20100819

hayatımda belki de ilk defa bir insanın canını acıtmak için söylüyordum bir sözü. yumruklarını sıkabildi yalnızca. biliyordum ki, yerimde bir başkası olsa yiyebilirdi tokatı, biliyordum ki gözlerine dimdik bakacak kadar gururum olmasa, hani şu ettiğim lafları etmesem can yakmak adına da olsa, silinirdi gözünden onun bir anda. bense inandığım şeyi yapıyordum. her zamanki ezgiydi işte. inançları uğruna hayatı pahasına savaşan, hakkını savunan, savaşan ve yorulan ezgi. yorgun ezgi. yine de kendini yırtan, saatlerce konuşan, etmeyeceği lafları eden, yazılar yazan, acımasızca en berbat seçimlere sürüklenmiş yorgun ezgi. uyuyamayan ezgi. uyanamayan ezgi. düşünemeyen ezgi. çenesini kapatıp da susamayan ezgi. biliyordum ki o an çekip gitmese oradan, birbirimizi parçalayabilirdik duyduğumuz acıdan. insanlar bize bakarken ve biz gururumuz uğruna savaştığımızın bilinciyle bir an bile utanmazken. avuç içlerim kanarken artık tırnaklanmaktan ve onun gözleri acırken her gözlerime değişinde. ona doğru attığım her adımda benden bir adım uzaklaşırken. biliyordum ki bizler birbirimizin olmamalıyız hiçbir zaman. ben birinin olmamalıyım hiçbir zaman.
hem diyor ya sezen, bir gece yarısı, rakı kadehlerinde süzülürken öylece:
usul-yaklaş-çocuk-kalbin-kırılır...

3 yorum:

piktobet dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Jude dedi ki...

aşka dair değil bu yazı sevgili piktobet. ve diğerleri de. hiç değil. bir adamdan söz edebilirim mesela. canımı yakışından ya da verdiği mutluluktan. ama bu cümlelerimde virgül olabilir ancak. aşkı anlatmam. o adamı ya da kendi hislerimi bile anlatmam.
benlik dramının kaynağı, insanlar ve kendim ve insanlar ve kendim. hayat değil. insanlar ve kendim. kendi batış noktalarım kendi çıkış noktalarım. insanların buna etkileri. insanların bundan ne derece etkilenebildikleri.
ama belki de en çok bu yazıda arttı o virgüller. bu bi ilkti. ve sondu da ayrıca.

yine de boş bir insanım. bomboş.

piktobet dedi ki...

bir yüzü anlamlı kılan nedir ki?