20101227

afs.

melaba.

çok sikik bi günün çok sikik bi sabahı yazıyorum bunu. siyah bir eşofman, göğüs dekoltesi, toplu saç. acı çeken evli kadınlar gibi görünüyorum. bundan hoşlandım ama. garip bir şekilde benimsedim bu görüntüyü. hava kapalı. kar yağacak diyorlar ama ben karın yağabilir oluşuna pek inanmıyorum. bir karga duruyor karşıki çatıda. nedense bulunduğu yere hiç özenmiyorum. nedense uçmak falan istemiyorum. nedense ben hep sabit kalsam diyorum. ben kalsam da diğerleri gitse bir yandan. hoş olurdu. temizlikçi bir kadın camları siliyor. bezgin, toplu saçları gide gele vücuduyla birlikte, çıkmaya inat eden bir lekeye hayattaki bütün nefretini odaklayarak abanıyor ve evin zengin sahipleriyse kıçlarında pireler uçuşarak uyuyorlar. sorun değil diyoruz. adaletli bir dünya yaşadığımız ve elbet ki birileri kıçlarında pirelerle uyurken birileri lanet olasıca inatçı bir lekeyi çıkarmak zorunda. bana şiir yazma diyorlar. sen kötü bir şairsin. ben de diyorum ki kötü de olsa bir şair öleceğim.

çok sikik bi gün. yediğim her yemek midemi bulandırıyor. aylardan sonra aldığım ilk alkolü biraz değil baya fazla kaçırarak müthiş eğlenmiştim dün. hümanistliğinden söz edip duran ben, cod4 oynuyor ve cani bir şekilde her öldürüşte kendimden geçiyor ve konuşmalarımı çeşitli küfürlerle zenginleştirerek neredeyse orgazm oluyordum. küçük bir odaydı. hayatımda ilk defa bulunuyor olduğum bir oda. bir köpek havladı, bir kadın sesi duyuldu, cam rüzgardan açılıp kapandı ve yanımdaki çift birbirlerini yercesine öpüşmeye başladı. bense yeşil çoraplarımla ve elimde biramla ve gözlerim dolmuş bir şekilde "aslında ben çok iyi bir insanım" dedim. "benim değerimi bilselerdi.. benim değerimi bilebilselerdi.." sonra bana döndü öpüşen dudaklar. cam durdu. köpek havlamayı kesti, kadınsa sustu. şimdi herkes beni dinliyordu işte. bütün bir dünya hazırdı beni sevmeye ve ben. "ben aslında.. bir yazar olmak isterdim ben.. çok isterdim.. ama.." bir süre sonra herkes bana ilgi göstermekten vazgeçmişti ve beni mutfağa yollamışlardı. içerlendim ama zaten yalnız bir insandım. böyle durumlara alışıktım. zaman geçirdim geriye döndüm sonra. oturdum en ortaya. yağmur deli gibi yağıyordu. ben de deli gibi yağıyordum ama beni kimse duymuyor ya da hissedemiyordu. bu dünya ve adaletinden bahsediyorduk bu kez. lafın nasıl geldiğini bilmeden deniz gezmiş'i anlatıyor, son sözlerini ağızlarımıza alıyor, bu adamları unutmayacağımıza dair yeminler ediyorduk. sonra kafam güzel bir halde minibüse bindim ve bütün öpüşen çiftleri, bütün köpekleri ve bütün kadınları ardımda bırakarak delice titreyen cama başımı dayayarak sonsuz huzurlu bir uyku çektim. eve girer girmez direkt odama yöneldim ve kötü olduğumdan uyumak istediğimden söz ettim ve bunu başardım da.

çok sikik bir günün sabahından öğlesine doğru yol alırken, daha duş almam, daha çarşıya gitmem, daha yapmam gereken bir ton şey varken, hiçbir şey yapmamayı ve bu yazı beraberinde bir sigara yakmayı her şeye tercih ediyorum. melaba. ben ezgi. beni tanımayan var mıdır ki burda? istanbuldaydım iki gün önce. saatlerce bir kaldırımda oturdum ve kimseyi görmedim. bir çocuk geldi yanıma. birini sordu. küfür ediyordu bir şeylere. "aşkın'ı gördün mü, aşkın'ı tanıyor musun?" diyordu. "yo, ben buralı bile değilim ki?" dedim sigaramı içime çekerken. "sigara kullanıyor musun?" diyerek çok sevdiğim marlboro paketini uzattım. "evet sağol" dedi ve aldı bir sigara. yaktı. bir şeyler hakkında çok sabırsız olduğu, çok öfkeli olduğu belliydi. ona bir gülümsemeyle bakıyordum. benden bir ya da iki yaş küçük gibi görünüyordu ama uzun boyluydu. nedense bu genç adama bir sevgi hissettim en içerimde. keşke onu koruyabilsem diye düşündüm ya da onunla konuşabilsem. polisten söz etti. polise gitmek zorunda olduğundan. "neden?" dedim, sigara içiyordum ve yüzümde hiçbir şaşkınlık belirtisi yoktu. umrumda bile değildi ki hiçbir şey. iki gün önce birini dövdüklerinden, bu kişinin de çok taşaklı bir herifin çocuğu çıktığından, polislerin onları içeri alıp adamakıllı benzettiğinden ve şimdi gidip özür dileyerek kurtulacaklarından ama aşkın'ın ortada olmadığından söz ediyordu. bu kez de siciline işlerse onu içeri atacaklarından söz etti. "daha önce ne yaptın ki?" diye sordum. "gasp, adam yaralama .." ve türevi cevapları sıraladı. bir kahkaha attım. "vay be" dedim. "ben nasıl bir insanla oturuyorum? bana bir şey yapma sakın" dedim ve gülüyordum bunu söylerken de. nedense korkum yoktu bu çocuktan. aptalca bi güven ve acıma ve o bahsettiğim koruma içgüdüsü yüzünden. "yok" dedi gülerek. "yapmam". okuldan atıldığından bahsetti, ben de bir sınav için onun okulunda bulunmuştum ve zaten okulun yan tarafında konuşuyorduk biz bütün bunları. küfretti okula. neden atıldığını sordum, yine birkaç aktivitesinden bahsetti, güldüm. "peki ne yapmayı düşünüyorsun şimdi hayatta? ne olucak bu böyle?" dedim. durdu, düşündü, düşündü. sigarası bitmek üzereydi. içine çekti bir daha. "bodrum'a taşınıyorum" dedi ayağa kalkarak. "vay be, bodrum ha" dedim. "iyi şanslar". "evet" dedi gülerek. burada nerede kaldığımı sordu, sanırım o da beni sevmişti ilginç bir şekilde. "günübirlik" dedim. birkaç şey daha konuştuk, adını sormadım özellikle, adımı sormadı ben sormadım diye, gitmesi gerekiyordu, giderken "görüşürüz" dedi. "görüşemeyiz" dedim gülerek. "kendine dikkat et" dedim, güldü dönerek "sen de" dedi ve gitti. bu çocuğu yeniden okula yazdırmak, onu bütün kötü alışkanlıklarından sıyırmak, arkadaş çevresini, yaşadığı çevreyi değiştirmek ve düzgün bir hayata sahip olması için yardımcı olmayı öyle çok isterdim ki. çünkü ne bok yemiş olursa olsun, o an yanında otururken tek bir an bile tedirginlik duymadım ve biliyordum ki gözlerinde bir şey vardı. hani o bir şeylerin zorunda kalmış insanların acıyan parıltısı. bu çocuk benden bile çok daha iyi bir insandı. tek farkımız, benim birine zarar verecek cesaretimin olmayışıydı.


çok sikik bir günün bol kalorili kahvaltı sofrası. daha da ayı olmak adına bütün bu girişimlerimi kutlamak hepimizin boynunun borcu olsa gerek. fonda beirut çalıyor. a saaandey sımayyll diyor ve ben eriyor, eriyor ve eriyorum. insanlar "çok ufku geniş" biri olduğumdan söz ediyorlar. bunun ne anlama geldiğini kavrayamamak beni çıldırtsa da hoş bir şeymiş gibi görünüyor oluşu içimi rahatlatıyor. şimdi duş almaya sonrasında bir sigara yakmaya ve sonrasında insan denen kavmin arasına karışmaya başlamak zorundayım.

hoşça kal.

2 yorum:

Karanfil dedi ki...

okuduğum yazılara nazaran çok sıradışı bi anlatım. yazını beğendim. aldırma kimseye, yaz sen. yazdığın müddetçe bir şairsin. bunu bil yeter..

Jude dedi ki...

teşekkür ederim gerçekten. sıradışı bir anlatım demek. acayip mutlu oldum yalnız.