20121012

yazmak, konuşmak yerine

bir insanın "yerine" yapılan bir şey.

ne zamandır dinlemek istediğim bir şarkıya rastladım. benim "yerime" bulmuş birileri. benim "yerime" koymuş öylesine rastgeldiğim o yere. benim yapmaya üşendiğim bir şeyi benim "yerime" yaptığı için şimdi o şarkıyı dinleyebiliyorum. o şarkıyı dinlerken buraya birilerinin "yerine" ben yazabiliyorum. ama yine de ona teşekkür etmeyeceğim. benim "yerime" yaptığı bu şeyi benim için yapmadı. benim dünya üzerindeki varlığımdan haberdar bile değil. zaten ona teşekkür etmek aklımın ucundan geçmez.

(eylemin içinde insan körleşen bir şey gibidir. eline, önüne geçmiş her şey sanki onun elde ettiği bir şeydir. hayır. hayat bize sunulanlar ve bizim sunduklarımız arasında gidip gelen bir şey. bu iki seçeneği de içinde barındıran bir şey.)

beynimin içi insanların hikayeleri. insanların acıları, insanların başarıları, insanların zayıf yanları, insanların mutlulukları. beynimin içi cinsel hikayeler. beynimin içi yorgunluk. beynimin içi matematik. beynimin içi felsefe. beynimin içi edip cansever. beynimin içi kaçırıldığı için üzüntü veren bir dizi. beynimin içi sigara. beynimin içi dikkatsiz bir el hareketi sonucu küle bulanmış bira. beynimin içi şiir. beynimin içi politika. beynimin içi karşı balkonun oradan oraya zıplayan beyaz tavşanı. beynimin içi insani yanlarım. beynimin içi şampuan kokusu. beynimin içi sevdiği kızın saçları. sevilen kızların saçları. beynimin içi kavram. beynimin içi yıkanması gereken bulaşık. beynimin içi benim "yerime" o insanların yaptıkları şeyler. ve benim "için" o insanların yaptıkları.

işte kırılma noktası.

sanki bir bıçak darbesiyle açılacak küçücük bir delikten bütün o iç organlar fışkıracakmış gibi. ne zaman elim kesilse sımsıkı tutuşum bu yüzden. kendime karşı, otokontrolümü yitirdiğim o an işte, işler değişiyor. 

bir odadayım. ben bu masada oturuyorum. ben bu masada oturmuş oluyorum. bu masa bu hayat demek. içeri birileri giriyor. o birileri hayatımın fonu oluyor. o insanların hayatımda bir geçerlilikleri yok. ben hayat dediğimde o insanları algılamıyorum. oturduğum masayı ve içinde bulunduğum odayı, ben "bu hayat" kavramımla yalnızca "kendi çemberimdeki alanları ve insanları" kastediyorum. bu güneşin yalnızca sizin için doğması ve dünyanın yalnızca sizin için dönmesi gibi bir şey. insanlar egoist olmadıklarını vurgulasalar da, "hayattaki acılar" televizyonda görülmüş "üç beş üzücü haber", orada burada anlatılmış "birkaç ibretlik hikaye" ve şans bulunduğunda dinlenmiş "bir iki etkileyici deneyim" ve hayatındaki "insanların dertleri" ve en önce de "kendi acıları"ndan ibaret. ben, bir insan olarak, hayatımdaki insanları, onları düşünmediğim sürece "bir akış"a dahil hissetmiyorum. işte ben burada oturuyorum. ama hayatımdan çıkmış a ya da b'yi düşündüğümde onun da şuanda muhtemel olarak bir şeyler yediğini, konuştuğunu, sigara içtiğini, duşa girdiğini, tv'nin karşısında oturduğunu, okuduğunu düşündüğümde, içime bir tanıdıklık hissi ve hatta her ne yaptığını bilmesem de kesin olarak yapacağı (insani gereklilikler) şeyleri bildiğimde bir haz duyuyorum.

insan tatlı bir şey. değişik bir şey. değişen bir şey. ama yüzeysel algılardan yola çıkıp çok felsefik bir boyuta ulaşmış insanlar, doğanın en yabanıl yaşamlarından gelip en ileri teknolojileri keşfedip de bundan haz duymayıp yine doğaya dönen insanlar gibi.


insanın kusurlu yanını düşünürken aklıma birden bunlar geldi, ha, zihinlerde oluşmuş bir yanılgıyı da böylece ortadan kaldıralım:

ben mutlu kişiyim. yüzümü rüzgara döndüm. 





Hiç yorum yok: