20150529

yaşamalı!

bu odada geçirdiğim son günler bunlar, neredeyse her gün gördüğüm şu karşı duvarı özleyecek miyim? nerede bitip nerede başladığını, sivri köşelerini, boşluğunu hayal edecek miyim? sanmıyorum. hayatımda o kadar da özlemeyecek olduğuma inandığım çoğu şeyi bir bir özleyebildiysem, sanırım işte hemen şu karşıdaki duvar da değerli olma vasfını bir daha onu göremeyeceğimi fark ettiğim her gün ediniyor olacak. ah hayat. ne sevimli detayların var insan olmacalar adına. 

ama yaşamalı! bunu da. yaşamalı! 

20150423

bir anda dönüşüyorsun mesela. adamlar dinliyorsun. kapısı kapalı adamlar. sonra bütün seslerden ve sessizliklerden bir aralık buluyorsun. kendine bakıyorsun! kapını kapatan sensin. içine gömülen sensin. her şeyi işte böylece değiştiren sensin! sonra güneş falan doğuyor, içinde bulunduğun bir an sonsuza dek ağlamak istiyorsun, içinde bulunduğun başka bir an gülmek! sonsuza dek. sonsuza dek var olabilirim sanıyorsun. sonsuza dek var olacağını varsayiyorsun. sonra senin yaklaşımında kırılgan bir yan seziyor, seni nasıl üçe ya da beşe bölebileceğimiz hakkında hiç olmadığımız kadar ilgili davraniyor oluyoruz. daha da gömülüyorsun.

aklına bir şarkı düşüyor: kapısı kapalı etrafı sarılı...

20150419

yaklaşık bir bugün

şimdi yan masadan çakmak isteyen bir eril ses uzanıyor da o güzel kadının omzuna. ilk defa bulunduğu bu yerin eğreti çekingenliğiyle uzatıveriyor kibritini. kibriti gören eril sesin yüzü buruşuyor. ben de karşılarında varlığımı sürdürüyorum. o kadının görmediği o yüzü ben görebiliyorum. neden olabileceği üzerine düşüncelere dalıyorum. benziyor olduğuna inanarak biraz da hayata. bir çakmak ve bir kibritin aynı yakma işlevini görebileceklerini bir yana koyarak, bu memnuniyetsizliğin altındaki sebeplerle yüzleşiyorum biraz. daha kolay bir seçenek beklentisi mi, daha şık bir seçenek beklentisi mi. ben çok fazla algılayamıyorum. bu duruma içtenlikle gülüyor ve kendi akışımızın içinde yer almaya devam ediyoruz. biz. o masada üç kadın olarak. birazcık hayattan bahsediyoruz. biraz da latince sözcükler geçiyor. fazlaca anlayamadığımız şeylerin arasında suyun en şiddetli aktığı noktalara ulaşmaya çalışıyoruz ki yol alabilelim. hani hayattaki derin eşikleri atlatabilmenin "daha kolay" veya "daha şık" haliyle kendimize yön verebilelim. bu noktada biraz da gülümsemeye çalışıyor oluyoruz. daha fazla şiir diyoruz mesela cansever'in lafını geçirebiliyor olduğum anlardan duyduğum o gizli hazla daha fazla nefes aldığım inancını en içimde hissederek. mesela karanlık bir aralıktaki merdivene ilişiyoruz. mısır yiyoruz. anları ve tavırları hep başka bir şeyle ilişkilendiriyor ve halimizle dalga geçiyoruz. halimizle dalga geçmek bizi daha iyi insanlar dahi yapabiliyor. sonra bu yazdıklarımı okuyacak olduğuna inandığım o kadının dokunulmamış bir yanı da var şimdi aklımın bir köşesinde öylece asılı duran. öylece asılı duruyor çünkü bu asaleti kendime indirgeyemiyor oluyorum. asılı duruyor çünkü biraz çekiniyor oluyorum karşısında öylece uzandığım gecelerde. hani bazen insanlar varlıklarıyla ifade ederler ya nicesini. ona baktığımda bana anımsattıklarıyla var oluyor bende o daha çok. sonra bazen araya bir reklam giriyor. reklamlardaki sahtelikler bilinir. ürkütür beni çok onlar. hani bir köşeye siniyormuşum gibi dahi hissedebilirim kendimi. ürkerim, susturur beni. sonra da hüzünlü bir şarkı çalmaya başlar. kendisini "her şeyden ötürü" mutlu hissettiğini söyleyen o kadını üzüverir bu durum biraz. az evvel hissettiği neredeyse her şeyi unutur. ona o şarkı bir şeyler hatırlatır. her ne bilmiyorum ama bu değişim de beni ürkütür. öngöremediğim. neredeyse. her. şey. ürkütüverir. beni. ansızın.

ama yine de neşeli biriyimdir. neşeli biriyimdir ki "çakmak yerine kibrit" denklemi hayata uyarlanmış haliyle üzmez beni. bazen de şey olur. her şey bugünün içerdiği bütün o iyi ve kötü hislerden çok başka olur. sonra pencerede içerim sigaramı mesela. uzaklardan bir yerden şehir görünür. şehirlerin insanları vardır. onlar kızgınlardır. uyuyorlardır. sevişiyorlardır. hararetle bir şeyler anlatıyorlardır. bir yerden bir yere gidiyorlardır. düşünülebilecek o kadar çok şey verir ki o ışıklar size. ama bu yine de modern hayatın manzarasıdır. o anda o evlerin içi tanıdık olduğunca gizemlidir de. üzerine çok düşünülse de bazen yaklaşılamayabilir. çoğu kez yaklaşılamayabilir. çünkü o evlerin içlerinde burada dönenden her daim "başka" şeyler dönüyor olur. bir insanın kısıtlı varlığıyla tadamayacağı duygular vardır o evlerde. başka bir şiddette konuşulur gülünen hikayeler. başka şekillerde ağlanır o evlerde. güzel sesleri vardır insanların şarkılar söyledikleri. sonra elleri vardır ekmeklere uzanan. bir şeyler yazan. bir şeyler silen. ekmeği bırakan.

ulaşılabilir bir konumda olmanın da ulaşılamaz bir yanı vardır. insanlar beklenir. gelsinler de otursunlar işte şöylece diye. bir şeyler konuşabilmenin açlığı vardır. iyi şeyler dilenir. kötü hisler bastırılır. ama durulur orada öylece. bazen bazı hislere yaklaşılır da tam yakalanamaz. bazen hisler size yaklaşırlar ama yakalayamaz olurlar sizi. çünkü hep orada ve ulaşılabilir olduğunuzu sandığınız anlarda aslında sandığınız noktanın çok uzağında yer alıyor olmanız da en az diğerleri için öngördüğünüz kadar muhtemeldir. "hazırım" dediğiniz anlarda halbuki henüz hazır değilsinizdir.

ama sonra bizimle o merdivende oturmayı da seçebilirsiniz. mısır falan yeriz. belki sizin için sahile gider ve azıcık karşı kıyıyı izleriz. daha iyi insanlar olmak adına çaba gösteririz. reklamlar girmez hayatımıza. çirkin insanlar olmayı bırakabiliriz biraz da olsa. gerçekten konuşuyor oluruz konuştuğumuz sözcükleri. o kadının dokunulmamış yanlarının mistik etkisinde kalarak az biraz. şehrin insanları hakkındaki sonu gelmeyecek varyasyonları fısıldar oluruz birbirimize. her birine aslında gidip sarılabilmeyi dileyerek. neden olmasın?

tabii siz de beklentinizin çakmak olduğu anlarda uzanan kibrite gülümseyebileceklerdenseniz,

neden olmasın?

20150130

uzun bir zamanın ardı

şimdi akıp gidecek olan bir geceyi ucundan köşesinden yakalama çabası mıdır bu. bu beni buraya getiren. keşke daha fazla insan olsa diye aklımdan geçirmeden edemiyorum. beni eğilimlerin yönlendirir olduğu ise aşikar. yine de iyi bir insan olma çabamı takdir ediyorum bir gün herhangi bir zaman diliminde oturup. yine de olan ve olagelen şeyler yanında kendimce sürerli bir mutluluğun sahibiyim. 

ve şimdi yeniden sabit kalmayı dileyerek merhaba demek size ve sizlere, gülümsüyor olduğumu belirtmeyi de ihmal etmeden. çok yerinde ve çok değerli. 

merhaba insanlık, merhaba insanlar.

20150124

bir şarkı, 3 dakika ve 41 saniye

büyümenin alameti midir yalnızlık? bütün bunlar karşısında kendini çok küçük hissetmek ya da? belki de kırk yaşına girmiş o kadına yazdığım gibidir: "insan kaç yaşında olursa olsun zaman çok hızlı geçmiş oluyor, sanırım." buradaki "sanma" eylemindeki duraksamam oldukça kayda değerdi. kendimi çok şiddetli bir güdü karşısında ve arada kalmış hisseden bir ben. işlerin dönüp dolaşıp elinde avucunda ne varsa ona geldiği hissiyatına kapılan bir ben. işte artık ne varsa, her ne kalmışsa üzüntüden çok hüzünle dolabilen ve yine de tatmin olmuş bir halde. kendimle. bir gece. otururken. çok üşüyor olduğum halde pencereyi kapatmamak konusunda hayatımda olmadığım birçok şeye rağmen kararlı. bir. ben. oldukça sevimliyiz. oldukça sevimliyiz ki geçmiş bir yılda kurulmuş bir hayale bugün oturup gülebiliyoruz. herhangi bir şarkı da eşlik etmiyor tüm bunlara. oldukça kabullenilmiş, oldukça tatminkar şekilde yaş alıyoruz. yalnızlıktan falan bahseder olmuş olduğumuza göre, işler biraz karmaşıklaşmış. kırdığımız insanları kırmamış olabilmek adına elimizden gelen her şeyi yapabilirdik, belki de fazlasıyla. bir sinema filmini iki defa izleyebilir olmuşuz, belki de kadın dürtüleri de ele geçiriyordur bedenimizi olanca fedakarlığıyla. öyle büyük çılgınlıklar yapasımız gelmez olmuş, oturup bir çay ve iki sohbet dışında. küçücük de olsa bir samimiyeti yakalamayı dileyeli beri bu düşünceler egemenliğini kurmuş. hayatımızda. bizim hayatımız. sözde bize ait. özde insanlara bağlı. o güzelim insanlara. kim olduklarını en az sizin kadar benim de bilmediğim.

halbuki düşünüyoruz. bir yerde yapıyor oluyoruz bunu muhakkak. nereye sığınsak mesela. çok sesli yaşayabilen insanlar adına mükemmel bir kırılma noktası. hep seninle kalabilecek bir şeyin bir şarkı olduğuna inanabilseydin mesela. işte 3 dakika ve 41 saniyeye kısılı. onun da gerekleri var. ulaşabilmek adına. yapman gerekenler var. peki ya nedir eşlik eden ruhumuza? egomuzu yenmek adına onca verdiğimiz savaştan sonra. bavulları geri toplayıp bir dönüş bileti mi almak gerek. aynaya falan bakıp "ya tabii evet, varsın var olduğum sürece ve bu tanıdığım en büyük sadakat işte" mi demek gerek. yoksa arada mı kalmak ve dönmek önünü yeni bir arayışa kapılarak. artık bir şeye sığınılamayacağı ve artık bir şey olmak adına yapabileceklerinin sınırlılığıyla. ne yapmak, neler yapmak gerek her güne eşlik eden sınırsız gülümsemelerin yanıbaşında?

20150111

05:22


kendimi beynimden geçen düşüncelere bölebilseydim, ikinci bir einstein olurdum. kimse de beni hatırlamazdı. peki ya ben hangisiyim? gerçekten kim olduğuyla ilgilenen kaç kişiyiz? bir yolda gidiyorum. yolun nereye gittiğini bilmeden, yolun bana aitliğinden bile emin olmayarak. şimdi yanımda olan insanların bir gün yanımda olmayacaklarını bilecek kadar büyümüş olarak her gün. 21 yaşında. bir kadın. hayatı kim olarak yaşadığını bilmeden yaşayan küçük bir kadın. hayatında kim olarak yaşamak isteyebileceğini bilemeyecek kadar yaşama uzak. her gün nefes alacak kadar hayata sadık. herkese gülümseyecek kadar buruk. hayatını sahip olduğu iki adına bölmüş bir kadın. bembeyaz elleri ve onu hiç tanımamış insanları var. hayalgücü okuduğu kitaplar sayesinde yakasını bırakmıyor. çok minik detayları hayatının en güzel anı ilan edebilecek kadar uyumsuz. önünü görmede bir sıkıntı yaşamamış çünkü önünü göremeyeceğine hiç inanmamış. bugüne kadar koşabiliyordu çünkü nasıl koşabilir olduğunu hiç sorgulamamıştı. hayata "sarsılalım ki ne kadar sağlam olduğumuzu görelim" bakış açısıyla yöneldi hep. giderek daha makul birine dönüştüğünü görerek giderek daha anlaşılabilir olacağını sandı ama yanıldı. daha gömüldü içine, gerçekten kim olduğu. artık kendisi de unuttu.