20110121

71.

aklımdan binlerce şey geçiyordu.

söylemem gereken çok şey vardı. onu durdurmam gerekirdi aslında, önümde yürüyordu. birbirimizi bir daha göremeyecek olduğumuzdan habersiz gibi, bana pek aldırış etmiyordu. saçlarını sevmiştim. diğerlerinden farkı yoktu. özel bir yanı yoktu. sıradanlığı ilgimi çekiyordu ve belki de bu yüzden bir şeyler hissedebilmiştim ona. önümde yürüyen, hiç tanımadığım ve hiç tanımayacak olduğum herhangi bir insana.

hep geriden gelmez miyiz zaten?
hep geride kalmaz mıyız zaten?

aklımda çok şey vardı. cinsiyetsiz, kimliksiz düşüncelerdi herbiri. bir insana ait değildi. bir özneleri yoktu ve uçları nereye varıyordu, hiç bilemeyecektim belki de. bazen tanrıya inanırdım. tanrının beni sadece düşünmem için yarattığına da inanmış olduğum zamanlarım olmuştu. böyle düşünceler beni deliliğe ittikçe, daha aklıbaşında bir insan oluyordum ve bu yüzden hayatıma dahil olmuş bir kişi bile tanımadı beni. bu yüzden hayatıma dahil olacak bir kişi bile tanımayacaktı beni. çünkü bir kişi değildim. çünkü tek bir şey düşünmüyordum ve kişiliğim ulaşılmaz yerlere gizlenmişti kendince. bulup da çıkarabilmem bir süre sonra imkansızlaşmıştı. ben de kendimi bıraktım. kendimi zamana bıraktım. kendimi çokça insan dolu bir caddede herhangi bir adamın peşine, kendimi eşitliğe, kendimi siyasete ve kendimi bütünüyle hissediyor olabildiklerime bıraktım.

yaşım küçüktü.
beni tanımak için çaba göstermiyorlardı, benim de kendimi tanıtmak için çaba göstermeye gücüm yoktu ve umrumda da olmamıştı bir yerden sonra.

güldük geçmişe. geçmişte düşündüklerimize. halbuki o düşüncelerdi bizi bugüne taşıyan. yine de güldük, ezdik, öteledik, kimimiz utandık yaşamış olduklarımızdan, kimimiz sakladık. aptalcaydı, çoğunlukla aptaldı her insan. ne yaptığını bilmez bir halde yapardık çoğu şeyi ve asıl utanmamız gerekenin geçmişe yönelik saplantılar ya da yargılar olduğunu bilmezdik.

cahildik.

dinsizdik de çoğu kere.

kimseye aşık olamıyorduk, aşk gibi duygulara önem vermiyor ya da yaşamımızda yer açmıyorduk çünkü biliyorduk ki ulaşılmazdı bulunduğumuz noktalara her şey.

her insan gibi.

uzletten vazgeçmiyorduk. çünkü seçeneğimiz yoktu. bir kadın bağırıyordu. bir adam küfür ediyordu ve kadına vurmak üzere kalkan elini tutan kimse yoktu. hiçbir düşünce, öfkeden ağır basmıyordu ve o el o kadının bütün vücut hatlarına indikçe, kadın çekiciliğini yitiriyor erkek, erkekliğine güç katıyordu. aptalcaydı. insanların çoğu da aptaldı zaten.

ben de aptaldım. aptaldım çünkü vazgeçmiyordum. zayıf yanlarımı kimseye göstermeye niyetim yoktu. bu yüzden insanlar beni çok güçlü, çok zeki ya da çok iyi biri sanıyorlardı. oysaki iyi bir oyuncuydum. hepsine ihanet ediyor, hepsini aldatıyor ve geceyarıları, elimde sigaram ve beynimi delen düşüncelerle, kendimle aptal bir şekilde gurur duyuyordum. "bugünü de atlattım" diye düşünüyor ve bir sonraki gün için ya korkuyor ya da güçsüz hissediyordum.

tükeniş başladığında, artık hiçbir şey durdurulamaz.

ne koşsanız yetişirsiniz, ne yırtınsanız bir sonuca ulaşabilirsiniz. hayatta her şeyin sabit, her insanın ağır çekim yaşandığı anlar başlar. sonu gelmez bir çekim, sizi algılarınızın sınırlarını zorlaya zorlaya çeker en kalabalık caddelere. çırılçıplaksınızdır ve herkesin gittiği yönünse tam zıttında durursunuz öylece. hiçkimse farkınızda değildir. fark etmek için çaba gösterenler içinse bir sigara dumanından farkınız yoktur, saniyeler içinde yitip gidersiniz.

tutunmak istediğinizde, önünüzde tek bir engel vardır, kendiniz.

hayat daimi bir akış içerisinde sürüp giderken, bir sabah uyanır ve "ben ne yapıyorum?" gibi düşüncelere kapılırsanız, ya sonsuza dek uyuyun, ya da bir daha kapanmamak üzere açın gözlerinizi.

farkına varılmayan her şey, acımasız bir sona sürüklenmeye mahkumdur.

bu yüzden intiharlar hep bir hüzün taşır. normal ölümlerden çok daha acıtır. çünkü niye fark edemediniğizi, neden daha önce bir şeyler yapmak için çaba göstermediğinizi düşünür edersiniz ve çıkamazsınız da işin içinden. kesik bir bilek ya da beyni delen bir pompalı izi.

hayat kötü değildir, kötü olan insan olmak için çaba göstermeyenlerdir.

peki ya bu bir erdem midir? insan olmak. sorgularım. sorgularız ve işin içinden çıkabilmekse en az iki yüzyılımızı alır. saçlarımız beyazlar, tenimiz kurur ve ütüsüz pantolonlara benzer bedenlerimiz.

hayatta sahip olunacak tek eksik, hislerdir.

çünkü düşünme yetisi her şeyi var kılan çok tehlikeli bir şeydir. bu yüzden mezarlardan hoşlanmam. her gün gördüğüm, hatrını sorduğum, sarıldığım, beraber ağladığım, bana gülümseyen yüzleri ve bedenleri bir toprak altına gömülmüş bir halde görme fikri, hep içimi acıtmıştır.

hayal dünyamı seviyorum.

hiç bilmediğim sokaklarda gezindim bugün. hiç bilmediğim insanlarla tanıştım. hiç bilmediğim müzikler dinledim. hiç bilmediğim gökyüzleri eşlik etti ruhuma.

kimse bilmedi ve bilmeyecek de, sorun değil.

ben ezgi, 2011 yılından yazıyorum bütün bu sözcükleri. kimseye duyduğum herhangi bir öfke yok. çünkü,
yalnız doğdum ve yalnız öleceğim,
her insan gibi.

ben ezgi. adımı bilmeyenler bilsinler. unutulmak üzere yazılmıştır bu sözcükler. unutulmak üzere yaşanmıştır yaşamış olduklarım.

isterim ki, kimse beni hatırlamasın.

isterim ki, kimse benzemesin bana.

iyi biriyim. bir önemi olmadığı için rahatça ağzıma alabildiğim bir cümledir bu. ben ezgi, iyi biriyim. korkmanıza gerek yok. ilhan irem olsa ne derdi şimdi? "aydınlık dünyanın şen insanları". korkmayın aydınlık dünyamın şen insanları! gerek yok.

felsefe, siyaset, kitaplar, yazılar, göğüsler, parmakuçları
hisler ve hisler
ve elbet ki yavuz çetin.


hem, yaşamak istemem artık aranızda.
onu söyleyecektim.

20110102

kayda değer hiçbir şey yazmayacağım bu gece.

dönün yüzünüzü!

011.

-ve ellerimde hala siyah ojeler var. bilirdin, ben sadece kendime anarşiktim.-

unuttun sonra. birçokları gibi. birçok şeyi. tanıdığın yüzler öldüler bir bir. şeytan tırnaklarını yoldun. o kadar.

olması gerektiği gibiydi yaşamın.

bir yanlış bir başka yanlışı gerektiriyordu çünkü.
bir yalanın acımasız sonsuzluğu gibi. kurgu dünyalar yaratman gerekiyordu kendine.

alışkanlıklarından ve alışık insanlarından vazgeçtin önce. "yetmiyor" dedin,  "olmuyor, yetmeyecek"
bir kenara iliştirdin bütün doğru yanlarını. olmayacağına yeminler ettiğin her şeyi olarak bir bir. kaybettin. kaybediyor olduğunun farkında olarak kaybettin.

bu kadar.

dahasını anlatmayacağım.


?
bennasılbirinsanadönüştüm

nasılım?

ki kendinizi azıcık düşünüyorsanız, edip cansever'den uzak durun.

20110101

zihnimin üçe bölünmüş şekliyle, kaldırabileceğim her şeyden kendimi soyutlayarak içime kapandığım bir akşamüstü. kendine inkarların, kendine isyanların, kendine küsmelerin kalan her şeyden daha bedenselleştiği bir akşamüstü. ne yapsak bilemedik. yazalım dedik.

beynimin yerinde döndüğünü hissediyordum. bütün düşüncelerin birbirine girdiğini, birbirini ezip geçtiğini ve tutunabilsin diye bir diğerini hunharca katledebildiğini. içimde olan biten her şey, canımı yakmaktan ve beni acımasız bir boşluğa sürüklemekten ötesini yapmıyordu.

kendime sordum: şimdi ne olacak? diye. kendime cevapladım: şimdi hiçbir şey olmayacak. diye.

ve çok iyi hatırlıyordum onun hatırlamamı istemediği şeyleri.
boş şişeler, boş zihinler, boş gök yüzleri
şimdi biri çıkmalı ve bana inanabileceğim herhangi bir yalan söylemeli.