aslinda dokundu.
kimilerinin gelebilecegi yerlerden gayretle, insanin insana uzakligi,
insanin insana ihtiyaci tanimlanir gibi degil, sen ve ben gibiler icin bile.
aslinda dokundu. biraz. hayatin insanlar adina korkutuculugu, anne-baba-ev
kavramlarindaki once bedenini, sonra cevreni, aslinda hayatini cevreleyen
duvarlarla sokaktaki kotuluklerden, soguktan, geceden, ayyaslardan,
sarhoslardan, kotu adamlardan, bicak kesiklerinden, kursun yaralarindan,
tinerden, baliden, evsizlerden, aclardan, dinsizlerden, siyasetten, seksten,
yabancilardan, dinden, adaletten, intihardan, siirden, senin gibi
dusunmeyenlerden korundugun bir yasama seklinden tek basina, eline, iki uc
sokak otedeki pasajin, demirleri pas tutmus kapisindan girerek, kucuklukten ve
yoksulluktan sikis tikis bi dukkanindan baba parasiyla aldigin ucuz bavulunu
takarak, icine sicak yaz gunlerinde ve soguk kis gecelerinde giyebilecegin
turden butun giysilerini doldurarak, sokaga, kotuluklere, yabancilara,
parasizliga, yalnizliga, soguga, karanliga gidisin. kimseye guvenmemen
ogretilmistir sana. "aman kizim" denmistir, "dikkat et
o'na". bir yerden sonra ogretilerin bir anlami yoktur. bir yerden sonra
hicbir seyin bir anlami yoktur. insanlara guvenirsin, insanlara guvenmemen
gerektigini ogrenirsin. ama hayatin her zaman icin senin yasadiklarindan
ibarettir. televizyonu acar, acilara bakar, uzulur, huzunlenir, dusunur,
dusler, sonra bir isin ciktiginda ya da artik uyuman gerektiginde televizyonu
kapatir, kendi hayatina donersin. izledigin sey bir gercekten daha cok huzunlu
bir filmin bitmis olmasi gibidir. bunun gercekligini kendi hayatinda tatmadikca
hissedemezsin. baskalarinin acilarina bu yuzden dahil olmak, baskalarini
anlamak, baskalarina yardim edebilmek turden seyler sadece insanin insani ve
insanin kendini kandirmasi gibidir. insan dedigin yalnizdir cunku. insan dedigin bir erkegin ve bir kadinin zevk
ihtiyacindan dogan bir seydir cunku. insan dedigin hayatina girilebilecek bir
sey degildir, hayatina eslik edilebilecek bir seydir yalnizca. bunu bazen bir
anne yapar, bazen bir baba, bazen bir arkadas, bazen bir es, bazen bir yabanci,
bazen bir cocuk. bu yuzden gittiklerinde, bu yuzden gidildiginde, hayatin
uzerine kurulan cumleler, hayatin anlami ya da anlamsizligi uzerine yazilan
siirleri hep garipsemisimdir. ben elimdeki kirmizi cirkin bavulumla once
odamdan, evimden, sonra sokagimdan, ilimden, ulkemden giderken, sadece gitmis
oldugumu hissetmistim. ne yaptigimi, neden yaptigimi bilmiyordum, ucakta,
yanimda hic tanimadigim ve hic tanimayacagim iki adamla birlikte otururken. iki
uc saat sonra her sey muhtemelen bitmis olacakti ve ben de hic bilmedigim bir
ulkenin sokaklarinda yuruyor olacaktim. neden bu yolu secmistim? neden hayatimi
en karmasik haliyle birakip cekip gitmek kendim adina en adil olaniymis gibi
gozukmustu? neden isleri daha da karistiracagini bile bile elime o kirmizi
cirkin bavulu takip buralara gelmistim? aklim bir bosluktan ibaretti. kendimi
buyuk bir caresizligin icinde hissetmis ve gitmekten baska bir carenin
kalmadigini cok derinimde hissetmistim. insan dedigin olurdu de, yasadigi gibi.
butun kurallardan, normlardan, klasiklerden, bicimlerden, kaliplardan uzaga,
cok uzaga yasamak gibi. hayatimi mahvederken bunu en bilincli halimle ve en her
seyi goze alabilecek cesaretin sahibiyken yapiyor oldugumu biliyordum. sonradan
adinin pavlo oldugunu ogrendigim italyan bir cocuk karsiladi beni.
gulumsuyordu. yolculugumun nasil gectigini soruyor ve bana yardimci olmaya
calisiyordu. ve yine sonradan adinin duncan oldugunu ogrendigim -digerini bir
daha hic goremedigimden adi hakkinda hicbir bilgim yoktu- iki hongkonglu
cocugun yanina gittik. birlikte az biraz konustuk. musluman olup olmadigim
sorulmustu -simdi nedenini hatirlayamadigim bir konudan gelinmisti buraya-
saliyesel bir tereddutle "hayir" derken bu cevabimla kendimi daha iyi
hissetmistim. havaalaninin onunde, bavullarimizin uzerinde oturuyor ve cevreye
merakla karisik bir sakinlikle bakiyorduk. gozlerindeki o parlak isigi
gordugumde -umutlar, beklentiler, hayaller demekti bu- kendi gozlerimde de ayni
isigin olup olmadigini merak ettim. cunku icim bir bosluktan ibaretti, ayni
aklim gibi. sadece dusunemedigimi hissediyordum cok dusunuyor gozuksem bile.
koyu renklerde, dar bir kotum, acik gri sandaletlerim ve siyah kisa kollu bir
tisortum vardi uzerimde. saclarim kahverengiydiler ve belime dek uzaniyor ama
belli bir sekli ya da modeli olmadigindan sikici gorunmuyorlardi. katka
adindaki cek kizin icten tavrindaki sicaklik, her seyin daha iyi olacagina
inanmamda bana yardimci oluyordu ve bes kisilik bir grup olarak mavi bir
taksiye bakiniyorduk. bana cok uzun gelen bir bekleyisten sonra taksimiz geldi
ve Prag sehri hakkinda yuzeysel bir fikir edinmemizi saglayan yolculugumuza
basladik. sokaklarin boslugu ve gordugum manzaralar bile zihnimde herhangi bir
dusunce olusmasina yardimci olmuyordu. kendimi akisa birakmistim ve simdinin
birkac dakika sonrasi hakkinda herhangi bir tahmin yurutemeyecegim yeni
hayatima baslamistim.
butun bunlarin uzerinden ne kadar cok zaman gecmisti halbuki. bircok insan,
bircok millet, bircok dil gormus, bircok adam tanimis, ikinci bir sampuan
almaya ayiracak para bulamayacagimi bildigimden sampuani idareli kullanmis,
sadece "garip" olarak nitelendirilebilecek bir disiplinin altina
girmis, yanlis olarak nitelendirilebilecek seyler yapmistim. meksikali, silili,
kanadali, japonyali insanlarla ayni masada ayni anda cok kereler oturmus, ayni
seylere gulmus, ayni seylere kizmistim. hayatimda anne-baba-ev kavrami yoktu
artik. okul-sinav kavrami yoktu. toplum-insan kavrami da. ozgurdum. garip
nitelikli disipline edilisim haric -programimin muduru benim gibi birinin bu
disiplin altinda yasamasi gerektigini, ileride, bulundugum konumdan ust
insanlarin kuracagi cumlelerden, yaptiracaklari seylere kadar her seye aliskin
ve hazir olmam gerektigini soyledigi icin, ne kadar "mutsuzum" desem
de "hayatin boyunca mutlu olamazsin ezgi" diyebildigi icin, kendimi
siniyor ve daha cok sey ogrenmek adina her seye katlanmaya calisiyordum- yine
de mutsuz bir hayattan gelmisseniz ve bu cumleyi cok baska bir ulkedeki cok baska
bir hayatinizda dahi duyabiliyorsaniz, bu duruma once guler sonra da her seyi
kabullenip bir sekilde hayatinizin ancak boyle yasanabilecek bir sey olmasi
gerektigine falan inanabilirsiniz. zaman, dusundugunuzde, "agir gecen ama
sonradan donup baktiginizda "cok cabuk" olarak
nitelendirebileceginiz" bir seydi burada. insanlar sizin hakkinizda cok
fazla dusunuyor, fikirler yurutuyor ve orada ne yapiyor oldugunuzla gereginden
cokca ilgileniyorlardi.
bu kadar kisa surede kazandiginiz bu seyleri, bu kazanirken bile onlari cok
kisa bir sure icinde kaybedeceginizi bildiginiz seyleri hayatiniz boyunca
unutmayacaginizi her seyden daha iyi biliyordunuz.
1 doz:
AĞAÇ OLSAM
insan değil de ağaç olsam
dallarımın arasından rüzgar esse
yapraklarım, çiçeklerim meyvelerim olsa!
mevsimleri yaşasam...
köklerimle toprağın derinliklerine sarılsam.
kuşlar konsa dallarıma, yuva bile yapsalar...
böcekler, karıncalar yollansalar içime...
çürütseler oralarımı,
ballarım, sakızlarım olsa
gövdeme bir insan yaslanıp uyusa...
ben bunları hiç bilmesem, sadece ağaç olsam...
ERKAN OĞUR
istanbul..
Yorum Gönder