20110518

ölgün bir ışık kaplıyordu dört bir yanı. nedense dokunabiliyordum. imkansızdı. imkansızdım. yine de inanıyordum buna. yere oturdum. bacaklarımı alarak altıma. kulaklıklarımı taktım ve chopin açtım. gözlerimi kapayarak kendimi akışa bıraktım ve başım dönüyordu. saçlarım uçuşmaya, bedenim parçalanmaya başladı. hücrelerime ve hissettiklerime bölündüm. çeşitli matematiksel işlemden ve acımasızlıktan sonra, artık daha "kendi" olabilmiş ölgün bir ışıktan ibarettim.


-Gabriel!  
-yaşıyorum. 


sorun yoktu. herkes kadar sıradan bir hayat. herkesinki kadar sıradan elbiseler, ayaklarımla yürüyor, ağzımla konuşuyor ve şansım yaver giderse birkaç hatunla sevişebiliyordum da. yine de mutsuzdum. çünkü herkes kadar sıradan bir hayattı benimki. yeteneğim yoktu. işin doğrusu bir boka yaramıyordum. hayatım boyunca elle tutulabilir bir başarım olmamıştı. kimsenin takdirini kazanamamıştım. umrumda da değildi gerçi. yine de bir şeyleri başarabiliyor olma hissi fena bir şey gibi görünmüyordu dışarıdan. insanlar sizi seviyor ve önemsiyorlardı. kimsenin siklemediği bir yaşama şeklinden çok daha asildi bu. yine de sorun yoktu. bir şekilde yaşanabiliyordu (-ve dört bir yanı kaplayan bu ölgün ışıktan kurturabilirse eğer, Gabriel, bir gün belki de sahiden yaşayabilirdi.) 


2:37 dakika süren bu cinayet, beni benden alıyor ve hislerimi damarlarıma gömüyordu. zor kullanıyorlardı. kurallarına uymak zorundaydınız. aç kalabilirdiniz. sevgisiz, solgun. yapayalnız. bunları önemsemiyordu Gabriel. sadece bir yaşamı olsun istiyordu. "benim hayatım" diyebileceği bir hayat istiyordu. sadece. parmaklarıyla havada geniş daireler çizdi. zarif bir şekilde kullanırdı ellerini. ressamdı. berbat bir ressamdı. yine de herkes kadar insandı ve bununla çoğunlukla gurur duyardı. 


bazen.  

Hiç yorum yok: