20120918

20120912

ben, hiç

aklımı karıştıran şeylerin varlığı mesela. meselalar. meseleler.


basit şeyler. den söz edesim. var. aklımdan geçen her şeyi bir bir yazasım. neden mi? konuşabilmek için. belki de. onları anlatmamak için biraz. biraz da kendimden bahsetsem. çok mu. dur ki. bir insanın. kendini yaşıyor olması. yaşamaya çalışacak olması.

varoluşun sancılarının üzerinden belki de iki yüzyıl geçti. bu iki yüzyıl herhangi bir şey düşünmeden, herhangi bir yere temas etmeden, zamanı tutarak saçlarının en diplerinden, öylece geçti.

yaşamamış hissettin. olmamış hissettin.

yaşamadı sanki kimse sen onları düşünmeyi bıraktığın her an. sanki olduklarını düşündüğün yerlerde öylece hareketsiz ve donuk
kalakaldılar.
bu düşüncenden bahsettin birkaçına.
normal biri olmadığından, hayatı çok dallayıp budakladığından
en kötüsüyse
zorladığından söz ettiler.

bunlar da geçti.
senden de geçti.
sen de geçtin zaten

bir gün. zamanın en orta yerinden. adının ağırlığını taşıyarak
köşebaşlarında yüklerini salarak en pisi de olsa o yerlerin
yüklerinden kısa süreliğine de olsa kurtulmanın rahatlığına vararak

çok düşündüm seni. yaşamını düşündüm. yaşayışını. en çok da gözlerini
sevmedim de hiç.

göğüslerim vardı benim de halbuki. bacaklarım. ellerim vardı. bileklerim. yanaklarım
biraz da kalbim vardı
birazcık

ruhumu yaşaması için sokağa salardım
insanların arasına
eline köşedeki bakkaldan alınmış sarı bir top tutuşturarak
çocukluğunun en ince yerinden öptüm ben seni
ama sevmedim de hiç.

üzülmeseydin keşke. her ne olduysa. olmuş olsaydı ve yürüyüverseydin
üç beş kısa adım atarak
bambaşka bir sokağına saparak
bu küçük şehrin

unutuverseydin.
sevmedim çünkü ben hiç.
seni
gözlerini
de

20120911

-den beri

breaking bad'le geçen bir ömür değil ama. bir ömürlük yaz. ne yapsam nerelere gitsem diye düşünürken. öylece. geçiveren bir yaz koskoca. kendimi şiirlere mi versem. birilerine mi adansam. birkaç yaşama şekli daha. insanlar çok konuşuyorlar. ben de az konuşmam. biraz bi' değişik bütün bu olanlar. şimdi bekliyorum. pek gelesi olmayan bir şeyi, pek geleceğine umudum olmayan bir şeyi. yeni bir hayat gibi bu mesela. yeni birileri gibi, yeni bir şeyler gibi. bir şey'i her çoğul kullanışımda kırmızı bir çizik atardı edebiyat öğretmenim. bazı şeyler dememin gereğinden söz ederdi. ben hoşlanmam ki bazı şeyler'in kulaktaki o tınısından. bazı şeyler. bu çok daha derin kavramların gerektirdiği bir ikileme gibi. bu bir ikileme de değil. beynimi yaşıyorum. bir edebiyatı bir dili bir anlatımı yaşayamasam da. balık falan yiyorum. balık falan gibiyim halbuki. hangi denize yüzsem fark etmeyecek gibi. öyle uçsuz bir ikilem. üçlem. dörtlem. böyle şeyler de henüz türemedi. halbuki birileri hayatını keşfetmeye adamış. yeniden elektiriği. yeniden yerçekimini. yeniden aşkı keşfetmeyi, yeniden kendini. banaysa her şey uzak geliyor. biraz da burnuma yanık kokusu. çürüyoruz diyor çok sevdiğim bir arkadaşım. burada oturmuş ve öylece. çürüyoruz. manalı geliyor kurduğu cümleler. halbuki manasız biri. en az. benim kadar. belki. senin. kadar. halbuki noktalardan vazgeçmiş olsaydım çok önceleri. her şeyin bitmesine anlam veremeyebilirdim. ama noktaları ben koydukça, sizleri de, yazmayı da, hayatımı da bir yerlerde, dünyanın belirli noktalarında(yine bir nokta, yeni bir nokta) öylece bitirdim. biraz da domates kesmeli. domates'in o 'z' tınısı kelimeler cümleler arasında kaynayan. arada kaynayan birçok insan gibi. arada kaynayan birçok harf. ses. seks. yok. oralara girmeyelim. oraların ötekileştirilmesi. ötekileştirilmek. böyle bir terimin varlığı.yla tanışmam. çok seneler.önce. halbuki yıl'a sene demeyi sevmem ben. bu ılgıt'a ezgi demek gibidir. bazen de ezgi'ye ılgıt demek gibi. her şeyin ne kadar 'değişik' olduğunu anlayabilmeni çok isterdim. bu kelimeyi neden bu kadar çok ağzıma aldığımı da.(ağza almak deyiminin erotikliği.ayıp.ama) biraz erotizm koksam biraz edebiyat. biraz da iyilik belki biraz da. biraz da. oralara girmeyelim oralar tehlikeli.ötekileştiren.bir ezgi. ya da. bir. ılgıt'tır. belki. bunu. yazan.

hem kim beni tanıdığını iddia edebilir?