20111228

Olöf Arnalds - Madrid




Bugünkü sayfa görünümleri
0
Dünkü sayfa görünümleri
33
Geçen ayki sayfa görünümleri
553
Şimdiye kadarki toplam sayfa görünümleri
bugünün şerefine
9.034

20111206

bizi vururlar

yalındı. duru bir göktü yüzü.
ona aşık olduğuma yemin edebilirdim.


gençtim o zamanlar. bir bira şişesi kutsuyordu bedenimi çoğunluk. adamlarla sevişiyordum. benim seçiciliğim yönetiyordu dünyayı ve insanlarım mutluydular.

 bir gün devrim oldu. bu kenti yıktılar.
ve biz sevişemedik hiçbir zaman.
    neden diyordu, ellerini neden aldılar senin
suçluydum dedim. çünkü bu insanları ben çok sevdim
   gitme diyordu. kaçalım buralardan ve ellerin bir gün geri dönebilir, bu şehirler yeniden var olabilir
şş, sessiz ol şimdi. yoksa bizi vururlar.


neden diyordu, ellerini neden aldılar senin.
devrim oldu. bu kenti yıktılar.
biz sevişemedik. hiçbir zaman.
suçluydum dedim. çünkü ben bu insanları çok sevdim.
gitme diyordu. kaçalım buralardan ve ellerin bir gün geri dönebilir. bu şehirler yeniden var olabilir.
neden diyordu.
 


neden.
 yalindi.

duru bir gok
tu yuzu. 
                                             ona asik olduguma yemin edebilirdim.

20111204

idrak

simdi 3 saat 21 dakika uyumus bir bedenle, bir yerlerde oturmus, sigara iciyorum ve acik zihnimin tadini dinleyebilecegim en sikik muziklerle cikariyorum. bir kahvem eksik. elinde iki kahve, kapida benim icin gorunebilecek birine oyle cok ihtiyacim var ki. camel. sigaralarimin uzerine "camel sihirliydi, bukowski icin" yazarak sadece o pic icin iciyorum. bir gun biri de benim icin bunu yapabilmeli. polis geciyor. her polis gectiginde tedirgin oluyorum halbuki henuz kimseyi oldurmeye tesebbus bile etmedim. sanirim zihin katillerini de ariyorlar. sanirim artik uyandilar bir seyler adina. birini oldurmenin, birini yaralamanin sadece fiziki yollarla olmayacagina. bazi acilarin bedensel acilardan cok daha fazla can yaktigina. ama butun bunlari bilemiyoruz. cunku henuz. henuz tam olarak yasamis sayilamayacagiz hicbir zaman. her zaman eksik biliyor olacagiz. her zaman bir seyler icin cok gec oldugu kadar cok erken de olacak. ve sonra biz seninle, bir yerlerde oturacagiz. kapali bir alan olacak ama sigara icilebilecek. hicbir sey odemek zorunda da kalmayacagiz ama yine de paran yoksa endiselenme. iki kahve icin. her zaman. cebimde. bir yer var. kalbimde de.

insanlar asik olabiliyorlar. insanlar birbirlerine deliler gibi baglanabiliyorlar. bense birgunnasilsabitecek ya da gececekolusuyla bir seylerin, oyle bir ilgiliyim ki. butun bunlara ozenmiyorum bile. ama inanilir bir sey mi bilmem. beni seven ya da bana asik oldugunu iddia edebilecek birkac adam tanidim. bir seylerin farkina vardiktan sonra o seylere tutulu kalmak benim icin cok zor. ne zaman insani bir seyler gorsem, ardima bakmadan bilmem kac kilometre hizla kactim. ben kactim. evet. simdi cok baska ulkelerde. cok baska insanlarlayim. yine de iyi seyler yapiyor oldugum soylenemez. yine de birine cok bagliymis gibi, dokunmuyorum kimseye, dokunmasinlar istiyorum, bana.

halbuki diger insanlar icin her sey her zaman cok daha farklidir. hayatiniz oldugundan daha karmasiktir, daha basittir, daha yasanilasi ya da daha kacilasidir. kimse, kimseyi anlayamaz. iste tam bu yuzden. yine de onlari anladigima inanabilecek insanlar taniyorum. ve bu cumle icimde koca bir sir. insanlarin bunu duymaya ihtiyaclari var, "seni anliyorum ben, gercekten" sozcuklerinin agzimdan ciktigi anda hissettikleri o guvene. insanlar kandirilmak isterler. iste bunu da cok sevdigim bir adam soylemisti cok oncelerde. o zamanlar inanmiyordum. o zamanlar cok olmasa da onemli olan bir seyler vardi hala. simdiyse dunyaya bakiyorum. insanlara bakiyorum. ve inanin bana cok bambaska yerlerden. her zaman icin. bu yuzden komik oldugu dusunulen seylere gulemiyorum sanirim. bu yuzden her iddia bir hayalkirikligi getiriyor benim adima. bu yuzden cok fazla konusmuyor ve cok fazla yazmiyorum sanirim. artik. cunku, ben, hey ben, kendi adima, neyi nasil anlatacagimi cok iyi bilen ben, hani olmayan hisleri bile oldurabilecek kadar, kendini en iyi sekilde yazabilen ben, "neden bunu yapayim ki" diyor ve sadece gunleri kayit altina aldigim sikik bir defterle beraber yasiyorum.

aklimdan cok sey geciyor. gercekten. ama artik babami bile anlamaya basladigimi hissediyorum. kimseye herhangi bir his duyamiyorum burada. arkadassal, ailesel, sevgilisel. herkes icin her zaman cok yakin ama cok uzak olabilecek biriyim. butun bunlari kabullenebilmek icin sancilar gerekti. sancilar yasadim. sancilari da kabullendim. butun bunlari da.

onemli olanin ne oldugunu bilmiyorum. belki de sorun o. neye yonelsem bir baska yon daha diyorum. bir baskasi daha. birileriyle sevisebilirim. sadece bedensel kaygilarla. ama yapmiyorum bunu. sadece sarilmak istiyorum. sadece kucucuk bir temasla bile bir insanla aramda bir seyler aksin, gitsin istiyorum. birilerini icimde hissetmek istiyorum ben artik. ruhsal bir seks gibi bu. cok fazla aska yonelik ama asktan cok fazla bagimsiz. cunku bizler bunlarin adamlari degiliz. sigara icer, icki icer, onu bunu icer, insanlari dinler, yazi yazar ve bukowski gibi piclere tapariz. bizler dunyadaki en sorumlu insanlar da olsak, anne-baba olamayiz. bizler sevgili de olamayiz. bizler dost da olamayiz. cunku su dunyada olup olabilecek en hain adamlariz. olay bundan ibaret. zihinlerimiz baktigi yeri gormedikce. hani bir dusunce etrafinda her acidan bakabilmek adina otuzbin tur dondukce. sabit kalamadikca bir seylerde, bir yerlerde, birilerinde, belki bizler insan bile olamayiz.

butun bunlari kabullenebilmek icin sancilar gerekti. sancilar yasadim. kabullendim.

olabilecegim seyler hakkinda hicbir fikrim yok. ama olamayacagim seyler hakkinda fikirlerim var. ben simdi cok karanlik bir yoldayim. bu kez gercek manada yalnizim. onumu goremiyorum. ama bir yerlere gidiyorum. bir yerlerde aydinlik var ama gozlerim karanliga alissa da, gorebildigim hicbir sey yok. sadece birine ihtiyacim var. o birine. onun kim oldugunu hissedebiliyorum. ama nerede oldugunu bilmiyorum. her sey o kadar yakin ama o kadar uzak ki. insan kendini aynadan yasiyor sanki. nasil birileri oldugumuzu bilmek icin, birilerinden bir seyler duymaya ihtiyacimiz var. birileri bize ne kadar iyi ya da ne kadar kotu olmadigimizi soylemeli. neden kendi basina yasayamiyoruz ki? neden o biri olmali? beni acitacagini bile bile. neden ben. sarilmak. istiyorum. sadece.

dusuncelerim, otursunlar diye sirf, o kadar cok beklediler ki. kendimi daha iyi hissedecegimi bile bile yine de. yine de. beklemeyi sectim. yazmayi degil.

simdiyse cok uzagim di mi. artik eski dalgalanmalarim yok belki de. cok sig bir duzlukteyim. hayatimi degistiriyorum. gorunumumu. insanlarimi. eskiden kafami yordugum her sey, simdi, en az bir yuzyil kadar uzaksa. belki de bunun adi buyuyor olmaktir. yine de kimsenin bilmedigi sekilde gercek manada dunyadaki en iyi insanim. cunku bana geldigi anda geri cevirecegim herhangi biri yok. vericek bir seyim kalmasin, dusuncelerim alinabilir. belki de kelimelerim. sadece cok fazla dusunmeye gerek yok. sadece dokunmamak gerek belki de. hani onune bak. yuru. sag ya da sol degil ezgi, senin yolun. senin yolun oncen ya da sonran da degil. biliyorum. hepsini biliyorum ama yapilabilecek seyler cok fazla kisitli. ama zihnimin icinde yasayan bir jude, yetmiyor artik. butun hayatima yormak istiyorum ama cekecegim acinin haddi hesabi yok. ve ben aci cekmekten cok once vazgectim. daha baska bir yol dedim. belki bu sokaktir. yok degil digeri.

neden gozlerim bu kadar cok insanlara takiliyor. elinde iki kahve kapida beliren biri de yok. kim oldugunu hissediyorum, ama ya suan, suan nerede o. ne yapiyor. aklindan ben geciyor muyum. cok kucukken dunya diye bir sey olmasa, yani orda burda gorduklerim, belki kasiyer bi kiz, belki simitci bi abi, belki sevdiklerim, belki ben olmamis olsam, yani her sey o zamanki zihnimle kapkaranlik olsa, ne olurdu diye dusunur ve bu dusunce zihnime girdigi gibi telasa kapilir, unutmak icin cok baska seylere yonelirdim. korkardim cunku. simdiki hayatim da korkutuyor beni. kucuk kaygilarim yok. ve sorumluluk duydugum insanlar olmasa belki de dunyadaki en pislik insana donusebilirdim en iyisiyken. ama o kadar sadik biriyim ki, kendimi aldatmam gerek ama yapamiyorum. her sey her nasilsa, oyle. butun bunlari megolomanlik olarak algilayan insanlar icin de bir haritam var, sag ust kose. kirmizi, x.

ben niye var oldum bilmiyorum. benden ne olabilir ki. istemiyorum kimseyi sevmek. istemiyorum deger vermek. geceleri almak istedigimi alip sabah da toz olmak istiyorum. isim, adres vermeden. birileri icin sadece zihinsel bir yanilsama olarak kalmak istiyorum. peki neden ezgi? cunku guclu insanlarin zaaflari olmaz, di mi. ne zamandan beri bu guc tutkun? peki ya neye karsi, neyden dolayi? hikayeni dinleyebilecek bir adam bile tanimiyorum. neden canini en inciten insana bile ofke duymuyorsun. neden surekli birilerini bu sekilde sasirtiyorsun. "nasil hala yuzume bakiyorsun ezgi" "nasil affedebilirsin ki beni, nasil olabilir bu" bilmiyorum diyorum butun bu sorulara. butun bu insanlara. her ne sikimse. gercek manada bilmiyorum ama sanki herkes bir baska cocugummus gibi. ben de iyi bir anneymisim gibi. her ne yaparlarsa, umursamiyorum. aciyi ben cektikce cok ilgili olmuyorum. ben asarim nasilsa. peki ya kendine ihanetin? olmasi gereken en onemli senken, sen varliginin farkinda bile degilsin. oyle genel yasiyorsun ki. oyle genel bakiyorsun ki. hicbir seyin cok da bir onemi olmamasi ve herkesin cok fazla onemli olmasi, sadece hayat adina, bundan daha dogal ne olabilir ki. konusman beni yoruyor. aynam olman bir isime cok fazla yaramaz acikcasi. hadi bana o karanliktaki yolu goster. elinde iki kahveyle gel ve bu dunya yok olsun artik. sadece an var olsun. biriyle otuz yil sonrami dusunecegime, o ana simsiki sarilir ve. ve ne ezgi. oyle biri yok. kimse, hicbir zaman, gelmeyecek. birileri onunden, yanindan gecip gidecek. sen sadece bakicaksin. ayni hayat gibi. hayatin gibi. sikici olmaya basliyorsun. noktali ve noktasiz sekliyle.

bir camel daha. siktir git bukowski, bu seferki sadece, benim icin.
inan bana, bunu kendime borcluyum.
sana oldugum kadar.
borcluyum.

20111015

pro hegesias

simdi cok alakasiz bir seyden bahsedecegim. bunu onemsemeyecegini biliyorum. nereden deme, biliyorum.
ne renksiz. hayir. yalnizca benimki degil.
bazen buna paralel giderken. ya oyleyse`nin verdigi bi ic kararticilik. hani bilirsin ki inanirsin sen her seye. sen zaten cok okursun. senin imkanli ve imkansizin, senin aklinin alabilecegi ve alamayacagi seyler normal duzene dik bir aci. ne renkli. hayir. yalnizca ben ve benimki. degil. hayat. alkol. hayal. guzel. kafa. soylu. iste buna da algida secicilik diyorlar
bu gece bir guzel icecegim. prag sokaklarinda. absinthe icecegim para bulursam eger. bulamazsam sadece billaya gider ve 1 liralik biralara danisirim ben de. onlarla konusmak ne kadar guzel oluyor bazen. sonra ben ne zaman metroya binsem hep satanistleri dusunurum. neden dersen bilemem sonra insanlara bakarim ama insanlar bunu garipser. neden oyle bilmiyorum .ben sadece bakmak istemistim bayim bunun sizi oldurecegini sanmiyorum.demek istiyorum. belki de buralarda bir yerdesindir. iyi bir seyler okuyorsundur simdi ve guzel de iciyorsundur. yo belki de cok dayanikli degilsindir alkole belki seni esir alsin istiyorsundur.belki sen de sadece yasamak istemiyorsundur belki sen yasarkenki olumu tatmak istiyorsundur.
cunku dahil olman gereken bir nokta var ve ben cok iyi biliyorum. sadece senin icin, serefe
Jude.

20110929

Prague

merhaba dunya. hayatimin en zor gunlerini yasiyorum. ama hala yasiyorum. buradaki hicbir sey bana ait degil. bana ozgu degil. bana ragmen bile degil. tahammulu zor. tahayyulu imkansiz.

ve sizi ne derece ozlemis olabilecegim dusunulemez bile.
donecegim ama.
deli gibi donecegim.

20110906

güneşin altında geçen 3,5 saat sonunda, vizemi almış bulunmaktayım ve size veda etmeden gitmek istemedim. ben burada yaşadım ve ben burada öldüm, bu böyle bilinsin. hoşçakalın.

20110811

her şeyin her zaman derin bir anlam içereceği gibi bir kaide yok. varsa da olmamalı. ezberleri yıkmak gibi tamlamalar ruhuma çok ağır geliyor. sadece gerek yok. richard bona mı. gülüşü gülüşünü hatırlatıyor ve deli olmamak bazen işten değil. bazen.

şimdi anlatabileceklerimin çok gerisindeyim. kullanmak istediğim sözcükleri kullanmak istemiyorum. tükeneceklerinden korkmak değil bu duygu. tükeneceğimden korkuyorum belki ondan.

dünyanın en güzel gözlerine bakmak gibi. bakmadığını biliyorsun ama dünyanın en derin anlamı gizliyse en içerinde. hani biraz sevmek gibi bakıyorsa gözleri onun. hani biraz da can acıtıcı. hani nebileyim. çok zorlamıyorsa seni olman gerekenler adına. sadece öylece kalakal diyebiliyorsa gözleri biraz da. bir rengin bile gereği yoktur güzelliğin dışavurumu için. sadece bakakalırsın. dünyanın en güzel gözleriymiş gibi.

bilir ki iyi konuşurum. bilir ki iyi susarım. bilir ki iyi yazarım. bilir ki iyi severim. bilir ki iyi olamam. bilir ki çok şey olamam. sorun tam da nerededir? sorun gitmektedir.

gitmektedir her şey. bir şeylerin peşinden birkaç hayalin birkaç kişinin. gitmektir sorun bilir bilinir bu gidilmelidir.

çok fazla derin bir anlam yüklememe gerek yok bu sözcüklere.
türk dilinde koca bir yalan gizli ama
hangi sözcük olduğunu asla söylemeyeceğim

gitmek gibi söylemeyeceğim hem de.
kalakalacak bir gün herkes
bakakalacak


20110713

aradaki zamanın özeti

19 Ağustos 2011 - 30 Haziran 2012

CZE

20110628

far from home

çok konuşmayalım bugün, olur mu.

biraz kafa karıştırıcı. biliyorum çok fazla bağdaşamaz sözcükler bütün bunlar. herhangi bir anlam kaygısı gütmeyeceğim, onu da biliyorum. çok fazla konuşmak istemedim bugün seninle. zamanımın nasıl geçtiğinden, hayatımdan belki. her şeyi söylemek istediğin zamanlar vardır ya bazen. ben yaşamadım hiç onu. bir şeyler hep sana ait olmalıymış gibi. hayatın, sadece sana özgü kalması gereken zaman dilimleri. günler geçer. insanlar geçer. sen bile sen olmazsın ya bir yerden sonra. hani edebi sözcükler kuramazsın, romantik hikayeler anlatamazsın ama konuşulabilecek sözcükler tükenmezler. bir ağacı anlatırsın mesela eskiden bir insanı nasıl anlattınsa. nasıl temellere oturttunsa insanlarını, şimdi sadece bir ağaç vardır mesela. uzun uzun baktığın ve sana pek bir şey anlatmayacak bir ağaç. dallarını kırdığında ve yapraklarını yolduğunda, artık eskisi gibi görünemeyecek bir ağaç. artık eskisi gibi olamayacak bir ağaç. bu bir benzetme sanırsın şimdi okusan. okusan, bilmezsin ki ben sevmem benzetmeleri ve daha nicesini. benim neyi nasıl anlatabildiğimi. sen pek çok şeyi bilmezsin ki. ve bu biraz kafa düzücü olmaya başladı. biliyorum ve biliyorum. kelimelerle oynayabilirsin şimdi. binlerce anlam çıkarabilirsin binlerce anlamsız sözcükten. anlamı ne yaratır. senin gördüğün gibi görünmezken hiçbir şey. hayat o kadar öznel bir şey ki. işte belki sana bunu anlatamazdım. belki anlatırdım da ama bir önemi yok ve. bilmiyorum, o kadar işte. aslında sen diye biri yok. aslında yazdığım şeylerin nedenini bilmeden yazıyorum. çünkü bir kaygım yok. aslında kaygım çok ama. şimdi ben neredeyim ve şimdi ben kimim. sadece bir sayı: 18. dahası anlatılamaz. dahasını benden sormayın. güzel şarkılar dinleyelim ve biraz da içelim. ben kafam güzelken konuşabilirim insanlarla sadece. gerisi zaman kaybı. kafam güzelken anlatabilirim ancak aklımdan aynı anda geçebilen binlerce şeyin varlığını. insanlar üzücüdür çünkü. sen küçücükken, bir bebekken belki de ve hiçbir şeyden haberin yokken, yaşamanın ya da ölmenin, ailenin, hırsların, zamanların, kayıpların, sadece minicik ellerin vardı ve o kadarcıktın aslına bakarsan. ellerin kadardın. kimse de üzmek istemezdi seni. sen ağladıkça, ağlama isterlerdi, belki merak ederlerdi sebeplerini. bir sebebin de olmak zorunda değildi. ama şimdi ağlayamazsın eskisi gibi. şimdi gülemezsin de öyle kolayca. şimdi ellerin bile suçlular. yaşadıkça farkına varırsın ki her şeyin bir nedeni olmak zorundadır sanki. nedensizce olagelen binlercesi varken ve sıçarken hayatına. insanlar sürekli "neden" de "neden" derler sana. bakarsın yüzlerine ve içinden pek bir şey geçmez. şarkılar dinlersin ve güzeldirler, zamanla dinlemekten vazgeçersin. filmler izler, kitaplar okursun. yine vazgeçersin. insanlar seversin, insanlar vazgeçerler, bilmezsin. sen de yaşamaktan vazgeçersin bir süre sonra. ölüm gibi değildir bu. ellerin yok olmuş gibi gelir. yapacağın bir şey olmayan zamanlarda hani. yazmak istesen de olmaz. tutamaz ve tutunamazsın ama pek bir önemi de olmaz. aslında hiçbir şeyin bir önemi olmaz bir zaman sonra. sanki bu cümleyi daha önce de kurmuştum, biliyor musun, bunun bile bir önemi yok. benim bile bir önemim yok. 21:31. ve sana hayatın tam da şu andan ibaret olduğunu anlatamazdım. bu biraz kafa öldürücü.


boşversene. çok konuştum.

20110620

durmaksızın kusabilirim insanların insanlığına baktıkça.

baba.

20110615

mesela şimdi. sol göğsümle ilgili konuşurken yanından geçtiğim bir adamın bana dik dik bakıyor oluşu fazla komik geliyor abi. konuşucak konum kalmadı ve sol göğsümden bahsetmek istedim, sağ değil. bence bunda bir sakınca yok. bana sorsaydınız, insanlar her şeyi konuşabilmeliydi. bir adam nasıl seks hayatını övünerek anlatabiliyorsa. bir kadın da övünerek anlatabilmeliydi saklayacağına. neden bu kadar eşitlikçiyim anlamıyorum. sanırım hepsi babamın suçu. komünize edilmiş bütün düşüncelerim için beni değil babamı suçlamalılar, ben buna inanıyorum. dün gece tanrının varlığını sorgularken bir köyde, bir bahçede, yıldızlar altında ve yapayalnız bir hatunla, neden ağlamaya başladığını, neden benim için bir şeyler yapamadığı için bu derece üzgün olduğunu vb bir çok şeyi, hiçbir zaman anlayamayacağımı sanırdım. ama büyünebiliyormuş. sol göğsüm. bence üzerine geyik yapabilmek açısından çok da kötü bir tercih değildi, adamın neden hayatı bu kadar zorladığını anlamıyorum. yani neden onun bakış açısının bir ürünü olmalıydım ki sırf onunla aynı sokakta yürüyor olduğum için. nebileyim. sonuç olarak her insan için her şeyin anlamı bambaşka. şimdi ben sana canım derim. sen çok özel bir şey görürsün bunu. şimdi ben sana canım derim. çokça basit bir şeydir. bence çok fazla kasıyoruz. aslında hiçbirimiz memnun değiliz bu durumdan ama öyle olması gerektiğini düşünüyoruz. genç bir bayan göğüsleri hakkında konuşamaz. ayaklarım hakkında falan konuşabilirken göğüslerim hakkında neden konuşamıyorum ki. bence yüklenen anlamla ilgili bu abi. benim için hepsi fazlaca değersiz, belki ondan bu derece rahat yavşak bir tavrım var, bilemiyorum. neyse iyi biriyimdir ben de o yüzden fazla sorun edilmiyorum sanki. dün gece çok tanımadığım birine anlamsız yere öyle bir doğumgünü mesajı attım ki. hayatında, doğumgününde ilk defa mutlu olmuş, olabilmiş, işte hayatın en sevdiğim yönü. neden bunları anlatıyor olduğumu sorgulamayın bence çünkü hiçbir anlamı yok. burdan ana fikre falan da geçmeyeceğim.

öylesine abi işte. her şey çok fazla, öylesine.

20110614

-bi bakar mısınız?

hayatımda hiç bu kadar sıkılmadım desem yeridir ehemehe. çok kuul bir okulun parlak zenginliği arasından kıvırcık, mavi gözlü bir hatunu seçerek "yea afedersin, ben burada bir on beş saniye daha geçirirsem sanırım öleceğim, buralarda görülesi gezilesi hoş mekanlar var mı ki?" - bu soruyu tam 1 saatte hazırlamıştım - diye sordum ve hatun bana girişten aşağı inersem solda sıtarbaks bulabileceğimi söyledi. ben de içimden söverek "aa öyle mi ben bi gidiyim oraya" dedim ve girişten aşağı inip sola değil sağa saptım. bütün bir yolu elimde sigaramla yürüdüm çünkü orada bir imaj kaygım yoktu. güneş tepedeydi. insanlar bir garipti. dünya üzerindeki en hoş adamların kadıköyde olduğuna da yemin edebilirdim yaklaşık iki saat önceki kadıköy tecrübemle. yürüdüm ve sadece yürüdüm. önümde iki genç sola sapınca peşlerinden ben de gittim şimdi sadece onları takip ediyordum nedeni bilinmez bir şekilde. onlardan da sıkılınca yeniden caddedeydim ve kilometrelerce yürüyüşümün ardından bir markete girip umutsuzca "uykusuz var mı aceba?" diye şirin mi şirin bir soru yönelttim kasada duran amcaya. amca "evet var" diyerek "harun, genç bayana uykusuz ver" şeklinde olmayan birine seslenince bir an bulunduğum konumdan tereddüt etsem de sabredip beklemeye koyuldum ve gizemli harun ortaya çıkarak bana uykusuz'umu verdi. parayı ödedim ve geri yürümeye başladım. bakındım ve bakındım. önüme çıkan gençleri yeniden takip ederek (artık erenköy sapığı olarak anılsam yeriydi) burger king'e girdiklerini görünce içimden onları dürtüp "başka yere mi gitsek yeaa" bile diyesim geldi. ama haddimi o kadar aşamayıp peşlerinden girdim ve burger king'de saatlerimi harcadıktan sonra benimnedenistanbuldaarkadaşımyok bunalımına girmeye başladım. 

ehem, artık ciddi bir söylem ediniyorum (ezgi'ye neler oluyor) çünkü çünkü artık liseli bir hatun değil karşınızdaki. İstanbul'da geçen 12 saatin ardından şunu söyleyebilirim ki, gittiğiniz her semtte apayrı bir dünya ve yaşama şekli barınmakta. ayrıca, İstanbul'da, otobüste rastladığım her iki teyze ve her iki çocuktan birinin ya kusuyor ya uyuyor olması sebebiyetiyle, kusmuk kokusu ve esnemeler İstanbul dediğimde aklıma ilk gelen şeyler mertebesine yükselmiş durumda. o değil de, İstanbul'da gördüğüm insanların ya fazla güzel ya fazla çirkin oluşuna bir anlam veremedim. ayrıca, uysal ötesi kimliğimin yanında (buna gülünür), bir güvenlik görevlisi ve bir tercümanla tartışmış olmam, bu şehrin insan sınırlarını ne derece zorladığının bir kanıtı olsa gerek. o da değil de, otobüste verilen şu kekleri, içecekleri falan heyecanla bekleyen tek ben miyimdir acaba?

pazartesi ilk tekbaşına istanbul deneyimim olacak gibi. gidilesi yerler için rehber niteliğinde bir genç arıyorum. vaat edebileceğim tek şey, iki paket sigara ve geyik.

20110612

şimdi seks konuşalım biraz da. diyorsun gözlerimin içine bakarak acıtan şeyler de var bu dünyada. bilmeyişinin bilmeyişime paralelliği. eziyor bizi.

başaramayacağın bir şey biliyorum. seçtiğim kelimelerin basitliği mi seni böylesine umursamaz kılan. gök gürlüyor bense benzetmelerden hoşlanmıyorum. duruşun bana bir şey anımsatmıyor bakışın bana bir şey anımsatmıyor. ismini unuttum ve her şeyden acı olansa sadece bu
şimdi seks konuşalım biraz da.

hayat içinde bir döngüsellik yakaladığın anda
hani nereye gitsen çevrende dönüyormuşsun hissi gibi
hani

üzgünüm. cümlelerimi tamamlamayacağım bugün

diyorsun gözlerimin içine bakarak
anlattığım her şeyin bir anlamı olması mı gerek
çok fazla insansın diyorum sonra sadece
 gözlerinin içine bakarak
anlamsız geliyor


sana kötü şiirlerden bahsedemezdim
sana kötü insanlardan
sana kötü hayatlardan
sana kötü bir kahvenin bıraktığı acı tattan
varlığına inanmadığın hayatlardan
ve
sadece senmişsin gibi

seni sevdiğim biri sanmalarından
 acı olacak işte ben en çok


cümlelerimi tamamlamayacağım bugün.
bok gibi yazacağım ve kimse tarafından anlaşılmayacak

ben yazacağım ve ben öldüğümde de hiçbirinin bir değeri olmayacak
bok gibi yazacağım bugün ve iyi bir şair olacağım
belgeseller izleyeceğim yabancı şarkılar dinleyeceğim
anlam veremeyeceğim ama çok anlıyor gibi hissedeceğim
gözlerinin içine bakacağım ve sevdiğim insanlardan olmayacağını her zaman için
bileceğim
bileceğim başaramayacağın bir şeyi
ben gideceğim bir gün
bir dün gideceğim ben
selim ileri olacağım
bayan ölüm olacağım
beni okumayacak beni tanımayacak beni sevmeyecek
onlarcasından birinin arasında her zaman için
yer alacağım
yer alacağım başaramayacağım şeylerde
ben gideceğim bir gün
bir dün gideceğim ben

biraz da seks konuşalım
diyordun ya gözlerimin içine bakarak
'sana inanamam'

sana inanamam ezgi
ezgi diyorsun adımı unutmuştun
çok önceleri

yaratsam seni
acılarından yaratsam
bilsem ki annen ölmeyecek bugün
bugün baban sevecek seni
bugün acımayacak canın
bugün yağmur yağacak
tam da sevdiğin gibi
sevecek bütün bir dünya seni
bugün bitmeyecek sigaran
bugün ölmeyeceksin b.t.

yaratabilsem seni
acılarından, aralarından çıkarabilsem seni
delik deşik edilmiş vücudunun son kalan et yerlerini
dikebilsem birbirine yamarmış gibi seni soysuz mutluluklarıyla
insanlarımın
olabilsen şimdi sen bir
gülebilse güzel gözlerinin içi

b.t, annen ölmedi
'sana inanamam ezgi'

şimdi seks konuşamam. biraz da

b.t, ölme bugün
b.t.'ye



sevmem o şarkıyı.
neden yazdım.

bana çok uzak şeyler var
bu dünyada.
sanırım herkese çok uzak şeyler
var.
küçükken bir roman okumuştum.
yahudiler vardı.
bir ev hayal etmiştim,
gerçek olmayışı çok acı.

69.
bir pozisyon bu
hayatın akışına etki eden.

beynimden geçen her düşünce
yi yazasım var.

odamdaki edebiyat dergileri.
odamdaki finlandiya.
sosyal kapitalizmin karşısında
-duran bir komünizm.

ama biz
kimdik.
ama içimde
bi sancı.
 anlamlandırsam dünyaları
sığdıramayacağım.

istanbul -bana uzak.
hayat
hiç yaşayamayacağım
bir şeymiş gibi.
otursam ağlardım belki
sanavebana.
ağlanacak hallerde olduğumuzdan
değil de.
acıtıyor belki
ondan.

halbuki babam beni
seviyordu
bugün.
bir adam tanımıştım dedim.
bir baba.
kötü bir adam değil ama
kötü bir baba.

annesinin intihar mektubunu okuyan bir kız
tanıyorum.
eteği kısa.
eve gitmek zorunda.

20110530

arasırabazıbazı

ilginç şeylerin yaşanabilirliği hakkında birkaç şey biliyorum. kafama takmayacağım şeylerin yanında, beynimde dolanıp duran düşüncelerin hiçbir önemi yok. güç tutkusu insanı delirtebilir, en iyi gördüğüm şeylerden biri bu da. ne alaka diyeceksiniz. ne alaka deyişinize cevap veremeyeceğim. insanlarla ilgi kurulabilecek hiçbir şeyin bir nedeni olmamalı artık sanki. kelimeler var bir tek ve pek çok şeyi anlatabiliyorlar. eksik kalışınızı fazla önemsemeyin isterdim. acıya dahil pek çok şey var bu dünyada. sanki gözleri dolduran, sanki içten bir şeylere sivri uçlarla dokunan, sanki hep bir can yakıcılığı bulunan her şey küçümsenebilirmiş gibi. fazla düşünmediğinde fazla düşüncesiz bir adam olabiliyorsun. nebileyim, insanları rahatlıkla tersleyebilir ya da küçümseyebilir ya da siklemeyebilirsin. kimse sana hedehöde demeye yanaşmıyor, aksine, seni üst bir düzeyde görüp sana yavşayabiliyor. düzeysiz yaratıklarız biz insanlar. milliyetimiz ya da dinimiz olabileceğini sanmıyorum. şimdi bana çok kişi çemkirir. fark etmez. kendi adıma konuşmak güzel. bugün yerde bir dostoyevski kitabı buldum ve bugün tanrıya inanabildim aslında. bugün bir paket camel black içtim ve sigara üzerine bütün konuşmalardan nefret ettim. bugün cenk taner dinledim ve rahatsız hissettim. bugün uykuya direndim ve bugün dünden farklı hiçbir şey yaşamadım. bugün minibüsteydim ve yanımda oturan dedenin hırkası dokundu her sarsıntıda koluma, çok hoş hissettim. bugün birileri için çok sıradanken birileri için çok farklıydım. bugün birileri için fark etmezken birileri için çok şey ifade edebildim. bugün birileri beni sevebilirken birileri benden nefret edebildi. yaşamın ilginçliğini siz de görebiliyor musunuz? aynı sıraya dizilmiş ve yanlara bakamaksızın önümüzle ilgiliyiz. aynı bokları yerken aynı mutlulukları tadıyor ama her seferinde bambaşka tepkiler veriyoruz.

insan olmaktan hoşnut olmayanınızla tanışmak isterim gençler. bunu sahiden de isterim.

20110527

bugün bir sigara yaktım ve namaz kılan bir adamı izlemeye başladım. inanabildiği için ona duyduğum hayranlıktan söz ederken, yanımdaki kişilerin şaşkın bakışlarıyla karşılaştım ve bir açıklama yapmadan yürüdüm gittim sadece

bugün bir çay bahçesine oturdum ve kekik adlı bir içeceğe garson kişinin ısrarlı tavsiyesi sebebiyle 50 kr bayıldım ve sırf garson kişi kırılmasın diye hepsini bitirmek durumunda kaldım

bugün nokta kullanmaktan hoşlanmıyorum, cümlelerim hiç bitmeyecek sonsuzluklar gibi (bu edebiyat olmadı buraya)

bugün zamanı yavaşlatan bir gün sanki

bir de, bugün iyi şeyler yapan oldu mu, onu merak ediyorum, mesela güzel bacaklı bir kadını tanımak gibi


yoksa hepimiz mi kötü insanlarız
günaydın.
bugün iyi şeyler yapın. mesela güzel bacakları olan bir kadınla tanışmak gibi.

20110523

ehe mehe

son yayınlamış olduklarım aylar, yıllar öncesine ait, fazla mide bulandırıcı ve karamsar etkiler taşıyorlar. umrumda olmaması çok ilginç. hiçbir şeyin. nebileyim, fazlasıyla eğlenebilir biri oldum hayat, insanlar ya da kalan bıdıhıdılarla. yirmili bir gün sonra sınava gireceğim. bir bok yapamayacağım mesela. nedense rahatım bir yandan da. fakdısistem falan deyip geçesim var her şeyden de. hayat o kadar da kolay değil.

bilmiyorum ki. hep bu kelimeyi kullanmak istiyorum. bilmiyorum ki. bilmiyorum. hiçbir şey hakkındaki hiçbir şeyi. mesela havalar güzel şimdi. kuşlar falan. nedense her şey rahatsız edici. ben çok huysuz bir adam oldum bazen de yaşlıca. çekilmez oldum biraz bu olanlar dertten değil. biraz küçük kaldım bilmiyorum.

bilmiyorum abi zorlamayın işte.
mental anlamda sıçmış durumdayız. yoksa gerisi dert değil.

20110518

ölgün bir ışık kaplıyordu dört bir yanı. nedense dokunabiliyordum. imkansızdı. imkansızdım. yine de inanıyordum buna. yere oturdum. bacaklarımı alarak altıma. kulaklıklarımı taktım ve chopin açtım. gözlerimi kapayarak kendimi akışa bıraktım ve başım dönüyordu. saçlarım uçuşmaya, bedenim parçalanmaya başladı. hücrelerime ve hissettiklerime bölündüm. çeşitli matematiksel işlemden ve acımasızlıktan sonra, artık daha "kendi" olabilmiş ölgün bir ışıktan ibarettim.


-Gabriel!  
-yaşıyorum. 


sorun yoktu. herkes kadar sıradan bir hayat. herkesinki kadar sıradan elbiseler, ayaklarımla yürüyor, ağzımla konuşuyor ve şansım yaver giderse birkaç hatunla sevişebiliyordum da. yine de mutsuzdum. çünkü herkes kadar sıradan bir hayattı benimki. yeteneğim yoktu. işin doğrusu bir boka yaramıyordum. hayatım boyunca elle tutulabilir bir başarım olmamıştı. kimsenin takdirini kazanamamıştım. umrumda da değildi gerçi. yine de bir şeyleri başarabiliyor olma hissi fena bir şey gibi görünmüyordu dışarıdan. insanlar sizi seviyor ve önemsiyorlardı. kimsenin siklemediği bir yaşama şeklinden çok daha asildi bu. yine de sorun yoktu. bir şekilde yaşanabiliyordu (-ve dört bir yanı kaplayan bu ölgün ışıktan kurturabilirse eğer, Gabriel, bir gün belki de sahiden yaşayabilirdi.) 


2:37 dakika süren bu cinayet, beni benden alıyor ve hislerimi damarlarıma gömüyordu. zor kullanıyorlardı. kurallarına uymak zorundaydınız. aç kalabilirdiniz. sevgisiz, solgun. yapayalnız. bunları önemsemiyordu Gabriel. sadece bir yaşamı olsun istiyordu. "benim hayatım" diyebileceği bir hayat istiyordu. sadece. parmaklarıyla havada geniş daireler çizdi. zarif bir şekilde kullanırdı ellerini. ressamdı. berbat bir ressamdı. yine de herkes kadar insandı ve bununla çoğunlukla gurur duyardı. 


bazen.  

20110513

-öldüğünü sandığın birinin yaşıyor olduğunu görmek (hiç tanımadığın birinin hayatta ilk yas tutanı olmak).

-birileri için zaman geri alınabilen bir kavram sanki. düşüncesizcebiryaşamaşekli.

-biri çıkmalı ve. bilmiyorum bir şeyler yapmalı işte.

20110512

size armağan edilen, çok sevip aldığınız, değer yüklediğiniz ya da birini hatırlatan peluş, maskot, oyuncak var mı? varsa hikayesini anlatıp mim olarak yazabilir misiniz? herhangi bir eşya da olabilir.

minicik bir fil var. bana, çok sevdiğim ve hayatımdaki en farklı, belki de bukowski okuyup da gerçekten ne anlatmaya çalıştığını anladığını gördüğüm tek hatun tarafından verilmişti bir gün. o file her baktığımda iyi hissederim kendimi. belki tam olarak iyi denemez. sadece yalnız olmadığım hissini uyandırır en içerimde bir yerlerde. binlerce anısının, saklanmış, çok geçmişte bir zamana ait bütün o ıvırın zıvırın arasından çıkarıp da bana vermişti bunu bir gün. rakıyı sek içmiştik. gecenin bir körü yandaki deli hatunu izleyerek sigara içmiştik. sadece okumuştuk o gün birbirimize. birbirimiz hakkındaki her şeyi es geçmiştik. ruhuma bir reçete gibi. o fil içinde çok şey barındırıyor.

sevgili karanfil mimlemiş beni. sevdiğim bir adam bu. anlamam mim'den falan da, öyle de bir şeyler işte.

20110505

prag, prag, prag!

20110501

ehm.

melebalar. 93 jenerasyonunun talihsiz milyon gencinden biri de benim.
sınav iptal olacak mı, olmayacak mı, boku çoktan mı yedik, boku yiyecek miyiz, bilemeyen, her gün asılsız zilyon tane haberle üzülen, gerilen, sevinen saçmasapan ergenlerin saçmasapan yorumlarıyla savaşmak zorunda kalan, kendini ne orada ne burada, hiçbir şekilde önünü görebilir bir durumda hissetmeyen, öseyeme kurumuna değil, sınav sisteminin aslına, sadece şimdi bariz haksızlıklar kendine denk gelince sövebilen gençliğe müstehzi bir gülüşle bakabilen (bu müstehzi kelimesini hep kullanmak istemiştim), moral düzelteyim derken moralinden olan, milleti avuturken, kendi avunamayan, "abi sınav iptal olmazsa bok, iptal olursa zaten bok" diyen ve her iki seçenekte de bokla bir mutualizm yaşaması gerektiğini bilen, yer yer masumane, yer yer yaralı o genç. işte o benim. şimdi şöyle anlatmalı. 92 jenerasyonuna denk gelen o müthiş kolay sınavdan sonra, umutla girilen ygs sınavında, boruyu vücudumun en mahrem kısımlarında ve en iç noktalarında hissetmiş olmakla zaten çöken umutlar, ösym'nin yaptığı sikincibin hatadan sonra en ileri şekliyle darmadağın olarak, apolitize edilmeye çalışılan lise gençliğinin sokaklara dökülüp hayatlarında belki de ilk defa hayatları için haksızlıklara karşı gelmelerini izlerken de aynı şekilde süregelmekteydi. beni umutsuzluğa sürükleyen sınavda sıçıp batırmış olmam değildi. beni umutsuz eden kaderimin başkalarının elinde, ağızlarından sıçacak bir sözde oluşuydu tamamiyle. bu benim hayatımdı. bu benim hayatımın dönüm noktasıydı ve benim dışımdaki birileri tatmin olsa ne fark ederdi ki. hiçbir şey yokmuş gibi davranmak kötüydü elbet. ama haksızlık bu noktada değildi. haksızlık bu saçmasapan durumdan ibaretti. şimdi ben ne yöne gittiğimi, neyi nasıl yaptığımı bilmeden yapıyor olacaktım ve kendi hayatıma kendim yön vermem, verebilmem gerekirken, belki her şey aptal insanların aptal kayırmaları ya da salt bir aptallık hali yüzünden berbat olacaktı.

bu sene sınavı kazanmam gerekiyordu, çünkü:
-hayatımı ancak bu şekilde kurtarabilirdim.

bu sene sınavı kazanmam gerekiyordu, çünkü:
-ailem, -ne yazık ki- para sıçmıyordu.

bu sene sınavı kazanmam gerekiyordu, çünkü:
-bir sene daha amaçsızca bir hayat sürdürmek istemiyordum.

bu sene sınavı kazanmam gerekiyordu, çünkü:
-hayatım boyunca belki de göremeyeceğim ülkelere ancak sınavı kazandığım takdirde gidebileceğim gerçeği söz konusuydu. afs'yi kazanmıştım ama gidebilmemin tek şartıydı bu.

bu sene sınavı kazanmam gerekiyordu, çünkü:
-kazanmak istiyordum!

şimdi bir şeyler yaparak, aylarımı ygs'ye harcayarak, sınava girmişken, sınav psikolojileri, bıdıhıdılar her şeyi geçerek şunu söylüyorum ki, bunu yapmaya kimsenin hakkı yok.

"şifre varsa var, bu birilerine verildi anlamına gelmez" zihniyetlerine sesleniyorum, kimse ösym'nin ahlaki yapısıyla ilgilenecek kadar gerzek de değil. kimse kimsenin dürüstlüğüne güvenecek değil. kimse hayatını böyle bir şeye emanet edecek değil.

şifreler verildi diyelim. "daha önce de kayırmalar vardı yea, bunu kabullenin işte hep olacak" zihniyetleri, size sesleniyorum, kimse bariz, gözünün önünde olan bir şeye "haa tamam abi ya takılın siz" diyecek kadar salak ötesi değil.

burada "hayat"lar söz konusu.

şimdiye dek hep sınavın abartıldığına falan inanmıştım, ta ki işin içine girip gerçeği öğrenene dek. bu sınav için az mı kavga ettim, az mı günümü harcadım, az mı askıya aldım hayatımdaki birçok şeyi, az mı çabaladım "ne olucak acaba" diye az mı kafamı düzdüm.

şimdi sınav iptal edilmeli gibi geliyor dimi. çünkü kimse kimseye güvenemez.
iptal edildiği durumu düşünelim bir de. önünde boru gibi lys'ler, yanında bir de ygs. unuttuğun zilyon şey, kapatman gereken açıklar, düşünceler, gerilmeler.
inanabilir misin gerçekten, her şeyin olması gerektiği gibi olacağına her iki seçenekte de?
ben inançsız bir hatunum, bilen bilir, bir şeylere inanmaktan çok mantığını kavramak işime gelir benim, garantimdir bu çünkü.

ve burada ağzımıza sıçıldı. ne olduysa oldu, siktir edin diyorum, ne olacaksa olacak, siktir edin. bu, 18 yaşına girmiş insanlara, zaten sallantıda olan hayatlara yapılmaması gereken bir şeydi.

bir doktorun hata yapma şansı yoktur. çünkü bir hayattır onun elindeki.
bunun ösym için geçerli olmadığını kim söyleyebilir şimdi?

ben zengin değilim. ben "2.sene hallederiz abi yea" zihniyetine girebilecek kadar psikolojisine ve bulunduğu yerdeki yaşama güvenebilecek biri de değilim. söylesinler şimdi bana. ben neye inanırım. ben neye sığınırım.

18 yaşımı yaşayamıyorken, önümdeki hayat için çabalamakla ilgilenip, şimdi bana diyebiliyorlar ki, "bu benim elimde ve sen ne bok yersen ye, takıl öyle" benim verebileceğim cevaplardan korksunlar.

ve şunu diyorum. liseler apolitize edilmekten vazgeçilmelidir. aileler bundan, siyasete karışmaktan korkmaktan ve daha binlercesinden vazgeçmelidir. eylemlere katıldığımız için ceza almamalıydık, hani demokratik ülke nerede? hani neden çıkaramıyoruz biz sesimizi, neden okullara kilitleniyoruz, neden sağcı müdürler solcuları odalarına çekip tehdit ediyorlar, neden bunlara kimse bir şey demiyor, neden kimse farkına varmıyor, neden birileri yazdıkları kitaplardan ötürü yargılanıyor? neden kimse, sırf kendi canı yanmıyor diye, ergenler, komünistler bıla da bıla diye geçip gidiyor yanımızdan? neden sırf karşıt bir görüş sunduk diye anarşist belleniyoruz? neden sırf dini sorguladık diye dinsiz diye damgalanıyoruz? neden pantolonumun kumaşı olması gerektiği gibi değil diye "okulda bunu giymeye utanmıyor musun?" diye saçmasalak yorumlar almak zorunda kalıyorum. neden öğretmenden sadece saniyelerle sınıfa geç girdim diye derste bulunup en çok dinleyeni olduğum halde yok yazılıyorum? neden ben farkında olmadan kağıdımdan kopya çeken zibidinin biri yüzünden ben azar yiyorum? neden buna karşı çıktığım için notlarım düşürülüyor? neden ben sırf düşüncelerimi söylediğim için "asi kız" damgası yiyorum? neden "kızım sakın oraya gitme fotoğrafın çekilir, sen hakim, savcı olucaksın" gibi salak ötesi bir cümlenin bana çizdiği dar sınırlarda yaşamak zorunda bırakılıyorum?

BEN BİR İNSANIM. BEYNİM VAR VE ONU KULLANABİLİYORUM DA. OY KULLANACAK BİRİNİN APOLİTİK OLMASI İÇİN BUNCA ÇABA, NEDENDİR? NEDEN BANA ÖĞRETMİYORLAR? NEDEN BEN FARKLI DÜŞÜNDÜKÇE KÖTÜ-KAKA OLURKEN ONLAR AYNI DÜŞÜNCELERİYLE ÇOK FAZLA MUTLU OLABİLİYORLAR? NEDEN BEN SIRF "HEDEF TURAN, REHBER KURAN" DİYEMEDİĞİM İÇİN KÖTÜ GÖZLE YARGILANIYORUM? NEDEN MİLLİYETÇİLİĞİ SORGULADIĞIMDA BANA VATAN-MİLLET KARŞITI GİBİ BAKIYORLAR? NEDEN DİN DERSLERİNDE EN ÇOK SÖZ ALAN, EN ÇOK SORU SORAN OLDUĞUMDA BANA DİNSİZ VURGUSU YAPIYOR HOCALAR? NEDEN SIRF HER DEDİĞİNE "HE" DEMEDİĞİM İÇİN "SİVRİ", AĞZIMDAN ÇIKAN TEK BİR KÖTÜ SÖZCÜK OLMADIĞI HALDE "TERBİYESİZ" OLARAK DAMGALANIYORUM? BEN BİR İNSANIM BEYLER. BENİM BİR BEYNİM VAR VE SİZLERİN AKSİNE BUNU KULLANDIĞIM İÇİN Mİ BEN SUÇLUYUM? ÇEKİN FOTOĞRAFIMI. ATAMAYIN BENİ. İŞSİZ BIRAKIN. AÇ BIRAKIN. APTAL BİR İDEALİZM YA DA GENÇLİK ATEŞİYLE DEĞİLDİR BU SÖYLEDİKLERİM. BENİM BİR ONURUM VAR. OLMADIĞIM BİR ŞEYİN ROLÜNÜ NASIL YAPABİLİRİM. NASIL BİR YER BU YAŞADIĞIMIZ. DÜŞÜNMEMİZE İZİN VERMİYORLAR BİZİM. VERMİYORLAR.

şimdi, olmuş olan hiçbir şeyin farkında olmayan, hiçbir şey hakkında pek bir bilgi sahibi olmayan yüzlercesi bana gelip kulaktan dolma bilgilerle konuştuğunda, sadece gülüyorum ve "tamam" diyorum. olduğum şeyin tam aksiyim bakın. sivrilik ya da terbiyesizlik etmeden. şimdi sıra onlarda, meydanlara dökülüyorlar, tv'lere çıkıyorlar, sövüp sayıyorlar.

ben de diyorum ki, yapılabilecek en kötü şeyi zaten yaptılar, şimdi her seçenekte çoktan sıçık bir haldeyiz biz.




keşke bir sene önce peydah olsaydım. bu da anne ve babama bir dipnot.
ayıptı bu yaptığınız.
ahah.

20110424

i'm jim morrison. i am not dead.

20110409

geçiyor olan.

sandığım hiçbir şeyin sandığım gibi olmadığını bilebiliyorum mesela.

iyi adamlar, iyi değiller. kötü olanlar, kötü değil. güzelleri çirkinler, çirkinleriyse güzeller.

sanırım erken öleceğim.
uzun yaşarım gibi geliyor bu yüzden.

düşündükçe karışıyor gibi. neden hayatımda kimseyi tutamadığımsa apaçık. olur sandığım için olmuyorlar.
olmaz dediklerimse buradalar.

çelişiriz bazen. bazen susmak, bazen konuşmak, bazen gülmek, bazen ağlamak. bazen durmak öylece. bazen koşmak sadece. isteriz bazen ya da istemeyiz.

her şeyin birbirini itiyor olabilişi çok garip.

20110408

49 - sonrası.

bakış.
ölümcül bir etki.
hayatların, hayatlar üzerine.
dünyam dönüyor.
olduğum yerde olduğum gerçeğini değiştirmese de.

hissediş.
ölümcül bir itim.
seni ben yapmayan bir harf farkından çokça ötesi.
yazmama izin vermiyorlar.
yaşamamı istemeyen çok kişi tanıyorum.

tükenim.
belki son bir sigara. ben döneceğim size. size ve elbet olduğum yere.

bırakılmaktan yoruldum.

20110223

merhaba ezgi. merhaba dünya. size verebileceğim bir sırrım var

gelin görün ki hiç bilmeyeceksiniz

20110219

192.

insanların, birbirlerinden geride durabildikleri ölçütlerle, birkaç imgelemi bir araya tutup birbirine boğarak, aslında kimsesiz bir yalınlık coğrafyasınca, öğrenilebilecek her terim, sen'i ve senden çokça öteleri içeriyordu.

bir adamı sevmek ve bir adamı düşünmek arasında ince bir çizgi olmadığını, beynimdeki milyarlarca sevgisiz sözcükle anlatabilirdim.

şimdiyse yapılabilecek çok fazla şey var. aklımda, geçtiği her yeri kendinde biriktirebilen ve bir çığ gibi büyüyen iki ayak izi duruyor. yanından, yakınından geçmek çok fazla can acıtıyken bir noktada, bir noktada diyebilirim ki aslında bizler ve aslında hepimiz, çokça önemsiziz.

dünyayı kurtarmak gibi bir niyetimin oluşu, hayata çok fazla realist bir şekilde yaklaşabiliyor olmamdan ileri geliyor ve bunu birçok insana anlatamazdım.

size uygun olmadığını ya da sizden çok farklı olduğunu düşündüğünüz biriyle, belki sadece egosal işlevlerin etkisiyle içten içe, belki sadece bırakıp gidecek olduğu için diğer bütün insanlar gibi, sevişmek istediğinizde sanırım, ondan uzak durmalısınız.

beylik lafların ve edebi döngülerin içinde boğulamadığım uzun bir zamandır, kayda değer tek bir cümle yazmadım, yazmıyorum ve kitaplarıma döndüğüm yakın bir süreçte, kendimi bütün sözcüklerin içinde boğarak ve kalan her şeyi aklımdan atarak, yazı yazacağım.

sorgulamaksızın geçiyor zaman. 1'in 2 oluşuysa kimsenin umrunda değil.

boşver.

20110121

71.

aklımdan binlerce şey geçiyordu.

söylemem gereken çok şey vardı. onu durdurmam gerekirdi aslında, önümde yürüyordu. birbirimizi bir daha göremeyecek olduğumuzdan habersiz gibi, bana pek aldırış etmiyordu. saçlarını sevmiştim. diğerlerinden farkı yoktu. özel bir yanı yoktu. sıradanlığı ilgimi çekiyordu ve belki de bu yüzden bir şeyler hissedebilmiştim ona. önümde yürüyen, hiç tanımadığım ve hiç tanımayacak olduğum herhangi bir insana.

hep geriden gelmez miyiz zaten?
hep geride kalmaz mıyız zaten?

aklımda çok şey vardı. cinsiyetsiz, kimliksiz düşüncelerdi herbiri. bir insana ait değildi. bir özneleri yoktu ve uçları nereye varıyordu, hiç bilemeyecektim belki de. bazen tanrıya inanırdım. tanrının beni sadece düşünmem için yarattığına da inanmış olduğum zamanlarım olmuştu. böyle düşünceler beni deliliğe ittikçe, daha aklıbaşında bir insan oluyordum ve bu yüzden hayatıma dahil olmuş bir kişi bile tanımadı beni. bu yüzden hayatıma dahil olacak bir kişi bile tanımayacaktı beni. çünkü bir kişi değildim. çünkü tek bir şey düşünmüyordum ve kişiliğim ulaşılmaz yerlere gizlenmişti kendince. bulup da çıkarabilmem bir süre sonra imkansızlaşmıştı. ben de kendimi bıraktım. kendimi zamana bıraktım. kendimi çokça insan dolu bir caddede herhangi bir adamın peşine, kendimi eşitliğe, kendimi siyasete ve kendimi bütünüyle hissediyor olabildiklerime bıraktım.

yaşım küçüktü.
beni tanımak için çaba göstermiyorlardı, benim de kendimi tanıtmak için çaba göstermeye gücüm yoktu ve umrumda da olmamıştı bir yerden sonra.

güldük geçmişe. geçmişte düşündüklerimize. halbuki o düşüncelerdi bizi bugüne taşıyan. yine de güldük, ezdik, öteledik, kimimiz utandık yaşamış olduklarımızdan, kimimiz sakladık. aptalcaydı, çoğunlukla aptaldı her insan. ne yaptığını bilmez bir halde yapardık çoğu şeyi ve asıl utanmamız gerekenin geçmişe yönelik saplantılar ya da yargılar olduğunu bilmezdik.

cahildik.

dinsizdik de çoğu kere.

kimseye aşık olamıyorduk, aşk gibi duygulara önem vermiyor ya da yaşamımızda yer açmıyorduk çünkü biliyorduk ki ulaşılmazdı bulunduğumuz noktalara her şey.

her insan gibi.

uzletten vazgeçmiyorduk. çünkü seçeneğimiz yoktu. bir kadın bağırıyordu. bir adam küfür ediyordu ve kadına vurmak üzere kalkan elini tutan kimse yoktu. hiçbir düşünce, öfkeden ağır basmıyordu ve o el o kadının bütün vücut hatlarına indikçe, kadın çekiciliğini yitiriyor erkek, erkekliğine güç katıyordu. aptalcaydı. insanların çoğu da aptaldı zaten.

ben de aptaldım. aptaldım çünkü vazgeçmiyordum. zayıf yanlarımı kimseye göstermeye niyetim yoktu. bu yüzden insanlar beni çok güçlü, çok zeki ya da çok iyi biri sanıyorlardı. oysaki iyi bir oyuncuydum. hepsine ihanet ediyor, hepsini aldatıyor ve geceyarıları, elimde sigaram ve beynimi delen düşüncelerle, kendimle aptal bir şekilde gurur duyuyordum. "bugünü de atlattım" diye düşünüyor ve bir sonraki gün için ya korkuyor ya da güçsüz hissediyordum.

tükeniş başladığında, artık hiçbir şey durdurulamaz.

ne koşsanız yetişirsiniz, ne yırtınsanız bir sonuca ulaşabilirsiniz. hayatta her şeyin sabit, her insanın ağır çekim yaşandığı anlar başlar. sonu gelmez bir çekim, sizi algılarınızın sınırlarını zorlaya zorlaya çeker en kalabalık caddelere. çırılçıplaksınızdır ve herkesin gittiği yönünse tam zıttında durursunuz öylece. hiçkimse farkınızda değildir. fark etmek için çaba gösterenler içinse bir sigara dumanından farkınız yoktur, saniyeler içinde yitip gidersiniz.

tutunmak istediğinizde, önünüzde tek bir engel vardır, kendiniz.

hayat daimi bir akış içerisinde sürüp giderken, bir sabah uyanır ve "ben ne yapıyorum?" gibi düşüncelere kapılırsanız, ya sonsuza dek uyuyun, ya da bir daha kapanmamak üzere açın gözlerinizi.

farkına varılmayan her şey, acımasız bir sona sürüklenmeye mahkumdur.

bu yüzden intiharlar hep bir hüzün taşır. normal ölümlerden çok daha acıtır. çünkü niye fark edemediniğizi, neden daha önce bir şeyler yapmak için çaba göstermediğinizi düşünür edersiniz ve çıkamazsınız da işin içinden. kesik bir bilek ya da beyni delen bir pompalı izi.

hayat kötü değildir, kötü olan insan olmak için çaba göstermeyenlerdir.

peki ya bu bir erdem midir? insan olmak. sorgularım. sorgularız ve işin içinden çıkabilmekse en az iki yüzyılımızı alır. saçlarımız beyazlar, tenimiz kurur ve ütüsüz pantolonlara benzer bedenlerimiz.

hayatta sahip olunacak tek eksik, hislerdir.

çünkü düşünme yetisi her şeyi var kılan çok tehlikeli bir şeydir. bu yüzden mezarlardan hoşlanmam. her gün gördüğüm, hatrını sorduğum, sarıldığım, beraber ağladığım, bana gülümseyen yüzleri ve bedenleri bir toprak altına gömülmüş bir halde görme fikri, hep içimi acıtmıştır.

hayal dünyamı seviyorum.

hiç bilmediğim sokaklarda gezindim bugün. hiç bilmediğim insanlarla tanıştım. hiç bilmediğim müzikler dinledim. hiç bilmediğim gökyüzleri eşlik etti ruhuma.

kimse bilmedi ve bilmeyecek de, sorun değil.

ben ezgi, 2011 yılından yazıyorum bütün bu sözcükleri. kimseye duyduğum herhangi bir öfke yok. çünkü,
yalnız doğdum ve yalnız öleceğim,
her insan gibi.

ben ezgi. adımı bilmeyenler bilsinler. unutulmak üzere yazılmıştır bu sözcükler. unutulmak üzere yaşanmıştır yaşamış olduklarım.

isterim ki, kimse beni hatırlamasın.

isterim ki, kimse benzemesin bana.

iyi biriyim. bir önemi olmadığı için rahatça ağzıma alabildiğim bir cümledir bu. ben ezgi, iyi biriyim. korkmanıza gerek yok. ilhan irem olsa ne derdi şimdi? "aydınlık dünyanın şen insanları". korkmayın aydınlık dünyamın şen insanları! gerek yok.

felsefe, siyaset, kitaplar, yazılar, göğüsler, parmakuçları
hisler ve hisler
ve elbet ki yavuz çetin.


hem, yaşamak istemem artık aranızda.
onu söyleyecektim.

20110102

kayda değer hiçbir şey yazmayacağım bu gece.

dönün yüzünüzü!

011.

-ve ellerimde hala siyah ojeler var. bilirdin, ben sadece kendime anarşiktim.-

unuttun sonra. birçokları gibi. birçok şeyi. tanıdığın yüzler öldüler bir bir. şeytan tırnaklarını yoldun. o kadar.

olması gerektiği gibiydi yaşamın.

bir yanlış bir başka yanlışı gerektiriyordu çünkü.
bir yalanın acımasız sonsuzluğu gibi. kurgu dünyalar yaratman gerekiyordu kendine.

alışkanlıklarından ve alışık insanlarından vazgeçtin önce. "yetmiyor" dedin,  "olmuyor, yetmeyecek"
bir kenara iliştirdin bütün doğru yanlarını. olmayacağına yeminler ettiğin her şeyi olarak bir bir. kaybettin. kaybediyor olduğunun farkında olarak kaybettin.

bu kadar.

dahasını anlatmayacağım.


?
bennasılbirinsanadönüştüm

nasılım?

ki kendinizi azıcık düşünüyorsanız, edip cansever'den uzak durun.

20110101

zihnimin üçe bölünmüş şekliyle, kaldırabileceğim her şeyden kendimi soyutlayarak içime kapandığım bir akşamüstü. kendine inkarların, kendine isyanların, kendine küsmelerin kalan her şeyden daha bedenselleştiği bir akşamüstü. ne yapsak bilemedik. yazalım dedik.

beynimin yerinde döndüğünü hissediyordum. bütün düşüncelerin birbirine girdiğini, birbirini ezip geçtiğini ve tutunabilsin diye bir diğerini hunharca katledebildiğini. içimde olan biten her şey, canımı yakmaktan ve beni acımasız bir boşluğa sürüklemekten ötesini yapmıyordu.

kendime sordum: şimdi ne olacak? diye. kendime cevapladım: şimdi hiçbir şey olmayacak. diye.

ve çok iyi hatırlıyordum onun hatırlamamı istemediği şeyleri.
boş şişeler, boş zihinler, boş gök yüzleri
şimdi biri çıkmalı ve bana inanabileceğim herhangi bir yalan söylemeli.