20100603

belki.

hiç unutmadığım bazı görüntüler saklı hafızamda. önceleri bu kadar belirgin değildi. öğrendim ki, unutmak isteyince daha çok hatırlıyormuş insan. daha çok deşiyormuş bir şeyleri. sonra devrik cümleler bile kuruyormuş böyle. çevresindeki kişileri yoruyormuş. sadece konuşuyor, başka bir işlevi de kalmıyormuş hayatta. bütün gücünü şu hiç unutulmayan görüntüleri, şu unutmak isteyip de daha çok hatırladığı şeyleri hafızasından geri dönüşümsüz bir biçimde silmek için kullanıyormuş.

şimdi aklıma bir bayrampaşa günü geliyor. küçüğüm. halbuki kendimi çok büyük sanıyorum, aynı şimdi olduğu gibi. aynı daha sonra da olacağı gibi. bir tünel gibi. yürüyorum. yalnız gibiyim. ya da birileri yanımdalar ama yoklar da aynı zamanda. istanbul'u bu yüzden seviyordum ben. bayrampaşa yüzünden. bir eve gidiyordum. her seferinde aynı oluyordu bu ev ve oradan metroyu izliyordum. aptal bayırları vardı buranın ve bir saat bile almıştım oradan. pembe ve dijital bir saatti bu. hayatımda para bayıldığım son pembe şey. annem beni tedavi ettirmekten söz ediyordu. istanbul'a gidip tedavi olacağımdan, ve artık geçeceğinden söz ediyordu. istanbul beni iyileştirsin istemiyordum ben oysa. ona böyle anlamlar yüklemek istemiyordum. böyle sorumluluklar. ve olamayacak şeylerin vaatleri. bir şeyi bundan daha kötü kılamazdı hiçbir şey. bu yüzden kabul etmedim. bu yüzden kendim aşmak istedim bir şeyleri ve bunu başardım da. ama her zaman bir bayrampaşa günü gizli kaldı hafızamda. ve yanımda gerçek manada kimse yoktu. ve ben o küçücük yaşımda bile sadece bir metro görüntüsüne takılıp kalıyordum. beni sadece bu doyurabiliyordu. beni sadece bu yaşatabiliyordu.

düşündükçe anlıyorum ki. aslında her şey yıllar, yıllar önceden beri üzerine yapışıp kalmış bir hüznün beraberindeydi. sadece, anlamak için zaman gerekliydi. rutinlerden ya da kalıplardan sıyrılmak ve tamamen duru bir halde gözlerini açmak bu dünyaya. sanırım bunu yapıyorum. sanırım bu beni hissizleştirse de, bu yaşamam için gerekse de, ileride mutlu bile hissedebilirmişim gibi. bir gün bu da olabilirmiş gibi.

şimdi, hayatındaki en kıytırık, en inciğinin cinciği insanı bile unutmayan ben, şimdi, varlığına şahit olduğu her nefesi taparcasına seven ben, unutmak için çabalıyorum. belki, bir gün olur bu. ve susar iç ses. 

Hiç yorum yok: