20121125

06:03

elinde kırmızı şarap şişesi. kabalığına eğreti ince bir şarap kadehi önünde. sarhoş olmuş. gülüyor, konuşması bozuk. "daha fazla içme" diyor ve şarap şişesini elinden alıyorum. arkadan bir kadın sesi, kızgın, "yeter" diyor "her gün sarhoşsun bak üzülüyor" diyor beni işaret ederek. adam gülüyor. "sizi rahatsız mı ettim" "neden üzülüyor" diyor neden üzülmüş olabileceğimi gerçekten anlamadığını hissettirerek. aslında üzüldüğüm falan yok. bu kez bundan söz ederken "bak beni umursamıyor bile" diyor. umursamadığım falan da yok. ama bundan bahsetmek zor geliyor. "tamam" diyorum. "şarap şişen mutfakta ve musluğun yanında, dilersen gidip alabilirsin, karışmam" diyerek odama geçiyorum. saat erken. hayatım yormuş beni. aldığım sekiz kilo uykularımı kaçırıyor. sağlığımın bozulduğunu ve giydiğim şeylerin yakışmadığını hissediyorum. sigarayı da azaltmam gerek. her gün yapmam gerekenleri düşünerek uykuya dalıyorum ama her uyandığımda dün ve bugün çok farklı olmuyor. okuduğum kitapları, izlediğim filmleri unutturacak bir hastalık sızmış beynimin içine. ağlamak geliyor böyle düşündüğüm gecelerde. yatağıma süzülüyor sessiz. dokunuyor bana ama pek başarılı da olamıyor. sınırımı bilmiyorum. sınır diye bir şey tanımıyorum. çünkü korkmuyorum. çekinmiyorum. kendi hayatımı düzeltemiyorum ki başka hayatlara etki edeyim. elinde sekiz liralık kırmızı şarabı, o da bana baktığında aynı cümleleri aklından geçiriyor. karşılıklı, hayatımızdan mutsuz, hatalarımızın farkında, günden güne daha kötüye gittiğimizin bilinciyle, yine de gitmeye devam ediyoruz. aramam gereken insanlar, görüşmem gereken insanlar, yazmam gereken insanlar, ilişkilerimi düzeltmem gereken insanlar, borçlu olduğum insanlar, hakkımda üzülen insanlar, hakkımda düşünmeyi bırakmış insanlar olarak biz. eve yeni çiçekler gelmiş. salonun en güzel köşelerini kapmışlar ve ölmek üzere olduklarından habersiz. bu eve gelen her çiçek öldü diyemiyorum karşılarına geçip. bu onları acıtırdı çünkü yapabilecekleri kısıtlı. en iyisi gidip su vereyim. ne tarafından sarsılmayı beklediğimi sorsanız bilemezdim ama kendimle ilgili olduğu muhakkak. ben biraz sert bir kadınım içimse alabildiğine yumuşak. sigara seni de öldürüyor beni de. ama içerken sınır bilmiyorsam sebebi sensin. adam gibi içebiliyorsam da sebebi sensin. kendimi umursamadığım gibi umursamıyorum aslında seni. bir şey demediğim iyi olmuş. çünkü ben yalanları.. hayat dediğin iki ve ikinin toplanma şekli. şimdi oturmuşuz ben ve vücut hatlarım, ben ve turuncu saçlarım, ben ve gri çoraplar, mutlu bir pazar gününü düşüncelerime bölüyoruz. bugün iki ve ikinin toplamı dört etmiyor. çünkü artı sekiz. kilo ve lira.
 

20121109

kirli kasım

"ve bizim en güzel öldüğümüzdür bu: yaşamak" der edip cansever bir şiirinde, bir gün. ya bu adamı ne güzel yapmışlar. düşünüyorum. nasıl bir tutkudan böyle bir adam doğar? hangi sevişmenin sonucudur böyle bir adam? söyleseler bana. keşke edip cansever benim babam olsa. keşke sevgilim. keşke ardım olsa keşke yanım başım. düşünüyorum. belki de senin yüzündendir her şey sayın cansever. sen bana dokundukça ve seviştikçe biz, işte böyle, işte kelimelerle, senin en güzel bildiğin şey olmanın vereceği mutluluk, işte böyle doğuruyoruz biz sancılarla günler süren acılı haykırışlar eşliğinde mi, belki de dakikalar süren bir şehvetin sonucu, on bir mi dakika, günler mi bitmiş, benim babammıydı ki o kim, bir gün canseverle yürüyoruz, güneş vuruyor gözlerimize, o benim elimi tutmuyor o bana hiç dokunmuyor, gözlerine bakıyorum gözleri yok bir gün, bir günse var, içim dışım oluyor sevgimse yok, bıraksak diyoruz biz şu dağları, biz şu dağlardan hiç söz etmişmiydik, belki de bir satır arası, hayır hiç yoktu öyle şeyler, bir gün şu kadın diyoruz bir gün şu adam, evet onlar üzerine saatlerce. sonrası kısacık bir şehvet anı dokunuyor en kadın yerlerime, çünkü biz kadınlar, dokunuşlarla yoğu var ederiz, bizde yok var olur dokunuşlarıyla. nasıl mı sevmek ki seni hani bir kitap gibi. hani bir kitabın en sevilen karakteri. ama o kadar popüler değildin sen. daha arkalarındaydın en uzun sıraların. ekmek alıyordun mevsim kıştı. adımı anıyordun bak ezgi diyordun. canseverdin sen sokaklarda yürüyordun sonrası turuncu sokak lambaları. ben bir adamdan hiç bahsetmedim. sanki hep vardın ben yok olduğumda da. sanki hep varsın ben yok olduğumda da. bak koşmuyorum, kimseye yanaşmıyorum, basit şeyler üzerine konuşuyoruz bak iki çay bardağı. ikisini de ben içtim birini senin birini onun yerine. sevgimi bölüşüyoruz sevgimse hep yabancı. tedirgin olamadık tedirgin olmaya vaktimiz yoktu öyle koştuk en korkulası yerlere bizi bu cesaret yordu. vurdu daha doğru bir kelime. nasıl mı mutluyuz biz birlikte? keşke duysalar sesini. sesin diyorum sesine inanıyorum. başkaları tanrıları konuşuyor ben cansever'i anlatıyorum. bıraksak diyoruz biz bütün insanlar adına hani. birileri adına yapılan yapılabilecek şeylerin yanlışlığı üzerine. zamanıysa tutamıyorsun saniyeleri başına dertler açıyor. saniyeleri seni yıkıyor bir ölüm haberi almalarının. ah diyorum şimdi gitsem sarılsam. ben sarılsam ne olur? hiç bir boka yaramam. bok diyorum sayın cansever lütfen beni hoşgörün. küfürler ediyorum ağır şehvet anlarından söz ediyorum. lütfen dokunmayın. bırakın sansınlar. bırakın en kötüleri olalım bu dünyaların. lar ler diyorum sayın cansever. hadi beni öpün şimdi biraz. biraz daha yaklaşın tenime bakıl usulcacık. büyüyorum yürüyorum ölüme yakın. hızlı yaşadık da bir bok oldu. bakın bok diyorum sayın cansever ölüme daha yakın. bir kadına yakışabilecek şeyler çiçeklerden ibaret değildir. bir kadın kısacık elbiselerin, pembelerin tasviri değildir. bir kadın ne kadar narindir sayın cansever. teni kırılır içiyse beton gibi. bir kadının istemeyerek sevişmesi. bir kadının aklındaki binbir şey sayın cansever bakın yazdıkça yoruyor beni. en iyisi söz etmeyelim. annelerin ellerinden öpelim en sıcak duygularla. ben annemin elini öpmüş müydüm, ben kimin elini. bayram bana gelmezdi ben bayrama gitmezdim. sonraları yazdı önceleri güzeldi. biz iki kişi yürüyorduk aklımsa edip cansever, o beni öpmek istiyordu bense canseveri, kimbilir kaç kişiyi aldattık bizlerse kadınlardık. biz narin değil biz kırandık. döküldü saçlarımız tenimizi yaktı güneş. ceninler olduk içimize kapandık aman bizlere vurmayın. aman dokunmayın bakın kırılacak. bakın kötü konuşuyor ama kırılacak aman kadınları sevin çiçekleri sever gibi. kadınlara basmayın çimenlere basmadığınız gibi. incelin daha da. inceldikçe yok olun. eksilmeyin ama eksilmek kötüdür. kadınlar çiçek midir kadınlarla sevişilir. kadın sevişmek için midir kadın öpülmek. kadın koklanmak için midir kadın bir çiçek midir. bakın dokunmayın kırılacaklar. bakın bekleyin onları biraz yorulmuşlar. adamlar diyorduk adamlar. aşık olunanlar bakışı güzel olanlar bizi sarıp sarmalayanlar. bir kadın korunmak mı ister bir adamsa korumak? inanmadığım dinler gibi inanmadığım laflar. adamlarsa güzeldir adamlarsa iyi. adamlarsa her şeydir. sarılmak istenir belki bir omzuna yatmak. aman diyim. kadınlara dikkat. bir günahtan kaçar gibi bir kadından kaçmak. bir adama sığınır gibi bir limana sığınmak. bakın denizler geçiyor. bakınız deniz'ler geçti. seviyoruz mu denizi. bak biz deniz'i çok. bundan mahrum orta avrupa ülkeleri gibi. gelişmiş ama yoksun. hadi diyoruz kaçalım ardımıza bakmayarak. insan her yerden kaçar ama kendinden kaçamaz. unutalım diyoruz bakın hayatsa güzel. bakın diyoruz şu geçen kadın güzel. bakın şu adamın gülüşü. hadi biraz daha cinsel olalım biraz daha şiir. ben edip diyorum sense cansever. ne güzel yaratılmışız bak birbirimiz için. hadi gel çocuğumuz olsun biraz da. biraz da evler alalım döşenelim. kalbimiz ikili koltuk gözlerimizse gümüşten vazolar. hadi hastayım bugün sevişmeyelim. hadi gidelim başkalarıyla. hadi benim karımın yanı hadi benim kocamın kolları. hadi bırakalım biraz üşüyoruz. hadi çocuklar şimdi sıra mı sizde. bakın sakın şunu yapmayın bununla konuşmayın. bak ezgi sigara içiyor onunla arkadaş olmayın. ağzı da pis. hem o ne biçim konuşuyor öyle sevişmekti, canseverdi, hadi görüşmeyin bidaha onunla açın ödevlerinizi yapın. nasıl mı seviyorum seni cansever? tutup da ölümden koparacak kadar. ya da ölümün içine koyacak kadar kendimi! 

güzel uyu be adam. güzel uyu.

20121103

5 ve 8 ya da 3

bir cumartesi sabahı daha manidar olamazdı. ez az üç gündür toplamda 5 kabus. kahve fincanı içindeki su, peçetelerden küllükler ve kore sigarası. kapalı perdeler ve evde yalnız kalabilmiş olma hissi. uçuşan bir sinek ve dağınık bir ev. aramanız gereken insanlar ve halen uyuyor olabilmelerine duyduğunuz imreni. bir sabah bu denli benim için yaratılmış olamazdı. mutluyum.

birazdan sigaram bitecek, bir müzik açacağım. yavaşça soyunacağım. duşa gireceğim sonra. uzunca orada kalacağım. sonra çıkıp ortalığı toplayacağım. perdeleri açacağım. cağım. cağım. test çözeceğim. ceğim.

her şey çok fazla değişecek değil mi. bir insanın kendine yaptığı en büyük saygısızlığı kendime yaptığımdan söz etti annem birkaç saat evvel. ne de haklısın dedim azıcık bi hüzünle. farkındalık insanı boğar, cehalet iyidir dediler sonra geçen bir günde. yok dedim. farkındalık farkındalıktır. cehaletse cehalet. kime dokunsam içine gömülüyorum. kendimi yarısı kopmuş bir sekize benzettim dün gece. boşluğu buldurabilmiş herkesin içime nasıl da bu denli sokulabileceğini aslında. bi boşluğa sahip değilmiş gibi davranmamın temelinde yatan. buymuş. bu yüzden mi şimdi hayatımda kimse yok. hayatımı kira sözleşmesi bitmiş ve içi boşaltılmış gibi hissetmem alelacele. camında acilen kiralık ya da satılık yazan. altına numara eklemek unutulmuş. kırtasiyeden alınan en ucuz kalemle bantlar sökülürken yırtılan a4 lerin üzerlerine eklenerek. bakınız ezginin yarı hissesi a kişisi. b kişisinde bir başka hisse. kimse bu evi satın almak istemez çünkü derdi çok. en güzeli daha sorunsuzu. bizim evde balkona çıkmak büyük bir dikkat gerektirir. dengenizi kaybettiğiniz anda tutunabilecek bir demiriniz yoktur çünkü. belki de elli yıldır vardır o demirler. çürümüşlerdir dışları lacivert boyalı. bizim evde tutunmak yasaktır. kira için gelmişken bunu belirtmemişlerdi.

ama her şey çok fazla değişir di mi. şimdi bir cumartesi sabahından aldığım mutluluğu bana ben bile veremezdim. salonun ortasında tekli bir koltuk pencereye dönük. bu eve giren bir yabancı için çok garip olurdu. küsmüş bir koltuk gibi. üzerinde hediye gelmiş bir türk bayrağı. eve gelmiş bir yabancı içinse çok milliyetçi. hemen sağında bir ezgi. eve gelip de girmiş bir yabancı için.. evet ezgi

en güzeli ne, puslu kıtalar atlası'na devam etmem. turuncu saçlarımla.



hem belki bir gün yeniden yazarım, ne dersiniz