20101212

öyle.

abi.

naber? benim kıçım donuyor. edebi olmaktan çok fazla uzak cümleler kurasım var. hatta ardıma bir kere daha dönmeden koşabildiğim kadar koşasım var bütün bıdıhıdılarımdan kaçmak için. çok konuşuyorum abi ben. susturun beni. bi kes diyin. bi dur diyin. bişeyler diyin. bu, blogsa şimdi, diyorlar ki bana. kimse bir şey demiyor lan bana. çok argo konuşsam olur mu? küfür falan etsem mesela, içimden geliyor.

bugün, bir kafede otururken öylece, karşı masada, pek tanımadığım, hatta hiç tanımadığım bir hatun, tam gözlerimin içine baktı öyle uzunca. ben de tam gözlerinin içine baktım, bana bakıyor olduğu için, öyle, uzunca. bakıştık işte biz. aramızda bi etkileşim olmadı falan tabi. sonra geldi yanıma. oturdu karşıma. "sana tarot bakiyim mi?" demiş bulundu. "ha?" diyebildim ben yalnızca. azıcık öküzlük vardır da ruhumda. "peki" dedim. meğersem bu hatun kişi, herkesin fal baktırmak istediği bir kişiymişmiş de, bilmem ne, zilyon saçmalıktan sonra. oturduk karşılıklı. sigara yaktık. içinden gelmiş, öyle söyledi. peki dedim. hayatta her şeyi deneyimlemiş olmak, beni daha güçlü kılardı yalnızca. her şeye peki der olmuştum zaten. gidişat kötüydü. düştüğümüz haller kötüydü. oturmuş, hiç tanımadığımız hatunların, bizim yıllarca içinde bulunarak farkına varamadığımız, bizim, kendi hayatımız adına yarınımız için bile umutsuzca çırpınıyor oluşumuza rağmen, şimdi salak iki karta bakarak bana benimle ve hayatımla hatta geleceğimle ilgili şeyler söyleyecek oluşunu falan ummam gerekiyordu. bense sadece sigaramı içiyor, parasızlığıma lanet ediyordum, kıçım soğuktan donuyordu ve aklımdan mantıklı tek bir şey geçmiyordu o an. sonra kartları açtı. sonra seçmemi söyledi. sonra seçtiklerimi açtı. sonra seçilmiş kişi olduğuma bütün dikkatleri çekerek, hakkımda sıkabileceği her şeyi sıktı. sadece gülerek dinledim onu. bir şeyleri bilebildiğini sandı. gözlerimin içine bakmadı ama. ben onunkine bakmış olsam da. konuştu ve konuştu. ona sormak istediğim bir şey olup olmadığını sordu. aklıma hiçbir şey gelmedi. ona sorabileceğim hiçbir soru yoktu ki. hele kendimle ilgili. kendi hayatımla ilgili. benim bile cevap veremediğim onca soruya, şimdi, bu hatun mu cevap verecekti? kıçım gülüyordu bu işe en çok. attığı şeyler tutmaya yakındı. zaten öyle sıradan bi hayatım vardı ki, yoldan çevirebileceğim her kişi, beni benden iyi bilir bi halde olabilirdi, hayatta her şey mümkündü. teşekkür ettim. aklıma bir şey gelmediğinden, ama gelirse eğer mutlaka soracağımdan söz ettim ve koşar adım çekip gittim oradan. ilginçtir dedim. umut ettiğim şeyleri yıkabilmek. sonra falıma bakınca, ağzından en çok "koy göte rahvan gitsin" gibi laflar edebilmek. hayat güzel dedim, insanlar hoşlar ve komikler de. işte en çok bunu seviyorum.

abi diyorum sonra. naber diyorum. ne pis bir insan olduğumdan söz etmemin anlamsızlığı ortada gibi. çok fazla kitap okuyasım var. sosyalizmin alfabesiydi bir ara. şimdi korkuyla bakıyorlar yüzüme "sen komünüst mü olacan" diye. gülüyorum ben. çok fazla gülüyorum çok fazla bilmiyor oluşlarına en çok. denizler ve hayatları. aklımdan binlerce sonbahar geçiyor sonra. geçmiş oluşları ve geçmişte öylece kalakalışları. artık yapabilecek hiçbir şey yok diyorum ve zaten öldüler şimdi. zaten çoktan çekip gittiler ve şimdi bizler. tanrısızca. ölümü bekliyoruz. bok çukuruna düşmemek adına çırpınırken hayatlarımızda. bok çukurunun en dibinde yaşıyoruz. hayat maksimumda diyorlar sonra, bacaklarını açarak dört bir yana hoplayıp zıplıyorlar. bizimse hayatlarımız minimum seviyede seyrediyor. çok fazla sabit bir şekilde. sonra dersten kaçıyoruz. hava soğuk. aralık gelmiş. yere oturuyoruz ne paramız ne gidecek bir yerimiz ne de zamanımız olmadığından. birer sigaramız kalmış sadece. üç kişiyiz. güneş tepemizde. kıçımıza batan çakıl taşlarıyla. hayat güzel diyoruz en aslında.

sonra yüzyıllar geçiyor. milyar tane insan geçiyor. herbiri aşık oluyor. herbiri sıçıyor. herbiri ölüyor. hayat basit bir şey gibi duruyor düşündüğün zaman. düşündüğün zaman her şey çok güzel olabilirmiş gibi. fikirlerse, eylemlere dönüştüğünde, hep büyük katliamlara uğruyor ve bu yüzden birilerinin bebekleri düşüyor birileri onlara işkenceler ederken!

onlarsa susuyorlar.

sussunlar. götlerine girsin o iğrenç sözcükleri ağızlarından çıkarabilir oluşları. kin tutuyorlar. şehirler yıkılıyor. insanlar yıkılıyor. zamanlar yıkılıyor ama onlarsa susuyor! nasıl başarabildiklerini anlayamadım hiç ve nasıl bu şekilde nefes alabilir olduklarınıysa. sorgulamak ağır geliyor.

bense lacivert ojelerim, united sigaram, küçük ve tombul ellerle, kaynağı belirsiz bir şekilde aylin aslım dinliyorum. saat 18:32. aklımdan hiçbir şey geçmiyor bu yazdıklarım dışında. herkes ve her şey böyle kalsın istiyorum. düşünmesem mesela. düşünmeseler beni. beni kim düşünür ki? düşünür ama. düşerse bir gün. tutunmak için. arar yanında beni. her zaman olduğu gibi.

ne dertliymişim, ne malmışım, ne kadar da insanmışım. olduğum şeyi olduğu gibi kabullenmekten başka çarem yok. mutluyum böyle aslında. salak salak yürüyorum, salak salak şarkı söylüyorum, salak salak dans ediyorum, salak salak yapıyorum yaptığım her şeyi. felsefenin dibine vuruyorum. empatiyi doğuruyorum. ha bir de, edebiyat öğretmenimden tiksiniyorum.

mina urgan'ı anlatıyorum ona. bir dinazorun da anıları olabileceğinden söz ediyorum. necip fazıl diyor o sonra. sus, sen ne bilirsin diyorum. susuyor anlattıklarıma. anlattıklarımı susturuyor sonra. ruhun ölmüş diyorum. ruhun çok fazla ölmüş ki olduğun yerde sayıyor olmalısın. içine girdiğin dar kalıplara bu derece yapışmış olmansa, hep senin suçun. üzülme diyorum ama. büyüyünce geçer belki. belki. ölünce geçer. olduğun kişi.

din öğretmenimiyse çok seviyorum. her "inanmayan" sözcüğü ağzından çıkarken bana yönelişini, ellerini bana doğru savuruşunu, beni dinsiz sayıp kendince yapay bi hoşgörü edinişini. bana şevkatle ve sanki kabullenir gibi yaklaşımını. çok gülmek istiyorum onunla her tartıştığımızda. her o çok inanıyor olanlar uyumak için kullanırken din derslerini. en çok ben konuşuyorum. en çok ben sorguluyorum. beni aykırı görüyorlar ama aykırı olanlar onlar. birbirimizi öteliyoruz ötelendiğimiz için.

ezmekse en kolayı. bir böcek gibi. iğrenç bir varlıkmış gibi. eziyorlar seni. o marka ayakkabılarıyla çiğniyorlar bütün düşüncelerini. iğrenç ağızları iğrenç sözcükleri gibi kokuyor. tiksiniyor insan yüzlerine baktıklarında. onlar gibi olmayınca. onlar gibi olmayan her şey olmuş oluyorsun. kötüsün. otsun. boksun. çocukça diyorum. gülüyorum. gülüyor oluşumsa aldığım en büyük intikam, hayatımdan. işte bunu enden daha ileri bir şekilde seviyorum. her nasıl oluyorsa. olabiliyorsa. öyle seviyorum işte.

