20100819

lanet.

çirkin sözcükler çıkıyordu ağzımdan. bütün bir dünyayı lanetliyordum ve küçücük bir kızdım o sıralar. 17 yaşımda bile yoktum ve insanlar artık beni sevmiyorlardı. adıma ettikleri bütün yeminler adına bakıyordum yüzlerine. artık hiçbir şeye şaşırmam diyordum.
zaten küçücük bir kızdım o sıralar, aptaldım.
bir hayatın kısacık bir sürede ne derece değişebileceğini, umutların ne derece körelip, insanların bir hayatı acımadan, gözlerini dahi kırpmadan ne derece mahvedebileceğini öğrenmeden çok, çok önceydi.
17 yaşında bile yoktum ve insanlar beni zaten sevmiyorlardı artık.
sorun da değildi ya.
artık ben de sevmiyordum ve hiçbir şeyin sandığım ya da gördüğüm gibi olmadığını kısacık bir süre içinde öğrendiğimde, yaşamım adına bütün uğraşılarım ve savaşımlarım midemi bulandırdı.
cümlelerimin özneleri değişti.
eylemlerim ve nesnelerim.
yeniden var olmak? yeni bir insan olmak? yeni bir aile, yeni bir çevre, yeni bir hayat?
bakış açıları. sigara.
saatlerce konuşurken o çok iyi tanıdığım ve hayatımda belki de ilk defa dürüstçe davrandığım adamın önünde, ellerimi savururken anlattığım şeylerin coşkusuyla ve ağlarken ve elime ne gelirse fırlatırken oradan oraya, gözlerimi yumduğum an bütün var oluşlarıma ihanet ettiğim gerçeğini saplarken beynime ve şimdi gelebilecek her yanıtın canımı yakacağını bilerek, duyduğum o sözler:
-ezgi, bunu kendine yapma
hiç beklemediğim yerlerimden vurdu beni. başımı önüme eğdim ve vazgeçtiğim her şey adına suçluluk duydum. tenim renk değiştirdi bir anlığına da olsa ve bambaşka bir insandım yine. büyüyordum. büyütüyorlardı beni ve aslında olmak istediğim kişiye yönlendirerek benliğimi, kendimi ve diğer bütün insanlarımı da öldürebileceğimin bilinciyle bakıyorlardı gözlerime ve şöyle diyorlardı sadece:
-ezgi, bunu kendine yapma
insanlar beni seviyorlardı. insanlar beni sevemiyorlardı ve bir şekilde bir şeyler hissedebilmeye başlamışken ben, kendimi sevmek sadece kendimi sevmek istiyordum, bir kere olsun sadece kendimi sevebileyim istiyordum
ve bunu kendime yapmaktan vazgeçmeye, işte o hayatımı mahveden kısacık bir süre sonunda karar verdim ben
olamayacağım her şey olmaya karar verdim.

ve ezgi bunu gerçekten kendine yapmaktan vazgeçtiğinde, özneleri ve cümleleri değiştiğinde, ve yazarak tedavi ettiğinde ruhunu, kliniklerde ya da yalın delirmelerle değil, yapayalnız bir insanken çoktan 17 yaşını geçiyordu vakit.
kimbilir, belki bir gün sahiden de yaşayabilirdi.
öledebileceği gibi.
yaşayabilirdi.

4 yorum:

-lâl'im 'si dedi ki...

bu yazıyı sevdim.. en azından umut vaadediyor. umutta ezgiye yakışıyor bencee... (:

Jude dedi ki...

evet, umut dolu bi yazı bu öyle görünmüyor olsa bile
teşekkür ederim lalim benim :)

Adam dedi ki...

inanır mısın, sesli sesli okumak istiyorum yazılarını? cümlelerin ahengini sesli duymak istiyorum.
burada yazıyorum sevgili jude, bir gün tanınmış bir yazar olursan seni çok daha öncesinden tanıyanlardan biri olacağım için çok mutlu olacağım. :)
tanınmasan da, kitap çıkarmasan da değerin yine aynıdır gözümde tabi ki.
yazıların hayatla bağlantısı, vurucu noktaları, edebi tarafı üzerine yorum yapmadım pek ama her şey ortada. harikasın. :)

Jude dedi ki...

okumalısın. sesli sesli okumalısın yazdıklarımı. bir öfkeyi kusuyorsam ben burada, hani ağzımdan çıkan şekliyle, hani hissettiğim şekliyle. sen de kusabilmelisin öfkeni benim sözcüklerimle.

eğer, yazabiliyorsam ben, sahiden yazabiliyorsam, yapabilmelisin.

bu konudaki desteğini unutmayacağım hiçbir zaman. bir gün bir yazar olmak bile öylesi büyük bir hayalken, -tanınma kısmını önemsemeyerek geçiyorum-, belki de bir gün başarabilirsem gerçek manada "yaratmayı", bu kelimelerin zihnimde taptaze duruyor olacaklar sevgili Adam.

bana neden bu kadar güvendiğini bilmiyorum. ama güzel bir his bu. bunu görmek, bilmek ve sana birinin inanıyor oluşu. ben alışık değilim buna.

teşekkür ederim. yanımdasın.