20100726

0109

tam da şimdi, burada, istediğim herkes olabilirim.
istediğim her şey olabileceğim gibi.
hiçliğin hepliğini anlatsa ya birileri bana.
neden seçme şansım olmadığını duysunlar istiyorum.
ama tam da şimdi, burada.
bir şeyleri isteyemediğimi
herkes ya da her şey olabilecek kadar asılı kalabildiğimi havada
hiçliğimle
hiçliğimin hepliği ve herliğiyle
anlatsa ya birileri bana.
y
 a
  l
 n
ı
 z
o
     l
  m
a
    d
  ı
ğ
 ı
  m
      ı
.

20100715

kahverengi kadın.

ne güzel yalanlar söylüyoruz birbirimize
duymak için daha çok yaklaşmalısın


adaçayı içelim. simitler atalım. bir arada olalım. konuşmak, susmak. ve insana dair bütün fiillerden sıyrılalım. sen sen ol mesela. ben ben olayım mesela. bu çok mu zor. kimbilir. belki.
ben genel olarak hiç sinirlenmem. çok damarıma basılmadıkça, çok üzerime gidilmedikçe ya da kaldıramayacağım türden bir şey işitmedikçe. insanlara gülerim genelde. komiksiniz derim. geçerim.
geçemem belki. ama geçmiş olurum işte. üzerinde çok durmam.
kendi içime kapanırım. böylesi daha iyi hem. dokunamıyorlar. birçok adamla seviştim, ama hala dokunulmamış bir içim var benim, 
kimbilir, 
belki
aslında söylediğim her şey koca bir yalan. ve en gerçek. bizler bundan ibaret değil miyiz. eksik yazılmış bir oyunun, yitip giden sahneleri. ucuz bir şarap. bayat bir bira. kullanılmış prezervatifler. açılamayan kavanoz kapakları. takılan bir cd. paslanmış bir anahtar. bizler bunlar değil miyiz. bundan ibaret.
kimbilir, 
belki
şimdi sert müzikler dinliyorum, kendimi kaybederek danslar ediyorum
dünyadan vazgeçip dünyaya varıyorum
birden sövüyorum, heey merhaba dünya, gel de sik bizi
sonra utanıyorum, uslu, minicik bir kız oluyorum
saçlarım kahverengi
gözlerim kahverengi
ölü bir ışıkla ve sonsuz bir inançla bakıyorum
heey merhaba dünya, ben geldim
diyorum
sonra
utanıyorum
nedense herkes yalan söylüyor gibi geliyor bana. nedense herkes bir sahteliği yaşıyor sanki. kimse kim olduğundan haberdar değil ve bizler sıradandık. haydi şimdi barlara gidelim, geceyi yaşayalım ve kötü insanlar olalım
sonra güneş bile doğabilir, romanlarımızı alır hayal dünyalarımıza çekilir ve olmayan insanlarla müthiş bir doyuma vararak sevişebiliriz bile
belki de hayat çok fazla soyuttur
belki de çok fazla somut
insanlara şunu sormak istiyorum, kim, neyi biliyor? kim neyi sahiden biliyor? ben küçük bir kadınken, ben şimdi normal bir aile üyesi, bir evin küçük, sevimli kızıyken, ben şimdi aykırı bir arkadaş, bir dostken, kimileri için hiçbir şey ya da kimileri için her şeyken, sahiden, bana dair bir şeyleri kim biliyor? hangisi?
ben cevabını da verebilirdim bu sorunun, hiçbiri
şimdi bu çok farklı şekillerde algılanabilirdi
halbuki yaşıyoruz ezgi
bizler çok güzel yaşıyoruz
sorun yok
sorun sahiden yok
sadece başımız döner belki, belki ayaklarımız takılır eşiklere, tutunmak zorunda kalırız düşmemek için
sorun değil
ama sorgulamamız da gerekir
bizler.. bilemiyorum. kendimi sanki. çok fazla kendim gibi hissediyorum. yani bu dünyanın apayrı bir sokağı gibi. girilip dönülemeyen bir şey gibi. çıkmaz bir sokak. bir serseri mayın. çok fazla can yakıyorum. insanlar beni kurtarmak istiyorlar. halbuki kurtarılmaya ihtiyacım yok. kurtarılmaya ihtiyaçları olanlar onlar. gibime geliyor. halbuki ben çoğunlukla yanılıyorum. bilemiyorum
ama sorun değil
sadece 1 sene. 1 sene sonra, başarabilirsem eğer, buralardan çekip gidiyorum. nereye ya da kime olduğunu bilmediğim bir gidiş bu. ama sıfırdan başlayabileceğimi biliyorum. güçlü bir kişilikle, daha fazla yıkılmadan ve artık bir hiçten çok daha fazlası olarak
bir dönüşüm beraberinde
döngü dahilinde
artık keskin virajlara sürerek büyük hızlarla adımlarımı
kim olduğumu bile unutabileceğimi biliyorum
gülümsüyorum işte, tam da böyle
filmler izliyorum, kitaplar okuyup müzikler açıp danslar ediyorum
ben bir yolcuyum diyorum sonra
bitmeyen bir yolun, kendine varmaya çalışan yolcusu
her yola sapabileceğimi biliyorum
herkes olmaya öyle yakınım ki
şimdi uslu, sessiz bir kız olabilirken en diplerde sürüklenen uçuk bir kadın da olabilirim
ama bunu birilerinin etkileyemeyeceğini de biliyorum
sadece kendim seçebileceğimi
o gücü hissedebiliyorum
ve şimdiyse sadece belirsiz
hangisinin bana doyum verebileceğini bilmediğimden
herbiri olmayı seçiyorum
bu beni çoğulluyor
iç dünyam giderek çok daha fazla büyüyor ve ben henüz burada birini yer yokluğundan dışarıda bıraktığımı hatırlamıyorum
hayat güzel, evet güzel sevgili ezgi
bir şeyler yaşayamasam da, kendimi çok fazla kötü ya da boktan bir durumda var saysam da
biliyorum ki hayat sahiden güzel
şimdi sevebilirim çünkü
şimdi koşabilirim
şimdi hayaller kurabilirim
şimdi gerçeklere toslayabilirim
ve bunların hepsi artık benim ellerimde, biliyorum
önüme kattığım engeller, ardına sığındığım bütün bahanelerim çekip gidecek bir gün
belki yenileri gelicek ama ben biliyorum ki beni bundan çok daha yalnız kılacak bütün bunlar
sorun değil
kendi başıma var olacağım! demiştim bir gece yarısı, henüz küçüktüm
ama bundan vazgeçmedim, hayatımda bir tek bundan vazgeçmedim
büyüyeceğim dedim
onların hatalarından dersler alacağım ben..
denedim, çabaladım, kendimi yırttım ve anca bu hale gelebildim
oradan nasıl görünüyor bilemiyorum
ama kendi adıma birçok şeyi başarıp bir çoğunu batırdım
ben de insandım, herkes kadar
sorun da olmadı hiçbir zaman ya
bilemedim
ben biraz böyle biriyim. deli. uçmuş. ne dediğini kendi bile bilmeyen edebi bir tip. genel olarak saçmalar, çok fazla düşünürüm. şimdi hava öyle sıcak ki. üzerime yapışıyor bütün hislerim. müzik dinliyorum. ruhuma yararı çok.
anlatıcak çok şeyim varmış gibi hissediyorum, sana
bilemiyorum, bilemiyorum, bilemiyorum
umarım çok ürkütücü görünmüyorumdur
ya da sıkıcı, bilirsin..
ama patates kızartması, adaçayı ve simitler
bu çok hoş bir hayal
çok gerçek ve güzel
olsun bir gün. beni bunlar yaşatıyor. biliyorum ki sadece bunlar
1 yıl sonrasına dair umutlar, zamanın getirdiği ve hala götürmeye devam ettiği onca şey gibi
beni bunlar yaşatıyor
biraz zaman diyorum. artık vazgeçemeyeceğim hiçbir şeye sahip olmadığımı biliyorum, kaybetmeye dayanamayacağım hiçbir şeye sahip olmadığımı
çünkü zaten, çoktan yitirdim
ve sadece zaman geçiyor
hadi, yaşlanalım sevgili ezgi
zaman ne de güzel geçiyor
hayatı ne de güzel yaşıyoruz
şimdi birkaç iz var işte, tenimde öylece, kaskatı
sanki yitirdiğim her şey üzerime yapışmış
sanki istemiyorum
sorun değil ki
ben mutlu bir kadınım
ben minik, mutlu bir kadın
sorun da değil ki
hava sıcak ve 2010 yılındayız
bu ayın son günü doğumgünüm
insanlar şöyle haykırıcak, biliyorum
ezgii, iyiki doğduun!
ezgi öldü, hangisinin haberi var ki, bunu onlara anlatamazsın
ama yasımı tutabilirler
sorun değil
şimdi bir mezar bile bulabiliriz bedenlerimiz için
ruhlarımız önemsenmiyor nasılsa
bense şimdi senin ruhunu görüyorum, ki bak bu çok güzel
çok yaşama dair
sıcacık bir his
karmaşık cümlelerimden vazgeçeceğim yakında
bir daha ki konuşmamızda
duru ve açık olmam gerekir, ki korkma benden
bu beni üzerdi
susuyorum şimdilik sevgili ezgi.. gülümseyelim,
hepveberaber

20100714

lilja.

ruhumuzu inciten nice şey vardır ya, bedenimden tek bir gün etmedim şikayet o acının yanında.. hatta bedensel acıyı arzuladığımı bilirim. kendimi o çok kaybettiğim gecelerde, süzülüp giden incecik bir kanın çizdiği yol, dünyaya yeniden dönmemi sağlayan son şeylerden biriydi belki de.. olduğumuz kişiyi kaybedişimiz! hadi dünya sik bizi. kalbimizi açtıkça böyle bağırmıyor muyuz aslında. peki şimdi sana kendimi anlatırken, ya da senin bana en samimi şekilde kendini anlattığını gördüğümde neden korkmuyorum? bilmiyorum. belki de bu zaten tanışıklık hissi,, nasıl olduğunu bilemediğim bir şekilde hep varmış gibi.. şimdi bana da şarap doldurmalısınız sevgili lilja, bir de sigara alabilirsem müthiş olur. gözlerimizi kapasak ya, sadece müzik olsa ve bedensel zırvalar. mesela sadece memelerimizin büyüklüğü ya da götümüzün yuvarlaklığıyla ilgilensek, ya da şu aralar başımızın fazla ağrıyor oluşuyla.. ya da her neyse.. peki bizler neden söz ediyoruz, hayattan, insanlarından, gerçeklerden, yalanlardan... bizi dibe daha çok ne sürükleyebilirdi ki.. cevapsız sorular, ki bak hala bekliyoruz biz o cevapları.. neden bilmiyorum, sanki ruhuma çok yakınmışsın gibi.. halbuki yıllar, yollar ve daha niceleri varken aramızda.. ah keşke bunları önemseyebilseydik, dimi.

dün hastaneye gittim, aklımdaydın. 11 gibi doktorla görüştüm, anlattım derdimi. bana ilk sorusu şu oldu zaten: bekar mısın? çok güldüm buna. sonra ultrason(artık nasıl yazılıyorsa) çektiricekmişim, bi herif buldum orda, dedi ki git çay kahve iç. tamam içerim de neden ki dedim. çok sıkışmam gerekiyormuş. bi hatun daha öyle dedi: çatlıcak kadar sıkış ezgi, hem 1 saatin kaldı, ona göre. 1 saat sonra kapanıyormuş ultrason işi. eyvallah diyip gittim. yarım saatte 3 lt su tüketip üzerine limonata falan ne bulursam içtim. artık kafayı bulmuştum su içmekten. sonra gittim hatuna, yat dedi, aç kasığını. peki dedim yine. uzandım sürdü mürdü bişiyler. sonra başladı sağ overde bilmemkaç çarpı bilmemkaç mm, sol overde o kadar bu kadar derken hatun döndü bana dedi ki, yumurtalıklarında kistlerin var. kg vermek zorundasın, onunla ilgili olabilir. ben de bi sevindim bi sevindim, aa kg verince geçicek mi şimdi dedim. olabilir dedim dedi. hormon mormon testler olcakmış da.. şimdi bi başka doktora daha gidip sorucam sanırım ne yapmam ne yapmamam gerektiğini.. koşuya başladım, sabah 6'da uyandım hatta o yüzden.. niye bu kadar detaya girdim bilemiyorum. sustum.

hafızamı yitirmeyi ben de isterdim biliyor musun.. aslında hiç gibiyim şuan. adımı sorsunlar istemiyorum. dini, milli bir kimliğim de yok bana kalırsa. ağzımdan çok zor çıkıyor bazen sözcükler. içmeden hislerimden söz edemiyorum. müthiş küfürler biliyorum yalnız, belki de zihnimde saklı kalan son şeydir bu isyan, sadece lanet etmekle geçiriyorum yaşamımı. yollara, yaşamlara, hayatlara, yaşıma, zamanıma, eksik kaldığım, eksik kıldığım şeylere. son 3 ayda 15 kg aldım, depresyon halleri, bilirsin. aslında öyle ağlak bi tip değilim. güneşin tenime değişi bile beni sonsuz mutlu kılabilir. ama içimde ölü bir bebek gibi yaşama sevincim. sanki hep kanıyor.. hüzün, hüzün, hüzün. temelimde yatan bu ve beni belki de bu yüzden çok iyi tanıyabilirler. ben belki de bu yüzden kendimi hiç tanımadım, tanımıyorum..

küçümseniyorum. hayatımın her alanında, ama fikrini önemsediğim çok nadir kişi var artık. yok diyorum, bu insanlar çok boş konuşuyorlar.. belli duyguları hissedemiyorum. endişe, şevkat gibi.. bazen fazlasıyla yaşlı ve ölü bir kadın oluyorum, bazen ufacık bir kız.. ama küçümseniyorum. bir şeyler yazamıyorum bu yüzden çünkü hislerim zaten yaşımla damgalanmakla meşgul. zihnim yorgun sanki. çalışmayı reddediyor çoğu kez. bazen sadece oturuyorum ve sadece bakıyorum. perdelerin uçuşuna, bir kuşun kanat çırpışına ya da o kadar sanatsal olmayan şeylere bile.. bir böceğin yürüyüşüne, bir kapı koluna.. nedense her şey gitmeyi çağrıştırıyor. peki olan ne. peki ben ne yaşıyorum. bir hiç. hiç. sadece hiç olmakla ilgiliyim..

evrensel biriyim ama, bunun garantisini verebilirim sana.. yani her şeyin üzerine konuşabilirim, şimdi en mutlu anımda bile senin derdin için üzülüp şimdi en mutsuz anımda bile seninle, senin için sevinebilirim.. yoldan geçen, geçip giden insanları bile severim.. öyle bir severim ki hem de. benim canımı yakan bu olsa gerek. sonsuzca sevebiliyor oluşum.. hem de hiç tanımadıklarımı bile.. bilemiyorum, bu kesinlikle deli işi bir durum ama hissedebildiğim son bir şeyler varsa.. içinde inanç barındırmayan şekliyle, salt sevgi.. inancım kalmadı. evet. ne bir tanrıya, ne bir insana. hayatımda olmuş, olduğu varsayılmış herbiri tarafından hayal kırıklığına uğratıldım. ve biliyorum ki inanmaya devam etseydim eğer, bu kırıkların da bir sonu gelmeyecekti işte. ben böyle biriyim. ben bundan başkası değilim. kötü şeyler de yapabilirim. bak şimdi sonsuza dek kaybolmak adına bileklerimi kesebilirim, yatay değil düşey bi çizgi olur bu. kanım sonsuzca akar ve tek bir kişinin haberi olmaz. bundan korkmuyorum. ama yaşamdan kopuk olduğum derece, yaşama bağlıyım da. yani şimdi ara ara sallandığım bi denge tahtasındayım. arada, ortada bir yerde. en hissiz şekliyle. yapamayacağım hiçbir şeyin olmadığı, hiçbir şeyden artık korkmadığım, mutsuz biri. ama ergen değil. bunu kabul etmiyorum. belki hayata iyi yanından bakmıyorumdur, evet bak bunu kabul edebilirim. çünkü iyi bir şey hissetmiyorum. çünkü o insanları mutlu eden şeyler beni edemiyor. ben kıçım başım ne güzel diye, sevgilim var diye, ya da nebileyim sadece öylesine mutlu olamıyorum. birsürü insan tanıyorum çünkü. onlar ağlarken ben nasıl gülebilirim...



bu yüzden herkes gibiyim. herkes kadarım. ve aynı anda koca bir hiç. varoluşum bir çelişkiden ibaret. insanlar için bir virgülden ötesi değilim. ya da arada kaynıyorumdur belki de. kim bilebilir. kim bilmek ister ki. kim. ne. insanlar ve soruları. insanlar ve sorunları. bizler neden bu kadar komiğiz ki. bizler nasıl yollarımıza gidebiliyoruz. bizler nasıl uyuyabiliyoruz. bense fark edilmek istedim. bunca ötelenen, yok sayılan düşüncelerimin altında ezilmek değil, bunlar bir kişi tarafından dahi olsa, bilinsin istedim. çünkü biliyorum ki ben erken öleceğim. çünkü biliyorum ki onların tanrıları yaşatmayacak beni çok. bunu hissedebiliyorum.

en yakın arkadaşımın intihar girişiminin üzerinden 3 gün geçti. üzgün değilim. buna cesaret edemezdi çünkü. hala da edemez. ama bazı yolların dönüşü yoktur sevgili lilja. sen benden çok daha iyi bilirsin. çok daha iyi görmüş ya da deneyimlemişsindir. ama şimdi bunu hissediyorum ve insanlar beni bu yüzden suçlayamazlar. bazen ellerim titriyor. hayata bir kelime bile katamadığım zamanlarımda, yani ışıklar açık, güneş henüz batmamış bir haldeyken ve ben önümü bile görmekte zorlanırken, yaşama fazla sövüyorum. gitgide daha şişman, gözlerinin içi acıyan küçük, sevimli bir kız. ah diyorum. yapma. hadi gidelim buralardan, adını değiştirelim ve sen bile kim olduğunu unut. yapamam diyorum sonra, ardımda bırakacağım çok fazla hüzün var. ve onların bile bana ihtiyaçları...
kimin umrunda! bizler yaşıyoruz. bak, bak nefes bile alıyoruz ve inan bana bu çok asil bir yaşama şekli.

peki neler oluyor. şimdi kistlerim ve hüzünlü gözlerim ve fazla kilolarım ve yüreğimdeki sonsuz acıma hissiyle, bu minik ve tombul ellerle ben hangi birini geri alabilirim? ben yaşamımı nasıl ayaklarımın altına sürebilirim ve bizler bundan böyle nasıl yürüyebiliriz? eh, bu da edebi bir ruh hali olurdu ancak.

en sevdiğim şey, içip kafamı güzelleşmiş bir hale getirdikten sonra, ne konuştuğum hakkında düşünmeden sadece konuşmak. öyle edebi masallar anlatıyorum ki öyle hallerimde. sonra belki bir kitap okumak, sonra hayatı anlamlı kılmayı sağlayan her şey.. yeni bir insanla tanışmak, uzun ve soluksuz yürüyüşler.. yalnızlık.
 

hani şarkılar bizi henüz bu kadar incitmezken..
eskidendi mi diyebiliriz ancak. elimizden bundan ötesi mi gelir. sahi, biz kimdik. sahi, hangi yüzyıla aittik. peki ya bu şarkılar.. neden.. bu kadar.. incitiyor..

belki bir ruh hastasıyımdır. belki sadece öylesine bir insanımdır. belki çok önemli biriyimdir. belki hiçbiri değilimdir. ne değişir peki. bunlardan hangisi olsam değerim fazlalaşırdı bu insanların gözünde. ben söyliyim. cebim ağırken, güzel ve seksi bir kadınken, yani onların yararına çalışabildiğim sürece..
değeri ne bunların? neden sadece güneş doğmuyor, bizler uyuyup uyanmıyor ve işlerimize gitmiyoruz.. neden sadece güneş batmıyor ve bizler en küçük dokunuştan bile bir anlam çıkarıyoruz. olmayan şeyleri oldurmanın doğru yanını bulamadım, buna engel olmayı da. peki bu hayatın kayda değer yanı nerede? ben onyedi yaşımdayım mesela. boşversene.


odam darmadağınık. bir kaosun içinde yaşıyor gibiyim. ama kötü bi halde değil. belki bu onu dinginleştiren bir şey. belki beni. özne hangimiz bilemiyorum. artık öyle bağımsızım ki kendimden, ben değil gibiyim, ki bu da garip.
işte ben böyle çok gülüyorum kendime. yine de anlatmak istedim. yaşam burdan böyle görünüyor. ve. öyle..

şimdi dışarıda müthiş bir yağmur yağıyor.. yapmam gereken öyle çok şey var ki.. aynı zamanda hiçbir şey yok.. ama ben zaten hayal dünyamda yaşıyorum ve mutluyum da bu durumdan. bana dokunmadıkları sürece. sanırım.

dün hastaneye giderken, babamla arabada birbirimize avazımız çıktığı kadar bağırırken, şöyle düşündüm bir yandan da, "yeter". sadece içmek istiyorum.

şimdi nerdesindir, ne yapıyorsundur.. bilemiyorum. ben bilgisayarımın başında, önümde anahtarlık, bozuk paralar, kulaklık, eski bir afiş, bir telefonla öylece oturuyorum.. hayat on yedi yaşında böyle görünüyor. daha çok eksik görüntüye, daha çok eksik anıya sahibim biliyorum. yıllar bir gün bunları tamamlayabilir. belki de kimbilir, herbiri daha çok eksilir.
tek bildiğim, uyum sağlayamadığım. onların hayatına özenmediğim.
sanırım bu kadarım

20100709

dönüş.

-ben kötü biri değilim, merak etme.
-olsan ne değişir ki. kötü de olsan, sen sensindir işte. bir önemi yok.