20101117

geç/erken

bir gün bir hikaye anlatmak istedim, beni dinlesinler istedim, kimse duymadı.

yürüyüşler, bıkkınlıklar ve geçen onca zamandan sonra, bir gün kendime kalayım istedim. bir sigara yakarak mesela, belki de birazcık kırmızı şarapla, esir ruhlar ve ölümcül aşklarla, bir gün her şey sonlansın istedim bir saniyeliğine de olsa.

kimse duymadı.

yanlış zamanlar için seçilmiş yanlış insanlar. bütün bu vazgeçilmiş hayatların bedellerini ödeyecek birileri! birileri alacak çünkü intikamlarını. birileri bırakmayacak yanlarına. birileri uyuyamıyor çünkü geceleri. birilerinin canı acıyor, çok acıyor. kimse duymuyor ama. nasıl acı çekiyor olduklarını, nasıl ölüyor olduklarını kimse duymuyor.

"hangi hayatlar harcanıyor senin için ah bir bilsen, iki gözüm. ah bir bilsen yaşanmışların insan üzerine gölgelerini. öyle bir sevmek ki bu şimdi, kendimizden korkar olduk"

yine de kimse duymadı.

bir gün yürüyorduk bir caddede. saatler geç kalmalara vuruyordu. gitmemiz gerekti, yine de kalmak için savaşıyorduk. umrumuzda değildi. sorumluklarımız, zorunluluklarımız, olmak zorunda olduklarımız ve olmak adına çabaladıklarımız, hiçbiri bizi mutlu etmeye yetmiyordu, yetmemişti çünkü. bir gün aldık parmak uçlarımızı, aldık kalp kırıklıklarımızı ve yürümeye başladık bir caddede. insanın farkına varması ne zormuş, kendinin. insanın ne zormuş sevmesi, kendini. içime düşünce anladım, içime düştüklerinde hissettiklerini. demek insanlar bu yüzden benden kaçıyorlardı, demek insanlar bu yüzden nefretimi istiyorlardı sevgimden çok, çünkü buralar çok derindi. çünkü buraların yoktu bir sonu ve yolunuzu bulmanın da mümkünatı. olduğunuz gibi ve olmanız gerektiği gibiydiniz sizler ve yalanlarınız, dolanlarınız geçersizdi burada, tükenmişti limitleri, en yakın bankamatikse çok uzak gibi görünüyordu ya da bulunmaz gibi. orada kalıyordunuz, ıpıssız. kendinize kendinizi anlatmak, bir masal gibi, en çok sizi seviyordum çünkü ben mutsuz gecelerde. tarifi yokmuş hayatta, yapayalnız kalmaların dopdolu yürekler ağırlığında. tarifi yokmuş hayatta, mutsuz bir caddede yanyana yürüyor olmanın. tarifi yokmuş geç kalmaların ya da kalp kırıklıklarının.

anlatmak istedim onlara, kimse duymadı ama.

kötü adamlar tanıdım. en çok kendine zarar veren hayatta. mutlu etmek adına vazgeçen her şeyinden. heplere odaklanıp hiçleşen hayatlar. hep yanlarında olmalarını istediler mesela. yalnızdılar oysa. en başından, en sonuna dek bu hayatta. sanat müzikleri dinliyor, ağızlarından küfürler düşürmüyor, rakı içiyorlardı. dansöz memelere ucuz kağıt parçaları sıkıştırıyor, yalnız ve çoğunlukla sarışın kadınlara laflar atıyor, bıyıklarını tarıyor ve elleri kir kokuyordu. ihanet kokuyordu. günah kokuyordu. kötü adamlar tanıyordum çünkü kötülüklerine şahit oluyordum. kötülük yapmalarına engel olmamak/engel olamamak beni daha da kötü kılarken hain ve mutsuz geceyarılarında, en çok da çalarken saatler şerefsizliği tam da beş geçerken, başımı duvara vurmaya başlardım. sabit aralıklarla ve en can yakan şekillerde. kanardı dünya. dünya kanardı. anlatmak isterdim. "durun" diye. "yapmayın" diye. haykırmak isterdim. kimse duymuyordu.

kadınlar tanıdım. yazıyorlardı. sustuklarını, susmak zorunda olduklarını anlatıyorlardı. iğrendim çokça. cinselliklerinden, yönetim şekillerinden ve temel kavramlarından, kibarlıklarından ve utançlarından. meme uçlarından ve anaçlıklarından. iğrendim çokça olmak zorunda kaldıklarımdan. susamadıklarımdan. kalemimden akanlardan ve kalemime çelme takanlardan. yapamadıklarımdan iğrendim ben çokça. yapmış olduklarımdan. bağırmak istedim. durmak isteyip de duramadığımı anlasınlar istedim. yardım etselerdi bana. "imdat" sözcükleri arasında gözlerimin. en içleriyle kanatırken dünyalarımı. bir gün fark edilebilmek istedim. kimse duymadı.

bir adam geldi sonra. yaşlıydı çokça. dedi ki yüzüme bakarak, dedi ki acımadan en içlerime haykırarak:
"hangi hayatlar harcanıyor senin için ah bir bilsen, iki gözüm. ah bir bilsen yaşanmışların insan üzerine gölgelerini. öyle bir sevmek ki bu şimdi, kendimizden korkar olduk"

kurtarın onları! kurtarın vazgeçmesinler hayatlarından. yapmasınlar yapmak istemediklerini. susmasınlar konuşmak istediklerini. haykırsınlar doğru bildiklerini. yürüsünler caddelerde, koşsunlar! sevsinler ölesiye. harcamasınlar. harcanmasınlar. gölgelere sığınmasınlar, gün ışığına çıksınlar! korkmasınlar kendilerinden. ben severim onları.

çok severim hem de. bir adam gitti sonra. anlatmak istedim. kimse duymadı.

5 yorum:

crazywomenrosemary dedi ki...

Yazılarına ve sana alıştım,uğradım,yoktun:)))

Jude dedi ki...

ben de alışmıştım kendime. uğradım bir gün, yoktum, sonra öğrendim, her gün, her dakika bambaşka biri olmayı, bir öncekini silip atmayı hayatımdan. sonra öğrendim alışmak kötüymüş meğer. can yakabiliyormuş. yokluğu. var sayılanın.

artık kimse pek uğramıyor.

yazmak delirtir adamı. alışmamak lazımmış. sonra öğrendim :)

crazywomenrosemary dedi ki...

ama ,ama olmaz ki önce alıştırıp,sonra bırakıp gitmek..yazık değil mi bana?? :)) sen yine de bekletme olur mu? :))

Jude dedi ki...

elimden gelenden fazlasını veriyorum, bir şeyler hissedebileyim diye. bir şeyler hissedemediğim süreçlerde yazamadığımdan ötürü. yine de daha çok çabalarım. işim ne, dimi ama. =)

crazywomenrosemary dedi ki...

:))