20100613

11.

şu cici bici kızlardanım ben. görüntüm öyle en azından. çıkamıyorum dışarı geceleri falan. festivallerde, konserlerde ve diğer aslında zerrece ilgi duymadığım geceler dışında en azından. işte onca hayal kurmuşken, türlü delilik hayal etmişken, okuldan kaçayım derken bacağından olan yüzyılın malları arasında yerimi aldım. acıdan kıvranırken bir araba arkadasında, yatarken iki büklüm ve küfürler savururken aptallığıma, sadece gökyüzünü görebiliyordum ve gülümsedim öylece. bedensel acı ne tatlıydı öyle. odaklanmayı engelliyordu. düşünmeyi ve hissetmeyi engelliyordu. öyle kontrol manyağı bir insandım ki, -kendi hayatım adına-, bir sorun varsa mutlaka üstesinden gelmek zorunda bırakırdım kendimi. ve şimdi lanet sağ bacak yeterince büyük bir sorundu benim için. neyse, acilde geçen saçma sapan dakikalardan sonra röntgen bıdıhıdısında uzanmış, suratsız bir hatunun bacağımı bir güzel elleyişini izlerken buldum kendimi. çeşitli hareketler, şöyle tut, şuraya bas, bekle vs vb gibi saçma sapan komutlardan sonra, acı içinde kıvranıp sağ bacağımı yumruklarken söylenenleri yapamadığım için, sonra birden içimdeki canavar ortaya çıktı. suratsız hatuna döndüm ve zaten bu hareketleri yapabilseydim, bu salak yerde olmayacağımı sert bir dille söyledim. isyanım kesinlikle ona değildi. o da bunu biliyordu. gülümsedi. gülümsedim. bu hayat ironikti ve herbirimiz saçmasapandık. bunu bilmek öyle rahatlatıcı bir histi ki. ya öyle bir noktaya geldim ki sevgili blog, hiçbir şeyden korkmayan, çekinmeyen birine dönüştüm ve içimdeki baş belası ele geçirdi dört bir yanımı. her neyse, araba öylece dururken sabit, yanımızdan yüzlerce insan geçerken, zihnimde binlerce görüntü, dilimde onlarca küfür, şansıma, şanssızlığıma, sövmediğim hiçbir şey kalmadı sanırım. bütün bu insanlarda yumuşak doku zedelenmesi yoktu. onca şey kurup, hiçbiri yarı yolda bırakılmamıştı öylece. nedense hiçbir ilgim olmamasına rağmen şu lanet sıkıcı bayık festivale, kalbim kırılmıştı. sağ bacağımdan nefret ediyordum. insanlardan. yaşamdan. ölümden. acıdan. hüzünden. mutlu hislerden. filmlerden. romanlardan. öyle bir gülümsüyordum ki, öyle sabit bir dünyaydı ki, aklıma herbiri geldi. aklıma bütün bir dünya. aklıma insanlık. aklıma iyilikler. aklıma kötülükler. aklıma aslında hiçbir şeyin gerçek manada var olamayışı. ailem benimle gurur duyuyordu. yazım bir okul gazetesinde yayınlanmıştı çünkü ve bir diğer yazıma da tapılmıştı. diğer insanlarla paylaşıyorlar, onların övgülerini de boyuna söyleyip duruyorlardı. ailem benimle gurur duyuyordu. yalancının biriydim oysaki. bütün bir yaşamım bundan ibaretti, ve onların ne olduğumdan, ne olmadığımdan zerrece haberleri yoktu. kesinlikle korkulması gereken insanlardandım ben. ne yapacağı belli olmayan bir deli. iyi kızdır gerçi. buna gülünürdü işte. dü. dı. di. geçmiş zamandan nefret ediyorum. garip biri. annem hep böyle demiyor mu? normal değilmişim ben. normal değilim ben anne. kırılgan değilim. duygusal değilim. aslına bakarsan en son ne hissettim, en son ne zaman ve neyi hissettim, hiç bilemiyorum. her şeyim öyle evrensel ki. sevgim, nefretim, kinim. her şey öyle herkese yönelik ki. artık isimlerin, artık biçimlerin