20100714

lilja.

ruhumuzu inciten nice şey vardır ya, bedenimden tek bir gün etmedim şikayet o acının yanında.. hatta bedensel acıyı arzuladığımı bilirim. kendimi o çok kaybettiğim gecelerde, süzülüp giden incecik bir kanın çizdiği yol, dünyaya yeniden dönmemi sağlayan son şeylerden biriydi belki de.. olduğumuz kişiyi kaybedişimiz! hadi dünya sik bizi. kalbimizi açtıkça böyle bağırmıyor muyuz aslında. peki şimdi sana kendimi anlatırken, ya da senin bana en samimi şekilde kendini anlattığını gördüğümde neden korkmuyorum? bilmiyorum. belki de bu zaten tanışıklık hissi,, nasıl olduğunu bilemediğim bir şekilde hep varmış gibi.. şimdi bana da şarap doldurmalısınız sevgili lilja, bir de sigara alabilirsem müthiş olur. gözlerimizi kapasak ya, sadece müzik olsa ve bedensel zırvalar. mesela sadece memelerimizin büyüklüğü ya da götümüzün yuvarlaklığıyla ilgilensek, ya da şu aralar başımızın fazla ağrıyor oluşuyla.. ya da her neyse.. peki bizler neden söz ediyoruz, hayattan, insanlarından, gerçeklerden, yalanlardan... bizi dibe daha çok ne sürükleyebilirdi ki.. cevapsız sorular, ki bak hala bekliyoruz biz o cevapları.. neden bilmiyorum, sanki ruhuma çok yakınmışsın gibi.. halbuki yıllar, yollar ve daha niceleri varken aramızda.. ah keşke bunları önemseyebilseydik, dimi.

dün hastaneye gittim, aklımdaydın. 11 gibi doktorla görüştüm, anlattım derdimi. bana ilk sorusu şu oldu zaten: bekar mısın? çok güldüm buna. sonra ultrason(artık nasıl yazılıyorsa) çektiricekmişim, bi herif buldum orda, dedi ki git çay kahve iç. tamam içerim de neden ki dedim. çok sıkışmam gerekiyormuş. bi hatun daha öyle dedi: çatlıcak kadar sıkış ezgi, hem 1 saatin kaldı, ona göre. 1 saat sonra kapanıyormuş ultrason işi. eyvallah diyip gittim. yarım saatte 3 lt su tüketip üzerine limonata falan ne bulursam içtim. artık kafayı bulmuştum su içmekten. sonra gittim hatuna, yat dedi, aç kasığını. peki dedim yine. uzandım sürdü mürdü bişiyler. sonra başladı sağ overde bilmemkaç çarpı bilmemkaç mm, sol overde o kadar bu kadar derken hatun döndü bana dedi ki, yumurtalıklarında kistlerin var. kg vermek zorundasın, onunla ilgili olabilir. ben de bi sevindim bi sevindim, aa kg verince geçicek mi şimdi dedim. olabilir dedim dedi. hormon mormon testler olcakmış da.. şimdi bi başka doktora daha gidip sorucam sanırım ne yapmam ne yapmamam gerektiğini.. koşuya başladım, sabah 6'da uyandım hatta o yüzden.. niye bu kadar detaya girdim bilemiyorum. sustum.

hafızamı yitirmeyi ben de isterdim biliyor musun.. aslında hiç gibiyim şuan. adımı sorsunlar istemiyorum. dini, milli bir kimliğim de yok bana kalırsa. ağzımdan çok zor çıkıyor bazen sözcükler. içmeden hislerimden söz edemiyorum. müthiş küfürler biliyorum yalnız, belki de zihnimde saklı kalan son şeydir bu isyan, sadece lanet etmekle geçiriyorum yaşamımı. yollara, yaşamlara, hayatlara, yaşıma, zamanıma, eksik kaldığım, eksik kıldığım şeylere. son 3 ayda 15 kg aldım, depresyon halleri, bilirsin. aslında öyle ağlak bi tip değilim. güneşin tenime değişi bile beni sonsuz mutlu kılabilir. ama içimde ölü bir bebek gibi yaşama sevincim. sanki hep kanıyor.. hüzün, hüzün, hüzün. temelimde yatan bu ve beni belki de bu yüzden çok iyi tanıyabilirler. ben belki de bu yüzden kendimi hiç tanımadım, tanımıyorum..

küçümseniyorum. hayatımın her alanında, ama fikrini önemsediğim çok nadir kişi var artık. yok diyorum, bu insanlar çok boş konuşuyorlar.. belli duyguları hissedemiyorum. endişe, şevkat gibi.. bazen fazlasıyla yaşlı ve ölü bir kadın oluyorum, bazen ufacık bir kız.. ama küçümseniyorum. bir şeyler yazamıyorum bu yüzden çünkü hislerim zaten yaşımla damgalanmakla meşgul. zihnim yorgun sanki. çalışmayı reddediyor çoğu kez. bazen sadece oturuyorum ve sadece bakıyorum. perdelerin uçuşuna, bir kuşun kanat çırpışına ya da o kadar sanatsal olmayan şeylere bile.. bir böceğin yürüyüşüne, bir kapı koluna.. nedense her şey gitmeyi çağrıştırıyor. peki olan ne. peki ben ne yaşıyorum. bir hiç. hiç. sadece hiç olmakla ilgiliyim..

evrensel biriyim ama, bunun garantisini verebilirim sana.. yani her şeyin üzerine konuşabilirim, şimdi en mutlu anımda bile senin derdin için üzülüp şimdi en mutsuz anımda bile seninle, senin için sevinebilirim.. yoldan geçen, geçip giden insanları bile severim.. öyle bir severim ki hem de. benim canımı yakan bu olsa gerek. sonsuzca sevebiliyor oluşum.. hem de hiç tanımadıklarımı bile.. bilemiyorum, bu kesinlikle deli işi bir durum ama hissedebildiğim son bir şeyler varsa.. içinde inanç barındırmayan şekliyle, salt sevgi.. inancım kalmadı. evet. ne bir tanrıya, ne bir insana. hayatımda olmuş, olduğu varsayılmış herbiri tarafından hayal kırıklığına uğratıldım. ve biliyorum ki inanmaya devam etseydim eğer, bu kırıkların da bir sonu gelmeyecekti işte. ben böyle biriyim. ben bundan başkası değilim. kötü şeyler de yapabilirim. bak şimdi sonsuza dek kaybolmak adına bileklerimi kesebilirim, yatay değil düşey bi çizgi olur bu. kanım sonsuzca akar ve tek bir kişinin haberi olmaz. bundan korkmuyorum. ama yaşamdan kopuk olduğum derece, yaşama bağlıyım da. yani şimdi ara ara sallandığım bi denge tahtasındayım. arada, ortada bir yerde. en hissiz şekliyle. yapamayacağım hiçbir şeyin olmadığı, hiçbir şeyden artık korkmadığım, mutsuz biri. ama ergen değil. bunu kabul etmiyorum. belki hayata iyi yanından bakmıyorumdur, evet bak bunu kabul edebilirim. çünkü iyi bir şey hissetmiyorum. çünkü o insanları mutlu eden şeyler beni edemiyor. ben kıçım başım ne güzel diye, sevgilim var diye, ya da nebileyim sadece öylesine mutlu olamıyorum. birsürü insan tanıyorum çünkü. onlar ağlarken ben nasıl gülebilirim...



bu yüzden herkes gibiyim. herkes kadarım. ve aynı anda koca bir hiç. varoluşum bir çelişkiden ibaret. insanlar için bir virgülden ötesi değilim. ya da arada kaynıyorumdur belki de. kim bilebilir. kim bilmek ister ki. kim. ne. insanlar ve soruları. insanlar ve sorunları. bizler neden bu kadar komiğiz ki. bizler nasıl yollarımıza gidebiliyoruz. bizler nasıl uyuyabiliyoruz. bense fark edilmek istedim. bunca ötelenen, yok sayılan düşüncelerimin altında ezilmek değil, bunlar bir kişi tarafından dahi olsa, bilinsin istedim. çünkü biliyorum ki ben erken öleceğim. çünkü biliyorum ki onların tanrıları yaşatmayacak beni çok. bunu hissedebiliyorum.

en yakın arkadaşımın intihar girişiminin üzerinden 3 gün geçti. üzgün değilim. buna cesaret edemezdi çünkü. hala da edemez. ama bazı yolların dönüşü yoktur sevgili lilja. sen benden çok daha iyi bilirsin. çok daha iyi görmüş ya da deneyimlemişsindir. ama şimdi bunu hissediyorum ve insanlar beni bu yüzden suçlayamazlar. bazen ellerim titriyor. hayata bir kelime bile katamadığım zamanlarımda, yani ışıklar açık, güneş henüz batmamış bir haldeyken ve ben önümü bile görmekte zorlanırken, yaşama fazla sövüyorum. gitgide daha şişman, gözlerinin içi acıyan küçük, sevimli bir kız. ah diyorum. yapma. hadi gidelim buralardan, adını değiştirelim ve sen bile kim olduğunu unut. yapamam diyorum sonra, ardımda bırakacağım çok fazla hüzün var. ve onların bile bana ihtiyaçları...
kimin umrunda! bizler yaşıyoruz. bak, bak nefes bile alıyoruz ve inan bana bu çok asil bir yaşama şekli.

peki neler oluyor. şimdi kistlerim ve hüzünlü gözlerim ve fazla kilolarım ve yüreğimdeki sonsuz acıma hissiyle, bu minik ve tombul ellerle ben hangi birini geri alabilirim? ben yaşamımı nasıl ayaklarımın altına sürebilirim ve bizler bundan böyle nasıl yürüyebiliriz? eh, bu da edebi bir ruh hali olurdu ancak.

en sevdiğim şey, içip kafamı güzelleşmiş bir hale getirdikten sonra, ne konuştuğum hakkında düşünmeden sadece konuşmak. öyle edebi masallar anlatıyorum ki öyle hallerimde. sonra belki bir kitap okumak, sonra hayatı anlamlı kılmayı sağlayan her şey.. yeni bir insanla tanışmak, uzun ve soluksuz yürüyüşler.. yalnızlık.
 

hani şarkılar bizi henüz bu kadar incitmezken..
eskidendi mi diyebiliriz ancak. elimizden bundan ötesi mi gelir. sahi, biz kimdik. sahi, hangi yüzyıla aittik. peki ya bu şarkılar.. neden.. bu kadar.. incitiyor..

belki bir ruh hastasıyımdır. belki sadece öylesine bir insanımdır. belki çok önemli biriyimdir. belki hiçbiri değilimdir. ne değişir peki. bunlardan hangisi olsam değerim fazlalaşırdı bu insanların gözünde. ben söyliyim. cebim ağırken, güzel ve seksi bir kadınken, yani onların yararına çalışabildiğim sürece..
değeri ne bunların? neden sadece güneş doğmuyor, bizler uyuyup uyanmıyor ve işlerimize gitmiyoruz.. neden sadece güneş batmıyor ve bizler en küçük dokunuştan bile bir anlam çıkarıyoruz. olmayan şeyleri oldurmanın doğru yanını bulamadım, buna engel olmayı da. peki bu hayatın kayda değer yanı nerede? ben onyedi yaşımdayım mesela. boşversene.


odam darmadağınık. bir kaosun içinde yaşıyor gibiyim. ama kötü bi halde değil. belki bu onu dinginleştiren bir şey. belki beni. özne hangimiz bilemiyorum. artık öyle bağımsızım ki kendimden, ben değil gibiyim, ki bu da garip.
işte ben böyle çok gülüyorum kendime. yine de anlatmak istedim. yaşam burdan böyle görünüyor. ve. öyle..

şimdi dışarıda müthiş bir yağmur yağıyor.. yapmam gereken öyle çok şey var ki.. aynı zamanda hiçbir şey yok.. ama ben zaten hayal dünyamda yaşıyorum ve mutluyum da bu durumdan. bana dokunmadıkları sürece. sanırım.

dün hastaneye giderken, babamla arabada birbirimize avazımız çıktığı kadar bağırırken, şöyle düşündüm bir yandan da, "yeter". sadece içmek istiyorum.

şimdi nerdesindir, ne yapıyorsundur.. bilemiyorum. ben bilgisayarımın başında, önümde anahtarlık, bozuk paralar, kulaklık, eski bir afiş, bir telefonla öylece oturuyorum.. hayat on yedi yaşında böyle görünüyor. daha çok eksik görüntüye, daha çok eksik anıya sahibim biliyorum. yıllar bir gün bunları tamamlayabilir. belki de kimbilir, herbiri daha çok eksilir.
tek bildiğim, uyum sağlayamadığım. onların hayatına özenmediğim.
sanırım bu kadarım

3 yorum:

-lâl'im 'si dedi ki...

en baştan en sona kadar okudum bunu belirtmek istedim,, ama ne diyeceğimi bilmiyorum. aslında geçmiş olsun demek istiyorum Umarım geçer hastalığın. Kendini çok fazla bırakmışsın ve bi yerlerde kocaman bi sorun! var bence ciddi bi sorun hemde. Düzelmesini temenni ediyorum. Hatta İnşallah diyorum.
ruhununda iyileşmesini istiyorum artık ezgi böyle olmasın istiyorum.
bence çok şey istemiyorum ya..

bilemiyorum..
...

Adsız dedi ki...

kendi içinde kendini kaybettiğini görüyorum. Bu kadar büyük bir iç dünyada kaybolmak aslında korkulacak da birşey değil bence. İçinde senden kaç tane var hepsini görüyorsun. ya da henüz hiçbirini göremediğin için bütün bu sıkıntın.
Kendinle barışık olmaktan falan bahsetmiyorum, ya da kendini de tanımak değil bu.
bu daha öte.
bu kendindeki kendini, kendi kendine, kendinden bile habersiz bir arayış. belki hiç bulamayacaksın, belki de hemen bulacaksın bunu bilemiyorum. Ama o güne kadar, yani bulabileceğin güne kadar, ya da bulamayacağın güne kadar yazmaya devam edeceğine eminim. Çünkü sen okuduklarınla bulacak değilsin aradığını, senin çözümün yazmakta.
Yazdıkların anlaşılmayacak belki
ya da sen ölünde kıymete binecek.. Bunların garantisi yok. Tek garantisi olan, sen yazacaksın, sen yazacaksın, sen yazacaksın..senden başka kimse anlayarak okuyamayacak.
herkes anladığını sanacak hepsi bu.

Ben seni anlamayı anladım. Bu zormuş. Sen yazmaya devam et, ben ya da biz de anlamaya çalışmaya devam edelim.

t.s.

Jude dedi ki...

nedense nefes almamı sağladı bu yorum, biliyor musun, bazen sadece düşünürüm. hayattaki tek işlevim bu olur. nefes almam, konuşmam ya da yürümem bile. sadece düşünürüm. bu hayatın beni kendine bağladığı nadir anlardandır. ben en çok o zaman ölmeyi arzularım çünkü. ve en çok o zaman yakınlaşırım yaşama...

içimde benden kaç tane var, hepsini görüyorum. sadece görüyorum. ya da göremiyorumdur bile. ama korkuyorum. öyle çoğul ki. kendimden bahsederken artık ben değil biz demek geliyor içimden. bir şeyler yazdığımda, oha lan bunu ben mi yazdım, diyorum. sustuğumda içimdeki biri susmuş oluyor. konuştuğumda da biri konuşmuş oluyor ve ben nedense hiç ait hissetmiyorum. sadece düşünüyorum.

bir gün gerçekten anladıklarında, ruhları çürümüş olacak, bunu biliyorum. henüz yitirmedikleri inançları ve iyi duygularıyla.. insanlar için bu bahsettiklerim sadece birer yanılsama. peki hangisi daha gerçek? orası hep bir tartışma konusu..

ben devam etmeye çalışıyorum.. düşerek, koşarak.. tek işlevli bir şekilde bazen, bilemiyorum, zaman geçiyor ve bizler daha çok ölür gibiyiz. sorun değil. sesimi duysunlar, yeter. duyabilirler mi? bilmiyorum. anlamalarından geçtim. anlamasınlar. ölmesin içlerindeki o son yanılsamalar bile hep dursun, orada, öylece.. ben hayatı çok iyi anladığımı haykırmıyorum çünkü. ama insanlığı anlıyorum. tanıyorum. biliyorum. hissediyorum. hayat değil üzerine konuştuğum.. burda ince bir ayrım var sevgili tu silencio.. sadece yitirdim. yitirdik. olabilir.
sahiden olabilir.

şimdi yaşlanabiliriz, şimdi ergen ya da üzgünüzdür belki de, kimbilir, onların doğrularına hangisi paralelse, buyursunlar, o olabilir. sorun değil. yaşamımı böyle sürdürüyorumdur belki ben. bilemeyerek. koca bir belirsizlik içinde. sadece. işte. konuşunca. böyle. değeri ne? yok. sadece sussak, o bana yeter.

birbirimize yalanlar da söyleyebilirdik? arzumuz kendimizi kandıramıyor olmaktan çok daha başka bir yöne çalabilirdi. mesela saat şimdi 10u 11 geçmezdi ve ben mutlu bir kızçocuğu olurdum

peki bunu neden inkar edeyim? neden olmadığım bir şey gibi davranayım? bilemiyorum

dedim ya. bilemiyorum
sahiden

ellerim titriyor şimdi, beni anlamayı anlamak..
nefes bile aldım. teşekkür ederim.
çok..