20100620

refugee.

öznelerimi kaybetmiş bir şekilde, zihnimin bile hiçbir eylemi gerçek kılamadığı bir akşamüstü, içimde hissettiğim o kocaman boşluğa gömülüyordum yalnızca. sanki bu yokluklar, var olmalarını dilediğim her bir saniye daha da yoklaşıyorlardı ve ben birkaç fiilin ötesine geçemeyecek, birkaç cümle daha kuramayacak denli çaresiz hissediyordum kendimi. bu dünyaya haykırmak istediğim düşüncelerim vardı. bu insanlara haykırmak istediğim hislerim ve kimse, kimse beni bunun için suçlayamazdı. yalnız bir geceyarısında, elimde bitmeye yüz tutmuş halleriyle ucuz bir sigara, birkaç köpek öldüren şarabımla, bu dünyaya karanlık kelimeler ediyordum yalnızca. bakın diyordum, ben bir evreyim ve dönüşebileceğiniz her kötülük barınıyor içimde. ben sizin pisliğinizim. sıçtığınız bokum ben, yemeğinizin artığıyım, ben sizin ötelediğiniz düşüncelerim, ben sizin var edemediklerinizim. kötü yanlarınızım ben sizin ve bir gün varacağınız nokta tam da burada duruyor. elimden yalnızca üzgün olmak geliyor ve birkaç insana sığınıyorum. tanrım, varlıkları başımı döndürüyor ve birkaç kelime dileniyorum onlardan. kafayı buluyorum. ağzımdan çıkan her bir sözcük küfre varıyor ve benden iğreniyorlar. neden diyorum. neden gözleriniz görmüyor sizin. bu eller nereye gittiler ve bu dünya neden böylesi soyut. ne den an la ta mı yo rum. neden anlamıyorsunuz. düşünce diyorum. düşün.ce. bırakıp gittiğimiz her bir zaman dilimi varıyor sözcüklerimize. bizler en çok benliğimizi katlediyoruz ve kendimiz dışında her şey olabildiğimiz bu yüzyılda bile, insanlar sevişebiliyorlar.

tanrı diyorum, tanrı buralarda bir yerlerde ve bana acıyor. sahiplendiğim her bir acıyı içime çektikçe nefeslerim beraberinde, bu parçalanmış roman karakterlerim ve ben, boşluklarımızda yüzdükçe karanlık kelimelerimiz boyunca, bakın diyoruz. bakın biz sizin pisliğiniziz.

düşünüyorum. onu mutsuz kılan ne? bir orta yaş kadınını, genç bir adamı, küçük bir çocuğu, yaşlı bir dedeyi? bir insanı mutsuz kılan ne? parasızlık, çaresizlik, hastalık, varlıklar, yokluklar? neden diyorum. tüm bunların gereği ne ve hepimiz kanser olabiliriz. hepimiz aşık ya da hepimiz çaresiz. hepimizin cebinden milyonlar taşabilir ya da ceplerimiz sonsuza değin delinebilir. neden diyorum. tüm bunların önemi ne? hangi sonbahar yok kılıyor bizi. güneşi bizden uzak tutan ne? neden diyorum. neden sevmeyi seçemiyoruz birbirimizi? neden hepimiz aynı anda aynı acıları tadarak aynı sonsuzluğa varamıyoruz ya da geberip gitsek ya birlikte? neden hep yalın bu kelimeler ve öznelerimi ben bile tanımıyorum. halbuki düşünmemem gerekirdi. beni hangi orta yaş kadını, beni hangi genç adam, beni hangi küçük çocuk ya da beni hangi dede düşünüyor ve ben niye böylesi mutsuzdum. ah diyorum, bu sigara burada bitmemeliydi ve dilim öfke kusabilir.

bırak diyorum. neden sadece yaşamayı seçemiyorsun? neden sadece nefes alıp, sadece yürüyüp sadece tıkınamıyorsun, neden düşünmeden zıbaramıyorsun, neden içtiğin son sigarada, bir kadeh yolunda aklında her daim bu -senin varlığından zerrece haberi olmayan- insanları düşlüyorsun. neden kendini öldürüyorsun.
çünkü diyorum. beni yaşatan bu ölüm. çünkü diyorum, bu insanları seviyorum. bu insanlar beni bilsin ya da bilmesin, bütün acılarını alabilirim içime ve geberip gidebilirim onlara sarılarak. kanser olabilirim, mutsuz olabilirim, dilerlerse ağlayabilirim, onlarla uyuyabilir ya da ömür boyu uyanık kalabilirim. çünkü diyorum, varlığımın tek sebebi buymuş gibi hissediyorum. öyle bir yaşamak ki bu, ölümle eşdeğer ve hangisi daha gerçek, hiçbir zaman bilemedim.

ve yıllar geçer.

kendimle konuşmayı bırakalı aylar oldu ve nefes alabiliyorum. daha yalnız bir kadın oldum bu yıllar boyunca. daha inançlı. daha var. daha az düşünen, daha az yaşayan. ama rüya bile görebiliyorum. gözümü açtığım an döndüğüm yere lanetler ediyorum, orası ayrı, ama yine de öyle mutlu ediyor ki bu rüyalar beni. romanları yutuyorum. her seferinde yaşamıma etini kemiğini hayal gücümün oluşturduğu, hislerini birkaç yazarın kelimelerinden alan birkaç karakter ekleniyor ve biz sevişiyoruz. bazen aşık oluyorum ve sanki normalmiş gibi hissediyorum kendimi. artık param da var ve köpek öldüren içmeyi bıraktım. sigaradan uzak duruyorum ve evden dışarıya çıktığım nadir zamanlarda insanlara bakmamaya gayret ediyorum. gözlerim eksik çünkü. çünkü bir hüzün gölgeliyor ruhumu ve bunu onlara anlatamazsınız. kimseye bir şey anlatmaya gücüm yok ve evet, ellerim çoğunlukla kanıyor. neden diyenleri duymuyorum bile. çünkülerim bitti ve bu dünya sabit, duruyor öylece. artık kimsenin gitmesinden korkmuyorum çünkü bu korkuyu ne hissedebiliyorum, ne de gitmesinden korkabileceğim bir insan var hayatımda. ah, öyle yalnızım ki şimdi. yıllar geçtikçe daha güçlü biri oldum ve yine de tutunamadım. küfür ettim. küfürlerimden vazgeçemedim ve bedenimi sundum. dibini boyladığım hiçlik günden güne ruhumu hastalandırdı ve duygusuz birine dönüştüm. artık kimseye önem veremiyordum ve işin kötüsü, insanlar adımı unuttular. bedenim küçüldü. önce ayak parmaklarımı kaybettim, sonra saçlarımı ve gözlerim zaten yoktular, sonra kadınlığımı da kaybettim ve kimse zaten benimle sevişmek istemiyordu. yoruldum. silindiğim her bir sahnede sanki yokluğum barınıyordu ve bir tuvaldeki eksikliktim ben. ruhumu şaraplar ve ruhumu romanlar dindiriyordu ve bir katliamdım. insanların uzak durmak için çaba gösterdiği, görünce yolunu değiştirdiği ve elleri bile olmayan kötü bir şair. yıllar yıllar geçti ve bedenim her saniye kırışırken, memelerim sarkarken ve ölüme her an daha da yakınken, ruhum huzura eriyordu ve acılarıma inanmayan oncası bile acıdı bu halime. acımı, adımı, bana dair her şeyi birer birer unuttular yine de ve her zamanki gibi, yollarına gittiler. telefonlarım çalmıyordu. evimde tek bir yatak vardı ve bir mutfak. buzdolabım parasızlıktan boştu ve arada yaşamamı sağlayacak kadar bir şeyler yiyordum. sonra bir kediye sarılıyordum ve komşularımla tanışmadım hiç. nasılsa yoktum ve bir yokluğu varsaymak boşunaydı. kelimelerimi kusardım ben. ayak izlerimi toplardım peşimden biri gelmesin, görüp de yokluğumu ve yoksunluğumu, acımasın bana daha fazla diye. ailemi kaybettim. ailem öldü ve dost saydıklarım da, kelimelerime inananlar da ve ilk zamanlar kayıp sandılar beni. sonra yüzü tanınmayan bir cesettim ve mezar bile edindiler. durun demedim. beni öldürmüşlerdi, beni bana sormadan, ve dualar okuyorlardı adıma. oysa ki tanrıya inanmadığım zamanlardı onlar, yakılmak ve sonsuzluğa karışmak isterken sadece bir tabuttum. üç beş odun parçası ve benim bile olmayan bir beden için, yaşamımdaki ölülüğüme dair hiçbir acıma duymayan insanlar köpekler gibi ağlıyorlardı. bense gülüyordum bu tabloya. her şey acınasıydı. artık ölmüştüm de. sahiden öldüm sayıyorlardı ve evet bak oradaydı işte, anne, baba, dostlar ve diğerleri. şimdi soyuttum işte, şimdi sahiden yoktum ve huzur dolmuştum. artık beni varlığımda görmemiş gözler, yokluğumda arıyorlardı ve bu insan olmanın bir parçasıydı. bense bir apartman köşesinde, kimsesiz, öylece yaşamımı sürdürüyordum ve nefes alabiliyordum, evet. sabahları yürüyüşlere çıkıyordum, çoğunlukla siyah giysilerle ve acılarla dolu minik bakire bi bedendi benimki. sabitti. tek suçu da bu insanları çok sevmekti.

varlığından bile haberdar olmayan bu insanları, çok fazla sevmekti.

acırdım kendime aynaya baktığım zaman dilimlerinde. şiirlerden hep nefret ederdim ve kendimden de öyle. adımı söylerdim. söylediğim an ağzım kanamaya dudaklarım birbirine yapışmaya başlardı ve müthiş mutsuz bir histi yaşamım. bir gün ölebileceğim derdim. buna yetecek son bir güç, sonrasında yaşam devam edicek ve düzen sürecek öylece. ben bir ki bağlacı olmayacağım. ben bir ama olmayacağım ve takılmayacağım ayaklarına bu insanların. beni gördüklerinde, beni göremediklerinde, adımı unuttukları anlarda ya da anımsamaya çabaladıklarında bile bir şey hissetmeyecekler ve biri olacağım işte, geçmiş gitmiş biri. ilginç biriydi diyecekler. zaten ilginçti ve sanırım ruh hastasıydı da. ahah buna öyle bir güleceğim ve mutlu hissedeceğim. insanlar diyeceğim, hoşçakalın.
hoşçakalın, insanlar.
bir başka yaşamda, bambaşka kişiler olarak ve eksikliklerimizle bir bütüne varmak için çabalayarak yıllar boyu, her seferinde başarısız olarak ve imzalar atarak, yalanlar söyleyerek ve antlar içerek, olamayan olunamayanları oldurmak için götlerimizi vererek, evet evet iğrenilesiydik herbirimiz. şimdi küfür ediyorum.
şimdi, sizi seviyorum.
hoşçakalın, insanlar.

sabaha karşıydı, bir karga kondu yastığımın ucuna. baktı olmayan gözlerime. baktı nefret ettiğim şiirlere ve kötü şairliğime. öptü usulca.
hoşçakal dedi.
seviyorum seni.

6 yorum:

Porco Rosso dedi ki...

oi va vai * refugee.
alakasız. ama o da güzel.

Jude dedi ki...

aslında alakasız değil. aksine, başlığın, hatta bütün bu kelimelerin sebebidir o şarkı.

ve güzeldir, evet. :)

Konfigürasyon Mühendisi dedi ki...

Uzun hikayeleri genelde seviyorum çünkü ben de uzun hikayeler yazmayı seviyorum. Çok güçlü kaleminiz var doğrusu.

Jude dedi ki...

sanırım hikaye denemez bu yazdıklarıma, edebi bi becerim yok böyle konularda çünkü :)
-içimden geçeni yazmak, öylece- diyebiliriz buradaki her şeye, edebi kaygılar ya da herhangi bi kurgu olmadan, sadece hayata dair birkaç izlenim..

yine de mutlu ettiniz beni, çok teşekkür ederim

Adsız dedi ki...

kendimizde ölürken bir başkasında yaşamayı tercih ediyoruz galiba.
onları düşünüyor
onlar için seviniyor
onlar için üzülüyoruz
kendimiz için yaptığımız tek şey
kendimizi daha da mutsuz etmek
kimse bize bencil diyemez.
biz kendimizi unutalı beri yüzyıllar geçti belki ama onları unutmak için yüzyıllar değil binyıllar bile geçse yetmez.
onları unutabilmek için
hafıza kayıpları dilenmeliyiz.
tek çözümümüz bu.

tu silencio

Jude dedi ki...

"hafıza kayıpları dilenmeliyiz.
tek çözümümüz bu."

hayat galiba böyle bişey işte..