zaten bir önemi yokken, hayatıma kimi ya da neyi dahil edebilirdim ben? üzgünüm anne. ben yalnız kişiyim. ben mutsuz kişiyim. ve bunu hiçbir zaman bilemeyeceksiniz. bilmek istemezdiniz. içimdeki karanlık yanları, kötülüğümü, olamadıklarımı. şimdi gelecek vaat eden, zor biriyim sadece. umrumda değil. izin vermeyeceğim artık. artık daha fazlasına izin vermeyeceğim. öyle çok hayal kurdum ki, öyle çok kırıldı ki herbiri, düştükçe büyüdüm ve artık siz bile yaklaşamazsınız yanıma. üzgünüm anne. sevmem gerektiği kadar sevemediğim için. olmam gereken kişi olamadığım için. yalan söylediğim için. bütün bir yaşamımı sahteliklerle, ancak sahteliklerle, sürdürebildiğim için. hatalarınızın bedelini ben ödeyemem daha fazla. üzgünüm anne. en küçük hatamda kötü kız olamam. başarısız, mutsuz, iğrenç biri olamam. bana bunu yapamaz. bana bunu o bile yapamaz anne. üzgünüm. boyun eğemediğim için, susamadığım için, içime atamadığım, dışıma vuramadığım için üzgünüm. yaşımı yaşayamadığım için, hiçbir şeye ilgi duyamadığım için, adım ezgi olduğu için, bir dinim, bir milletim, bir varlığım bile olamadığı için üzgünüm. beni sandığınız her şey için üzgünüm anne. iyi biri olmayacağım. hayatım boyunca, olamayacağım. öyle şeyler geldi ki başıma, daha öyle çoğu da gelecek ki, daha fazla bir şey hissedemediğim için, ruhsuz, tükenmiş birine dönüştüğüm için üzgünüm. üzgün. üzgün. sadece bu beni anlatıyor anne. bilmek istemezdin. inan bana istemezdin. öyle çok şey düşünüyorum ki. öyle çok şeyle savaşıyorum ki. kısıtlı, 17 senelik yaşamım değil konu, yaşadıklarım, yaşattıklarınız, olanlar, olmayanlar, varlıklar, yokluklar, hiçbiri, hiçbiri değil konu. bütün bir dünyayla savaşıyor içim. bütün insanlarla. insanlıklarıyla. yorgun düştüm anne. saçmayım. hep saçmaydım. en çok sen biliyorsun. saçma sapan hayallerimi, komikliklerimi, garipliklerimi. ben hayatta en çok sana uzağım anne. hiçbir zaman evladın olamadığım, hiçbir zaman annem olamadığın için. ama seni suçlamıyorum. hayır anne, artık değil. artık kimseyi suçlamıyorum. babamı bile. iyi insanlarsınız siz. böyle olmak için çaba gösterdiniz. başardınız bile. bir eviniz oldu, bir arabanız. çocuklarınız. birbirinden başarılı çocuklarınız. olmak zorunda bıraktıklarınız. oldurduklarınız. ve olamadıklarınız. mutluydunuz anne. sözde mutluydunuz ve işin en kötü yanı, görebiliyordu kızınız. sabit bir nöbetti hayatı. bekledi sanki. umut etti her seferinde. olduramadınız. olamadı işte. anne olamadınız. baba olamadınız. evlat olamadım. baba sen suçluluk duygunla tükettin yaşamımı, anne sen öfkenle. bana "biz sana ne yaptık" diye bağırdınız. ama asıl soru bu değildi anne. asıl soru "ben size ne yaptım"dı. bunu ne zaman anladıysam, bu kopukluk ve eksikliğim, günden güne daha yarım bir insan oluşum, nefes alamayışım, yorgunluğuma yorgunluk katışı her uzaklığın peyderpey, sizi aradım anne. son bir çare gibi. olması gereken bu olduğu için. bir şey hissedemediğim için. hayatıma hep bir "belki"yi mecbur kıldım. hayatımdaki herkes beni hayal kırıklığına uğrattı anne. ben nasıl böyle birine dönüştüm, sizin küçük kızınız, deli Ezginiz, evinizin neşesi, saçması. nasıl yürüyüp konuşabilen bir ceset haline geldi. bilmek istemezdiniz anne. istemezdiniz. şimdi hapsoldum. kelimelerime, geçmişime, kitaplarıma, insanlarıma. işin en kötü yanı, hiçbirinin olmayışı. sadece oyalanıyorum anne. hayattaki tek fiilim bu işte. oyalanıyorum. daha basit bir şekilde bakıyorum yaşama. keskin ayrımlardan sıyrıldım. iyi biri yok benim gözümde. kötü biri yok. olan oluyor ve inan bana böyle daha iyiyim ben. inançlarımı kaybettiğim için üzgünüm. bundan sonrası adına konuşmak öyle zor ki. büyüdük çünkü. belki hala küçüğüz. yine de eskisinden başka her şey. şimdi istanbul sokaklarında yürüyorum. şimdi güçlü adamlarla öpüşüyorum. şimdi bir deniz kıyısında bira içiyorum ve yaşama inadına gülümsüyorum. insanlara bakıyorum ve iç organlarını görüyorum. ne hissettiklerini, onları neyin tükettiğini ve aslında ne olduklarını görüyorum. ne olamadıklarını. şimdi güçlüyüm anne. şimdi çok, çok fazla güçlüyüm ve inan bana artık düşemem daha fazla. endişelenecek bir şey kalmadı. Ezgi öldü. ve bunun için üzgün olabiliyorum sadece. bununla övünün. bilemediğiniz onca şey, körlük ve sabit yaşam hislerinizle. bir de gurur duyun Ezginizle. neden? savaşımları, olmak için çabaladığı kişi, iyi niyetleri, düşleri, düşünceleri. Hayır, hiçbiri. çünkü salak bir gazetede üç beş yazısı çıktı ve bu müthiş bir şey. aferin Ezgi'ye. yazık Ezgi'ye. sağ bacağını becerdi çünkü, bir atlayış esnasında, yeni bir hatayla. yeni bir yalanla. hayal kırıklığıyla. hissizliğiyle. alkışlar Ezgi'ye. sevemedi sizi çünkü. sevemedi hiçbirinizi çünkü. olması gerektiğini düşündüğü şeyleri yaptı. etikti. mükemmel bir insandı. iyiydi, hoştu, sevecendi. iyi bok yedi Ezgi, hissedemedi işte. aşık olamadı hiçbir adama. diledi sadece. büyüktü Ezgi, yaşayamadı işte, on yedisini. on beşini. on birini. hiç. yer, küçükkuyu. ege bölgesinde, lanet bir şehrin lanet herhangi bir ilçesinde. zaman, yıllar, yıllar önce. bir geceyarısı. bir havuz önü. bir deniz karşısı. bir apart hotelde. soysuz, ıssız, bütün kötülüklere gebe lanet olasıca bir gecede, evet, on birinde ama büyüktü Ezgi. yaşayamadı işte. umdu. yumdu gözlerini ve umutlar biledi bundan sonrası için. önüne çıkan engelleri hançerledi. uyuyordunuz anne. uyuyordunuz anne. çok güzel rüyalar görüyordunuz hem de. bir tavan arasında. ağlayamadım anne. büyümek zorundaydım. yaşamınız için. yaşamanız için. susmak zorundaydım. ben kendimi öldürmüşüm meğerse anne. bütün iyi niyetlerimi astım, insana dair her bir yanımı katlettim yıllar, yıllar sonra işte. şimdi olduğum kişiye bakın. bilmek bile istemezdiniz.

şimdi gurur duyun benimle. ben mükemmel kişiyim. karnemin hepsi beş. sevimli, saygılı, iyi bir kızım. geceleri dışarı çıkmayan, sınavlarına çalışan, yalan söylemeyen, şevkat duyan, yardım eden, lanet olasıca sikik bir beyinim ben. olmamı istediğiniz yönde ilerleyen. boş bir kalbim ben anne. şimdi gurur duyun benimle. şimdi hiçbir şeyin aslında geçemeyişiyle, şimdi bir geceyarısında takılı kalmış saatlerimle, şimdi bütün bir iklimsizliğiyle bu coğrafyaların, şimdi kırık yaşam notlarımla, şimdi damarlarımda hissettiğim kinimle, şimdi nefret edin benden. umrumda değil. şimdi gurur duyun benimle. olduğum kişiyle. olamadığım kişiyle. Ezginizle.

Hiç yorum yok: