20100606

iç dünya.

mavi elbiseli kadın
sadece bilekleriyle geçiyor
yollarımdan

ve bir adam yanında
bagajı açık bir araba
mutsuz bir akşamüstü
işlerine bakar gibi ve aslında hiçliği yaşar gibi
eksik bir yaşam ve çoğulluk hissi
ölür gibiler. gözleri mavi, aynı elbisesi gibi
elleri kan içinde ve adamı,
o adamı, hissetmek ister gibi
sonsuz çağrışımlar ve bitmeyen yokluklar
sadece bilekleriyle
bagajı açık bir arabada
doyumsuzca sikişir
ve
yalnızca ölür gibiler.
yalnız/ca.

yağmur, hiç durmadan yağan yağmur
ve

şimdi anlıyorum bu insanların neden sonbaharı sevdiklerini
bu rüzgar
atlanmış satırları, yarım anlatılarıyla bu şiir bile
kulağımda on binlerce kelime
içimde sonsuzluk hissi
ve evet, ben bile var olabiliyordum.

kırmızıdan bozma pembe ojeler
saçmalıklar, öteler, son kullanma tarihini tüketmiş hisler
ve yalnızlık
bu şişeleri tüketen
bu hisleri katleden
yalnızlık hislerim,
ellerimden tutuyorlar sözde
var olamadığım her bir saniye
içinden çıkamayacağım büyük bir kaos, yaşamak ve o asil eylem
şimdi övünebiliriz
çünkü nefes bile alıyorduk.
adımıza insan diyorlardı ve
vardık

ki bu ojeler bile
sahip olamadığım bir kadınlık hissi
sanki normalim, bakın ben normalim, haykırıyorum sanki bütün bir dünyaya, işte böyle
sanki, normalim gibi, bakın ben normalim, gibi
çaresiz ve acınası bi dünya benimki
son kullanma tarihini tüketmiş
arka raflarda, gizli saklı satırlarda, bir art niyettim ben yalnızca
bir özne olamamış
kendi hayatında bile başrol olamamış
yarım bir insan.dım. ben yalnızca
yalnız/ca insandım
ve övünüyordum bile bununla
ben neyin gereğiydim
ben kimin varlığının delili
ben hangi sözcüğün ebediyeti
ve evet, biliyordum ben, hayatımda bir daha kimse olamayacaktı
kimseye, kimseye bir izin çıkmayacaktı üst rütbelerden
biliyordum, içimde büyük darbeler ve devinimlerle
biz çok güzel aşklar katlettik
biz çok insani duyguları
çok hayvansı hislerle, bir bir kirlettik
insan olmanın asaletini insanlara değerler vererek yitirdik
halbuki yollarımıza gitmemiz gerekirdi
halbuki işlerimize bakmamız ve lanet bir araba arkasında, lanet mutsuz bir adamı büyük bir açlıkla doyurmamız

halbuki ben sevmezdim sevişmeyi
insan olmayı bile
çünkü
anlamıyordum
anlamadıkça daha çok batar gibiydim ve düşünmeyi bıraktım en sonunda
elimde bir bira, bir pencere önü ve mavi iki bileği beceren mutsuz bir adamı izliyordum
yaşamım basitti.
nefes bile alıyordum.
bilemiyordum
bilemiyorum
asla ait olamayacağım bir yüzyılın sahneleri herbiri sanki
şuna bak, elimde mavi bir kalem
bir defter ve hala pencere önü
yağmur, hala durmadan yağan o lanet yağmur
ve "in loving memory"
tanrım, kusmak istiyorum
kusmak istiyorum çünkü gereği yok
bu olanların, bu olunamayanların
bu lanet kelimelerin bile

neden diyorlardı
bu öfke ve hazin ruh halleri
elleriniz diyordum
elleriniz çok güzel sizin

peki ya onları var kılan neydi,
peki ya düşünceleri
sahi, ne yapıyorlardı şimdi
mutlu muydular, umarım ki mutluydular,
ağlıyorlar mıydı, sikişiyorlar mı ya da yemek mi yiyorlardı
peki ya ben neden gidemiyordum yoluma
ben neden banane diyemiyor, beylik laflar edemiyor ve sadece işime bakamıyordum
ben neden bir pencere önü, birkaç lanet su damlası ve sonbahar çağrışımlarında bile,
ben neden soluk bir bilekte, mutsuz bir karede ya da kendi yalnızlığımda bile
bu insanlara varıyordum, yokluklarında bile
peki ya onları var kılan neydi,

-siktir git ezgi


sonra sustu bile. hiçbir zaman mavi bir elbisesi olamadı, bilekleri bile
gitti, var olamadı
dedi ki: bizim gibi kadınlar pek sevilmez
bozuk bir ağız ve göğüs dekolteleri
söylesene, övünebileceğim başka neyim kaldı ki

siktir git ezgi.
siktir git

Hiç yorum yok: