20150419

yaklaşık bir bugün

şimdi yan masadan çakmak isteyen bir eril ses uzanıyor da o güzel kadının omzuna. ilk defa bulunduğu bu yerin eğreti çekingenliğiyle uzatıveriyor kibritini. kibriti gören eril sesin yüzü buruşuyor. ben de karşılarında varlığımı sürdürüyorum. o kadının görmediği o yüzü ben görebiliyorum. neden olabileceği üzerine düşüncelere dalıyorum. benziyor olduğuna inanarak biraz da hayata. bir çakmak ve bir kibritin aynı yakma işlevini görebileceklerini bir yana koyarak, bu memnuniyetsizliğin altındaki sebeplerle yüzleşiyorum biraz. daha kolay bir seçenek beklentisi mi, daha şık bir seçenek beklentisi mi. ben çok fazla algılayamıyorum. bu duruma içtenlikle gülüyor ve kendi akışımızın içinde yer almaya devam ediyoruz. biz. o masada üç kadın olarak. birazcık hayattan bahsediyoruz. biraz da latince sözcükler geçiyor. fazlaca anlayamadığımız şeylerin arasında suyun en şiddetli aktığı noktalara ulaşmaya çalışıyoruz ki yol alabilelim. hani hayattaki derin eşikleri atlatabilmenin "daha kolay" veya "daha şık" haliyle kendimize yön verebilelim. bu noktada biraz da gülümsemeye çalışıyor oluyoruz. daha fazla şiir diyoruz mesela cansever'in lafını geçirebiliyor olduğum anlardan duyduğum o gizli hazla daha fazla nefes aldığım inancını en içimde hissederek. mesela karanlık bir aralıktaki merdivene ilişiyoruz. mısır yiyoruz. anları ve tavırları hep başka bir şeyle ilişkilendiriyor ve halimizle dalga geçiyoruz. halimizle dalga geçmek bizi daha iyi insanlar dahi yapabiliyor. sonra bu yazdıklarımı okuyacak olduğuna inandığım o kadının dokunulmamış bir yanı da var şimdi aklımın bir köşesinde öylece asılı duran. öylece asılı duruyor çünkü bu asaleti kendime indirgeyemiyor oluyorum. asılı duruyor çünkü biraz çekiniyor oluyorum karşısında öylece uzandığım gecelerde. hani bazen insanlar varlıklarıyla ifade ederler ya nicesini. ona baktığımda bana anımsattıklarıyla var oluyor bende o daha çok. sonra bazen araya bir reklam giriyor. reklamlardaki sahtelikler bilinir. ürkütür beni çok onlar. hani bir köşeye siniyormuşum gibi dahi hissedebilirim kendimi. ürkerim, susturur beni. sonra da hüzünlü bir şarkı çalmaya başlar. kendisini "her şeyden ötürü" mutlu hissettiğini söyleyen o kadını üzüverir bu durum biraz. az evvel hissettiği neredeyse her şeyi unutur. ona o şarkı bir şeyler hatırlatır. her ne bilmiyorum ama bu değişim de beni ürkütür. öngöremediğim. neredeyse. her. şey. ürkütüverir. beni. ansızın.

ama yine de neşeli biriyimdir. neşeli biriyimdir ki "çakmak yerine kibrit" denklemi hayata uyarlanmış haliyle üzmez beni. bazen de şey olur. her şey bugünün içerdiği bütün o iyi ve kötü hislerden çok başka olur. sonra pencerede içerim sigaramı mesela. uzaklardan bir yerden şehir görünür. şehirlerin insanları vardır. onlar kızgınlardır. uyuyorlardır. sevişiyorlardır. hararetle bir şeyler anlatıyorlardır. bir yerden bir yere gidiyorlardır. düşünülebilecek o kadar çok şey verir ki o ışıklar size. ama bu yine de modern hayatın manzarasıdır. o anda o evlerin içi tanıdık olduğunca gizemlidir de. üzerine çok düşünülse de bazen yaklaşılamayabilir. çoğu kez yaklaşılamayabilir. çünkü o evlerin içlerinde burada dönenden her daim "başka" şeyler dönüyor olur. bir insanın kısıtlı varlığıyla tadamayacağı duygular vardır o evlerde. başka bir şiddette konuşulur gülünen hikayeler. başka şekillerde ağlanır o evlerde. güzel sesleri vardır insanların şarkılar söyledikleri. sonra elleri vardır ekmeklere uzanan. bir şeyler yazan. bir şeyler silen. ekmeği bırakan.

ulaşılabilir bir konumda olmanın da ulaşılamaz bir yanı vardır. insanlar beklenir. gelsinler de otursunlar işte şöylece diye. bir şeyler konuşabilmenin açlığı vardır. iyi şeyler dilenir. kötü hisler bastırılır. ama durulur orada öylece. bazen bazı hislere yaklaşılır da tam yakalanamaz. bazen hisler size yaklaşırlar ama yakalayamaz olurlar sizi. çünkü hep orada ve ulaşılabilir olduğunuzu sandığınız anlarda aslında sandığınız noktanın çok uzağında yer alıyor olmanız da en az diğerleri için öngördüğünüz kadar muhtemeldir. "hazırım" dediğiniz anlarda halbuki henüz hazır değilsinizdir.

ama sonra bizimle o merdivende oturmayı da seçebilirsiniz. mısır falan yeriz. belki sizin için sahile gider ve azıcık karşı kıyıyı izleriz. daha iyi insanlar olmak adına çaba gösteririz. reklamlar girmez hayatımıza. çirkin insanlar olmayı bırakabiliriz biraz da olsa. gerçekten konuşuyor oluruz konuştuğumuz sözcükleri. o kadının dokunulmamış yanlarının mistik etkisinde kalarak az biraz. şehrin insanları hakkındaki sonu gelmeyecek varyasyonları fısıldar oluruz birbirimize. her birine aslında gidip sarılabilmeyi dileyerek. neden olmasın?

tabii siz de beklentinizin çakmak olduğu anlarda uzanan kibrite gülümseyebileceklerdenseniz,

neden olmasın?

Hiç yorum yok: