20110530

arasırabazıbazı

ilginç şeylerin yaşanabilirliği hakkında birkaç şey biliyorum. kafama takmayacağım şeylerin yanında, beynimde dolanıp duran düşüncelerin hiçbir önemi yok. güç tutkusu insanı delirtebilir, en iyi gördüğüm şeylerden biri bu da. ne alaka diyeceksiniz. ne alaka deyişinize cevap veremeyeceğim. insanlarla ilgi kurulabilecek hiçbir şeyin bir nedeni olmamalı artık sanki. kelimeler var bir tek ve pek çok şeyi anlatabiliyorlar. eksik kalışınızı fazla önemsemeyin isterdim. acıya dahil pek çok şey var bu dünyada. sanki gözleri dolduran, sanki içten bir şeylere sivri uçlarla dokunan, sanki hep bir can yakıcılığı bulunan her şey küçümsenebilirmiş gibi. fazla düşünmediğinde fazla düşüncesiz bir adam olabiliyorsun. nebileyim, insanları rahatlıkla tersleyebilir ya da küçümseyebilir ya da siklemeyebilirsin. kimse sana hedehöde demeye yanaşmıyor, aksine, seni üst bir düzeyde görüp sana yavşayabiliyor. düzeysiz yaratıklarız biz insanlar. milliyetimiz ya da dinimiz olabileceğini sanmıyorum. şimdi bana çok kişi çemkirir. fark etmez. kendi adıma konuşmak güzel. bugün yerde bir dostoyevski kitabı buldum ve bugün tanrıya inanabildim aslında. bugün bir paket camel black içtim ve sigara üzerine bütün konuşmalardan nefret ettim. bugün cenk taner dinledim ve rahatsız hissettim. bugün uykuya direndim ve bugün dünden farklı hiçbir şey yaşamadım. bugün minibüsteydim ve yanımda oturan dedenin hırkası dokundu her sarsıntıda koluma, çok hoş hissettim. bugün birileri için çok sıradanken birileri için çok farklıydım. bugün birileri için fark etmezken birileri için çok şey ifade edebildim. bugün birileri beni sevebilirken birileri benden nefret edebildi. yaşamın ilginçliğini siz de görebiliyor musunuz? aynı sıraya dizilmiş ve yanlara bakamaksızın önümüzle ilgiliyiz. aynı bokları yerken aynı mutlulukları tadıyor ama her seferinde bambaşka tepkiler veriyoruz.

insan olmaktan hoşnut olmayanınızla tanışmak isterim gençler. bunu sahiden de isterim.

20110527

bugün bir sigara yaktım ve namaz kılan bir adamı izlemeye başladım. inanabildiği için ona duyduğum hayranlıktan söz ederken, yanımdaki kişilerin şaşkın bakışlarıyla karşılaştım ve bir açıklama yapmadan yürüdüm gittim sadece

bugün bir çay bahçesine oturdum ve kekik adlı bir içeceğe garson kişinin ısrarlı tavsiyesi sebebiyle 50 kr bayıldım ve sırf garson kişi kırılmasın diye hepsini bitirmek durumunda kaldım

bugün nokta kullanmaktan hoşlanmıyorum, cümlelerim hiç bitmeyecek sonsuzluklar gibi (bu edebiyat olmadı buraya)

bugün zamanı yavaşlatan bir gün sanki

bir de, bugün iyi şeyler yapan oldu mu, onu merak ediyorum, mesela güzel bacaklı bir kadını tanımak gibi


yoksa hepimiz mi kötü insanlarız
günaydın.
bugün iyi şeyler yapın. mesela güzel bacakları olan bir kadınla tanışmak gibi.

20110523

ehe mehe

son yayınlamış olduklarım aylar, yıllar öncesine ait, fazla mide bulandırıcı ve karamsar etkiler taşıyorlar. umrumda olmaması çok ilginç. hiçbir şeyin. nebileyim, fazlasıyla eğlenebilir biri oldum hayat, insanlar ya da kalan bıdıhıdılarla. yirmili bir gün sonra sınava gireceğim. bir bok yapamayacağım mesela. nedense rahatım bir yandan da. fakdısistem falan deyip geçesim var her şeyden de. hayat o kadar da kolay değil.

bilmiyorum ki. hep bu kelimeyi kullanmak istiyorum. bilmiyorum ki. bilmiyorum. hiçbir şey hakkındaki hiçbir şeyi. mesela havalar güzel şimdi. kuşlar falan. nedense her şey rahatsız edici. ben çok huysuz bir adam oldum bazen de yaşlıca. çekilmez oldum biraz bu olanlar dertten değil. biraz küçük kaldım bilmiyorum.

bilmiyorum abi zorlamayın işte.
mental anlamda sıçmış durumdayız. yoksa gerisi dert değil.

20110518

ölgün bir ışık kaplıyordu dört bir yanı. nedense dokunabiliyordum. imkansızdı. imkansızdım. yine de inanıyordum buna. yere oturdum. bacaklarımı alarak altıma. kulaklıklarımı taktım ve chopin açtım. gözlerimi kapayarak kendimi akışa bıraktım ve başım dönüyordu. saçlarım uçuşmaya, bedenim parçalanmaya başladı. hücrelerime ve hissettiklerime bölündüm. çeşitli matematiksel işlemden ve acımasızlıktan sonra, artık daha "kendi" olabilmiş ölgün bir ışıktan ibarettim.


-Gabriel!  
-yaşıyorum. 


sorun yoktu. herkes kadar sıradan bir hayat. herkesinki kadar sıradan elbiseler, ayaklarımla yürüyor, ağzımla konuşuyor ve şansım yaver giderse birkaç hatunla sevişebiliyordum da. yine de mutsuzdum. çünkü herkes kadar sıradan bir hayattı benimki. yeteneğim yoktu. işin doğrusu bir boka yaramıyordum. hayatım boyunca elle tutulabilir bir başarım olmamıştı. kimsenin takdirini kazanamamıştım. umrumda da değildi gerçi. yine de bir şeyleri başarabiliyor olma hissi fena bir şey gibi görünmüyordu dışarıdan. insanlar sizi seviyor ve önemsiyorlardı. kimsenin siklemediği bir yaşama şeklinden çok daha asildi bu. yine de sorun yoktu. bir şekilde yaşanabiliyordu (-ve dört bir yanı kaplayan bu ölgün ışıktan kurturabilirse eğer, Gabriel, bir gün belki de sahiden yaşayabilirdi.) 


2:37 dakika süren bu cinayet, beni benden alıyor ve hislerimi damarlarıma gömüyordu. zor kullanıyorlardı. kurallarına uymak zorundaydınız. aç kalabilirdiniz. sevgisiz, solgun. yapayalnız. bunları önemsemiyordu Gabriel. sadece bir yaşamı olsun istiyordu. "benim hayatım" diyebileceği bir hayat istiyordu. sadece. parmaklarıyla havada geniş daireler çizdi. zarif bir şekilde kullanırdı ellerini. ressamdı. berbat bir ressamdı. yine de herkes kadar insandı ve bununla çoğunlukla gurur duyardı. 


bazen.  

20110513

-öldüğünü sandığın birinin yaşıyor olduğunu görmek (hiç tanımadığın birinin hayatta ilk yas tutanı olmak).

-birileri için zaman geri alınabilen bir kavram sanki. düşüncesizcebiryaşamaşekli.

-biri çıkmalı ve. bilmiyorum bir şeyler yapmalı işte.

20110512

size armağan edilen, çok sevip aldığınız, değer yüklediğiniz ya da birini hatırlatan peluş, maskot, oyuncak var mı? varsa hikayesini anlatıp mim olarak yazabilir misiniz? herhangi bir eşya da olabilir.

minicik bir fil var. bana, çok sevdiğim ve hayatımdaki en farklı, belki de bukowski okuyup da gerçekten ne anlatmaya çalıştığını anladığını gördüğüm tek hatun tarafından verilmişti bir gün. o file her baktığımda iyi hissederim kendimi. belki tam olarak iyi denemez. sadece yalnız olmadığım hissini uyandırır en içerimde bir yerlerde. binlerce anısının, saklanmış, çok geçmişte bir zamana ait bütün o ıvırın zıvırın arasından çıkarıp da bana vermişti bunu bir gün. rakıyı sek içmiştik. gecenin bir körü yandaki deli hatunu izleyerek sigara içmiştik. sadece okumuştuk o gün birbirimize. birbirimiz hakkındaki her şeyi es geçmiştik. ruhuma bir reçete gibi. o fil içinde çok şey barındırıyor.

sevgili karanfil mimlemiş beni. sevdiğim bir adam bu. anlamam mim'den falan da, öyle de bir şeyler işte.

20110505

prag, prag, prag!

20110501

ehm.

melebalar. 93 jenerasyonunun talihsiz milyon gencinden biri de benim.
sınav iptal olacak mı, olmayacak mı, boku çoktan mı yedik, boku yiyecek miyiz, bilemeyen, her gün asılsız zilyon tane haberle üzülen, gerilen, sevinen saçmasapan ergenlerin saçmasapan yorumlarıyla savaşmak zorunda kalan, kendini ne orada ne burada, hiçbir şekilde önünü görebilir bir durumda hissetmeyen, öseyeme kurumuna değil, sınav sisteminin aslına, sadece şimdi bariz haksızlıklar kendine denk gelince sövebilen gençliğe müstehzi bir gülüşle bakabilen (bu müstehzi kelimesini hep kullanmak istemiştim), moral düzelteyim derken moralinden olan, milleti avuturken, kendi avunamayan, "abi sınav iptal olmazsa bok, iptal olursa zaten bok" diyen ve her iki seçenekte de bokla bir mutualizm yaşaması gerektiğini bilen, yer yer masumane, yer yer yaralı o genç. işte o benim. şimdi şöyle anlatmalı. 92 jenerasyonuna denk gelen o müthiş kolay sınavdan sonra, umutla girilen ygs sınavında, boruyu vücudumun en mahrem kısımlarında ve en iç noktalarında hissetmiş olmakla zaten çöken umutlar, ösym'nin yaptığı sikincibin hatadan sonra en ileri şekliyle darmadağın olarak, apolitize edilmeye çalışılan lise gençliğinin sokaklara dökülüp hayatlarında belki de ilk defa hayatları için haksızlıklara karşı gelmelerini izlerken de aynı şekilde süregelmekteydi. beni umutsuzluğa sürükleyen sınavda sıçıp batırmış olmam değildi. beni umutsuz eden kaderimin başkalarının elinde, ağızlarından sıçacak bir sözde oluşuydu tamamiyle. bu benim hayatımdı. bu benim hayatımın dönüm noktasıydı ve benim dışımdaki birileri tatmin olsa ne fark ederdi ki. hiçbir şey yokmuş gibi davranmak kötüydü elbet. ama haksızlık bu noktada değildi. haksızlık bu saçmasapan durumdan ibaretti. şimdi ben ne yöne gittiğimi, neyi nasıl yaptığımı bilmeden yapıyor olacaktım ve kendi hayatıma kendim yön vermem, verebilmem gerekirken, belki her şey aptal insanların aptal kayırmaları ya da salt bir aptallık hali yüzünden berbat olacaktı.

bu sene sınavı kazanmam gerekiyordu, çünkü:
-hayatımı ancak bu şekilde kurtarabilirdim.

bu sene sınavı kazanmam gerekiyordu, çünkü:
-ailem, -ne yazık ki- para sıçmıyordu.

bu sene sınavı kazanmam gerekiyordu, çünkü:
-bir sene daha amaçsızca bir hayat sürdürmek istemiyordum.

bu sene sınavı kazanmam gerekiyordu, çünkü:
-hayatım boyunca belki de göremeyeceğim ülkelere ancak sınavı kazandığım takdirde gidebileceğim gerçeği söz konusuydu. afs'yi kazanmıştım ama gidebilmemin tek şartıydı bu.

bu sene sınavı kazanmam gerekiyordu, çünkü:
-kazanmak istiyordum!

şimdi bir şeyler yaparak, aylarımı ygs'ye harcayarak, sınava girmişken, sınav psikolojileri, bıdıhıdılar her şeyi geçerek şunu söylüyorum ki, bunu yapmaya kimsenin hakkı yok.

"şifre varsa var, bu birilerine verildi anlamına gelmez" zihniyetlerine sesleniyorum, kimse ösym'nin ahlaki yapısıyla ilgilenecek kadar gerzek de değil. kimse kimsenin dürüstlüğüne güvenecek değil. kimse hayatını böyle bir şeye emanet edecek değil.

şifreler verildi diyelim. "daha önce de kayırmalar vardı yea, bunu kabullenin işte hep olacak" zihniyetleri, size sesleniyorum, kimse bariz, gözünün önünde olan bir şeye "haa tamam abi ya takılın siz" diyecek kadar salak ötesi değil.

burada "hayat"lar söz konusu.

şimdiye dek hep sınavın abartıldığına falan inanmıştım, ta ki işin içine girip gerçeği öğrenene dek. bu sınav için az mı kavga ettim, az mı günümü harcadım, az mı askıya aldım hayatımdaki birçok şeyi, az mı çabaladım "ne olucak acaba" diye az mı kafamı düzdüm.

şimdi sınav iptal edilmeli gibi geliyor dimi. çünkü kimse kimseye güvenemez.
iptal edildiği durumu düşünelim bir de. önünde boru gibi lys'ler, yanında bir de ygs. unuttuğun zilyon şey, kapatman gereken açıklar, düşünceler, gerilmeler.
inanabilir misin gerçekten, her şeyin olması gerektiği gibi olacağına her iki seçenekte de?
ben inançsız bir hatunum, bilen bilir, bir şeylere inanmaktan çok mantığını kavramak işime gelir benim, garantimdir bu çünkü.

ve burada ağzımıza sıçıldı. ne olduysa oldu, siktir edin diyorum, ne olacaksa olacak, siktir edin. bu, 18 yaşına girmiş insanlara, zaten sallantıda olan hayatlara yapılmaması gereken bir şeydi.

bir doktorun hata yapma şansı yoktur. çünkü bir hayattır onun elindeki.
bunun ösym için geçerli olmadığını kim söyleyebilir şimdi?

ben zengin değilim. ben "2.sene hallederiz abi yea" zihniyetine girebilecek kadar psikolojisine ve bulunduğu yerdeki yaşama güvenebilecek biri de değilim. söylesinler şimdi bana. ben neye inanırım. ben neye sığınırım.

18 yaşımı yaşayamıyorken, önümdeki hayat için çabalamakla ilgilenip, şimdi bana diyebiliyorlar ki, "bu benim elimde ve sen ne bok yersen ye, takıl öyle" benim verebileceğim cevaplardan korksunlar.

ve şunu diyorum. liseler apolitize edilmekten vazgeçilmelidir. aileler bundan, siyasete karışmaktan korkmaktan ve daha binlercesinden vazgeçmelidir. eylemlere katıldığımız için ceza almamalıydık, hani demokratik ülke nerede? hani neden çıkaramıyoruz biz sesimizi, neden okullara kilitleniyoruz, neden sağcı müdürler solcuları odalarına çekip tehdit ediyorlar, neden bunlara kimse bir şey demiyor, neden kimse farkına varmıyor, neden birileri yazdıkları kitaplardan ötürü yargılanıyor? neden kimse, sırf kendi canı yanmıyor diye, ergenler, komünistler bıla da bıla diye geçip gidiyor yanımızdan? neden sırf karşıt bir görüş sunduk diye anarşist belleniyoruz? neden sırf dini sorguladık diye dinsiz diye damgalanıyoruz? neden pantolonumun kumaşı olması gerektiği gibi değil diye "okulda bunu giymeye utanmıyor musun?" diye saçmasalak yorumlar almak zorunda kalıyorum. neden öğretmenden sadece saniyelerle sınıfa geç girdim diye derste bulunup en çok dinleyeni olduğum halde yok yazılıyorum? neden ben farkında olmadan kağıdımdan kopya çeken zibidinin biri yüzünden ben azar yiyorum? neden buna karşı çıktığım için notlarım düşürülüyor? neden ben sırf düşüncelerimi söylediğim için "asi kız" damgası yiyorum? neden "kızım sakın oraya gitme fotoğrafın çekilir, sen hakim, savcı olucaksın" gibi salak ötesi bir cümlenin bana çizdiği dar sınırlarda yaşamak zorunda bırakılıyorum?

BEN BİR İNSANIM. BEYNİM VAR VE ONU KULLANABİLİYORUM DA. OY KULLANACAK BİRİNİN APOLİTİK OLMASI İÇİN BUNCA ÇABA, NEDENDİR? NEDEN BANA ÖĞRETMİYORLAR? NEDEN BEN FARKLI DÜŞÜNDÜKÇE KÖTÜ-KAKA OLURKEN ONLAR AYNI DÜŞÜNCELERİYLE ÇOK FAZLA MUTLU OLABİLİYORLAR? NEDEN BEN SIRF "HEDEF TURAN, REHBER KURAN" DİYEMEDİĞİM İÇİN KÖTÜ GÖZLE YARGILANIYORUM? NEDEN MİLLİYETÇİLİĞİ SORGULADIĞIMDA BANA VATAN-MİLLET KARŞITI GİBİ BAKIYORLAR? NEDEN DİN DERSLERİNDE EN ÇOK SÖZ ALAN, EN ÇOK SORU SORAN OLDUĞUMDA BANA DİNSİZ VURGUSU YAPIYOR HOCALAR? NEDEN SIRF HER DEDİĞİNE "HE" DEMEDİĞİM İÇİN "SİVRİ", AĞZIMDAN ÇIKAN TEK BİR KÖTÜ SÖZCÜK OLMADIĞI HALDE "TERBİYESİZ" OLARAK DAMGALANIYORUM? BEN BİR İNSANIM BEYLER. BENİM BİR BEYNİM VAR VE SİZLERİN AKSİNE BUNU KULLANDIĞIM İÇİN Mİ BEN SUÇLUYUM? ÇEKİN FOTOĞRAFIMI. ATAMAYIN BENİ. İŞSİZ BIRAKIN. AÇ BIRAKIN. APTAL BİR İDEALİZM YA DA GENÇLİK ATEŞİYLE DEĞİLDİR BU SÖYLEDİKLERİM. BENİM BİR ONURUM VAR. OLMADIĞIM BİR ŞEYİN ROLÜNÜ NASIL YAPABİLİRİM. NASIL BİR YER BU YAŞADIĞIMIZ. DÜŞÜNMEMİZE İZİN VERMİYORLAR BİZİM. VERMİYORLAR.

şimdi, olmuş olan hiçbir şeyin farkında olmayan, hiçbir şey hakkında pek bir bilgi sahibi olmayan yüzlercesi bana gelip kulaktan dolma bilgilerle konuştuğunda, sadece gülüyorum ve "tamam" diyorum. olduğum şeyin tam aksiyim bakın. sivrilik ya da terbiyesizlik etmeden. şimdi sıra onlarda, meydanlara dökülüyorlar, tv'lere çıkıyorlar, sövüp sayıyorlar.

ben de diyorum ki, yapılabilecek en kötü şeyi zaten yaptılar, şimdi her seçenekte çoktan sıçık bir haldeyiz biz.




keşke bir sene önce peydah olsaydım. bu da anne ve babama bir dipnot.
ayıptı bu yaptığınız.
ahah.