20110614

-bi bakar mısınız?

hayatımda hiç bu kadar sıkılmadım desem yeridir ehemehe. çok kuul bir okulun parlak zenginliği arasından kıvırcık, mavi gözlü bir hatunu seçerek "yea afedersin, ben burada bir on beş saniye daha geçirirsem sanırım öleceğim, buralarda görülesi gezilesi hoş mekanlar var mı ki?" - bu soruyu tam 1 saatte hazırlamıştım - diye sordum ve hatun bana girişten aşağı inersem solda sıtarbaks bulabileceğimi söyledi. ben de içimden söverek "aa öyle mi ben bi gidiyim oraya" dedim ve girişten aşağı inip sola değil sağa saptım. bütün bir yolu elimde sigaramla yürüdüm çünkü orada bir imaj kaygım yoktu. güneş tepedeydi. insanlar bir garipti. dünya üzerindeki en hoş adamların kadıköyde olduğuna da yemin edebilirdim yaklaşık iki saat önceki kadıköy tecrübemle. yürüdüm ve sadece yürüdüm. önümde iki genç sola sapınca peşlerinden ben de gittim şimdi sadece onları takip ediyordum nedeni bilinmez bir şekilde. onlardan da sıkılınca yeniden caddedeydim ve kilometrelerce yürüyüşümün ardından bir markete girip umutsuzca "uykusuz var mı aceba?" diye şirin mi şirin bir soru yönelttim kasada duran amcaya. amca "evet var" diyerek "harun, genç bayana uykusuz ver" şeklinde olmayan birine seslenince bir an bulunduğum konumdan tereddüt etsem de sabredip beklemeye koyuldum ve gizemli harun ortaya çıkarak bana uykusuz'umu verdi. parayı ödedim ve geri yürümeye başladım. bakındım ve bakındım. önüme çıkan gençleri yeniden takip ederek (artık erenköy sapığı olarak anılsam yeriydi) burger king'e girdiklerini görünce içimden onları dürtüp "başka yere mi gitsek yeaa" bile diyesim geldi. ama haddimi o kadar aşamayıp peşlerinden girdim ve burger king'de saatlerimi harcadıktan sonra benimnedenistanbuldaarkadaşımyok bunalımına girmeye başladım. 

ehem, artık ciddi bir söylem ediniyorum (ezgi'ye neler oluyor) çünkü çünkü artık liseli bir hatun değil karşınızdaki. İstanbul'da geçen 12 saatin ardından şunu söyleyebilirim ki, gittiğiniz her semtte apayrı bir dünya ve yaşama şekli barınmakta. ayrıca, İstanbul'da, otobüste rastladığım her iki teyze ve her iki çocuktan birinin ya kusuyor ya uyuyor olması sebebiyetiyle, kusmuk kokusu ve esnemeler İstanbul dediğimde aklıma ilk gelen şeyler mertebesine yükselmiş durumda. o değil de, İstanbul'da gördüğüm insanların ya fazla güzel ya fazla çirkin oluşuna bir anlam veremedim. ayrıca, uysal ötesi kimliğimin yanında (buna gülünür), bir güvenlik görevlisi ve bir tercümanla tartışmış olmam, bu şehrin insan sınırlarını ne derece zorladığının bir kanıtı olsa gerek. o da değil de, otobüste verilen şu kekleri, içecekleri falan heyecanla bekleyen tek ben miyimdir acaba?

pazartesi ilk tekbaşına istanbul deneyimim olacak gibi. gidilesi yerler için rehber niteliğinde bir genç arıyorum. vaat edebileceğim tek şey, iki paket sigara ve geyik.

2 yorum:

balçık dedi ki...

sana güzel bir tavsiye; galatasaray lisesi'nde festival var. ücretsiz. git gir arkadaş edin eğlen :) aksam can bonomo konserinde olucam, belki bi tesadüf olur senden çakmak isterim:) öptüm bayan.

Jude dedi ki...

ne müthiş insanlar var diyorum ben böyle okudukça, okudukça! orda olmaya çalışıcam bayan, hoşuma gitti bu fikir. teşekkür eder ve öperim.