20120206

sunset 28


aslinda dokundu.
kimilerinin gelebilecegi yerlerden gayretle, insanin insana uzakligi, insanin insana ihtiyaci tanimlanir gibi degil, sen ve ben gibiler icin bile. aslinda dokundu. biraz. hayatin insanlar adina korkutuculugu, anne-baba-ev kavramlarindaki once bedenini, sonra cevreni, aslinda hayatini cevreleyen duvarlarla sokaktaki kotuluklerden, soguktan, geceden, ayyaslardan, sarhoslardan, kotu adamlardan, bicak kesiklerinden, kursun yaralarindan, tinerden, baliden, evsizlerden, aclardan, dinsizlerden, siyasetten, seksten, yabancilardan, dinden, adaletten, intihardan, siirden, senin gibi dusunmeyenlerden korundugun bir yasama seklinden tek basina, eline, iki uc sokak otedeki pasajin, demirleri pas tutmus kapisindan girerek, kucuklukten ve yoksulluktan sikis tikis bi dukkanindan baba parasiyla aldigin ucuz bavulunu takarak, icine sicak yaz gunlerinde ve soguk kis gecelerinde giyebilecegin turden butun giysilerini doldurarak, sokaga, kotuluklere, yabancilara, parasizliga, yalnizliga, soguga, karanliga gidisin. kimseye guvenmemen ogretilmistir sana. "aman kizim" denmistir, "dikkat et o'na". bir yerden sonra ogretilerin bir anlami yoktur. bir yerden sonra hicbir seyin bir anlami yoktur. insanlara guvenirsin, insanlara guvenmemen gerektigini ogrenirsin. ama hayatin her zaman icin senin yasadiklarindan ibarettir. televizyonu acar, acilara bakar, uzulur, huzunlenir, dusunur, dusler, sonra bir isin ciktiginda ya da artik uyuman gerektiginde televizyonu kapatir, kendi hayatina donersin. izledigin sey bir gercekten daha cok huzunlu bir filmin bitmis olmasi gibidir. bunun gercekligini kendi hayatinda tatmadikca hissedemezsin. baskalarinin acilarina bu yuzden dahil olmak, baskalarini anlamak, baskalarina yardim edebilmek turden seyler sadece insanin insani ve insanin kendini kandirmasi gibidir. insan dedigin yalnizdir cunku.  insan dedigin bir erkegin ve bir kadinin zevk ihtiyacindan dogan bir seydir cunku. insan dedigin hayatina girilebilecek bir sey degildir, hayatina eslik edilebilecek bir seydir yalnizca. bunu bazen bir anne yapar, bazen bir baba, bazen bir arkadas, bazen bir es, bazen bir yabanci, bazen bir cocuk. bu yuzden gittiklerinde, bu yuzden gidildiginde, hayatin uzerine kurulan cumleler, hayatin anlami ya da anlamsizligi uzerine yazilan siirleri hep garipsemisimdir. ben elimdeki kirmizi cirkin bavulumla once odamdan, evimden, sonra sokagimdan, ilimden, ulkemden giderken, sadece gitmis oldugumu hissetmistim. ne yaptigimi, neden yaptigimi bilmiyordum, ucakta, yanimda hic tanimadigim ve hic tanimayacagim iki adamla birlikte otururken. iki uc saat sonra her sey muhtemelen bitmis olacakti ve ben de hic bilmedigim bir ulkenin sokaklarinda yuruyor olacaktim. neden bu yolu secmistim? neden hayatimi en karmasik haliyle birakip cekip gitmek kendim adina en adil olaniymis gibi gozukmustu? neden isleri daha da karistiracagini bile bile elime o kirmizi cirkin bavulu takip buralara gelmistim? aklim bir bosluktan ibaretti. kendimi buyuk bir caresizligin icinde hissetmis ve gitmekten baska bir carenin kalmadigini cok derinimde hissetmistim. insan dedigin olurdu de, yasadigi gibi. butun kurallardan, normlardan, klasiklerden, bicimlerden, kaliplardan uzaga, cok uzaga yasamak gibi. hayatimi mahvederken bunu en bilincli halimle ve en her seyi goze alabilecek cesaretin sahibiyken yapiyor oldugumu biliyordum. sonradan adinin pavlo oldugunu ogrendigim italyan bir cocuk karsiladi beni. gulumsuyordu. yolculugumun nasil gectigini soruyor ve bana yardimci olmaya calisiyordu. ve yine sonradan adinin duncan oldugunu ogrendigim -digerini bir daha hic goremedigimden adi hakkinda hicbir bilgim yoktu- iki hongkonglu cocugun yanina gittik. birlikte az biraz konustuk. musluman olup olmadigim sorulmustu -simdi nedenini hatirlayamadigim bir konudan gelinmisti buraya- saliyesel bir tereddutle "hayir" derken bu cevabimla kendimi daha iyi hissetmistim. havaalaninin onunde, bavullarimizin uzerinde oturuyor ve cevreye merakla karisik bir sakinlikle bakiyorduk. gozlerindeki o parlak isigi gordugumde -umutlar, beklentiler, hayaller demekti bu- kendi gozlerimde de ayni isigin olup olmadigini merak ettim. cunku icim bir bosluktan ibaretti, ayni aklim gibi. sadece dusunemedigimi hissediyordum cok dusunuyor gozuksem bile. koyu renklerde, dar bir kotum, acik gri sandaletlerim ve siyah kisa kollu bir tisortum vardi uzerimde. saclarim kahverengiydiler ve belime dek uzaniyor ama belli bir sekli ya da modeli olmadigindan sikici gorunmuyorlardi. katka adindaki cek kizin icten tavrindaki sicaklik, her seyin daha iyi olacagina inanmamda bana yardimci oluyordu ve bes kisilik bir grup olarak mavi bir taksiye bakiniyorduk. bana cok uzun gelen bir bekleyisten sonra taksimiz geldi ve Prag sehri hakkinda yuzeysel bir fikir edinmemizi saglayan yolculugumuza basladik. sokaklarin boslugu ve gordugum manzaralar bile zihnimde herhangi bir dusunce olusmasina yardimci olmuyordu. kendimi akisa birakmistim ve simdinin birkac dakika sonrasi hakkinda herhangi bir tahmin yurutemeyecegim yeni hayatima baslamistim.

