20110628

far from home

çok konuşmayalım bugün, olur mu.

biraz kafa karıştırıcı. biliyorum çok fazla bağdaşamaz sözcükler bütün bunlar. herhangi bir anlam kaygısı gütmeyeceğim, onu da biliyorum. çok fazla konuşmak istemedim bugün seninle. zamanımın nasıl geçtiğinden, hayatımdan belki. her şeyi söylemek istediğin zamanlar vardır ya bazen. ben yaşamadım hiç onu. bir şeyler hep sana ait olmalıymış gibi. hayatın, sadece sana özgü kalması gereken zaman dilimleri. günler geçer. insanlar geçer. sen bile sen olmazsın ya bir yerden sonra. hani edebi sözcükler kuramazsın, romantik hikayeler anlatamazsın ama konuşulabilecek sözcükler tükenmezler. bir ağacı anlatırsın mesela eskiden bir insanı nasıl anlattınsa. nasıl temellere oturttunsa insanlarını, şimdi sadece bir ağaç vardır mesela. uzun uzun baktığın ve sana pek bir şey anlatmayacak bir ağaç. dallarını kırdığında ve yapraklarını yolduğunda, artık eskisi gibi görünemeyecek bir ağaç. artık eskisi gibi olamayacak bir ağaç. bu bir benzetme sanırsın şimdi okusan. okusan, bilmezsin ki ben sevmem benzetmeleri ve daha nicesini. benim neyi nasıl anlatabildiğimi. sen pek çok şeyi bilmezsin ki. ve bu biraz kafa düzücü olmaya başladı. biliyorum ve biliyorum. kelimelerle oynayabilirsin şimdi. binlerce anlam çıkarabilirsin binlerce anlamsız sözcükten. anlamı ne yaratır. senin gördüğün gibi görünmezken hiçbir şey. hayat o kadar öznel bir şey ki. işte belki sana bunu anlatamazdım. belki anlatırdım da ama bir önemi yok ve. bilmiyorum, o kadar işte. aslında sen diye biri yok. aslında yazdığım şeylerin nedenini bilmeden yazıyorum. çünkü bir kaygım yok. aslında kaygım çok ama. şimdi ben neredeyim ve şimdi ben kimim. sadece bir sayı: 18. dahası anlatılamaz. dahasını benden sormayın. güzel şarkılar dinleyelim ve biraz da içelim. ben kafam güzelken konuşabilirim insanlarla sadece. gerisi zaman kaybı. kafam güzelken anlatabilirim ancak aklımdan aynı anda geçebilen binlerce şeyin varlığını. insanlar üzücüdür çünkü. sen küçücükken, bir bebekken belki de ve hiçbir şeyden haberin yokken, yaşamanın ya da ölmenin, ailenin, hırsların, zamanların, kayıpların, sadece minicik ellerin vardı ve o kadarcıktın aslına bakarsan. ellerin kadardın. kimse de üzmek istemezdi seni. sen ağladıkça, ağlama isterlerdi, belki merak ederlerdi sebeplerini. bir sebebin de olmak zorunda değildi. ama şimdi ağlayamazsın eskisi gibi. şimdi gülemezsin de öyle kolayca. şimdi ellerin bile suçlular. yaşadıkça farkına varırsın ki her şeyin bir nedeni olmak zorundadır sanki. nedensizce olagelen binlercesi varken ve sıçarken hayatına. insanlar sürekli "neden" de "neden" derler sana. bakarsın yüzlerine ve içinden pek bir şey geçmez. şarkılar dinlersin ve güzeldirler, zamanla dinlemekten vazgeçersin. filmler izler, kitaplar okursun. yine vazgeçersin. insanlar seversin, insanlar vazgeçerler, bilmezsin. sen de yaşamaktan vazgeçersin bir süre sonra. ölüm gibi değildir bu. ellerin yok olmuş gibi gelir. yapacağın bir şey olmayan zamanlarda hani. yazmak istesen de olmaz. tutamaz ve tutunamazsın ama pek bir önemi de olmaz. aslında hiçbir şeyin bir önemi olmaz bir zaman sonra. sanki bu cümleyi daha önce de kurmuştum, biliyor musun, bunun bile bir önemi yok. benim bile bir önemim yok. 21:31. ve sana hayatın tam da şu andan ibaret olduğunu anlatamazdım. bu biraz kafa öldürücü.


boşversene. çok konuştum.

20110620

durmaksızın kusabilirim insanların insanlığına baktıkça.

baba.

