20101231

ben sizi seviyorum.
yeni bir yılla ilgili taşaklı bir yazı yazacağım bir ara.

yine de siz benim hep yanımda olun.
iyiyıllariyiyıllariyiyıllar

20101228

dokunma.

-ve gidiyorum işte. gidiyorum. bu da oldu işte.

bir adam yürüyor parmaklarının en orta yerinde. alnındaki bütün çizgilerle bütünleşmiş bir yaşamı. okunmaktan yorulmuş roman sayfaları gibi. bir kütüphane yalnızlığı sonrası. parmaklarının eskimiş kokuşuklukları. nedense dokundukça onu daha çok ister gibiyim. nedense dokundukça benden uzaklaşmak ister gibi. gidiyorum diyor. gidiyor! bu da oldu işte. gidiyor işte.

sevgili dostoyevski. sana aşık olduğum için kendimden nefret ediyorum. sana aşık olduğum için senden ettiğim gibi. nedense bizi çok şey ayırıyor. nedense ben senin yollarında yürüyemiyorum. nedense ben senin insancıklarını tanıyamıyorum, nedense bana mektup yazmıyor ve sonuna bir "senin" eklemiyorsun bu kez ve beni raskolnikovlar değil basit basit adamlar vuruyor oluyorlar! kendinden utanmayı dene bir gün. eminimki başarılı olurdu.n. belki. ölüler evinde. belki bir ikizle. belki. yeraltı. belki. benim olsana bir gün. tenimi yazsana. uzun uzun anlatsana. olduğum şeyden öte yapsana beni.

bir kadın ağladı sonra. sevdiği bütün adamlara ettiği küfürlerle. nedense aldatır kadınlar. nedensizce.

mek, mak. yazım kuralları. imla hataları. anlatım bozuklukları. devrik cümleler. kurallı cümleler. fiil cümleleri. gizli özneler. benim hayatımda da gizli bir özne var ki. cevabı hep aynı bu sorunun: ben, ben ve ben. nedense ortaya deviremiyorum cebimdeki bütün serserilikleri. nedense kendime gelemiyorum. beni çok ayyaş sanıyorlar oysa ki ben ağzıma içki koymuyorum.

-her şeyin suçlusu, hep sen olursun.

bırak bu tavrı. benden daha iyi biri değilsin. sadece sağlam bir göte sahipsin. sadece elinde tuttuğun şeylerin beraberindesin. sadece üstten bakabiliyorsun hayata ve sevemeyebiliyorsun da üstelik.

sevme artık zaten beni.
ben sevmeyeceğim bir daha kimseyi.
gidiyorum. bu da oldu işte.





hoşça kal anne.

20101227

afs.

melaba.

çok sikik bi günün çok sikik bi sabahı yazıyorum bunu. siyah bir eşofman, göğüs dekoltesi, toplu saç. acı çeken evli kadınlar gibi görünüyorum. bundan hoşlandım ama. garip bir şekilde benimsedim bu görüntüyü. hava kapalı. kar yağacak diyorlar ama ben karın yağabilir oluşuna pek inanmıyorum. bir karga duruyor karşıki çatıda. nedense bulunduğu yere hiç özenmiyorum. nedense uçmak falan istemiyorum. nedense ben hep sabit kalsam diyorum. ben kalsam da diğerleri gitse bir yandan. hoş olurdu. temizlikçi bir kadın camları siliyor. bezgin, toplu saçları gide gele vücuduyla birlikte, çıkmaya inat eden bir lekeye hayattaki bütün nefretini odaklayarak abanıyor ve evin zengin sahipleriyse kıçlarında pireler uçuşarak uyuyorlar. sorun değil diyoruz. adaletli bir dünya yaşadığımız ve elbet ki birileri kıçlarında pirelerle uyurken birileri lanet olasıca inatçı bir lekeyi çıkarmak zorunda. bana şiir yazma diyorlar. sen kötü bir şairsin. ben de diyorum ki kötü de olsa bir şair öleceğim.

çok sikik bi gün. yediğim her yemek midemi bulandırıyor. aylardan sonra aldığım ilk alkolü biraz değil baya fazla kaçırarak müthiş eğlenmiştim dün. hümanistliğinden söz edip duran ben, cod4 oynuyor ve cani bir şekilde her öldürüşte kendimden geçiyor ve konuşmalarımı çeşitli küfürlerle zenginleştirerek neredeyse orgazm oluyordum. küçük bir odaydı. hayatımda ilk defa bulunuyor olduğum bir oda. bir köpek havladı, bir kadın sesi duyuldu, cam rüzgardan açılıp kapandı ve yanımdaki çift birbirlerini yercesine öpüşmeye başladı. bense yeşil çoraplarımla ve elimde biramla ve gözlerim dolmuş bir şekilde "aslında ben çok iyi bir insanım" dedim. "benim değerimi bilselerdi.. benim değerimi bilebilselerdi.." sonra bana döndü öpüşen dudaklar. cam durdu. köpek havlamayı kesti, kadınsa sustu. şimdi herkes beni dinliyordu işte. bütün bir dünya hazırdı beni sevmeye ve ben. "ben aslında.. bir yazar olmak isterdim ben.. çok isterdim.. ama.." bir süre sonra herkes bana ilgi göstermekten vazgeçmişti ve beni mutfağa yollamışlardı. içerlendim ama zaten yalnız bir insandım. böyle durumlara alışıktım. zaman geçirdim geriye döndüm sonra. oturdum en ortaya. yağmur deli gibi yağıyordu. ben de deli gibi yağıyordum ama beni kimse duymuyor ya da hissedemiyordu. bu dünya ve adaletinden bahsediyorduk bu kez. lafın nasıl geldiğini bilmeden deniz gezmiş'i anlatıyor, son sözlerini ağızlarımıza alıyor, bu adamları unutmayacağımıza dair yeminler ediyorduk. sonra kafam güzel bir halde minibüse bindim ve bütün öpüşen çiftleri, bütün köpekleri ve bütün kadınları ardımda bırakarak delice titreyen cama başımı dayayarak sonsuz huzurlu bir uyku çektim. eve girer girmez direkt odama yöneldim ve kötü olduğumdan uyumak istediğimden söz ettim ve bunu başardım da.

çok sikik bir günün sabahından öğlesine doğru yol alırken, daha duş almam, daha çarşıya gitmem, daha yapmam gereken bir ton şey varken, hiçbir şey yapmamayı ve bu yazı beraberinde bir sigara yakmayı her şeye tercih ediyorum. melaba. ben ezgi. beni tanımayan var mıdır ki burda? istanbuldaydım iki gün önce. saatlerce bir kaldırımda oturdum ve kimseyi görmedim. bir çocuk geldi yanıma. birini sordu. küfür ediyordu bir şeylere. "aşkın'ı gördün mü, aşkın'ı tanıyor musun?" diyordu. "yo, ben buralı bile değilim ki?" dedim sigaramı içime çekerken. "sigara kullanıyor musun?" diyerek çok sevdiğim marlboro paketini uzattım. "evet sağol" dedi ve aldı bir sigara. yaktı. bir şeyler hakkında çok sabırsız olduğu, çok öfkeli olduğu belliydi. ona bir gülümsemeyle bakıyordum. benden bir ya da iki yaş küçük gibi görünüyordu ama uzun boyluydu. nedense bu genç adama bir sevgi hissettim en içerimde. keşke onu koruyabilsem diye düşündüm ya da onunla konuşabilsem. polisten söz etti. polise gitmek zorunda olduğundan. "neden?" dedim, sigara içiyordum ve yüzümde hiçbir şaşkınlık belirtisi yoktu. umrumda bile değildi ki hiçbir şey. iki gün önce birini dövdüklerinden, bu kişinin de çok taşaklı bir herifin çocuğu çıktığından, polislerin onları içeri alıp adamakıllı benzettiğinden ve şimdi gidip özür dileyerek kurtulacaklarından ama aşkın'ın ortada olmadığından söz ediyordu. bu kez de siciline işlerse onu içeri atacaklarından söz etti. "daha önce ne yaptın ki?" diye sordum. "gasp, adam yaralama .." ve türevi cevapları sıraladı. bir kahkaha attım. "vay be" dedim. "ben nasıl bir insanla oturuyorum? bana bir şey yapma sakın" dedim ve gülüyordum bunu söylerken de. nedense korkum yoktu bu çocuktan. aptalca bi güven ve acıma ve o bahsettiğim koruma içgüdüsü yüzünden. "yok" dedi gülerek. "yapmam". okuldan atıldığından bahsetti, ben de bir sınav için onun okulunda bulunmuştum ve zaten okulun yan tarafında konuşuyorduk biz bütün bunları. küfretti okula. neden atıldığını sordum, yine birkaç aktivitesinden bahsetti, güldüm. "peki ne yapmayı düşünüyorsun şimdi hayatta? ne olucak bu böyle?" dedim. durdu, düşündü, düşündü. sigarası bitmek üzereydi. içine çekti bir daha. "bodrum'a taşınıyorum" dedi ayağa kalkarak. "vay be, bodrum ha" dedim. "iyi şanslar". "evet" dedi gülerek. burada nerede kaldığımı sordu, sanırım o da beni sevmişti ilginç bir şekilde. "günübirlik" dedim. birkaç şey daha konuştuk, adını sormadım özellikle, adımı sormadı ben sormadım diye, gitmesi gerekiyordu, giderken "görüşürüz" dedi. "görüşemeyiz" dedim gülerek. "kendine dikkat et" dedim, güldü dönerek "sen de" dedi ve gitti. bu çocuğu yeniden okula yazdırmak, onu bütün kötü alışkanlıklarından sıyırmak, arkadaş çevresini, yaşadığı çevreyi değiştirmek ve düzgün bir hayata sahip olması için yardımcı olmayı öyle çok isterdim ki. çünkü ne bok yemiş olursa olsun, o an yanında otururken tek bir an bile tedirginlik duymadım ve biliyordum ki gözlerinde bir şey vardı. hani o bir şeylerin zorunda kalmış insanların acıyan parıltısı. bu çocuk benden bile çok daha iyi bir insandı. tek farkımız, benim birine zarar verecek cesaretimin olmayışıydı.


çok sikik bir günün bol kalorili kahvaltı sofrası. daha da ayı olmak adına bütün bu girişimlerimi kutlamak hepimizin boynunun borcu olsa gerek. fonda beirut çalıyor. a saaandey sımayyll diyor ve ben eriyor, eriyor ve eriyorum. insanlar "çok ufku geniş" biri olduğumdan söz ediyorlar. bunun ne anlama geldiğini kavrayamamak beni çıldırtsa da hoş bir şeymiş gibi görünüyor oluşu içimi rahatlatıyor. şimdi duş almaya sonrasında bir sigara yakmaya ve sonrasında insan denen kavmin arasına karışmaya başlamak zorundayım.

hoşça kal.

20101222

bir bira içsem ve bitse her şey.

bişey anlatıcaktım. kafamı sikiyorsun dedi içses.
boşverin. siz bunu dinleyin:
http://fizy.com/#s/1m8skg

20101218

üşümüştü, ölmeden.

biliyorsun sonu yok.
biliyorsun kalkamayacaksın.
biliyorsun hava soğuk. dokundukça titrer gibi gözlerin
gözlerin, soğumuş, ölmüş senin gözlerin
dokundukça kanar gibi ama biliyorsun hiç durmayacak
biliyorsun sen sonu yok hiçbir şeyin.

-"dünyayı yeşil sevmek zordur."

şair bir adamı sevmek zordur.

bütün öğretilerini, ezberlerini
tanrılarını, tanrılaşmış insanlarını
ezip geçmek kadar en çok.

Nazım'ı okumak gibi biraz da sevmek
tadına zamanla doymak gibi
anlamın çok sonra farkına varmak gibi
attığın adımdan emin olmak gibi biraz da sevmek
yenilmek gibi
ayağa kalkmak gibi en çok da
yaşamak gibi
sevmek,
biraz da,
şair bir adamı.

yaşamın köreldiği bütün noktalarda
insanların anlatmaya çalıştığı,
insanların diğer insanlar anlasın diye çabaladığı
bütün yaşantılar gibi.

anlamın eksildiği, yok sayılıp ezildiği
bütün köşe başlarında
karşısında dimdik durmak
ve unutulmuş olanı hatırlatmak gibi.

biraz da ölmek gibi sevmek,
şair bir adamı.

-"dünyayı yeşil sevmek zordur."

20101212

o biçim.

evet üzgünüm sevgilim,
çünkü birçok kadın, bir çok erkeği ve birçok erkek bir çok kadını bu biçim, bu biçim sevdi. hiçbiri yokluğu ekmeğe katık etmedi, sevgiyi açlığa eklemedi. gözyaşlarının hiçbiri, bir kere olsun düşmedi. kimse kimseyi o biçim sevemedi işte. her gün doğduğu gibi battı güneşlerimiz.

ve birçok elveda, birçok kez, böylesine söylendi işte. ağızdan çıktığı gibi.
"gidiyorum" dendi ve gidildi.

öyle.

abi.

naber? benim kıçım donuyor. edebi olmaktan çok fazla uzak cümleler kurasım var. hatta ardıma bir kere daha dönmeden koşabildiğim kadar koşasım var bütün bıdıhıdılarımdan kaçmak için. çok konuşuyorum abi ben. susturun beni. bi kes diyin. bi dur diyin. bişeyler diyin. bu, blogsa şimdi, diyorlar ki bana. kimse bir şey demiyor lan bana. çok argo konuşsam olur mu? küfür falan etsem mesela, içimden geliyor.

bugün, bir kafede otururken öylece, karşı masada, pek tanımadığım, hatta hiç tanımadığım bir hatun, tam gözlerimin içine baktı öyle uzunca. ben de tam gözlerinin içine baktım, bana bakıyor olduğu için, öyle, uzunca. bakıştık işte biz. aramızda bi etkileşim olmadı falan tabi. sonra geldi yanıma. oturdu karşıma. "sana tarot bakiyim mi?" demiş bulundu. "ha?" diyebildim ben yalnızca. azıcık öküzlük vardır da ruhumda. "peki" dedim. meğersem bu hatun kişi, herkesin fal baktırmak istediği bir kişiymişmiş de, bilmem ne, zilyon saçmalıktan sonra. oturduk karşılıklı. sigara yaktık. içinden gelmiş, öyle söyledi. peki dedim. hayatta her şeyi deneyimlemiş olmak, beni daha güçlü kılardı yalnızca. her şeye peki der olmuştum zaten. gidişat kötüydü. düştüğümüz haller kötüydü. oturmuş, hiç tanımadığımız hatunların, bizim yıllarca içinde bulunarak farkına varamadığımız, bizim, kendi hayatımız adına yarınımız için bile umutsuzca çırpınıyor oluşumuza rağmen, şimdi salak iki karta bakarak bana benimle ve hayatımla hatta geleceğimle ilgili şeyler söyleyecek oluşunu falan ummam gerekiyordu. bense sadece sigaramı içiyor, parasızlığıma lanet ediyordum, kıçım soğuktan donuyordu ve aklımdan mantıklı tek bir şey geçmiyordu o an. sonra kartları açtı. sonra seçmemi söyledi. sonra seçtiklerimi açtı. sonra seçilmiş kişi olduğuma bütün dikkatleri çekerek, hakkımda sıkabileceği her şeyi sıktı. sadece gülerek dinledim onu. bir şeyleri bilebildiğini sandı. gözlerimin içine bakmadı ama. ben onunkine bakmış olsam da. konuştu ve konuştu. ona sormak istediğim bir şey olup olmadığını sordu. aklıma hiçbir şey gelmedi. ona sorabileceğim hiçbir soru yoktu ki. hele kendimle ilgili. kendi hayatımla ilgili. benim bile cevap veremediğim onca soruya, şimdi, bu hatun mu cevap verecekti? kıçım gülüyordu bu işe en çok. attığı şeyler tutmaya yakındı. zaten öyle sıradan bi hayatım vardı ki, yoldan çevirebileceğim her kişi, beni benden iyi bilir bi halde olabilirdi, hayatta her şey mümkündü. teşekkür ettim. aklıma bir şey gelmediğinden, ama gelirse eğer mutlaka soracağımdan söz ettim ve koşar adım çekip gittim oradan. ilginçtir dedim. umut ettiğim şeyleri yıkabilmek. sonra falıma bakınca, ağzından en çok "koy göte rahvan gitsin" gibi laflar edebilmek. hayat güzel dedim, insanlar hoşlar ve komikler de. işte en çok bunu seviyorum.

abi diyorum sonra. naber diyorum. ne pis bir insan olduğumdan söz etmemin anlamsızlığı ortada gibi. çok fazla kitap okuyasım var. sosyalizmin alfabesiydi bir ara. şimdi korkuyla bakıyorlar yüzüme "sen komünüst mü olacan" diye. gülüyorum ben. çok fazla gülüyorum çok fazla bilmiyor oluşlarına en çok. denizler ve hayatları. aklımdan binlerce sonbahar geçiyor sonra. geçmiş oluşları ve geçmişte öylece kalakalışları. artık yapabilecek hiçbir şey yok diyorum ve zaten öldüler şimdi. zaten çoktan çekip gittiler ve şimdi bizler. tanrısızca. ölümü bekliyoruz. bok çukuruna düşmemek adına çırpınırken hayatlarımızda. bok çukurunun en dibinde yaşıyoruz. hayat maksimumda diyorlar sonra, bacaklarını açarak dört bir yana hoplayıp zıplıyorlar. bizimse hayatlarımız minimum seviyede seyrediyor. çok fazla sabit bir şekilde. sonra dersten kaçıyoruz. hava soğuk. aralık gelmiş. yere oturuyoruz ne paramız ne gidecek bir yerimiz ne de zamanımız olmadığından. birer sigaramız kalmış sadece. üç kişiyiz. güneş tepemizde. kıçımıza batan çakıl taşlarıyla. hayat güzel diyoruz en aslında.

sonra yüzyıllar geçiyor. milyar tane insan geçiyor. herbiri aşık oluyor. herbiri sıçıyor. herbiri ölüyor. hayat basit bir şey gibi duruyor düşündüğün zaman. düşündüğün zaman her şey çok güzel olabilirmiş gibi. fikirlerse, eylemlere dönüştüğünde, hep büyük katliamlara uğruyor ve bu yüzden birilerinin bebekleri düşüyor birileri onlara işkenceler ederken!

onlarsa susuyorlar.

sussunlar. götlerine girsin o iğrenç sözcükleri ağızlarından çıkarabilir oluşları. kin tutuyorlar. şehirler yıkılıyor. insanlar yıkılıyor. zamanlar yıkılıyor ama onlarsa susuyor! nasıl başarabildiklerini anlayamadım hiç ve nasıl bu şekilde nefes alabilir olduklarınıysa. sorgulamak ağır geliyor.

bense lacivert ojelerim, united sigaram, küçük ve tombul ellerle, kaynağı belirsiz bir şekilde aylin aslım dinliyorum. saat 18:32. aklımdan hiçbir şey geçmiyor bu yazdıklarım dışında. herkes ve her şey böyle kalsın istiyorum. düşünmesem mesela. düşünmeseler beni. beni kim düşünür ki? düşünür ama. düşerse bir gün. tutunmak için. arar yanında beni. her zaman olduğu gibi.

ne dertliymişim, ne malmışım, ne kadar da insanmışım. olduğum şeyi olduğu gibi kabullenmekten başka çarem yok. mutluyum böyle aslında. salak salak yürüyorum, salak salak şarkı söylüyorum, salak salak dans ediyorum, salak salak yapıyorum yaptığım her şeyi. felsefenin dibine vuruyorum. empatiyi doğuruyorum. ha bir de, edebiyat öğretmenimden tiksiniyorum.

mina urgan'ı anlatıyorum ona. bir dinazorun da anıları olabileceğinden söz ediyorum. necip fazıl diyor o sonra. sus, sen ne bilirsin diyorum. susuyor anlattıklarıma. anlattıklarımı susturuyor sonra. ruhun ölmüş diyorum. ruhun çok fazla ölmüş ki olduğun yerde sayıyor olmalısın. içine girdiğin dar kalıplara bu derece yapışmış olmansa, hep senin suçun. üzülme diyorum ama. büyüyünce geçer belki. belki. ölünce geçer. olduğun kişi.

din öğretmenimiyse çok seviyorum. her "inanmayan" sözcüğü ağzından çıkarken bana yönelişini, ellerini bana doğru savuruşunu, beni dinsiz sayıp kendince yapay bi hoşgörü edinişini. bana şevkatle ve sanki kabullenir gibi yaklaşımını. çok gülmek istiyorum onunla her tartıştığımızda. her o çok inanıyor olanlar uyumak için kullanırken din derslerini. en çok ben konuşuyorum. en çok ben sorguluyorum. beni aykırı görüyorlar ama aykırı olanlar onlar. birbirimizi öteliyoruz ötelendiğimiz için.

ezmekse en kolayı. bir böcek gibi. iğrenç bir varlıkmış gibi. eziyorlar seni. o marka ayakkabılarıyla çiğniyorlar bütün düşüncelerini. iğrenç ağızları iğrenç sözcükleri gibi kokuyor. tiksiniyor insan yüzlerine baktıklarında. onlar gibi olmayınca. onlar gibi olmayan her şey olmuş oluyorsun. kötüsün. otsun. boksun. çocukça diyorum. gülüyorum. gülüyor oluşumsa aldığım en büyük intikam, hayatımdan. işte bunu enden daha ileri bir şekilde seviyorum. her nasıl oluyorsa. olabiliyorsa. öyle seviyorum işte.

senin gibi diyor aylinaslım. turuncu saçları geliyor aklıma. değilse bile benim öyle geliyor aklıma. bir gün olabilecek olanları da sürükleyerek peşinde. gidiyor sonra. son.ra. diyorum ki sözcükler ayrılınca yaşamak daha kolay. diyorum ki insanlar ayrılınca. zor mu ki öylesi. bilmem ki. tatmadım hiç. hiç bırakmadım ki bir insanı. zihnimde tuttum. zihnimde yaşattım. orada doğurup. orada öldürüp. nedense hep kendimle tuttum.

kendime kalınca, hep, kulaklarım uğuldar. insanlar ne de çok konuşuyorlar. bense duymaz olmuşum sanki. çok geç algılar gibi. gecenin üçünde beliriyor dört bir yanda sesleri. "ezgi?" diyorlar. "ezgi." her yer ezgileşmiş sanki. herkes bir ezgiye seslenir gibi. nedense uyumak istiyorum çok uykusuz gecelerde. uyuyamadığımdan sadece. nedense elde edilemeyenlerin çekiciliği. yok. değil öyle. basit insanların basit oyuncakları gibi yaşama şekilleri. bense egolarımdan ayrılmayı seçiyorum. bense onların bütün öğretilerini reddererek. kimi zaman. kendimi bile. anlaşılması zor. anlaşması da.

öyle.

abi? naber diyorduk. uyudun sanki. anlatıyor olduklarımın sıkıcılığı. neden edebiyat yaparım ki hep. neden hep bir uyak. neden hep bir tekrir aşkı. divan edebiyatındansa tiksinirim, onu da başka zaman anlatmalı. nasılsa kimse duymuyor. böyle kayıt altına almak gibi. içinden gelenleri. şimdi böyle mi söylemek istedim? şimdi böyle söylüyorum.

dışardan nasıl biri gibi görünüyorumdur acaba? işte bu ara en çok bunu merak ediyorum.
abi. hoşçakal.

20101209

anlatmak istediğim bir şey var. ama anlatmaya değer görmüyorum.

zaten hep bu yüzden kaybederiz. zaten neden hep kaybetmiş oluyoruz ki. saçma. bizler iyi insanlarız. bizler. eksiltili cümleler. zihnim şık arar oldu karşılaştığım her soruda. binlerce ana fikiri var bu paragrafların. binlerce cevapları, binlerce soruların. sonunda bir tercih kılavuzu da vermiyorlar eline. hep kaybetmiş oluyorsak eğer. neden çabalarız sanki. biri çıkardı şimdi ve yaşamak içindi derdi. di'yi eklemeyi unutursa anlatım bozukluğu yapmış olur. bozuk bir anlatımsa, ölmekle eşdeğer gibi gelmiştir bana hep. anlatmak istediğim bir şey var. ama anlatmaya değer görmüyorum.

20101203

-dış dünya.

bir gün, herhangi bir insanın, benim cümlelerimden alıntılarla konuşulabileceğine inanamazdım. anlatmak için didindikleri şeyleri, bana ait birkaç sözcüğün bir araya getirilmesiyle anlatabileceklerini. gözlerimin içine bakarak en saf halleriyle, sanki hayatlarını değiştirebilirmişim gibi, sanki istesem çekip çıkabilirmişim gibi haykıracaklarına. bana tutunabilecek kadar zayıflamışlıklarına. inanamazdım. bir gün, herhangi bir insanın. benim cümlelerimi ağzına alışına ve mideleri bile bulanmadan, ağızlarında kötü bir tat bırakmaksızın. sevip okşayışlarına. ve adam yerine koyuşlarına. inanamazdım beni aralarına alışlarına.

halbuki birkaç harfin bir araya gelebiliyor oluşuydu aşk. aralarında kurdukları bağdı, kelimelerin. bir cümleye bir hayatmış gözüyle bakabilmekti o iki beden arasındaki gitgellerin sevimsiz çekicilikleri. halbuki hisler harflerle sevişiyordu. harflerse zihinlerle.

devrim mi istiyorlardı. kendilerini, ne istediklerini anlatabilir bir yaşama şekli, işte, en iyi başlangıçtı.
birileri vardı ve beni konuşuyorlardı.
işte ben buna en çok,
inanamazdım.

6 kala.

yazmak göt istiyordu. o göt de bende yoktu.