20121018

11

"sanırım olması gerekeni yaparsan hakkındaki, kaçındığın çok şeyle birlikte olmaya başlayacaksın. işte her şey çevrende dönüp duruyor olacak. sen üzerine düşünmesen de. aslında çoğu şeye anlam veremesen de o yapman gereken şeylerde, her şeyin nedenini bir şekilde biliyor olacaksın. roth gibi. büyük harflerle: 'kendin'

bu içinden çıkabileceğin bir döngü değil"

20121012

yazmak, konuşmak yerine

bir insanın "yerine" yapılan bir şey.

ne zamandır dinlemek istediğim bir şarkıya rastladım. benim "yerime" bulmuş birileri. benim "yerime" koymuş öylesine rastgeldiğim o yere. benim yapmaya üşendiğim bir şeyi benim "yerime" yaptığı için şimdi o şarkıyı dinleyebiliyorum. o şarkıyı dinlerken buraya birilerinin "yerine" ben yazabiliyorum. ama yine de ona teşekkür etmeyeceğim. benim "yerime" yaptığı bu şeyi benim için yapmadı. benim dünya üzerindeki varlığımdan haberdar bile değil. zaten ona teşekkür etmek aklımın ucundan geçmez.

(eylemin içinde insan körleşen bir şey gibidir. eline, önüne geçmiş her şey sanki onun elde ettiği bir şeydir. hayır. hayat bize sunulanlar ve bizim sunduklarımız arasında gidip gelen bir şey. bu iki seçeneği de içinde barındıran bir şey.)

beynimin içi insanların hikayeleri. insanların acıları, insanların başarıları, insanların zayıf yanları, insanların mutlulukları. beynimin içi cinsel hikayeler. beynimin içi yorgunluk. beynimin içi matematik. beynimin içi felsefe. beynimin içi edip cansever. beynimin içi kaçırıldığı için üzüntü veren bir dizi. beynimin içi sigara. beynimin içi dikkatsiz bir el hareketi sonucu küle bulanmış bira. beynimin içi şiir. beynimin içi politika. beynimin içi karşı balkonun oradan oraya zıplayan beyaz tavşanı. beynimin içi insani yanlarım. beynimin içi şampuan kokusu. beynimin içi sevdiği kızın saçları. sevilen kızların saçları. beynimin içi kavram. beynimin içi yıkanması gereken bulaşık. beynimin içi benim "yerime" o insanların yaptıkları şeyler. ve benim "için" o insanların yaptıkları.

işte kırılma noktası.

sanki bir bıçak darbesiyle açılacak küçücük bir delikten bütün o iç organlar fışkıracakmış gibi. ne zaman elim kesilse sımsıkı tutuşum bu yüzden. kendime karşı, otokontrolümü yitirdiğim o an işte, işler değişiyor. 

bir odadayım. ben bu masada oturuyorum. ben bu masada oturmuş oluyorum. bu masa bu hayat demek. içeri birileri giriyor. o birileri hayatımın fonu oluyor. o insanların hayatımda bir geçerlilikleri yok. ben hayat dediğimde o insanları algılamıyorum. oturduğum masayı ve içinde bulunduğum odayı, ben "bu hayat" kavramımla yalnızca "kendi çemberimdeki alanları ve insanları" kastediyorum. bu güneşin yalnızca sizin için doğması ve dünyanın yalnızca sizin için dönmesi gibi bir şey. insanlar egoist olmadıklarını vurgulasalar da, "hayattaki acılar" televizyonda görülmüş "üç beş üzücü haber", orada burada anlatılmış "birkaç ibretlik hikaye" ve şans bulunduğunda dinlenmiş "bir iki etkileyici deneyim" ve hayatındaki "insanların dertleri" ve en önce de "kendi acıları"ndan ibaret. ben, bir insan olarak, hayatımdaki insanları, onları düşünmediğim sürece "bir akış"a dahil hissetmiyorum. işte ben burada oturuyorum. ama hayatımdan çıkmış a ya da b'yi düşündüğümde onun da şuanda muhtemel olarak bir şeyler yediğini, konuştuğunu, sigara içtiğini, duşa girdiğini, tv'nin karşısında oturduğunu, okuduğunu düşündüğümde, içime bir tanıdıklık hissi ve hatta her ne yaptığını bilmesem de kesin olarak yapacağı (insani gereklilikler) şeyleri bildiğimde bir haz duyuyorum.

insan tatlı bir şey. değişik bir şey. değişen bir şey. ama yüzeysel algılardan yola çıkıp çok felsefik bir boyuta ulaşmış insanlar, doğanın en yabanıl yaşamlarından gelip en ileri teknolojileri keşfedip de bundan haz duymayıp yine doğaya dönen insanlar gibi.


insanın kusurlu yanını düşünürken aklıma birden bunlar geldi, ha, zihinlerde oluşmuş bir yanılgıyı da böylece ortadan kaldıralım:

ben mutlu kişiyim. yüzümü rüzgara döndüm. 





20121007

çıkış noktası

insan yapmayacağı bir şeyi, hiçbir koşulda yapmaz. iyi, kötü, belki de en kötüsü olduğunda dahi. insan bir şeyi yapıyorsa, onu yapabilecek biridir. sadece o şartın gerçekleşmesi gereği söz konusu. belki ondan önce değil ama o sınırda 'bunu yapabilecek birisi'. ve bunun bir savunması yok. birini öldürmeyecek biri birini öldürmez. "ama şöyle, ama böyle"ler bunun bir gerekçesi olamaz. şimdi, yüzeysel konuşmalarda dahi insanın verdiği insani tepkilerle bütün bunlar ölçülebilir. "bütün bu pislikleri toplayıp yakacaksın, asacaksın, keseceksin" tarzı cümlelerin herbiri de bir hitler'in çıkış noktası. "ama onlar şöyleler, böyleler"li hiçbir başlangıç ardından gelecek eylemleri doğrulamıyor.

siyasi noktalara değinmek bir süredir uzak durduğum bir konuyken. hümanistim adı altında saat 3 sularında pastanelerde toplanıp kahve içen, türlü şekerlemeler yiyen bu insanların, iyide iyi, kötüde kötü oluşları beni çok güldürüyor. insan, kendiyle çelişmemeli. ortadaki yanlışı, o şeyi yok ederek ortadan kaldıramazsınız. o insanı, o maddeyi, o şeyi yok edersiniz yalnızca. fikirler orada öylece kalırlar. fikirler kaldıkça büyürler hatta. bir şeyleri değiştirmek mi istiyorsunuz? zihinleri değiştirin. eğitin. okullarda yalnızca matematik ya da din öğrenilmesin. bakalım, eğitim neymiş. "bireyin davranışında, kendi yaşantısı yoluyla, eğitimin amaçlarına uygun ve kasıtlı olarak istenilen yönde değişme meydana getirme sürecine eğitim denir. eğitim bir süreçtir. eğitim sürecinde, kişinin davranışlarının istenilen yönde değiştirilmesi amaçlanmaktadır. eğitim süreci yaşam boyu süren bir öğrenim sürecidir. davranışlarındaki değişme kasıtlı olarak gerçekleştirilmektedir. eğitim sürecinde bireyin kendi yaşantıları esastır." gibi gibi. çok hümanistsiniz. insanı seviyorsunuz. böyle cicibici laflar ediyorsunuz. ha o zaman: silahla değil, kitapla savaşın. ki güldürmeyin onu bunu. ya da ben faşistim deyin. insanları çelişkilerinizle yormayın.

birini aldatan biri. birine yalan söyleyen biri. kaçan biri. kovalayan biri. umursamaz biri. çok umursar biri. hiçbir şey öznel nedenlere bağlı olarak gelişmiyor siz kalkıp da "bakın ben bir şeyim" dediğinizde, gerçek manada o şeyseniz, hiçbir şey bunu etkilemiyor. ama kalkıp da beylik laflar etmek yerine, her öznel durumda bambaşka biri olan, her kapı aralığına sıkışabilecek türden biri olmayı da göze alabilirsiniz. bakın size daha kolay bir yaşama şekli.

ben artık "birşeyistim"lerle "şunubunustumlar"la bir yere varılabileceğine inanmıyorum. insanlar insandır ve başkadırlar. başka düşünürler, başka yaşarlar. aynılık formalardır, kesilmiş sıfır numara saçlardır, giyilen postallardır, takılan armalardır, verilen selamdır. ama farklılık zihindedir. o aynılık, vatan aşkıyla tutuşup kendini buna adamış, buna dair her şeyin zerresinden mutluluk ve gurur duyan insanı da barındırır, orduya, millete, devlete inanmayan bir anarşisti de. bırakın artık şu insanın kandırılma isteklerini. bir zayıflıktır bu, gerçekle yüzyüze gelebilecek cesarete sahip olmayıştır. tarafından aldatıldığım bir eş, bir sevgili, bunu bana söylemeli. söylesin. keşke söylese. ben de bunu bilir ona göre alırım kararlarımı, bunu bilir ona göre hareket ederim. görüşünü benden saklayan biriyle ben aynı masada oturuyorsam, ben görüştüğümü sandığım kişiyle değil, bambaşka biriyle o masada oturuyorum demektir. o anda o masada olmamız hiçbir şey ifade etmez.

farklı görüş kötü, farklı yaşayış kötü, farklı millet kötü. farklı hayat kötü. bir tek siz güzelsiniz, bir tek siz cicisiniz zaten. bir tek onlar bok zaten. bırakın artık şu katı hayatları. reddetmeyin, yok saymayın diğer seçenekleri daha fazla. sıkıcı oluyorsunuz. eşçinsel biri eşcinsel biridir. adam öyleyse sana ne zararı var. senin onunla ettiğin arkadaşlığa ne zararı var. ama ona zararı var bu reddedişin. insan neden kendi olamasın! insan neden söylemeyesin içinde biriken şeyleri. bırakın artık şu ayakları. sizin dininiz sizin dininiz. sizin siyasetiniz sizin siyasetiniz. ha çok dediğim dedikseniz, ha çok inanıyorsanız görüşlerinizdeki mantığa, paylaşın onları, ama suçlayarak değil, yok sayarak değil, "ben böyle düşünüyorum" "sen ne düşünüyorsun" diyerek ikna edin birbirinizi. bana sorsanız ben ikna etme girişiminde bulunmam. dokunmam insanlara. bırakın dokunmayı, sizin gibi hırpalamam. yok etmem. öldürmem.

kaç kişiyi öldürüyoruz bu yüzden. kaç kişi olduğu kişiyi bastırmakla, gizlemekle uğraşarak ömürler tüketiyor. o adamları içinize aldığınız gibi, o kadınların içine girdiğiniz gibi, girin o hayatlara ya da bırakın girsinler hayatlarınıza. cinsel bağlamda sevimli olan eylemler, o farklı bedenlerle bir olma hissi nasıl hoş görünüyorsa, işinize gelmediği ölçüde hem de bu da böyle olmalı.

ben çok sıkıldım artık.




20121003

dream your life, live your dream

melabalar.
rutine bağlayabilecek bir hayata dönüş yaptığım için yeniden, inanılır olmayan bir şekilde mesudum. sabahın bir körü uyanıyorum. çay demliyorum. sırf kahvaltı etmek için kahvaltı ediyorum. giyiniyorum. buna çok özen gösteriyorum. saçlarımı uzun uzun tarıyorum. test kitaplarımı alıyorum. dersaneye yürüyorum. dersaneye girmiyorum ama, önünden geçiyorum öyle çok başka yerlere giden insanlar gibi, bir ya da iki sigara yakıyorum bir sokak arasında. şanslıysam oturuyorum. geleni geçeni izliyorum. sonra dersaneye giriyorum. "günaydın" diyorum. "günaydın" demiyorlar genelde. herkes kendi halinde oluyor sonra ben gülümsüyorum. yerime oturuyorum. test kitabımı açıyorum, soru çözüyorum. bu böyle gidiyor. tek başımayım ama bir topluluğa dahilim. ben konuşmuyorum ama birileri birileriyle konuşuyor ve bütün bunlar beni mutlu ediyor. çünkü "bir hayat"ım olduğundan söz edebiliyorum artık. "şunu bunu yapıyorum" diyebiliyorum. o arada kalmışlık, o sıkışmışlık hissini üzerimden kazıyorum resmen. sonra neşeli şarkılar dinliyorum. sigara yakıyorum, kendi kendime dans ediyorum. sonra kahkaha atıyorum bu durumuma. "iyi bok" diyorum. yalnızlığın çılgın bir mutluluk olduğunu diğer insanlar da keşfetsin istiyorum. sigara dışında para harcamıyorum. zaten sigara için gereken para denkleştirilmesi gereken bir şey benim adıma. arkadaşlarım arıyor sonra. onlara çözdüğüm sorulardan bahsediyorum. o kadar çok soru var, o kadar çok kitap diye düşünüyorum, ilk defa gözümde büyüyor çünkü ilk defa bu işi yapmaya hevesliyim, buradan bunu çıkarıyorum ve bu bile beni mutlu ediyor. hoşlandığım bir adam yok. sevdiğim bir adam yok. herkesle iyi geçinmek gibi bir çaba da göstermiyorum çünkü zaten bunu çok rahat yapabiliyorum. ehliyet almayı kafama koymuştum ve bugün öğrendim ki bunu da başarmışım sorunsuz şekilde. şimdi iki büyük planım var ki. bundan birbuçuk sene evvel kafamda oluşmuş dört büyük idealden ikisini başardığımı görüyorum. kalan ikisini de halledebildiğimde, sanırım artık ben de uçabilen kuşlardan olacağım. birden aklıma halukbilginer geldi. oğuz atay'ı kötülediler bugün, hemen yanıbaşımda. önümdeki sıraya eğik gözlerim dikildi birden. konuşmaları dinledim ama hiç kendimle bağdaşmayacak şekilde sustum da hiç çaba göstermeksizin. sonra anladım ki ben büyümüşüm. hem de ben güzel büyümüşüm. en basiti, kötü biri olamayacak biri olarak büyümüşüm. bütün bunlar büyük şeyler. ha o mu? o bir başkasını seviyor zaten. onun yerinde olsam ben de bir başkasını severdim zaten. bence bütün platonik aşıkların kurabileceği cümleler olmalı bunlar. yani, nebileyim, öyle işte. benim bir hissim yoktu gerçi, benim bir düşüncem vardı. ne adamım. haha. şöyle yazdıkça kendimi iyi ve daha iyi hissediyorum. gerçi hala uyuyamıyorum. uyuma eylemi bana zevk vermiyor. buna kendimi zorluyorum. çünkü hayal kuramıyorum artık. birkaç yılı doldu bunun da. olsun. her şey değişir. her şey güzelleşir de zamanla. yani. şarap mesela. insanlar mesela. yaşlandıkça güzelleşen şeyler. bir de çok sinsi bir kedim olsun isterdim. bir de birileri çıkıp bana rilke hediye etse bence ben çok fazla mutlu bir insan oluverirdim. ama işte. her şey olmuyor bir şeyler olabilecekse de. sevdiğim herkes istanbul'da, ankara'da, orada burada. ama özlemiyorum onları. yani bir eylem olarak özlemiyorum en azından. otursam şimdi, içime baksam, çok fazla şey görürdüm orada ama bunu yapmadıkça hayat cedric'in 8 yaşında oluşu ve kalışı gibi bir şey. sorgulama, inan, olsun bitsin. hayat güzel mi? hayat güzel.

öptüm sizi,
çok narin.