20110615

mesela şimdi. sol göğsümle ilgili konuşurken yanından geçtiğim bir adamın bana dik dik bakıyor oluşu fazla komik geliyor abi. konuşucak konum kalmadı ve sol göğsümden bahsetmek istedim, sağ değil. bence bunda bir sakınca yok. bana sorsaydınız, insanlar her şeyi konuşabilmeliydi. bir adam nasıl seks hayatını övünerek anlatabiliyorsa. bir kadın da övünerek anlatabilmeliydi saklayacağına. neden bu kadar eşitlikçiyim anlamıyorum. sanırım hepsi babamın suçu. komünize edilmiş bütün düşüncelerim için beni değil babamı suçlamalılar, ben buna inanıyorum. dün gece tanrının varlığını sorgularken bir köyde, bir bahçede, yıldızlar altında ve yapayalnız bir hatunla, neden ağlamaya başladığını, neden benim için bir şeyler yapamadığı için bu derece üzgün olduğunu vb bir çok şeyi, hiçbir zaman anlayamayacağımı sanırdım. ama büyünebiliyormuş. sol göğsüm. bence üzerine geyik yapabilmek açısından çok da kötü bir tercih değildi, adamın neden hayatı bu kadar zorladığını anlamıyorum. yani neden onun bakış açısının bir ürünü olmalıydım ki sırf onunla aynı sokakta yürüyor olduğum için. nebileyim. sonuç olarak her insan için her şeyin anlamı bambaşka. şimdi ben sana canım derim. sen çok özel bir şey görürsün bunu. şimdi ben sana canım derim. çokça basit bir şeydir. bence çok fazla kasıyoruz. aslında hiçbirimiz memnun değiliz bu durumdan ama öyle olması gerektiğini düşünüyoruz. genç bir bayan göğüsleri hakkında konuşamaz. ayaklarım hakkında falan konuşabilirken göğüslerim hakkında neden konuşamıyorum ki. bence yüklenen anlamla ilgili bu abi. benim için hepsi fazlaca değersiz, belki ondan bu derece rahat yavşak bir tavrım var, bilemiyorum. neyse iyi biriyimdir ben de o yüzden fazla sorun edilmiyorum sanki. dün gece çok tanımadığım birine anlamsız yere öyle bir doğumgünü mesajı attım ki. hayatında, doğumgününde ilk defa mutlu olmuş, olabilmiş, işte hayatın en sevdiğim yönü. neden bunları anlatıyor olduğumu sorgulamayın bence çünkü hiçbir anlamı yok. burdan ana fikre falan da geçmeyeceğim.

öylesine abi işte. her şey çok fazla, öylesine.

20110614

-bi bakar mısınız?

hayatımda hiç bu kadar sıkılmadım desem yeridir ehemehe. çok kuul bir okulun parlak zenginliği arasından kıvırcık, mavi gözlü bir hatunu seçerek "yea afedersin, ben burada bir on beş saniye daha geçirirsem sanırım öleceğim, buralarda görülesi gezilesi hoş mekanlar var mı ki?" - bu soruyu tam 1 saatte hazırlamıştım - diye sordum ve hatun bana girişten aşağı inersem solda sıtarbaks bulabileceğimi söyledi. ben de içimden söverek "aa öyle mi ben bi gidiyim oraya" dedim ve girişten aşağı inip sola değil sağa saptım. bütün bir yolu elimde sigaramla yürüdüm çünkü orada bir imaj kaygım yoktu. güneş tepedeydi. insanlar bir garipti. dünya üzerindeki en hoş adamların kadıköyde olduğuna da yemin edebilirdim yaklaşık iki saat önceki kadıköy tecrübemle. yürüdüm ve sadece yürüdüm. önümde iki genç sola sapınca peşlerinden ben de gittim şimdi sadece onları takip ediyordum nedeni bilinmez bir şekilde. onlardan da sıkılınca yeniden caddedeydim ve kilometrelerce yürüyüşümün ardından bir markete girip umutsuzca "uykusuz var mı aceba?" diye şirin mi şirin bir soru yönelttim kasada duran amcaya. amca "evet var" diyerek "harun, genç bayana uykusuz ver" şeklinde olmayan birine seslenince bir an bulunduğum konumdan tereddüt etsem de sabredip beklemeye koyuldum ve gizemli harun ortaya çıkarak bana uykusuz'umu verdi. parayı ödedim ve geri yürümeye başladım. bakındım ve bakındım. önüme çıkan gençleri yeniden takip ederek (artık erenköy sapığı olarak anılsam yeriydi) burger king'e girdiklerini görünce içimden onları dürtüp "başka yere mi gitsek yeaa" bile diyesim geldi. ama haddimi o kadar aşamayıp peşlerinden girdim ve burger king'de saatlerimi harcadıktan sonra benimnedenistanbuldaarkadaşımyok bunalımına girmeye başladım. 

ehem, artık ciddi bir söylem ediniyorum (ezgi'ye neler oluyor) çünkü çünkü artık liseli bir hatun değil karşınızdaki. İstanbul'da geçen 12 saatin ardından şunu söyleyebilirim ki, gittiğiniz her semtte apayrı bir dünya ve yaşama şekli barınmakta. ayrıca, İstanbul'da, otobüste rastladığım her iki teyze ve her iki çocuktan birinin ya kusuyor ya uyuyor olması sebebiyetiyle, kusmuk kokusu ve esnemeler İstanbul dediğimde aklıma ilk gelen şeyler mertebesine yükselmiş durumda. o değil de, İstanbul'da gördüğüm insanların ya fazla güzel ya fazla çirkin oluşuna bir anlam veremedim. ayrıca, uysal ötesi kimliğimin yanında (buna gülünür), bir güvenlik görevlisi ve bir tercümanla tartışmış olmam, bu şehrin insan sınırlarını ne derece zorladığının bir kanıtı olsa gerek. o da değil de, otobüste verilen şu kekleri, içecekleri falan heyecanla bekleyen tek ben miyimdir acaba?

pazartesi ilk tekbaşına istanbul deneyimim olacak gibi. gidilesi yerler için rehber niteliğinde bir genç arıyorum. vaat edebileceğim tek şey, iki paket sigara ve geyik.

20110612

şimdi seks konuşalım biraz da. diyorsun gözlerimin içine bakarak acıtan şeyler de var bu dünyada. bilmeyişinin bilmeyişime paralelliği. eziyor bizi.

başaramayacağın bir şey biliyorum. seçtiğim kelimelerin basitliği mi seni böylesine umursamaz kılan. gök gürlüyor bense benzetmelerden hoşlanmıyorum. duruşun bana bir şey anımsatmıyor bakışın bana bir şey anımsatmıyor. ismini unuttum ve her şeyden acı olansa sadece bu
şimdi seks konuşalım biraz da.

hayat içinde bir döngüsellik yakaladığın anda
hani nereye gitsen çevrende dönüyormuşsun hissi gibi
hani

üzgünüm. cümlelerimi tamamlamayacağım bugün

diyorsun gözlerimin içine bakarak
anlattığım her şeyin bir anlamı olması mı gerek
çok fazla insansın diyorum sonra sadece
 gözlerinin içine bakarak
anlamsız geliyor


sana kötü şiirlerden bahsedemezdim
sana kötü insanlardan
sana kötü hayatlardan
sana kötü bir kahvenin bıraktığı acı tattan
varlığına inanmadığın hayatlardan
ve
sadece senmişsin gibi

seni sevdiğim biri sanmalarından
 acı olacak işte ben en çok


cümlelerimi tamamlamayacağım bugün.
bok gibi yazacağım ve kimse tarafından anlaşılmayacak

ben yazacağım ve ben öldüğümde de hiçbirinin bir değeri olmayacak
bok gibi yazacağım bugün ve iyi bir şair olacağım
belgeseller izleyeceğim yabancı şarkılar dinleyeceğim
anlam veremeyeceğim ama çok anlıyor gibi hissedeceğim
gözlerinin içine bakacağım ve sevdiğim insanlardan olmayacağını her zaman için
bileceğim
bileceğim başaramayacağın bir şeyi
ben gideceğim bir gün
bir dün gideceğim ben
selim ileri olacağım
bayan ölüm olacağım
beni okumayacak beni tanımayacak beni sevmeyecek
onlarcasından birinin arasında her zaman için
yer alacağım
yer alacağım başaramayacağım şeylerde
ben gideceğim bir gün
bir dün gideceğim ben

biraz da seks konuşalım
diyordun ya gözlerimin içine bakarak
'sana inanamam'

sana inanamam ezgi
ezgi diyorsun adımı unutmuştun
çok önceleri

yaratsam seni
acılarından yaratsam
bilsem ki annen ölmeyecek bugün
bugün baban sevecek seni
bugün acımayacak canın
bugün yağmur yağacak
tam da sevdiğin gibi
sevecek bütün bir dünya seni
bugün bitmeyecek sigaran
bugün ölmeyeceksin b.t.

yaratabilsem seni
acılarından, aralarından çıkarabilsem seni
delik deşik edilmiş vücudunun son kalan et yerlerini
dikebilsem birbirine yamarmış gibi seni soysuz mutluluklarıyla
insanlarımın
olabilsen şimdi sen bir
gülebilse güzel gözlerinin içi

b.t, annen ölmedi
'sana inanamam ezgi'

şimdi seks konuşamam. biraz da

b.t, ölme bugün
b.t.'ye



sevmem o şarkıyı.
neden yazdım.

bana çok uzak şeyler var
bu dünyada.
sanırım herkese çok uzak şeyler
var.
küçükken bir roman okumuştum.
yahudiler vardı.
bir ev hayal etmiştim,
gerçek olmayışı çok acı.

69.
bir pozisyon bu
hayatın akışına etki eden.

beynimden geçen her düşünce
yi yazasım var.

odamdaki edebiyat dergileri.
odamdaki finlandiya.
sosyal kapitalizmin karşısında
-duran bir komünizm.

ama biz
kimdik.
ama içimde
bi sancı.
 anlamlandırsam dünyaları
sığdıramayacağım.

istanbul -bana uzak.
hayat
hiç yaşayamayacağım
bir şeymiş gibi.
otursam ağlardım belki
sanavebana.
ağlanacak hallerde olduğumuzdan
değil de.
acıtıyor belki
ondan.

halbuki babam beni
seviyordu
bugün.
bir adam tanımıştım dedim.
bir baba.
kötü bir adam değil ama
kötü bir baba.

annesinin intihar mektubunu okuyan bir kız
tanıyorum.
eteği kısa.
eve gitmek zorunda.