senin gibi diyor aylinaslım. turuncu saçları geliyor aklıma. değilse bile benim öyle geliyor aklıma. bir gün olabilecek olanları da sürükleyerek peşinde. gidiyor sonra. son.ra. diyorum ki sözcükler ayrılınca yaşamak daha kolay. diyorum ki insanlar ayrılınca. zor mu ki öylesi. bilmem ki. tatmadım hiç. hiç bırakmadım ki bir insanı. zihnimde tuttum. zihnimde yaşattım. orada doğurup. orada öldürüp. nedense hep kendimle tuttum.

kendime kalınca, hep, kulaklarım uğuldar. insanlar ne de çok konuşuyorlar. bense duymaz olmuşum sanki. çok geç algılar gibi. gecenin üçünde beliriyor dört bir yanda sesleri. "ezgi?" diyorlar. "ezgi." her yer ezgileşmiş sanki. herkes bir ezgiye seslenir gibi. nedense uyumak istiyorum çok uykusuz gecelerde. uyuyamadığımdan sadece. nedense elde edilemeyenlerin çekiciliği. yok. değil öyle. basit insanların basit oyuncakları gibi yaşama şekilleri. bense egolarımdan ayrılmayı seçiyorum. bense onların bütün öğretilerini reddererek. kimi zaman. kendimi bile. anlaşılması zor. anlaşması da.

öyle.

abi? naber diyorduk. uyudun sanki. anlatıyor olduklarımın sıkıcılığı. neden edebiyat yaparım ki hep. neden hep bir uyak. neden hep bir tekrir aşkı. divan edebiyatındansa tiksinirim, onu da başka zaman anlatmalı. nasılsa kimse duymuyor. böyle kayıt altına almak gibi. içinden gelenleri. şimdi böyle mi söylemek istedim? şimdi böyle söylüyorum.

dışardan nasıl biri gibi görünüyorumdur acaba? işte bu ara en çok bunu merak ediyorum.
abi. hoşçakal.

8 yorum:

kepazeyim dedi ki...

Duyduumuzu belirtmek için doz gerekiyo galiba?

Jude dedi ki...

benim kastım pek bu değildi ama. amaçsız bişey, haklısın.

(:

Karanfil dedi ki...

"beni kim düşünür ki? düşünür ama. düşerse bir gün. tutunmak için. arar yanında beni. her zaman olduğu gibi." bunun gibi çok satır var yukarda buraya kopyalamak ve sana göstermek istediğim. Senin sözcüklerin hepsi de.
Seni anlıyorum. Bir perişanlıktır gidiyor. Nereye kim bilir..

Jude dedi ki...

kimbilir. perişanız hepimiz. mutluyuz da ama. yaşamak diyorlar adına. öyle olsun.

en çok şeyi merak ettim. bana ne göstermek isterdin peki. ne anlatmak isterdin.

Hegesias dedi ki...

Dışarıdan görünmediğine eminim Jude. Görünmez bir kadınmışsın gibi, yokmuşsun gibi, gözlerden ve düşüncelerden ırak...O hiçbir şey bilmeyen, sıradanı bile tahmin edemeyen tarotçu kadınınsa seni görmesi, çığlığını işitmesi ne tuhaf. Taroy kartları değil, gözbebeklerinin içine bakan gözleriydi bence onu bilici yapan.

Jude dedi ki...

anlıyor oluşunuz ruhuma dokunuyor, hegesias. her anlatılışta, ya işte tam da şimdi ölebilirim aslında diyorum, her şey olması gerektiği gibiyken. yani o anlatılamaz huzur. söylenebilmenin. birilerinin ağzına alınabilmenin. birilerinin sözcüğü olabilmenin.
dışardan görünmediğime ben de eminim.

bir gün bulmalıyım sizi.

Karanfil dedi ki...

Senin anlattıklarını bende anlatmak isterdim elbette. Elimden geldiğince yazıyorum bende senin gibi. Yazını çok beğendim.
Son yorumuna bakıyorum da, hakkaten öyle. Birilerinin sözcüğü olabilmenin verdiği huzur. Anlatılamaz.

Hegesias dedi ki...

Bir gün Jude. İnanıyorum, bir gün.