. çoğunlukla olan bu. şimdi, kendimi böyle çırılçıplak kılmadığım sürece, senin gibi, diğer insanların gözünde de bir hiçten ötesi olamadım hiçbir zaman. bu beni üzmüyor. bu bana çok ayrı bir hava katıyor bile denebilir. yaşananların ve yaşanamayanların zorluğu, omuzlarımda peyderpey daha ağır. ama hala güzelim. acı çektikçe, hissedebildikçe güzelim işte. keşke beni anlayabilseydin sevgilim. hayatı bu kadar trajedilere boğmaya gerek yok. dediğimi yap, sadece görmeye çalış, ve bak! şu insanlara bak. gittikleri yönlere. adımlarına bak. ayakkabılarına değil. ya da girdikleri sokaklara, gittikleri şehirlere değil. içlerini görmeye çalış. zihinlerini ve kalplerini. şimdi, buradaki herkes sevişmiş. bedenleri kirli. birbirlerini solumaktan vazgeçemiyor bu tenler. ama zihinleri ve kalpleri öyle bakir ki. onlar bile gerçekte kim olduklarının farkında değiller. beni hüzünlendiren bu. aynaya baktığımızda bir suretten ötesini göremeyişimiz. oysa ben gözlerimdeki hüzne ağlıyorum her seferinde. bu hayatın beni bu noktaya oturttuğunu biliyorum. şimdi, istesem, buralardan çekip gidebileceğimi de. seni ya da diğerlerini unutabileceğimi de. ama bunu istemiyorum. kaçıp gitmek değil, kalıp savaşmak istiyorum! bu şehri aylak değil ayık adımlarla anmak istiyorum. bir roman yazmak istiyorum. (evet sevgilim, fahişeler de roman yazabilir) insanları anlatmak istiyorum. yaşamlarını anlatmak istiyorum! odam bir eve bakıyor. bu evde ellili yaşlarda bir teyze oturuyor. her gün, aynı saatte tv nin karşısında şişleriyle bir şeyler örüyor. onun yaşamını yazmak istiyorum. alt kattaki, penceresi oyuncaklarla dolu küçücük çocuğu yazmak istiyorum! mutfakta bir şeyler yıkadıktan sonra sigara yakan orta yaşlı kadını yazmak istiyorum. balkonunda karşılıklı rakı içen adamları yazmak istiyorum! çimlerde yan yana yatan ve birbirlerine yıldızları gösterip duran sevgilileri yazmak istiyorum! ben bu romanda gerçek fahişeleri yazmak istiyorum. bedenlerini değil ruhlarını pazarlayan, "insan" adlı gerçek fahişeleri!" "ağlayabilir miyim" diyordu adam. bir sigara yakıyordu sonrasında. dudakları arasında birkaç kelime, iğrenirce tükürüyordu kendisini.

2 yorum:

Adsız dedi ki...

tüm söylenmişler, tüm olmuşlarla tüm olanlar, tüm adamlar ve tüm kadınlara olmayan inançlarım kadar sana inanıyorum. ve bu bile yaşamak için bi' sebep. iyi ki, ezgi'm. sen beni bilirsin.

~melody~ dedi ki...

sensin. gerçekten sensin. tüm bunları okudum ve titriyorum sen olduğunu anladığımdan beri. sonunda, tam seni bunca özlemişken, tam sana bunca ihtiyaç duyarken, ve hakkında birkaç şey yazıcakken... sen hep bunu yapıyorsun. sen hep kurtarıyorsun...
ya benim sana olan inancım? bu kelimelere bile tapıyorum ben. bak, hala titriyorum.
iyi ki. iyi ki. başka hiçbir şey demek istemiyorum.

sen ne olur gitme benden. buna hiç dayanamam işte. hiç.