butun bunlarin uzerinden ne kadar cok zaman gecmisti halbuki. bircok insan, bircok millet, bircok dil gormus, bircok adam tanimis, ikinci bir sampuan almaya ayiracak para bulamayacagimi bildigimden sampuani idareli kullanmis, sadece "garip" olarak nitelendirilebilecek bir disiplinin altina girmis, yanlis olarak nitelendirilebilecek seyler yapmistim. meksikali, silili, kanadali, japonyali insanlarla ayni masada ayni anda cok kereler oturmus, ayni seylere gulmus, ayni seylere kizmistim. hayatimda anne-baba-ev kavrami yoktu artik. okul-sinav kavrami yoktu. toplum-insan kavrami da. ozgurdum. garip nitelikli disipline edilisim haric -programimin muduru benim gibi birinin bu disiplin altinda yasamasi gerektigini, ileride, bulundugum konumdan ust insanlarin kuracagi cumlelerden, yaptiracaklari seylere kadar her seye aliskin ve hazir olmam gerektigini soyledigi icin, ne kadar "mutsuzum" desem de "hayatin boyunca mutlu olamazsin ezgi" diyebildigi icin, kendimi siniyor ve daha cok sey ogrenmek adina her seye katlanmaya calisiyordum- yine de mutsuz bir hayattan gelmisseniz ve bu cumleyi cok baska bir ulkedeki cok baska bir hayatinizda dahi duyabiliyorsaniz, bu duruma once guler sonra da her seyi kabullenip bir sekilde hayatinizin ancak boyle yasanabilecek bir sey olmasi gerektigine falan inanabilirsiniz. zaman, dusundugunuzde, "agir gecen ama sonradan donup baktiginizda "cok cabuk" olarak nitelendirebileceginiz" bir seydi burada. insanlar sizin hakkinizda cok fazla dusunuyor, fikirler yurutuyor ve orada ne yapiyor oldugunuzla gereginden cokca ilgileniyorlardi.

bu kadar kisa surede kazandiginiz bu seyleri, bu kazanirken bile onlari cok kisa bir sure icinde kaybedeceginizi bildiginiz seyleri hayatiniz boyunca unutmayacaginizi her seyden daha iyi biliyordunuz.