20100819

anlatabileceğim her şeyi anlatmak istiyorum bu dünyaya. verebileceğim her şeyi vermek istiyorum. gidebileceğim kadar gitmek istiyorum. kalabileceğim kadar kalmak istiyorum. sevebileceğim kadar sevmek istiyorum. gözlerimi kapayabildiğim ölçüde kapamak istiyorum. bütün müzikleri dinlemek istiyorum. bütün kitapları okumak istiyorum. bütün şehirleri görmek istiyorum. bütün yollarda yürümek istiyorum. bütün yataklarda uyumak istiyorum. bütün adamları öpmek istiyorum. bütün kadınlara sarılmak istiyorum. bütün bir gökyüzünü incelemek istiyorum. bütün zamanları yaşamak istiyorum. bütün acıları, bütün mutlulukları tatmak istiyorum. bütün içkileri içmek istiyorum. bütün küfürleri öğrenmek istiyorum. koşmak istiyorum mesela. ayaklarım gidebildiği ölçüde koşmak istiyorum. gülmek istiyorum mesela. bütün insanları güldürebilene dek gülmek, sonsuzca. kıyılara köşelere sıkışmış insanları kurtarmak istiyorum mesela, yaşadıkları ne varsa, hiçbirini duymayarak ve duymak istemeyerek, sarılarak birbirimize, unutalım istiyorum mesela, yaşadığımız ne varsa. beraber şarkı söyleyelim istiyorum hiç tanımadığım insanlarla. yollarda görelim birbirimizi ve başlayalım danslara. şiirler okuyalım, nazım mesela. belki de bir cemal süreya. kaybedilen bir y harfinden söz etsek ya mesela. bir y harfinin varlığı ve yokluğu neyi ne derece değiştirebilir? bütün bir dünyayı değiştirebilir. cemal süreyya'yı cemal süreya yapan bir y harfinin kaybedilmişliği midir? keşke yalnızca bunun için sevseydik birbirimizi. bir y harfi için mesela. kimbilir yani. mesela. anlatabileceğim her şeyi anlatmak istiyorum bu dünyaya. heey diye seslenmek, beni duyup duymadıklarını merak etmek istiyorum mesela. hem şimdi ne yapıyor olurdunuz ki sizler? ben, tam da bu kelimeleri yazarken benim bile olmayan bir benliğe ait acılara bir yenisini daha eklerken ve saat sekizi bulmamışken henüz, hayatın beni zorunlu kıldığı her şeyden kaçarken kısacık bir zaman için de olsa, hem siz, sahiden, ne yapıyorsunuz? beni seviyor musunuz? ben seviyorum. ben hayatı seviyorum. ben insanları seviyorum.
peki ya kafayı bulmuşken saat hani sekizi bile bulmazken, beni gerçekten sevebiliyor olanlarınızın şöyle fısıldamak istiyorum kulaklarına:
ben hata ettim. özür dilerim. çok özür dilerim. büyük beylik laflarımla, inançlarımla ve vazgeçtiğim binlerce umudumla, kendimi hiç sevemeyişimle, insanlara verdiğim kocaman değerlerle, içtiğim sigaralarla ya da var olamayışlarımla, ben yaşımı, yaşamımı, yaşayamayarak ve yaşatmayarak kendime, çok büyük bir hata ettim.
küçüktüm, çok küçüktüm.
özür dilerim.
çok özür dilerim.

4 yorum:

piktobet dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Jude dedi ki...

öyle yoğun ki bütün bu kelimeler şimdi. defalarca okumak istedim belki de. anlamadığımdan değil ama, daha fazlasını istediğimden. hani her bir satırını çekeyim içime, hani bileyim.

bu sözlerin üzerine söylenebilecek pek fazla şey yok. aslına bakarsan çok şey var ama. düşünüyorum. hani bir kahramanlık yapmamız beklenmezken bile, hani biz biri bile olamazken bile, insanların çıkıp "şu şöyle" "bu böyle" diye keskin ayrımlarla delik deşik etme çabalamaları, hayatları... kim, neyi zorluyor... peki ya yanlışlar? hani bütün bu ağır sorgulamaların altında, bizi doğru yapan, bizi kötü yapan bütün o saçmasapanlar.. anlam mı? her şeyin sebebi. inanırdım da buna. bir şeyleri ille de anlamlı kılmaya. hani anlamdan yoksun her şeyden uzak durmak için çabalarken ben, aslında hiçbir şeyin buna dair olamayacağını öğrendim... bir insanın bile aslında bir anlamı olamayacağını hiçbir şekilde.. eylemlerin ve iyi niyetlerin bile. çünkü asılı kalıyor her şey. çünkü baktıkça göremiyoruz. çünkü yıprandıkça daha yaşanabilir bu hayat. gözlerimize bak bir. öyle soyut ki bu dünya. hani boşluğa atılan adımlar gibi. düşüleceğinden emin bir şekilde. sadece yürümek adına bir yere gidilemeyecek olmanın bilinciyle.. sadece yürümek adına atılan o aptal adımlar... buna hayat denmez de, ne denir? peki ya bütün bu karmaşık cümleler, bu saçma güdüler ve insanların temasları. hani şu uzun, uzak, sık ya da sığ temaslar. hani birbirimize "merhaba" diye seslenişlerimiz. hani "elveda" diye seslenişlerimiz. aidiyet, sevgili piktobet. aidiyet. bu kelimenin verebileceği bütün acıları hissediyorum bütün hücrelerime dek. bir şehre, bir eve, bir adama, bir kavrama duyulan aidiyet. ne yok bir var. ne yok bir var... her aynaya baktığımda böyle demek geliyor içimden.. ne yok bir var. insanlar buna delirmek diyor. insanlar buna aptallık diyor. değeri yok. insanlar sürekli konuşurlar. insanlar sürekli savaşırlar. yürürler, nefes alırlar. bir şeyler yaparlar ve yaşamış olurlar işte. aidiyet sevgili piktobet. ben bunu kaldıramıyorum. hani o çok aradığım anlam, hani sadece beş harf gözüyle bakamadığım bütün bu aptallık hallerim, gitgide daha dibi görmemin tek nedeni de benim. ismimi kaldıramayışım. cismimi kaldıramayışım ve sonrası soyut bir nitelik. ben artık "ne yok bir var"dan ibaretim. ben sadece bundan ibaret. ama biliyorum ki konu ben değil. konu biz bile değil ve konu bu yollar. konu bu insanlar ve konu hayattır belki de. boş bir şişe, boş bir kibrit kutusu, boş bir beden. hisleri, kelimelerle anlatılabildiği ölçüde yaşamak. hani yaşamı bile bu ölçüde yaşamak. suçlanabilirim. adıma ettikleri bütün küfürleri göğüsleyebilirim de aynı zamanda. biliyorum ki bir değeri yok çünkü. biliyorum ki bizler o bu ya da şu olamıyoruz hiçbir zaman. konuşuyorlar, çok fazla konuşuyorlar. peki ya bu parmakuçları. duvarlardaki çatlaklar. çoraplardaki delikler ya da zihinlerdeki delilikler. bir ayrıntı. ayrıntılar! ah hayatın, anlamın temel taşları. ayrıntılar. bir bakış, bir kelime, belki de bir ah hissi. belki de bir can yanışı. belki de umutlu bir soluyuş... aidiyet sevgili piktobet. bu insanların arasından geçip gitmek ve bu insanlara gitmek. yollar ne de keskin ayrılıyor ve biz aynı sözcükleri dönüp dolaşıp farklı şekillerde sövüyoruz hayatın bütün boşluklarına. acımak diyorum buna da. kendime ya da kendim saydıklarıma bir şekilde. acıyorum. çünkü anlamı yok sayıyorum varsaydıklarımın yanında her şeyi yoklaştırarak birer birer, hani gözlerimden yaş gelir bazen, hani olur da susarım, yaşayamam içimden geçenleri ve önemli de olmaz.

Jude dedi ki...

bir mezara giderim belki ve çökerim mermer kenarlıklara. sen derim, hiç tanımadığım bir etbeden yatarken yanımda, hani ses vermeyeceğini bile bile konuşmak bu, hani gerçek manada konuşmak diyoruz biz buna.. hayatlarını düşünürüm bu yaşamış ve yaşamını tamamlamış ya da yaşamı eksik kalmış diyelim.. nasıl insanlar olduklarını ya da bilemiyorum işte.. belki de adı sadece deliliktir belki de hiçbiri... sorun değil diyorum sonra. ben olduğum kişi olabilirim bir gün. hani gülerim mesela. gülerim insanlara ve derim ki, önemli değildi aslında. önemli değildi yaşanan hiçbiri. önemli değildi kötü niyetler, önemli değildi uğraşılarımız...
ben neyi biriktiriyorum? insanları biriktiriyorum. aptal biriyim. biliyorum. zaman geçiyor. zamanın tek işlevinin geçmek olduğunu biliyorum. yaraları sarmak ya da alıştırmak bile değil, unutmayı geçiyorum. insanlar belli anlarda sabit kalmak isterler ya. hani fotoğraflar da tam da bu yüzden vardır. hani mutlulardır sözde, ya da bir yere varmışlardır o çok istedikleri yerlere, anılar denir, anımsanmayan onca değer itilirken geriye, bomboş sabit bir gülümsemeyle bakılır, hani o fotoğraflardaki hiçbirkimse kalmazken geriye, yine de o fotoğrafa bakılır, belki kesilir bir gün orta yerinden, belki karalanır, belki en arkalara saklanır, belki en önlere çıkarılır, duvarlara asılır.. hani sabit kalamaz ya insan. hani tam da orada, madem ki mutlusun, işte kal orada, ama hani kalamaz ya, zorunludur insan, sorumludur, hani hayattır ya bu, işte benim canımı en çok bu acıtır.

keşke vaktim olsa benim de. anlatmak istediğim öyle çok şey var ki. tam da şimdi.
ama işte böyle. işte böyle olması gerekiyor. olmak zorunda.. gitmek zorundayım mesela. susmak zorundayım. orta yerinde kalmışken anlatılarımın, aslında bir bok anlatamamışken diyelim, saçmalamışken daha çok, bütün anlamları biriktirirken hani saçma sözcükler sıyrılırken birer birer konuştukça aralarından, ağzımdan çıkacak her bir sözcük saplanıyor kalbime bir bir. söyleyemem çünkü. zorundayım. gitmek. zorundayım.

ve korkuyorum sevgili piktobet.
hayatın bütün artakalmışlarından, bütün ayrıntılarından, bütün bu kırılmışlıklardan korkuyorum.

gözlerimizi kapayalım bir gün. koca bir gülümseme ve dönelim gökyüzüne. işte hayat sadece o zaman güzel. sadece.

piktobet dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.